بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lâm Mîm SâdAlif Laam Meem Saad
🇹🇷 7:1 Elif, lâm, mîm, sâd.
bir Kitaptır(This is) a Bookindirilenrevealedsanato youolmasınso (let) notolbegöğsündeingöğsünyour breastbir sıkıntıany uneasinessonunlafrom ituyarmanthat you warnhususundawith itve öğüt (vermen)and a reminderinananlarafor the believers
🇹🇷 7:2 (Bu,) sana indirilen bir Kitab'tır. Onunla (insanları) uyarman ve inananlara öğüt (vermen) hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın.
uyunFollowşeyewhatindirilenhas been revealedsizeto youRabbinizdenfromRabbinyour Lordve uymayınand (do) notuyarlarfollowO'ndan başkafromO'ndan başkabeside Himvelilereany alliesne kadar da azLittleöğüt alıyorsunuz(is) whathatırlarsınızyou remember
🇹🇷 7:3 (Ey insanlar) Rabbinizden, size indirilene uyun ve O'ndan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
ve niceAnd how manykent(ler)iofbir şehira cityhelak ettikWe destroyed itonlara geliverdiand came to itazabımızOur punishmentgece yatarlarken(at) nightyahutoronlar(while) theygündüz uyurlarkenwere sleeping at noon
🇹🇷 7:4 Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
kalmadıThen notyalvarılarıwasiddialarıtheir pleazamanwhenonlara geldiğicame to themazabımızOur punishmentbaşkaexceptdemelerindenthatdedilerthey saidbiz gerçektenIndeed, wezalimlermişizwerezalimlerwrongdoers
🇹🇷 7:5 Azabımız onlara geldiğinde "Biz gerçekten zalimlermişiz!" demelerinden başka yalvarışları kalmadı.
soracağızThen surely We will questionolanlarathose (to) whomelçi gönderilmişwere sentkendilerineto them (Messengers)ve soracağızand surely We will questiongönderilen elçilerethe Messengers
🇹🇷 7:6 Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.
ve elbette anlatacağızThen surely We will narrateonlarato thembilgi ilewith knowledgeziraand notdeğiliz bizwere Weonlardan uzakabsent
🇹🇷 7:7 Ve elbette onlara, olanbiten herşeyi bir bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan uzak değiliz.
ve tartıAnd the weighingo günthat daytam doğrudur(will be) the truthkiminSo whose ağır gelirse(will be) heavytartılarıhis scalesiştethen thoseonlar[they]kurtulanlardır(will be) the successful ones
🇹🇷 7:8 O gün (amelleri tartacak) terazi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır.
kiminAnd (for) thosehafif gelirse(will be) lighttartılarıhis scalesişte onlar daso thosekimselerdir(will be) the ones whoziyana sokan(lardır)lostkendilerinithemselvesötürübecauseayetlerimizethey wereayetlerimizeto Our Verseshaksızlık etmelerinden(doing) injustice
🇹🇷 7:9 Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.
ve doğrusuAnd certainlybiz sizi yerleştirdikWe established youyeryüzündeinyeryüzüthe earthve verdikand We madesizefor youoradain itgeçimliklerlivelihoodne kadar da azLittleşükrediyorsunuz(is) whatşükredersinizyou (are) grateful
🇹🇷 7:10 Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!
ve andolsunAnd certainlysizi yarattıkWe created yousonrathensize biçim verdikWe fashioned yousonra daThendedikWe saidmeleklereto the Angelssecde edinProstrateAdem'eto Adamhepsi secde ettilerSo they prostratedhariçexceptİblisIbliso olmadıNoto idihe wassecde edenlerdenofsecde edenlerthose who prostrated
🇹🇷 7:11 Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.
dedi(Allah) saidnedir?Whatseni alıkoyanprevented yousecde etmektenthat notsecde edersinizyou prostratezamanwhensana emrettiğimI commanded youdedi(Shaitaan) saidbenI amhayırlıyımbetterondanthan himbeni yarattınYou created meateştenfromateşfireonu ise yarattınand You created himçamurdanfromçamurclay
🇹🇷 7:12 (Allah) buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (İblis): "Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
dedi(Allah) saidöyle ise inThen go downoradanfrom itdeğildirfor not(haddin)it isseninfor youbüyüklük taslamakthatbüyüklük taslamayınyou be arrogantoradain itçıkSo get outçünkü senindeed, youaşağılıklardansın(are) ofalçaltılmışlarthe disgraced ones
🇹🇷 7:13 (Allah) buyurdu: "Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın."
dedi(Shaitaan) saidbana süre verGive me respitekadartillgüne(the) Daytekrar dirileceklerithey are raised up
🇹🇷 7:14 (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
dedi ki(Allah) saidhaydi senIndeed, yousüre verilmişlerdensin(are) ofkendilerine süre verilenlerthe ones given respite
🇹🇷 7:15 (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."
dedi ki(Shaitaan) saidkarşılıkBecausebeni azdırmanaYou have sent me astrayben de oturacağımsurely I will sitonlar(ı saptırmak) içinfor themsenin yolunun üstüne(on) Your pathdoğruthe straight
🇹🇷 7:16 "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."
sonraThenonlara sokulacağımsurely, I will come to themönlerindenfromöncebeforeonlarıthemceand fromarkalarındanbehind themveand fromsağlarındantheir rightveand fromsollarındantheir leftveand notbulmayacaksınYou (will) findçoklarınımost of themşükredenlerdengrateful
🇹🇷 7:17 "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
buyurdu(Allah) saidhaydi çıkGet outoradanof ityerilmiş olarakdisgracedve kovulmuş olarakand expelledandolsun kimCertainly, whoeversana uyarsafollows youonlardanamong themdolduracağımsurely, I will fillcehennemiHellsizinwith youhepinizleall
🇹🇷 7:18 (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki, onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."
ve ey AdemAnd O AdamdurunDwellsenyouve eşinand your wifecennette(in) the Gardenyeyinand you both eatyerdenfromher neredewhereverdilediğinizyou both wishfakatbut (do) notyaklaşmayınapproach [both of you]şuthisağaca[the] treeyoksa olursunuzlest you both bezalimlerdenamongzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 7:19 (Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
derken fısıldadıThen whisperedonlarato both of themşeytanthe Shaitaangöstermek içinto make apparentkendilerineto both of themolanwhatgizlenmişwas concealedonlarınfrom both of themçirkin yerlerindenofayıplarıtheir shamedediAnd he saidsizi men'etti(Did) notikinize yasakladıforbid you bothRabbinizyour Lord(-tan)fromşuthisağaç(tan)[the] treesırfexceptdiyethatolursunuzyou two becomeikiniz de birer melekAngelsya daorolursunuz (diye)you two becomeebedi kalıcılardanofölümsüzlerthe immortals
🇹🇷 7:20 Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
ve onlara yemin ettiAnd he swore (to) both of themelbette benIndeed, I amsizeto both of youdiyeamongöğüt verenlerdenimthe sincere advisors
🇹🇷 7:21 Ve onlara: "Elbette ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti.
onları aşağı sarkıttıSo he made both of them fallaldatarakby deceptionne zaman kiThen whentadıncathey both tastedağac(ın meyvasın)ıthe treegöründübecame apparentkendilerineto both of themçirkin yerleritheir shameve başladılarand they beganüst üste yamayıp örtmeğe(to) fastenüzerlerineover themselvesyapraklarındanfromyapraklar(the) leavescennet(of) the Gardenve onlara seslendiAnd called them bothRableritheir Lordben sizi men'etmedim mi?Did notikinize yasakladımI forbid you bothbufrombuthisağaçtan[the] treeve demedim mi?and [I] saysizeto both of youşüphesizthatşeytan[the] Shaitaansizin içinto both of youdüşmandır(is) an enemyapaçıkopen
🇹🇷 7:22 Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
dedilerBoth of them saidRabbimizOur Lordbiz zulmettikwe have wrongedkendimizeourselvesve eğerand ifbağışlamazsannotbağışlarsınYou forgivebizi[for] usve bize acımazsanand have mercy (on) usmuhakkak oluruzsurely, we will beziyana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 7:23 Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
buyurdu(Allah) saidininGet downbır kısmınızsome of youdiğerinizeto some othersdüşman olarak(as) enemysizin içindirAnd for youyeryüzündeinyeryüzüthe earthyerleşme(is) a dwelling placeve geçinmeand livelihoodkadarforbir süreyea time
🇹🇷 7:24 (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
dediHe saidoradaIn ityaşayacaksınızyou will liveve oradaand in itöleceksinizyou will dieve yine oradanand from itçıkarılacaksınızyou will be brought forth
🇹🇷 7:25 "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
Ey oğullarıO ChildrenAdem(of) AdammuhakkakVerilyindirdikWe have sent downsizeto yougiysiclothingörtecekit coversçirkin yerleriniziyour shameve süslenecek elbiseand (as) an adornmentve giysisiBut the clothingtakva(of) [the] righteousness buthaten iyisidir(is) bestişte bu(nlar)Thatayetlerindendir(is) fromayetler(the) SignsAllah'ın(of) Allahbelkiso that they maydüşünüp öğüt alırlarremember
🇹🇷 7:26 Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Ey oğullarıO ChildrenAdem(of) Adamsizi bir belaya düşürmesin(Let) notsizi ayartırtempt youşeytan[the] Shaitaangibiasçıkardığıhe drove outana babanızıyour parentscennettenfromcennetParadisesoyarakstrippingonlarınfrom both of themelbiselerinitheir clothingonlara göstermek içinto show both of themçirkin yerlerinitheir shamemuhakkakIndeed, hesizi görürlersees you oheve kabilesiand his tribeyerdenfromneredewheresizin onları göremeyeceğiniznotonları görürsünyou see themmuhakkakIndeedbiz yaptıkWe have madeşeytanlarıthe devilsdostlarıfriendskimselerinof those whoinanmayan(ların)(do) notzamanbelieve
🇹🇷 7:27 Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık.
ve zamanAnd whenonlar yaptıklarıthey dobir kötülükimmoralitydedilerthey saybuldukWe foundbu (yolda)on itbabalarımızıour forefathersAllahand Allahbize emretti(has) ordered usbunuof itdeSaymuhakkakIndeedAllahAllahemretmez(does) notemrederlerorderkötülüğüimmoralitymi söylüyorsunuz?Do you saykarşıaboutAllah'aAllahşeyleriwhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 7:28 Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." derler. De ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
de kiSayemretti(Has been) orderedRabbim(by) my Lordadaletijusticeve O'na doğrultunand setyüzleriniziyour facesherathereverymesciddemasjidve O'na yalvarınand invoke Himhas kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religiongibiAsilkin sizi yarattığıHe originated youO'na döneceksiniz(so) will you return
🇹🇷 7:29 De ki: "Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
bir topluluğuA groupdoğru yola ilettiHe guidedve bir topluluğa daand a grouphak oldudeserved üzerlerine[on] theysapıklıkthe astrayingçünkü onlarIndeed, theytuttulartakeşeytanlarıthe devilsdostlar(as) alliesbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahve sanıyorlarwhile they thinkkendilerinin dethat theydoğru yolda olduklarını(are the) guided-ones
🇹🇷 7:30 (O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
Ey oğullarıO ChildrenAdem(of) AdamalınTakesüs(lü güzel giysiler)inizi'your adornmentherathereverymesci(de gidişiniz)demasjidve yeyinand eatve içinand drinkfakat israf etmeyinbut (do) notisraf etmeyinbe extravagantçünkü OIndeed, Hesevmez(does) notseverlerloveisraf edenlerithe extravagant ones
🇹🇷 7:31 Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.
de kiSaykimWhoharam ettihas forbiddensüsü(the) adornmentAllah'ın(from) Allahçıkardığıwhichortaya çıkardıHe has brought forthkulları içinfor His slavesve güzeland the pure thingsrızıklarıofrızıksustenancede kiSayOTheykimselerindir(are) for those whoinanan(larındır)believehayatındaduringhayatthe lifedünya(of) the worldyalnız onlarındırexclusively (for them)günü de(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionişte böyleThusbiz açıklıyoruzWe explainayetlerithe Signsbir topluluk içinfor (the) peoplebilenwho know
🇹🇷 7:32 De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur". İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.
de kiSaykesinlikleOnlyharam etmiştir(had) forbiddenRabbimmy Lordfuhuşlarıthe shameful deeds(gerek)whataçığını(is) apparentonunof it(gerek)and whatkapalısınıis concealedve günahıand the sinve saldırmayıand the oppressionyerewithouthaksız[the] rightveand thatortak koşmayıyou associate (others)Allah'awith Allahbir şeyiwhatindirmediğinotO indirdiHe (has) sent downhakkındaof ithiçbir delilany authorityveand thatsöylemeniziyou sayhakkındaaboutAllahAllahşeylerwhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 7:33 De ki: "Rabbim, sadece fuhşiyatı, onun açık ve gizli olanını, günahları, haksız yere isyanı, haklarında hiç bir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır".
ve herAnd for everyümmetinnationbir süresi vardır(is a fixed) termne zaman kiSo whengelincecomessüreleritheir termgeri kalmazlar(they can) notertelemek isterlerseek to delaybir anan hourve ne deand notöne geçemezlerseek to advance (it)
🇹🇷 7:34 Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
ey oğullarıO ChildrenAdem(of) AdameğerIfsize gelirsecome to youelçilerMessengerskendi içinizdenfrom youanlattıkarındarelatingsizeto youayetlerimiMy Verseskimselerethen whoeverkorunanfears Allahve uslananand reformsyokturthen nokorkufearüzelerineon themveand notonlartheyüzülmeyeceklerdirwill grieve
🇹🇷 7:35 Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah'tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.
kimselerBut those whoyalanlayandenyayetlerimiziOur Versesve büyüklenenlerand (are) arrogantonlara karşıtowards themişte onlarthosehalkıdır(are the) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itsürekli kalacaklardırwill abide forever
🇹🇷 7:36 Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
kim olabilir?Then whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (one) whouyduraninventedkarşıagainstAllah'aAllahyalana lieya daoryalanlayandeniesO'nun ayetleriniHis VersesonlaraThose erişirwill reach themnasipleritheir portionKitaptanfromKitapthe Booknihayetuntilgelincewhenonlara gelircomes to themelçilerimizOur messengers (Angels)canlarını alırken(to) take them in deathdiyeceklerthey sayhani nerede?Where areolduklarınızthose (whom)idinizyou used toyalvarmışinvokebaşkasınafrombaşkabesidesAlah'tanAllahdedilerThey saysapıp kayboldularThey strayedbizdenfrom usve şahidlik ettilerand they (will) testifyaleyhlerineagainstkendithemselveskendilerininthat theyolduklarınawerekafirlerdisbelievers
🇹🇷 7:37 Allah'a karşı yalan uyduran yahut âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir. Canlarını alacak elçilerimiz gelince onlara: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" derler. Onlar: "O taptıklarımız bizden sapıp ayrıldılar." derler. Böylece kendilerinin kâfir olduklarına bizzat şahitlik ederler.
(Allah) dediHe (will) saygirinEnterarasındaamongtoplulukları(the) nationsgeçen(who)gelip geçtipassed awaysizden öncefromsenden öncebefore youcinofcinlerthe jinnve insanand the meniçineinateşinthe FireherEvery timegirdiğindeenteredümmeta nationla'net ederit cursedyoldaşınaits sister (nation)nihayetuntilzamanwhenbirbiri ardındanthey had overtaken one anotheroradain ithepsi toplandığıalldediler ki(will) saysonrakiler(the) last of themöncekiler içinabout the first of themRabbimizOur Lordbunlarthesebizi saptırdılarmisled usbunlara verso give themazabpunishmentbir kat dahadoubleateştenofateşthe Fire(Allah) dediHe (will) sayhepsi için vardırFor eachbir kat fazla(is) a doubleancak[and] butsiz bilmezsiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 7:38 Allah onlara: "Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber cehennem ateşine girin!" der. Cehenneme giren her ümmet kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi oraya toplandığında, sonrakiler öncekiler hakkında derler ki: "Rabbimiz! İşte şunlar bizi doğru yoldan saptırdı. Onlara cehennem ateşinden kat kat azab ver". Allah der ki: "Herkesin azabı kat kattır, fakat siz bilemezsiniz".
dediler kiAnd (will) sayöncekiler(the) first of themsonrakilereto (the) last of themyokturThen notsizinissizin içinfor youbizeupon ushiçanyüstünlüğünüz;superiorityo halde siz de tadınso tasteazabıthe punishmentkarşılıkfor whatolduklarınızayou used tokazanıyorearn
🇹🇷 7:39 Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın".
şüphesizIndeedkimselerthose whoyalanlayandeniedbizim ayetlerimiziOur Versesve kibirlenenlerand (were) arrogantonlaratowards themaçılmayacak(will) notaçılırbe openedonlarafor themkapıları(the) doorsgök(of) the heavenveand notonlar giremeyeceklerdirthey will entercenneteParadisekadaruntilgeçinceyepassesdevethe cameliçindenthroughdeliği(the) eyeiğne(of) the needleve işte böyleAnd thuscezalandırırızWe recompensesuçlularıthe criminals
🇹🇷 7:40 Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
onlar için vardırFor themcehennemdenofcehennem(the) Hellbir döşek(is) a bedveand fromüstlerinde deover them(ateşten) örtülercoveringsişte böyleAnd thuscezalandırırızWe recompensezalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 7:41 Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.
ve kimselerBut those whoinananbelieveve yapanlarand doiyi işler[the] righteous deedsyüklemeyiznotyüklerizWe burdenhiç kimseyeany soulbaşkasınıexceptgücünün yettiğinden(to) its capacityişte onlarThosehalkıdır(are the) companionscennet(of) Paradiseonlartheyoradain itebedi kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 7:42 İman edenler ve iyi amellerde bulunanlarki biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz işte onlar cennet ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
ve çıkarıp atmışızdırAnd We will removene varsawhateveriçinde(is) ingöğüsleritheir breastskindenofkinmaliceakmaktadırFlowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversve dedilerAnd they will sayhamdolsunAll the praiseAllah'a(is) for Allaho kithe One Wholutfedip bizi getirdiguided usburayato thisbizand notidikwe were(doğruyu) bulamazdıkto receive guidanceeğerif notbizi getirmeseydi[that]bize hidayet etmişti(had) guided usAllahAllahmuhakkakCertainlygetirmişlercameelçileriMessengersRabbimizin(of) our Lordgerçeğiwith the truthonlara seslenildiAnd they will be addressedişte size[that]buThiscennet(is) Paradiseo size miras verildiyou have been made to inherit itkarşılıkfor whatyaptıklarınızayou used toyapındo
🇹🇷 7:43 Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. "Bizi buna erdiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola sevk etmeseydi biz doğru yola erişemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler." derler. Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz".
ve seslendiAnd will call outhalkı(the) companionscennet(of) Paradisehalkına(to the) companionsateş(of) the FirekithatmuhakkakIndeedbiz buldukwe foundşeyiwhatbize va'dettiğini(had) promised usRabbimizinour Lordgerçektruemu?So havesiz buldunuzyou foundşeyiwhatsize va'dettiğini(was) promisedRabbinizin(by) your Lordgerçek(to be) truededilerThey will sayevetYesve seslendiThen will announcebir ünleyician announceraralarındanamong themdiye[that]la'neti(The) curseAllah'ın(of) Allahüzerine olsun(is) onzalimlerinthe wrongdoers
🇹🇷 7:44 Cennet ehli, cehennem ehline: "Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da "evet" derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: "Allah'ın laneti zalimler üzerine olsun!
onlar kiThose whomenediphinderyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahve onu isterlerand seek in iteğriltmekcrookednessve onlarwhile they (are)ahireti deconcerning the Hereafterinkar ederlerdidisbelievers
🇹🇷 7:45 Onlar, Allah'ın yolundan men ederler ve onu eğriltmek isterler, ahireti de inkâr ederlerdi".
iki taraf arasındaAnd between thembir perde (vardır)(will be) a partitionve üzerindeand onA'rafthe heightserkekler (vardır)(will be) mentanıyanrecognizinghepsiniallyüzlerindeki işaretleriyleby their marksve seslendilerAnd they will call outhalkına(to the) companionscennet(of) Paradisediyethatselam olsunPeacesize(be) upon youcennete girmemişNotoraya girdilerthey have entered itfakat onlarbut theybeklemektedirlerhope
🇹🇷 7:46 Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
zamanAnd whençevrildiğiare turnedgözleritheir eyestarafınatowardshalkı(the) companionsateş(of) the Firededilerthey (will) sayRabbimizOur Lordbizi bulundurma(Do) notbizi kılplace usberaberwithtopluluklathe people zalimthe wrongdoers
🇹🇷 7:47 Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de: "Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!" derler.
ve seslendilerAnd (will) call outhalkı(the) companionsA'raf(of) the heightsbirtakım adamlara(to) mentanıdıklarıwhom they recognizeyüzlerindenby their marksdediler kisayinghiçbir yarar sağlamadıNotfayda verdi(has) availedsize[to] youtopluluğunuzunyour gatheringne deand whatsizeyou werebüyüklük taslamanızarrogant (about)
🇹🇷 7:48 A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı".
bunlar mıydı?Are thesekimselerthe ones whomyemin ettiğinizyou had swornonları erdirmeyecek diye(that) notonlara verir(will) grant themAllahAllahhiçbir rahmeteMercygirinEntercenneteParadiseyoktur(There will be) nokorkufearartık sizeupon youve değilsinizand notsizyouüzülecek dewill grieve
🇹🇷 7:49 "Allah onları hiç bir rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz" derler.
ve seslendilerAnd (will) call outhalkı(the) companionsateş(of) the Firehalkına(to the) companionscennet(of) Paradisediye[that]biraz da akıtınPourbizim üzerimizeupon ussu(yunuz)dan[of](biraz) su(some) waterveyaorsize verdiği rızıktanof whatsize rızık verildi(has been) provided (to) youAllah'ın(by) Allahdediler kiThey (will) sayşüphesizIndeedAllahAllahbu ikisini haram etmiştirhas forbidden bothüzerinetokafirlerthe disbelievers
🇹🇷 7:50 Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı." derler.
onlar kiThose whoyerine koydulartookdinlerinitheir religionbir eğlence(as) an amusementve oyunand playve kendilerini aldattıand deluded themhayatıthe lifedünya(of) the worldbugünSo todaybiz de onları unuturuzWe forget themgibiasunuttuklarıthey forgotkarşılaşacaklarını(the) meetinggünleriyle(of) their daybuthisveand [what]ettikleri(as) they used toayetlerimiziwith Our Versesbile bile inkarthey reject
🇹🇷 7:51 Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz.
gerçektenAnd certainlyonlara getirdikWe had brought thembir Kitapa Bookaçıkladığımızwhich We have explainedgörewithbilgiyeknowledge yol göstericias guidanceve rahmet olanand mercybir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 7:52 Gerçekten onlara, bilgiye göre açıkladığımız, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir Kitap getirdik.
mı?Dogözetiyorlarthey waitilleexceptonun te'vilini(for) its fulfillmentgün(The) Daygeldiği(will) comeonun te'viliits fulfillmentderler kiwill sayolanlarthose whoonu unutmuşhad forgotten itöncedenfromöncebeforedoğrusuVerilygetirmişhad comeelçileri(the) MessengersRabbimizin(of) our Lordgerçeğiwith the truthvar mı ki?so are (there)bizimfor usşefa'atçilerimizanyşefaatçilerintercessorsşefa'at etsinlerso (that) they intercedebizefor usyahutortekrar geri döndürülür müyüz kiwe are sent backyapalımso (that) we do (deeds)başkasınıother thanşeylerdenthat whichyaptıklarımızdanwe used toyapındomuhakkakVerilyonlar ziyana soktularthey lostkendilerinithemselvesve saptıand strayedkendilerindenfrom themşeylerwhatolduklarıthey used touyduruyorinvent
🇹🇷 7:53 İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti.
şüphesizIndeedRabbinizyour Lordo Allah'tır(is) Allahkithe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthiçindeinaltısixgünepochssonrathenistiva ettiHe ascendedüzerineonArşthe Thronebürüyüp örterHe coversgeceyithe nightgündüz(ün üzerin)e(with) the dayonu kovalayanseeking itdurmadanrapidlyve güneşiand the sunve ayıand the moonve yıldızlarıand the stars boyun eğmiş vaziyettesubjectedbuyruğunaby His commandİyi bilin kiUnquestionablyO'nundurfor Himyaratma(is) the creationve emirand the commandne uludurblessedAllah(is) AllahRabbiLordÂlemlerin(of) the worlds
🇹🇷 7:54 Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
du'a edinCall uponRabbinizeyour Lordyalvararakhumblyve gizliceand privatelyçünkü OIndeed, Hesevmez(does) notseverlerlovehaddi aşanlarıthe transgressors
🇹🇷 7:55 Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
bozgunculuk yapmayınAnd (do) notbozgunculuk yaparlarcause corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthsonraafterdüzeltildiktenits reformationO'na du'a edinAnd call Himkorkarak(in) fearve umarakand hopemuhakkak kiIndeedrahmeti(the) MercyAllah'ın(of) Allahyakındır(is) neariyilik edenlereforiyilik edenlerthe good-doers
🇹🇷 7:56 Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na, korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
O kiAnd Hegönderir(is) the One Whogönderirsendsrüzgarlarıthe windsmüjdeci(as) glad tidingsönündefromöncebeforerahmetininHis Mercynihayetuntilzamanwhenonlar yüklenincethey have carriedbulutlarıclouds ağır ağırheavyonu yollarızWe drive thembir ülkeyeto a landölüdeadindiririzthen We send downonunlafrom itsuthe waterve çıkarırızthen We bring forthonunlafrom ittürlü türlü(of)her (türlü)all (kinds)meyvalar(of) fruitsişte böyleThusçıkaracağızWe will bring forthölüleri dethe deadherhaldeso that you mayibret alırsınıztake heed
🇹🇷 7:57 Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
ve ülkeninAnd the land güzel olan[the] pureçıkarcomes forthbitkisiits vegetationizniyleby (the) permissionRabbinin(of) its Lordolandan isebut whichkötüis bad çıkmaz(does) notçıkıncome forthbaşka bir şeyexceptyararsız bitkiden(with) difficultyişte biz böyleThusdöndürüp açıklarızWe explainayetlerithe Signsbir toplum içinfor a peopleşükredenwho are grateful
🇹🇷 7:58 Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise yararsız bitkiden başka bir şey çıkmaz. İşte biz, şükreden bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.
andolsunCertainlygönderdikWe sentNuh'uNuhkavminetokavmihis peoplededi kiand he saidEy kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinfor youhiçbiranytanrınızgodO'ndan başkaother than Himdoğrusu benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizefor youazabın(ın inmesin)denpunishmentbir günün(of the) DaybüyükGreat
🇹🇷 7:59 Andolsun ki Nûh'u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
dedi(ler) kiSaidileri gelenlerthe chiefskavmindenofkavmihis peopleelbette bizIndeed, weseni görüyoruzsurely see youiçindeinbir sapıklıkerroraçıkclear
🇹🇷 7:60 Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz".
dedi kiHe saidEy kavmimO my peopleyokturThere is notbendein mebir sapıklıkerrorfakat benbut I ambir elçiyima MessengertarafındanfromRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 7:61 (Nûh) dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
size duyuruyorumI convey to youmesajlarınıthe MessagesRabbimin(of) my Lordve öğüt veriyorumand [I] advisesize[to] youve biliyorumand I knowtarafındanfromAllahAllahşeyleriwhatsizin bilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 7:62 "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
şaştınız mı?Do you wondergelmesinethatsize geldihas come to youbir Zikira reminderRabbinizdenfromRabbinyour Lordaracılığı ileonbir adama maniçinizdenamong yousizi uyarmak içinthat he may warn youve korunmanız içinand that you may fearve belkiand so that you maymerhamete uğrarsınız diyereceive mercy
🇹🇷 7:63 (Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir(kitap) gelmesine şaştınız mı?"
O'nu yalanladılarBut they denied himbiz de kurtardıkso We saved himo kimseleriand those whoO'nunla berebar(were) with himbulunanlarıingemidethe shipve boğdukAnd We drownedkimselerithose whoyalanlayanlarıdeniedayetlerimiziOur Versesçünkü onlarIndeed, theyidilerwerebir kavima peoplekörblind
🇹🇷 7:64 O'nu yalanladılar, biz de O'nu ve O'nunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.
ve (gönderdik)And toAd(kavmin)e deAadkardeşleri(We sent) their brotherHud'uHuddedi kiHe saidEy kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinfor youhiçbiranytanrınızgodO'dan başkaother than Himsakınmaz mısınız?Then will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 7:65 Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u (gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.
dedi(ler) kiSaidileri gelenthe chiefskimseler(of) those whoinkarcılardisbelievedkavmindenfromkavmihis peopleelbette bizIndeed, weseni görüyoruzsurely, see youiçindeinbir beyinsizlikfoolishnessve elbette bizand indeed, wezannediyoruz ki sen[we] think youyalancılardansın(are) ofyalancılarthe liars
🇹🇷 7:66 Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."
dediHe saidEy kavmimO my peopleyokturThere is notbendein mebeyinsizlikfoolishnessfakat benbut I ambir elçiyima MessengertarafındanfromRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 7:67 (Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
size duyuruyorumI convey to youmesajlarınıMessagesRabbimin(of) my Lordve benand I amsizin içinto youbir öğütçüyüman adviser güvenilirtrustworthy
🇹🇷 7:68 "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
şaştınız mı?Do you wondersize gelmesinethatsize geldihas come to youbir Zikira remindertarafındanfromRabbinizyour Lordaracılığı ileonbir adama maniçinizdenamong yousizi uyarması içinthat he may warn youdüşünün kiAnd rememberne zaman kiwhensizi yaptıHe made youhakimlersuccessorssonrafromsonraafterkavminden(the) peopleNuh(of) Nuhve size verdiand increased youyaratılıştainboythe statureüstünlük güç'extensivelyhatırlayın kiSo rememberni'metlerini(the) BountiesAllah'ın(of) Allahumulur kiso that you maybaşarıya erersinizsucceed
🇹🇷 7:69 "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."
dediler kiThey saidsen bize mi geldin?Have you come to uskulluk etmemiz içinthat we (should) worshipAllah'aAllahtek olanAloneve bırakalım diyeand we forsakeşeyleriwhatolduklarıused totapıyorworshipatalarımızınour forefathers(haydi) bize getirThen bring usşeyiof whatbizi tehdidettiğinyou promise useğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 7:70 Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir!"
dedi kiHe saidartıkVerilyinmiştirhas fallensizeupon youRabbinizdenfromRabbinyour Lordbir pislikpunishmentve gazaband angerbenimle mi tartışıyorsunuz?Do you dispute with mehakkındaconcerningisimlernamesadlandırdığınızyou have named them sadece sizinyouve atalarınızınand your forefathersindirmediğiNotindirildi(has been) sent downAllah'ın(by) Allahonlar içinfor ithiçbiranydelilauthoritybekleyin öyle iseThen waitben deindeed, I amsizinle beraberwith youbekleyenlerdenimofbekleyenlerthe ones who wait
🇹🇷 7:71 (Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!
O'nu kurtardıkSo We saved himve olanlarıand thoseO'nunla beraberwith himbir rahmetleby Mercybizdenfrom Usve kestikAnd We cut offkökünüthe rootskimselerin(of) those whoyalanlayan(ların)deniedayetlerimiziOur Signsveand notolanlarınthey wereinanmayacakbelievers
🇹🇷 7:72 Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
veAnd toSemud(kavmin)e deThamudkardeşleri(We sent) their brotherSalih'i (gönderdik)Salihdedi kiHe saidEy kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinfor youhiçbiranytanrınızgodO'ndan başkaother than HimelbetteVerilysize geldihas come to youaçık delila clear prooftarafındanfromRabbinizyour Lordişte şuThisdevesi(is) a she-camelAllah'ın(of) Allahsize(it is) for youbir mu'cizedira Signbırakın onuSo you leave heryesin (içsin)(to) eatarzındanonyeryüzü(the) earthAllah'ın(of) Allahsakınand (do) notona dokundurmayıntouch herbir kötülükwith harmyoksa sizi yakalarlest seizes youbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 7:73 Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah'ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar."
düşünün kiAnd rememberhaniwhensizi yaptıHe made youhükümdarlarsuccessorssonrafromsonraafterAd'danAadve sizi yerleştirdiand settled youyeryüzündeinyeryüzüthe earthediniyorsunuzYou takeO'nun düzlüklerindefromdüzlükleriits plainssaraylarpalacesve yontup yapıyorsunuzand you carve outdağlarınıthe mountainsevler(as) homesartık hatırlayınSo rememberni'metlerini(the) BountiesAllah'ın(of) Allahkarışıklık çıkarmayınand (do) notyoldan çıkarlaract wickedlyyeryüzündeinyeryüzü(the) earthbozgunculuk yapıpspreading corruption
🇹🇷 7:74 Düşünün ki (Allah) Âd'dan sonra sizi hükümdarlar kıldı. Ve yer yüzünde sizi yerleştirdi: O'nun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.
dedilerSaidileri gelenlerthe chiefsonlar ki thosebüyüklük taslıyorlar(who) were arrogantkavmindenamongkavmihis peoplekimselerto those whozayıf görülenwere oppressed kimselere (karşı)[to] those whoinananbelievediçlerindenamong themsiz biliyor musunuz?Do you knowgerçektenthatSalih'inSalihgönderildiğini(is the) one senttarafındanfromRabbihis LorddedilerThey saiddoğrusu bizIndeed, wegönderilenein whatgönderildihe has been sentonunlawith [it]inananlarız(are) believers
🇹🇷 7:75 Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen müminlere: "Siz, dediler, Sâlih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" (Onlar da): "(Evet), doğrusu biz onunla gönderilene inananlarız!" dediler.
dedilerSaidkimselerthose whobüyüklük taslayan(lar)were arrogantşüphesiz bizIndeed wesizin inandığınızıin that whichiman edersinizyou believekendisinein itinkar edenleriz(are) disbelievers
🇹🇷 7:76 Büyüklük taslayanlar: "Biz, sizin inandığınızı inkâr edenleriz!" dediler.
derken boğazladılarThen they hamstrungdişi deveyithe she-camelve dışına çıktılarand (were) insolentbuyruğundantowardsemir(the) commandRablerinin(of) their Lordve dedilerand they saidEy SalihO Salihbize getirBring usşeyiwhatbizi tehdidettiğinyou promise useğerifisenyou areelçilerdenofelçilerthe Messengers
🇹🇷 7:77 Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.
hemen onları yakaladıSo seized themo sarsıntıthe earthquakeçökekaldılarthen they becameyurtlarında;inyurtlarıtheir homesdiz üstüfallen prone
🇹🇷 7:78 Bunun üzerine hemen onları, o sarsıntı yakaladı, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
öteye döndüSo he turned awayonlardanfrom themve dediand he saidEy kavmimO my peoplemuhakkakVerilyben size duyurdumI have conveyed to youmesajlarını(the) MessageRabbimin(of) my Lordve öğüt verdimand [I] advisedsize[to] youfakatbutsiz sevmiyorsunuznotseversinizyou likeöğüt verenlerithe advisers
🇹🇷 7:79 Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
ve Lut'u da (gönderdik)And Lutdediwhendedihe saidkavmineto his peoplesiz mi yapıyorsunuz?Do you commitfuhşu(such) immoralityyapmadığınotsizden öncehas preceded youonuthereinhiçanykimseninonedünyalardaofâlemlerthe worlds
🇹🇷 7:80 Lût'u da (peygamber olarak) gönderdik. Kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç birinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyor sunuz?
muhakkak sizIndeed, youyaklaşıyorsunuzyou approacherkeklerethe menşehvetlelustfullybırakıpfromyerineinstead ofkadınlarıthe womendoğrusuNaysizyoubir kavimsiniz(are) a peoplehaddi aşan(who) commit excesses
🇹🇷 7:81 Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
olmadıAnd notidiwascevabı(the) answerkavminin(of) his peoplebaşkaexceptdemelerindenthatdedilerthey saidonları çıkarınDrive them outkentinizdenofbeldenizyour townçünkü onlarIndeed, theyinsanlarmış(are) peoplefazla temizlenenwho keep themselves pure
🇹🇷 7:82 Kavminin cevabı: "Onları (Lût'u ve taraftarlarını) kentinizden çıkarın, çünkü onlar, fazla temizlenen insanlarmış! "demelerinden başka bir şey olmadı.
biz de onu kurtardıkSo We saved himve ailesiniand his familyyalnızexceptkarısıhis wifeoldushe wasgeride kalanlardanofgeride kalanlarthose who stayed behind
🇹🇷 7:83 Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.
ve yağdırdıkAnd We showeredüzerlerineupon thembir yağmura rainbakSo seenasılhowolduwassonu(the) endsuçluların(of) the criminals
🇹🇷 7:84 Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
veAnd toMedyen'eMadyankardeşlerihis brotherŞuayb'i (gönderdik)ShuaibdediHe saidEy kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinfor youhiçanytanrınızgodO'ndan başkaother than HimdoğrusuVerilysize geldihas came to youaçık bir delila clear proofRabbinizdenfromRabbinyour Lordtam yapınSo give fullölçüyü[the] measureve tartıyıand the weightveand (do) noteksiltmeyindepriveinsanların[the] peopleeşyalarınıin their thingsbozgunculuk yapmayınand (do) notbozgunculuk yaparlarcause corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthsonraafterdüzeltildiktenits reformationböylesiThatdaha iyidir(is) bettersizin içinfor youeğerifisenizyou areinananlarbelievers
🇹🇷 7:85 Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!"
ve oturmayınAnd (do) nototurunsitheron everyyolapathtehdit ederekthreateningve engelleyerekand hinderingyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahkimseleri(those) whoinananbelieveonunlain Himve onun arayarakand seeking (to make) iteğriliğinicrookedve düşününAnd rememberne zaman kiwhensiz idinizyou wereazfewO sizi çoğalttıand He increased youve bakınAnd seenasılhowolduwassonu(the) endbozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 7:86 Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuştur.
ve eğerAnd ifise(there) isbir kısmıa groupiçinizdenamong youinanmış(who has) believedkişiyein that whichbenimle gönderilenI have been sentonawith [it]ve bir kısmı daand a groupinanmamış isenotiman ederlerthey believesabredinthen be patientkadaruntilhükmedinceyejudgesAllahAllaharamızdabetween usve OAnd Heen iyisidir(is the) Besthükmedenlerin(of) [the] Judges
🇹🇷 7:87 Eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
9. Cüz
dediler kiSaidileri gelenlerthe chiefskimseler(of) those whobüyüklük taslayanwere arrogantkavmindenamongkavmihis peoplemutlaka seni çıkarırızWe will surely drive you outEy Şu'aybO Shuaibve kimseleriAnd those whoinanan(ları)(have) believedseninle beraberwith youkentimizdenfromşehrimizour cityya daordönersinizyou must returndinimizetodinimizour religiondedi kiHe saidbile mi?Even ifbizwe areistemezsek(the) ones who hate (it)
🇹🇷 7:88 Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)"
muhakkakVerilyatmış oluruzwe would have fabricatedüzerineagainstAllah'ınAllahyalana lieeğeriftekrar ona dönersekwe returnedsizin dininizeindininizyour religionsonraafterne zaman ki[when]bizi kurtardısaved usAllahAllahondanfrom itdeğildirAnd notmümkünit isbizim içinfor usdönmemizthatdönerizwe returnonain itdışındaexceptdilemesithatdilerwillsAllahAllah Rabbimizour LordkuşatmıştırEncompassesRabbimiz(by) Our Lordhereveryşeyithingbilgice(in) knowledgeAllah'aUponAllahAllahdayanmışızwe put our trustRabbimizOur Lordaç(ığa çıkar)Decidearamızıbetween usve arasınıand betweenkavmimizinour peoplegerçeklein truthmuhakkak ki senand Youen iyisisin(are the) Bestaç(ığa çıkar)anlanın(of) those who Decide
🇹🇷 7:89 (Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah'a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
ve dediler kiAnd saidileri gelenlerthe chiefskimseler(of) those whoinkar edendisbelievedkavmindenamongkavmihis peopleeğerIfuyarsanızyou followŞu'ayb'eShuaibmuhakkak sizindeed, youziyana uğrarsınızthenelbette hüsrana uğrayanlardır(will be) certainly losers
🇹🇷 7:90 Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız."
derken onları yakalayıverdiThen seized themo müthiş sarsıntıthe earthquakeçökekaldılarthen they becameyurtlarındainyurtlarıtheir home(s)diz üstüfallen prone
🇹🇷 7:91 Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
kimselerThose whoyalanlayandeniedŞu'ayb'iShuaibsanki gibi oldular(became) as ifhiç oturmamışnotyaşamışlardıthey (had) livedoradathereinkimselerThose whoyalanlayandeniedŞu'ayb'iShuaiboldularthey wereonlarthemziyana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 7:92 Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
öteye döndüSo he turned awayonlardanfrom themve dediand saidEy kavmimO my peopleandolsunVerilyben size duyurdumI (have) conveyed to youmesajlarını(the) MessagesRabbimin(of) my Lordve öğüt verdimand advisedsize[to] youartık nasılSo how couldacırımI grievebir kavmeforbir kavima peoplekafir(who are) disbelievers
🇹🇷 7:93 (Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
veAnd notgöndermedikWe sentbir ülkeyeinbir şehira cityhiçbiranypeygamberProphetsık(ma)dığımızexceptyakaladıkWe seizedhalkınıits peopleyoksullukwith adversityve darlıklaand hardshipdiyeso that they mayyalvarıp yakarsınlar(become) humble
🇹🇷 7:94 Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
sonraThendeğiştirip getirdikWe changedyerine(in) placekötülüğü(of) the badiyilikthe goodta kiuntilçoğaldılarthey increasedve dedilerand saidmuhakkakVerilydokunmuştu(had) touchedatalarımızaour forefathersdarlıkthe adversityve sevinçand the easebiz de onları yakaladıkSo We seized themansızınsuddenlyve onlarwhile theydeğillerdi(did) notfarkındaperceive
🇹🇷 7:95 Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
ve şayetAnd ifelbette[that]halkıpeople(O) ülkelerin(of) the citiesinansalardı(had) believedve korunsalardıand feared Allahaçardıksurely We (would have) openedüzerlerineupon thembolluklarblessingsgöktenfromgökthe heavenve yer(den)and the earthfakatbutyalanladılarthey deniedbiz de onları yakaladıkSo We seized themşeylerlefor whatolduklarıthey used tokazanıyorearn
🇹🇷 7:96 (O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
emin midirler?Then did feel securehalkı(the) people(o) ülkelerin(of) the citieskendilerine gelmeyeceğindenthatonlara gelircomes to themazabımızınOur punishmentgeceleyin(at) nightve onlarwhile theyuyurlarken(were) asleep
🇹🇷 7:97 Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
Ya da emin midirler?Or felt securehalkı(the) people(o) ülkelerin(of) the citiesonlara gelmeyeceğindenthatonlara gelircomes to themazabımızınOur punishmentkuşluk vakti(in) daylightve onlarwhile theyeğlenirlerken(were) playing
🇹🇷 7:98 Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?
emin mi oldular?Then did they feel securetuzağından(from the) planAllah'ın(of) AllaholamazBut noteminfeel securetuzağından(from the) planAllah'ın(of) Allahbaşkasıexcepttopluluktanthe peopleziyana uğrayan(who are) the losers
🇹🇷 7:99 Allah'ın tuzağından (kurtulacaklarına) emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın tuzağından emin olmaz.
yola getirmedi mi?Would it nothidayet ederguidekimseleri[for] those whovaris olanlarıinheritşu toprağathe landsonrafromsonraaftersahiplerindenits peopleeğerthateğerifbiz dilesekWe willedkendilerini de cezalandırırızWe (could) afflict themgünahlarıylefor their sinsve mühürlerizand We put a sealüzerinioverkalblerinintheir heartsartık onlarso theyhiç işitmezler(do) notişitirlerhear
🇹🇷 7:100 Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâlâ şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler.
işte oTheseülkeler(were) the cities anlatıyoruzWe relatesanato youonların haberlerindenofhaberleritheir newsve andolsunAnd certainlyonlara getirmişlerdicame to themelçileritheir Messengersaçık delillerwith clear proofsfakat hayırbut notonlarthey wereinanmadılarto believeötürüin whatyalanladıklarındanthey (had) deniedöncedenfromöncebeforeişte böyleThusmühürler(has been) put a sealAllah(by) Allahüzerinionkalbleri(the) heartskafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 7:101 İşte o ülkeler ki, sana onların haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller (mucizeler) getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte o kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
veAnd notbulmadıkWe foundonların çoklarındafor most of themhiçanysözünde durmacovenantve fakatButbuldukWe foundonların çoklarınımost of themyoldan çıkmışcertainly, defiantly disobedient
🇹🇷 7:102 Onların çoğunda, sözde durma (diye bir şey) bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
sonraThengönderdikWe sentardlarındanfromonlardan sonraafter themMusa'yıMusaayetlerimizlewith Our SignsFir'avn'atoFiravunFiraunve onun ileri gelenlerineand his chiefshaksızlık ettilerBut they were unjust(ayetlerimize)to themfakat bakSo seenasılhowolduwassonu(the) endbozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 7:103 Sonra onların arkasından Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!
dedi kiAnd saidMusaMusaEy Fir'avnO Firaunmuhakkak benIndeed, I ambir elçiyima MessengertarafındanfromRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 7:104 Musa: "Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.
borçturObligatedbenim üzerimeonkithataslanotsöylemememI saykarşıaboutAllah'aAllahbaşkasınıexceptgerçektenthe truthandolsunVerilysize getirdimI (have) come to youaçık bir delilwith a clear SignRabbinizdenfromRabbinyour Lordartık gönderso sendbenimlewith meoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israel
🇹🇷 7:105 Allah'a karşı ilk görevim, hak olandan başka bir şey söylemememdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık İsrailoğullarını benimle gönder.
(Fir'avn) dediHe saideğerIfisenyou havegetirmişcomebir ayetwith a Signgetir bakalımthen bringonuitşayetifisenyou aredoğru söyleyenlerdenofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 7:106 Firavun: "Eğer bir mucize getirdiysen ve eğer doğru söyleyenlerden isen onu göster" dedi.
bunun üzerine attıSo he threwasasınıhis staffbirdenand suddenlyoitbir ejderha (oluverdi)(was) a serpentaçıkçamanifest
🇹🇷 7:107 Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.
ve (böğründen) çıkardıAnd he drew outelinihis handbirdenand suddenlyoitbembeyaz parlayıverdi(was) whitebakanlar içinfor the observers
🇹🇷 7:108 Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.
dedi(ler) kiSaidileri gelenlerthe chiefskavmindenofinsanlar(the) peopleFir'avn(of) FiraunmuhakkakIndeedbuthisbir büyücüdür(is) surely a magician çok bilgililearned
🇹🇷 7:109 Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler.
istiyorHe wantssizi çıkarmaktosizi çıkarırlardrive you outyurdunuzdanfromyurdunuzyour landne?so whatbuyurursunuz(do) you instruct
🇹🇷 7:110 O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. (Firavun): "O halde siz ne diyorsunuz?" dedi.
dedilerThey saidonu bekletPostpone himve kardeşini deand his brotherve gönderand sendşehirlereinşehirlerthe citiestoplayıcılar (olarak)gatherers
🇹🇷 7:111 Onlar da "onu ve kardeşini beklet, şehirlere de toplayıcılar gönder." dediler.
sana getirsinlerThey (will) bring to youbütün[with] everybüyücülerimagicianbilgililearned
🇹🇷 7:112 "Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
ve geldiSo camebüyücülerthe magiciansFir'avn'a(to) FiraundedilerThey saidelbetteIndeedbizefor usbir mükafat var (değil mi?)surely (will be) a rewardeğerifolursakwe arebiz[we]üstün gelenthe victors
🇹🇷 7:113 O sihirbazlar Firavun'a geldiler: "Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?" dediler.
dediHe saidevetYeshem de sizand indeed youolanlardansınızsurely (will be) ofyakınlar(ım)the ones who are near
🇹🇷 7:114 "Evet" dedi (Firavun), "Üstelik o zaman benim yakınlarımdan olacaksınız."
dediler kiThey saidEy MusaO Musaönce mi?Whethersen atacaksın[that]atarsınızyou throwyoksaor Whetherolalım[that]olacağızwe will bebiz (mi)[we](önce) atanlarthe ones to throw
🇹🇷 7:115 Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dediler.
dediHe saidsiz atınThrowne zaman kiThen whenatıncathey threwbüyüledilerthey bewitchedgözlerini(the) eyesinsanların(of) the peopleve onları ürküttülerand terrified themve getirdilerand came (up)bir büyüwith a magicbüyükgreat
🇹🇷 7:116 Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.
ve biz de vahyettikAnd We inspiredMusa'yatoMusaMusadiyethatatThrowAsanıyour staff(bir de baktılar ki)and suddenlyoityakalayıp yutuyorswallow(ed)şeyleriwhatonların uydurduklarıthey (were) falsifying
🇹🇷 7:117 Biz de Musa'ya "Sen de asânı bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.
ortaya çıktıSo was establishedgerçekthe truthve batıl olduand became futileşeylerwhatolduklarıthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 7:118 Artık hakikat ortaya çıkmış ve onların bütün yaptıkları boşa gitmişti.
yenildilerSo they were defeatedoradathereve düştülerand returnedküçükhumiliated
🇹🇷 7:119 Orada mağlup olmuş ve küçük düşmüşlerdi.
ve kapandılarAnd fell downbüyücülerthe magicianssecdeyeprostrate
🇹🇷 7:120 Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
dedilerThey saidinandıkWe believeRabbinein (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 7:121 "Âlemlerin Rabbine iman ettik." dediler.
RabbineLordMusa'nın(of) Musave Harun'unand Harun
🇹🇷 7:122 "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."
dediSaidFir'avnFirauninandınız mı?You believedonain himöncebeforeben izin vermeden[that]izin veririmI give permissionsizeto youmuhakkak kiIndeedbuthisbir tuzaktır(is) surely a plotkurduğunuzyou have plotted itşehirdeinşehirthe cityçıkarmak içinso that you may drive outoradanfrom ithalkınıits peopleama yakındaBut soonbileceksinizyou will know
🇹🇷 7:123 Firavun: "Ben size izin vermeden iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu bir hiledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!"
elbette keseceğimI will surely cut offelleriniziyour handsve ayaklarınızıand your feetçaprazlamaofkarşı (taraflar)opposite (sides)sonraThenasacağımI will surely crucify youhepiniziall
🇹🇷 7:124 "Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım."
dediler kiThey saidbiz zatenIndeed, weRabbimizetoRabbimizour Lorddöneceğiz(will) return
🇹🇷 7:125 Onlar da: "Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz." dediler.
veAnd notöc almıyorsunyou take revengebizdenfrom usdışındaexceptinanmamızthatiman ettikwe believedayetlerinein (the) SignsRabbimizin(of) our Lordzamanwhenbize geldiğithey came to usRabbimizOur LordboşaltPourüzerimizeupon ussabırpatienceve bizi öldürand cause us to diemüslümanlar olarak(as) Muslims
🇹🇷 7:126 "Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler.
dedi kiAnd saidileri gelen bir toplulukthe chiefskavmindenofinsanlar(the) peopleFir'avn(of) Firaunbırakacak mısın?Will you leaveMusa'yıMusave kavminiand his peoplebozgunculuk yapsınlar diyeso that they cause corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthve seni terk edipand forsake youve tanrılarınıand your godsdediHe saidbiz öldüreceğizWe will killonların oğullarınıtheir sonsve sağ bırakacağızand we will let livekadınlarınıtheir womenve biz daimaand indeed, weonların üstündeover themeziciler olacağız(are) subjugators
🇹🇷 7:127 Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Seni ve ilâhlarını terketsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Musa'yı ve kavmini serbest bırakacaksın?" Firavun da dedi ki: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz."
dediSaidMusaMusakavmineto his peopleyardım isteyinSeek helpAllah'tanfrom Allahve sabredinand be patientşüphesizIndeedyeryüzüthe earthAllah'ındır(belongs) to Allahonu verirHe causes to inherit itkimseyewhomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis servantsve sonuçAnd the endkorunanlarındır(is) for the righteous
🇹🇷 7:128 Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakilerindir."
dedilerThey saidbize işkence edildiWe have been harmedöncedenfromöncebeforesen bize gelmezden[that]bize geldinizyou came to usvefromsonradanand aftersen bize geldikten[what]bize geldinyou have come to usdediHe saidumulur kiPerhapsRabbinizyour Lordyok eder[that]helâk edecekwill destroydüşmanınızıyour enemyve sizi hakim kılarand make you successorsyeryüzüneinyeryüzüthe earthböylece bakarthen seenasılhowhareket edeceğinizeyou will do
🇹🇷 7:129 Kavmi de dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de eziyet gördük, sen geldikten sonra da." Musa dedi ki: "Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı helak edip de sizi yeryüzünde halife kılacaktır ve sizin nasıl işler yaptığınıza bakacaktır."
ve andolsunAnd certainlybiz tuttukWe seizedailesini(the) peopleFir'avn(of) Firaunyıllarcawith years (of famine)ve darlığıylaand a deficitürünlerinofmeyveler[the] fruitsbelki (diye)so that they mayöğüt alırlarreceive admonition
🇹🇷 7:130 Gerçekten biz, Firavun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.
zamanBut whenonlara geldiğicame to thembir iyilikthe goodderlerthey saidbizimdirFor usbu(is) thiseğerAnd ifkendilerine ulaşırsaafflicts thembir kötülükbaduğursuz sayarlardıthey ascribe evil omensMusato Musakimseleriand whove beraberindeki(were) with himiyi bilinkiBeholdancakOnlyonların uğursuzluğutheir evil omenskatındadır(are) withAllahAllahfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 7:131 Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman, işte bu bizim hakkımızdır, dediler, başlarına bir kötülük gelince de, işte bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
ve dediler kiAnd they saidne kadarWhatevergetirsen de bizeyou bring usbirtherewith-inofmu'cize(the) signbizi büyülemek içinso that you bewitch usonunla;with itdeğilizthen notbizwesana(will be) in youinanacakbelievers
🇹🇷 7:132 "Ve sen büyülemek için her ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz," dediler.
biz de gönderdikSo We sentonların üzerineon themtufanthe floodve çekirgeand the locustsve kımıl (haşerat)and the liceve kurbağalarand the frogsve Kanand the bloodmu'cizeler olarak(as) signsayrı ayrımanifestama yine büyüklük tasladılarbut they showed arroganceve oldularand they werebir topluluka peoplesuçlucriminal
🇹🇷 7:133 Biz de kudretimizin ayrı ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar ve kan gönderdik, yine inad edip direndiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular.
ne zaman kiAnd whençöküncefellüzerlerineon themazabthe punishmentdedilerthey saidEy MusaO Musadu'a etInvokebizim içinfor usRabbineyour Lordüzerineby whatverdiği sözHe has promisedsanato youeğerIfkaldırırsanyou removebizdenfrom usazabıthe punishmentmuhakkak inanacağızsurely, we will believesana[for] youve mutlaka göndereceğizand surely, we will sendseninle beraberwith youoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israel
🇹🇷 7:134 Ne zaman ki, azap üzerlerine çöktü, dediler ki, "Ey Musa! Bizim için Rabbine dua et, sana olan ahdi hürmetine eğer bizden bu azabı kaldırır uzaklaştırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle iman edeceğiz. Ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz."
ne zamanBut whenbiz kaldırsakWe removedonlardanfrom themazabıthe punishmentkadartillbir süreyea (fixed) termonlar(which) theygeçirecekleriwere to reach [it]hementhenonlartheyyeminlerini bozarlarbroke (the word)
🇹🇷 7:135 Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdular.
biz de öc aldıkSo We took retributiononlardanfrom themonları boğdukand We drowned themyemm(su)daindenizthe seaçünkü onlarbecause theyyalanlamışlardıdeniedayetlerimiziOur Signsve olmuşlardıand they wereonlarıto themumursamazheedless
🇹🇷 7:136 Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.
ve mirasçı kıldıkAnd We made inheritorsmilletithe peopleolanthose whoidilerwerehor görülüp ezilmekteconsidered weak doğularına(the) eastern (parts)yerin(of) the landve batılarınaand the western (parts) of itöyle kiwhichbereketlendirdikWe blessediçini[in it]ve tam yerine geldiAnd was fulfilled(verdiği) sözü(the) wordRabbinin(of) your Lord güzelthe bestüzerineforoğulları(the) Childrenİsrail(of) Israelyüzündenbecausesabretmelerithey were patientve yıktıkAnd We destroyedşeyleriwhatyapageldiğiused toyaparmakeFir'avn'ınFiraunve kavmininand his peopleveand whatolduklarıthey used toyükselttiyor (sarayları)erect
🇹🇷 7:137 Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrailoğullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.
ve geçirdikAnd We led acrossoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israeldenizdenthe searastladılarThen they cameüzerineuponbir kavima peopletapandevotedputlaratoputlaridolskendilerineof theirsdedilerThey saidEy MusaO MusayapMakebize defor usbir tanrıa godgibilike whatbunlarınthey havetanrılarıgodsdediHe saidsiz gerçektenIndeed, youbir toplumsunuz(are) a peoplecahilignorant
🇹🇷 7:138 Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.
şüphesizIndeedşunlarıntheseyıkılmıştırdestroyedbulundukları (din)(is) whatonlarıntheyiçinde(are) in itve boşa çıkmıştırand vainşeyler(is) whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 7:139 Çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din, yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları batıldır.
dediHe saidbaşka mı?Should other thanAllah'tanAllahsize arayayımI seek for youbir tanrıa godve Owhile Hesizi üstün yapmış ikenhas preferred youüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 7:140 Sizi âlemlere üstün kılan Allah olduğu halde, ben size O'ndan başka ilâh mı arayayım! dedi.
ve haniAnd whenbiz sizi kurtarmıştıkWe saved youailesindenfrominsanlar(the) peopleFir'avn(of) Firaunonlar size yapıyorlardıwho were afflicting youen kötüsünü(with) worstazabın(of) tormentöldürüyorlardıthey were killingoğullarınızıyour sonsve sağ bırakıyorlardıand letting livekadınlarınızıyour womenve vardıAnd inbunda sizethatbir imtihan(was) a trialtarafındanfromRabbinizyour Lordbüyük birgreat
🇹🇷 7:141 Hani sizi, Firavun sülâlesinin elinden kurtardığımız zaman, hatırlasanıza, size azabın kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük imtihan vardı.
ve sözleştikAnd We appointedMusa ile(for) Musaotuzthirtygecenightsve buna kattıkand We completed themon (gece daha)with ten (more)böylece tamamlandıso was completedtayin ettiği vakit(the) set termRabbinin(of) his Lordkırk(of) fortygeceyenight(s)dedi kiAnd saidMusaMusakardeşito his brotherHarun'aHarunbenim yerime geçTake my placeiçindeinkavmimmy peopleve ıslah etand do rightveand (do) notuymafollowyoluna(the) waybozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 7:142 Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!
ne zaman kiAnd whengelip decameMusaMusatayin ettiğimiz vakitteto Our appointed placeve ona konuşuncaand spoke to himRabbihis Lorddedihe saidRabbimO my Lordbana görünShow mebakayım(that) I may looksanaat Youdedi kiHe saidsen beni göremezsinNeverBeni görebilirsinyou (can) see Mefakatbutbaklookdağaatdağthe mountaineğer[then] ifdurursait remainsyerindein its placeo zamanthensen de beni göreceksinyou (will) see Mene zaman kiBut whengörününcerevealed (His) GloryRabbihis Lorddağato the mountainonu ettiHe made itdarmadağıncrumbled to dustve bayılarakand fell downMusaMusadüştüunconsciousne zaman kiAnd whenayılıncahe recovereddedihe saidSen yücesinGlory be to Youtevbe ettimI turn (in repentance)sanato youve benand I amilkiyim(the) firstinananların(of) the believers
🇹🇷 7:143 Ne zaman ki, Musa, mikatımıza geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsanda bulundu. "Ey Rabbim, göster bana kendini de bakayım sana". dedi. Rabbi ona buyurdu ki; "Beni katiyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin". Daha sonra Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir ediverdi, Musa da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
dedi kiHe saidEy MusaO Musaşüphesiz benIndeed, Iseni seçtimhave chosen youüzeineoverinsanlarthe peoplemesajlarımlawith My Messagesve konuşmamlaand with My wordsalSo takeşeyiwhatsana verdiğimI have given youve oland beşükredenlerdenamongşükredenlerthe grateful
🇹🇷 7:144 Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!
ve yazdıkAnd We ordained (laws)O'nun (Musa) içinfor himlevhalarainlevhalarthe tablets ne varsaofhereveryşeyithingöğüte dairan instructionve açıklamasına dairand explanationherfor everyşeyinthingbunları tutSo take themkuvvetlewith firmnessve emretand orderkavmineyour peopletutsunlar(to) takebunların en güzelini(the) best of itsize göstereceğimI will show youyurdunu(the) homeyoldan çıkmışların(of) the defiantly disobedient
🇹🇷 7:145 Ve onun için o levhalarda her şeyden yazdık, nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait herşeyi (belirttik). Haydi bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret, onlar da en güzeline sarılsınlar. Size yakında o fasıkların yurdunu göstereceğim.
uzaklaştıracağımI will turn awayayetlerimdenfromayetlerimMy Signskimselerithose whobüyüklenenleriare arrogantyeryüzündeinyeryüzüthe eartholmaksızınwithouthak[the] rightve eğerand ifonlar görselerthey seehereveryayetisignyine inanmazlarnotiman ederler mi(will) they believeonain itve eğerAnd ifgörselerthey seeyolu(the) waydoğru(of) the righteousnessonu edinmezlernotonu alırlar mı(will) they take ityol(as) a wayama eğerbut ifgörselerthey seeyolunu(the) wayazgınlık(of) [the] erroronu edinirlerthey will take ityol(as) a wayöyleThatçünkü onlar(is) because theyyalanladılardeniedayetlerimiziOur Signsve oldularand they wereonlarıof themumursamazheedless
🇹🇷 7:146 Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görseler de onlara iman etmezler. Doğru yolu görseler de o yolu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunu görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi âdet edinmişler ve onlardan hep gafil olagelmişlerdir.
ve kimselerinAnd those whoyalanlayanlarındeniedayetlerimiziOur Signsve kavuşmayıand (the) meetingahirete(of) the Hereafter boşa çıkmıştırworthlesseylemleri(are) their deedsonlar ceza mı görüyorlar?Willcezalandırılmalarıthey be recompenseddışındaexceptşeyler ile(for) whatolduklarıthey used toyapıyordo
🇹🇷 7:147 Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır?
ve benimsedilerAnd tookkavmi(the) peopleMusa'nın(of) Musakendisinden sonrafromondan sonraafter himzinetlerinden yapılmışfromsüs eşyalarıtheir ornamentsbir buzağıa calf heykelinian imagevardı onun[for] itböğürmesi(had) a lowing soundgörmediler mi kiDid notgörürlerthey seeothat itne kendilerine söz söylüyor(could) notonlarla konuşmaspeak to themne de onlara gösteriyorand notonlara yol gösterirguide thembir yol(to) a wayonu benimsedilerThey took it (for worship)ve oldularand they werezalimler(den)wrongdoers
🇹🇷 7:148 Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
ne zaman kiAnd whendüşürüldü(it was made to) fallarasınainto(başları) ellerinintheir handsve gör(üp anla)dılarand they sawkendilerininthat theygerçekten(had) indeedsapmış olduklarınıgone astraydediler kithey saideğerIfbize acımazsanotbize merhamet ederhas Mercy on usRabbimizOur Lordve bağışlamazsaand forgivebizi[for] uselbette oluruzwe will surely beziyana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 7:149 Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.
zamanAnd whendöndü(ğü)returnedMusaMusakavminetokavmihis people kızgınangryve üzgün bir haldeand grieveddedihe saidne kötü işler yaptınız?Evil is whatarkamdanyou have done in my placebenden sonrafrombenden sonraafter meacele mi ettiniz?Were you impatientemrini (beklemeyip)(over the) matterRabbinizin(of) your Lordve yere attıAnd he cast downlevhalarıthe tabletsve tuttuand seizedbaşınıby headkardeşininhis brotherçekmeye başladıdragging himkendine doğruto himself(Kardeşi) dediHe saidoğluO sonanamın(of) my mothergerçektenIndeedbu insanlarthe peoplebeni hırpaladılarconsidered me weakve az dahaand were about tobeni öldürüyorlardıkill megüldürmeSo (let) notsevinirlerrejoiceüstümeover medüşmanlarıthe enemiesaslaand (do) notbeni tutmaplace meberaberwithbu kavimlethe peoplezalim(who are) wrongdoing
🇹🇷 7:150 Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma."
(Musa) dediHe saidRabbimO my LordbağışlaForgivebenimeve kardeşimiand my brotherve bizi sokand admit usiçineintorahmetininYour Mercyve sensinfor Youen merhametlisi(are) the Most Mercifulmerhametlilerin(of) the merciful
🇹🇷 7:151 Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin."
muhakkakIndeedkimselerethose who(tanrı diye) benimseyenleretookbuzağıyıthe calferişecektirwill reach thembir öfkewrathRablerindenfromRableritheir Lordve bir alçaklıkand humiliationhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldişte biz böyleAnd thuscezalandırırızWe recompenseiftiracılarıthe ones who invent (falsehood)
🇹🇷 7:152 Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
onlar kiAnd those whoyaptıktandokötülüklerthe evil deedssonrathentevbe ettilerrepentedardındanfromondan sonraafter thatve iman ettilerand believedmuhakkak kiindeedRabbinyour Lordondan sonrafromondan sonraafter thatelbette bağışlayandır(is) surely Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 7:153 O kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tevbe ve iman edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir.
ve ne zaman kiAnd whendinincewas calmedMusa'nınfromMusaMusaöfkesithe angeraldıhe took (up)levhalarıthe tabletsve vardıand inonlardaki yazıdatheir inscriptionyol gösterme(was) guidanceve rahmetand mercyiçinfor those whoonlar[they]Rablerindenof their Lordkorkanlar(are) fearful
🇹🇷 7:154 Musa'nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
ve seçtiAnd choseMusaMusakavminden(from) his peopleyetmişseventyadammenbizimle buluşma vakti içinfor Our appointmentne zaman kiThen whenonları yakalayıncaseized themsarsıntıthe earthquake(Musa) dedi kihe saidRabbimO my LordşayetIfdileseydinyou (had) willedbunları da helak ederdinYou (could) have destroyed themdaha öncefromöncebeforeve beni deand mebizi helak mı edeceksin?Would You destroy usötürüfor whatyaptıklarındandidbazı beyinsizlerinthe foolishiçimizdenamong usbu (iş)Noto idiit (was)başka bir şey değildirbutsenin imtihanındanYour trialşaşırtırsınYou let go astrayonunlaby itdilediğiniwhomdilersinYou willve yol gösterirsinand You guidedilediğinewhomdilersinYou willsenYoubizim velimizsin(are) our Protectorbağışlaso forgivebiziusve bize acıand have mercy upon usve senand Youen iyisisin(are) Bestbağışlayanların(of) Forgivers
🇹🇷 7:155 Bir de Musa, mîkatımız için (tayin ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdekio beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın."
ve yazAnd ordainbizefor usbuinbuthisdünyada[the] worldiyilikgoodveand inahirettethe HereafterbizIndeed, weyöneldikwe have turnedsanato You(Alah) buyurdu kiHe saidazabımaMy punishment uğratırımI afflictonuwith itkimseyiwhomdilediğimI willve rahmetim isebut My Mercykaplamıştırencompasseshereveryşeyithingonu yazacağımSo I will ordain itkimselerefor those whokorunanlara(are) righteousve verenlereand givezekatızakahve kimselereand those whoonlar[they]ayetlerimizein Our Versesinanıyorlarthey believe
🇹🇷 7:156 "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır, o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım.
onlar kiThose whouyarlarfollowo Elçi'yethe Messengero Peygamber'ethe Prophetümmithe unletteredbulduklarıwhomonu bulurlarthey find himyazılıwrittenyanlarındawith themTevratinTevratthe Tauratve İncil'deand the Injeelkendilerine emredenHe commands themiyiliğito the rightve kendilerini menedenand forbids themkötülüktenfromzulümthe wrongve helal kılanand he makes lawfulonlarafor themgüzel şeylerithe pure thingsve haram kılanand makes unlawfulonlarafor themçirkin şeylerithe impure thingsve kaldırıp atanand he relievesonlardanfrom themağırlıklarıtheir burdenve prangalarıand the fettersöyle kiwhichidilerwereonların üzerindeupon themartık onlarSo those whoinananlarbelieveO'nain himve O'na saygı gösterenlerand honor himve O'na yardım edenlerand help himve uyanlarand follownurathe lightindirilenwhichindirildihas been sent downO'nunla beraberwith him işteThose (are)onlar[they]felaha erenlerdirthe successful ones
🇹🇷 7:157 Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.
de kiSayEyOinsanlarmankindmuhakkak benIndeed I amElçisiyim(the) MessengerAllah'ın(of) Allahsizinto youhepinizeallonundurthe Onekimin içinfor Whommülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptkendisindenHimyaşatırHe gives lifeve öldürürand causes deathgelin inanınSo believeAllah'ain Allahve O'nun Elçisineand His Messengerpeygamberithe Prophetümmithe unletteredki othe one whoinanmaktadırbelievesAllah'ain Allahve O'nun sözlerineand His WordsO'na uyun kiand follow himbelkiso that you maydoğru yolu bulursunuz(be) guided
🇹🇷 7:158 De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
veAnd amongkavminden(the) peopleMusa'nın(of) Musabir topluluk vardır(is) a communityhakka götüren(which) guidesdoğruluklawith truthve onunlaand by itadalet yapanestablishes justice
🇹🇷 7:159 Musa'nın kavminden doğru yolu gösteren ve doğrulukla adalet yapan bir topluluk da vardı.
ve biz onları ayırdıkAnd We divided themiki (oniki)(into) twoon (oniki)(and) ten [i.e. twelve]kabileyetribesümmetler halinde(as) communitiesvahyettikAnd We inspiredMusa'yatoMusaMusazamanwhensu istediğiasked him for waterkavminhis peoplediye[that]vurStrikeasanlawith your stafftaşathe stoneve fışkırdıThen gushed forthondan (taştan)from itiki (oniki)twoon (oniki)(and) ten [i.e. twelve]gözespringsşüphesizCertainlybildiknewhereachkabilepeopleiçeceği yeritheir drinking placeve gölge yaptıkAnd We shadedüzerlerine[on] thembulutla(with) the cloudsve indirdikand We sent downonlaraupon themkudret helvasıthe mannave bıldırcın etiand the quailsyeyinEatgüzel olanlardanfromtemiz şeyler(the) good thingsşeylerdenwhichsizi rızıklandırdığımızWe have provided youamaAnd notonlar bize zulmetmedilerthey wronged Usfakatbutonlarthey werekendi kendilerine(to) themselveszulmediyorlardıdoing wrong
🇹🇷 7:160 Biz onları oniki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa'ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.
zamanAnd whendenildiğiit was saidonlarato themoturunLiveşu(in) thiskenttecityve yeyinand eatoradafrom ityerdenwhereverdilediğinizyou wishve deyinand sayaffetRepentanceve girinand enterkapıdanthe gatesecde ederekprostratingbağışlayalımWe will forgivesizinfor youhatalarınızıyour sinsbiz daha fazlasını da vereceğizWe will increase (reward)iyilik edenlere(of) the good-doers
🇹🇷 7:161 Ve o vakit onlara denilmişti ki; Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin, "hitta" (günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağız.
değiştirdilerBut changedkimselerthose whozulmeden(ler)wrongediçlerindenamong themsözüwordbaşkasıylaother thansöylenenden(that) whichdenildiwas saidkendilerineto thembiz de gönderdikSo We sentüzerlerineupon thembir azabtormentgöktenfromgökthe skydolayıbecauseettiklerindenthey werehaksızlıkdoing wrong
🇹🇷 7:162 İçlerinden bir kısım zalimler, sözü değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Zulmü alışkanlık haline getirdikleri için biz de üzerlerine gökten azap yağdırdık.
onlara sorAnd ask themkent(halkın)ın durumundanaboutbeldethe townöyle kiwhichbulunanwaskıyısındasituateddeniz(by) the seahaniwhenonlar haddi aşıyorlardıthey transgressedCumartesineincumartesi (yasağı)the (matter of) Sabbathonlara gelirdiwhenonlara geldicame to thembalıklarıtheir fishgünü;(on the) daycumartesi(of) their Sabbathakın akınvisiblygün iseand (on the) daycumartesi dışındakinotcumartesi tatilleri vardıthey had Sabbathgelmezlerdi(they did) notonlara gelircome to themböyleceThusbiz onları sınıyordukWe test themötürübecauseyoldan çıkmalarındanthey wereyoldan çıkmışdefiantly disobeying
🇹🇷 7:163 Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk.
artıkAnd whendedisaidbir topluluka communityiçlerindenamong themniçin?Whyöğüt veriyorsunuz(do) you preachbir kavmea peopleAllah'ın(whom) Allahhelak edeceği(is going to) destroy themyahutorazabedeceğipunish thembir azapla(with) a punishmentşiddetliseveredediler kiThey saidma'zeret içinTo be absolvedRabbinizebeforeRabbinyour Lordve belkiand that they maykorunurlar (diye)become righteous
🇹🇷 7:164 İçlerinden bir topluluk, "Allah'ın helâk edeceği, ya da çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz" dediği vakit, o uyarıda bulunanlar dediler ki; "Rabbiniz tarafından mazur görülmemiz için, bir de belki günahlardan sakınırlar diye."
ne zaman kiSo whenonlar unuttularthey forgotşeyiwhathatırlatılanthey had been remindedkendilerinewith [it]biz de kurtardıkWe savedkimselerithose whomeneden(leri)forbadekötülükten[from]kötülükthe evilve yakaladıkand We seizedkimselerithose whozulmeden(leri)wrongedbir azab ilewith a punishmentçetinwretchedyüzündenbecauseyoldan çıkmalarıthey wereyoldan çıkmışdefiantly disobeying
🇹🇷 7:165 Onlar yapılan bunca nasihatı unuttukları zaman, o kötülükten sakındıranları kurtardık, o zalimleri de fena hareketlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğrattık.
ne zaman kiSo whenvazgeçmedilerthey exceeded all boundsşeylerdenaboutnewhatyasak kılınanthey were forbiddenkendilerinefrom itdedikWe saidonlarato themolunBemaymunlarapesaşağılıkdespised
🇹🇷 7:166 Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik.
o vakitAnd whenilan etmiştideclaredRabbinyour Lordelbette göndereceğinithat He would surely sendonlaraupon themkadartillgününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionkimseler(those) whoyapacakwould afflict themen kötüsünü(with) a grievousazabın[the] punishmentdoğrusuIndeedRabbinyour Lordçabuk(is) surely swiftceza verendir(in) the retributionve Obut indeed, Heçok bağışlayan(is) surely Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 7:167 O Vakit Rabbin işte şu ahdi ilan edip bildirdi ki: Kıyamet gününe kadar onlara en kötü muameleyi yapacak olan kimseleri başlarına gönderecektir. Muhakkak ki, Rabbin hızla cezalandırandır ve yine muhakkak ki O, çok affedici, çok merhametlidir.
ve onları ayırdıkAnd We divided themyeryüzündeinyeryüzüthe earthtopluluklara(as) nationsonlardan kimiAmong themiyi kişilerdir(are) the righteousve kimi deand among themalçaktır(are) other thanbundanthatve onları sınadıkAnd We tested themiyiliklerlewith the goodve kötülüklerleand the badbelkiso that they maydönerler (diye)return
🇹🇷 7:168 Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da. Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.
ardındanThen succeededsonra onlarınfromonlardan sonraafter themyerlerine geçipsuccessorsvaris olanlar(who) inheritedKitabathe Bookalıyorlartakingmenfaatinigoodsşu(of) thisalçak(dünyan)ınthe lower (life)ve diyorlar kiand they say(nasıl olsa) bağışlanacağızIt will be forgivenbizfor usve eğerAnd ifkendilerine gelsecomes to thembir menfaat dahagoodsona benzersimilar to itonu da alırlarthey will take itpeki alınmamış mıydı?Was notedinilmiştakenkendilerindenon themmisak (söz)CovenantKitap'ta(of) the Bookdiyethatsöylemeyeceklernotdiyeceklerthey will sayhakkındaaboutAllahAllahbaşkasınıexceptgerçektenthe truthve öğrenmediler mi?while they studiedonun içindekiniwhatondadır(is) in itve yurduAnd the homeÂhiret(of) the Hereafterdaha hayırlıdır(is) betterkorunanlar içinfor those whoAllah'tan korkunfear Allahdüşünmüyor musunuz?So will notakıl edersinizyou use intellect
🇹🇷 7:169 Derken kitabı (Tevrat'ı) miras alan bozuk bir nesil bunların yerini aldı. Bize nasıl olsa mağfiret edilecek diyerek, şu alçak dünya malını alıyorlar, yine onun gibi bir mal ve rüşvet gelse onu da alırlar. Allah'a karşı haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden o kitabın hükmü üzere misak alınmamış mıydı? Ve onun içindekileri okuyup öğrenmemişler miydi? Oysa ahiret yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?
onlar kiAnd those whosımsıkı sarılırlarhold fastKitabato the Bookve kılarlarand establishnamazıthe prayerelbette bizindeed, Wezayi etmeyiz(will) notzayi etmeyiz[We] let go wasteecrini(the) rewardiyiliğe çalışanların(of) the reformers
🇹🇷 7:170 Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
haniAnd whenkaldırmıştıkWe raiseddağıthe mountainüzerlerineabove themsanki gibias if it wasbir gölgea canopyve sanmışlardıand they thoughtonlar şüphesizthat itüstlerine düşecek(would) fallonlarınupon themtutun(We said), "Takeşeyi (Kitabı)whatsize verdiğimWe have given youkuvvetlewith strengthve hatırlayınand rememberolanıwhatiçinde(is) in itbelkiso that you maykorunursunuzfear Allah
🇹🇷 7:171 Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz."
ve haniAnd whenalmıştı(was) takenRabbin(by) your Lordoğullarındanfromoğulları(the) ChildrenAdem(of) Adam bellerindenfrombelleritheir loins zürriyetlerinitheir descendantsve şahid tutmuştuand made them testifyonlarıoverkendilerinethemselvesben değil miyim?Am I notsizin Rabbinizyour LorddedilerThey saidevetYesşahidizwe have testifieddemeyesinizLestdersinizyou saygünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionbiz elbetteIndeedidikwe werebundanaboutbuthishabersizunaware
🇹🇷 7:172 Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).
yahutOrdemeyesinizyou sayşüphesizOnlyortak koştupartners (were) associated (with Allah)babalarımız(by) our forefathersdaha öncefromönümüzdebefore (us)biz de oldukand we arebir nesildescendantsonlardan sonra gelenfromonlardan sonraafter thembizi helak mı ediyorsun?So will You destroy usyüzündenfor whatyaptıklarıdidiptal edenlerinthe falsifiers
🇹🇷 7:173 Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).
işte böyleAnd thusbiz açıklıyoruzWe explainayetlerithe Versesartık herhaldeso that they maydöner(yola gelir)lerreturn
🇹🇷 7:174 Ve işte biz, âyetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki, belki dönerler.
ve okuAnd reciteonlarato themhaberini(the) storyki(of the) one whomkendisine verdikWe gave [him]ayetlerimiziOur Versessıyrıldı çıktı'but he detachedonlardan[from] themonu peşine taktıso followed himşeytanthe Shaitaanböylece olduand he becameazgınlardanofsapmışlarthose gone astray
🇹🇷 7:175 Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan oldu.
ve şayetAnd ifdileseydikWe willedelbette onu yükseltirdiksurely, We (could) have raised himonlarla (ayetlerle)with thesefakat o[and] but hesaplandıadheredyeretoyeryüzüthe earthve peşine düştüand followedhevesininhis (vain) desiresonun durumuSo his exampledurumuna benzer(is) like (the) exampleşu köpeğin(of) the dogeğerifvarsanyou attacküstüne[on] himdilini sarkıtıp solurhe lolls out his tongueveyahutoronu bıraksanif you leave himdilini sarkıtıp solurhe lolls out his tongueişte budurThatdurumu(is the) exampletoplumların(of) the peopleyalanlayanwhoyalanladılardeniedayetlerimizi[in] Our SignsanlatSo relatebu kıssayıthe storybelkiso that they maydüşünürlerreflect
🇹🇷 7:176 Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.
ne kötüdürEvildurumu(as) an exampletopluluğun(are) the peopleyalanlayanthose whoyalanladılardeniedayetlerimiziOur Signsve kendilerineand themselvesolanthey used tozulmediyorwrong
🇹🇷 7:177 Âyetlerimizi inkâr edip, sırf kendilerine zulmeden o kavmin hali ne kadar kötüdür!
kimeWhoeveryol gösterirse(is) guidedAllah(by) Allahişte odurthen heyolu bulan(is) the guided oneve kimi dewhile whoeversaptırırsaHe lets go astrayiştethen thoseonlardır[they]ziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 7:178 Allah kime hidayet ederse, o hidayete erer, kimi de dalalette bırakırsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri olurlar.
ve andolsunAnd certainlyyarattıkWe have createdcehennem içinfor Hellbirçokmanycinofcinlerthe jinnve insanand menvardırFor themkalbleri(are) heartsfakat anlamazlar(but) notanlarlarthey understandonlarlawith themvardırand for themgözleri(are) eyesfakat görmezler(but) notgörürlerthey seeonlarlawith themve vardırand for themkulakları(are) earsfakat işitmezler(but) notişitirlerthey hearonlarlawith themişte onlarThosehayvanlar gibidir(are) like cattlehattanayonlartheydaha da sapıktır(are) more astrayişteThose onlardırtheygafiller(are) the heedless
🇹🇷 7:179 Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
ve Allah'ındırAnd for Allahisimler(are) the names en güzelthe most beautifulo halde O'na du'a edinso invoke Himonlarlaby themve bırakınAnd leavekimselerithose whoeğriliğe sapan(ları)deviatehakkındaconcerningO'nun isimleriHis namesonlar cezasını çekeceklerdirThey will be recompensedşeylerinfor whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 7:180 Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.
vardırAnd of (those) whomyarattıklarımız içindeWe have createdbir ümmet(is) a nationdoğruya götürenwho guideshak ilewith the truthve onunlaand therebyadalet yapanthey establish justice
🇹🇷 7:181 Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.
kimseleriBut those whoyalanlayanlarıdeniedayetlerimiziOur Signsyavaş yavaş helake yaklaştıracağızWe will gradually lead themyerdenfromneredewherehiçnotbilmeyeceklerithey know
🇹🇷 7:182 Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
ve mühlet veriyorumAnd I will give respiteonlarato themşüphesizIndeedbenim tuzağımMy plansağlamdır(is) firm
🇹🇷 7:183 Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.
düşünmediler mi kiDo notdüşünürlerthey reflectyokturNotarkadaşlarındain their companionhiçbir[of]delilik(is) any madnessoNotoheancak(is) butbir uyarıcıdıra warnerapaçıkclear
🇹🇷 7:184 Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.
bakmadılar mı?Do notbakarlarthey lookmelekutunainmülk(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand whatyarattığıhas (been) createdAllah'ın(by) Allahşeylereofher şey(every)thingveand thatbelkideperhapsolabileceğine[that]vardırhasmuhakkakverilyyaklaşmışcome near ecellerinintheir termpeki hangiSo in whatsözestatementbundan sonraafter thisinanacaklarwill they believe
🇹🇷 7:185 Allah'ın göklerdeki ve yerdeki mülkiyet ve tasarrufuna, Allah'ın yaratmış olduğu herhangi bir şeye ve ecellerinin gerçekten yaklaşmış olması ihtimaline hiç bakmadılar mı? Artık bu Kur'ân'dan sonra başka hangi söze inanacaklar.
kimiWhoeversaptırırsa(is) let go astrayAllah(by) Allahartık olmazthen (there is) noyol gösterenguideonun içinfor himve bırakır onlarıAnd He leaves themiçindeinazgınlıklarıtheir transgressionbocalayıp dururlarwandering blindly
🇹🇷 7:186 Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.
sana soruyorlarThey ask yousa'at(in)denaboutkıyamet saatithe Hourne zaman (diye)when will begelip çatmasıits appointed timede kiSayancakOnlyonun bilgisiits knowledgeyanındadır(is) withRabbiminmy LordOnu açığa çıkaramazno (one)onu açığa çıkarabilircan reveal [it]tam zamanındaits timebaşkasıexceptO'ndanHimO ağır gelmiştirIt lays heavilygöklere deingöklerthe heavensyere deand the earthO size gelmezNotsize gelir miwill it come to youancakbutansızınsuddenlysana soruyorlarThey ask yousanki senas if youbiliyormuşsun(were) well informedonuabout itde kiSaymuhakkakOnlyonun bilgisiits knowledgeyanındadır(is) withAllah'ınAllahfakatbutçoğumostinsanların(of) the peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 7:187 Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
de kiSaydeğilimNotben sahipI have powerkendimefor myselfbir faydaya(to) benefitne deand nobir zarara(power to) harmbaşkaexceptdilediğindenwhatdilerwillsAllah'ınAllaheğerAnd ifbilseydimI wouldbilirlerknowgaybı(of) the unseenelbete çok elde ederdimsurely I could have multipliedhayır (mal ve mülk)ofiyilikthe goodbana dokunmamıştırand notbana dokunurdu(could) have touched mekötülükthe evilbenNotben miyim(am) Isadeceexceptbir uyarıcıa warnerve müjdeleyiciyimand a bearer of good tidingsbir kavim içinto a peopleinananwho believe
🇹🇷 7:188 De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.
O'durHeki(is) the One Whosizi yarattıcreated younefistenfrombir cana soulbir teksingleve var etiand madeondanfrom iteşiniits mate(gönlü) sukün bulsun diyethat he might liveonunlawith herne zaman kiAnd wheneşini sarıp örtüncehe covers her(eşi) yüklendishe carriesbir yüka burdenhafiflightgezdirdiand continuesonuwith itne zaman kiBut when(yükü) ağırlaşıncashe grows heavyikisi beraber du'a ettilerthey both invokeAllah'aAllahRableritheir LordeğerIfbize verirsenYou give usiyi güzel (bir çocuk)a righteous (child)elbette oluruzsurely we will beşükredenlerdenamongşükredenlerthe thankful
🇹🇷 7:189 Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağız."
fakat ne zamanBut when(Allah) verdi onlaraHe gives themiyi güzel (bir çocuk)'a good, (child)başladılarthey makeO'nafor Himortaklar koşmağapartnersşeydein whatkendilerine verdiğiHe has given themoysa yücedirBut exaltedAllah(is) Allahşeylerdenabove whatonların ortak koştuklarıthey associate (with Him)
🇹🇷 7:190 Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.
ortak mı koşuyorlar?Do they associateşeyleriwhatyaratmayan(can) notyaratırcreatehiçbir şeyanythingve kendileriand theyyaratılanare created
🇹🇷 7:191 Hiçbir şey yaratmayan ve kendileri yaratılmış olan putları mı Allah'a ortak ediyorlar, ona eş koşuyorlar?
güçleri yetmezAnd notgüç yetirirlerthey are ableonlarato (give) themyardım etmeyeany helpne deand notkendilerinethemselvesyardım edebilirlercan they help
🇹🇷 7:192 Bu putlar, ne o tapınanlara, ne de kendi kendilerine yardım edebilirler.
şayetAnd ifonları çağırsanızyou call themdoğru yolatohidayetthe guidancesize uymazlarnotsana uyarlar mıwill they follow youbirdir(It is) samesizin içinfor youonları çağırmanızwhether you call themya daorsizinyoususmanızremain silent
🇹🇷 7:193 Eğer siz onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark etmez.
şüphesizIndeedkimselerthose whomyalvardıklarınızyou callbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahkullardır(are) slavessizler gibilike youçağırın onları daSo invoke themcevap versinlerand let them respondsizeto youeğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 7:194 Allah'ı bırakıp taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda doğru iseniz haydi onları çağırın da size cevap versinler.
onların var mı?Are for themayaklarıfeetyürüyecekleri(to) walkonunlawith [it]yadaorvar mı?for themellerihandstutacakları(to) holdonunlawith [it]yoksaorvar mı?for themgözlerieyesgörecekleri(to) seeonunlawith [it]yahutormı var?for themkulaklarıearsişitecekleri(to) hearonunlawith [it]de kiSayçağırınCallortak(koştuk)larınızıyour partnerssonrathenbana tuzak kurunscheme against mehiçand (do) notgöz açtırmayın banagive me respite
🇹🇷 7:195 Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve elinizden gelirse göz açtırmayın."
muhakkakIndeedbenim velimmy protectorAllah'tır(is) Allaho kithe One WhoindirdirevealedKitabıthe Bookve OAnd Heyönetirprotectsiyilerithe righteous
🇹🇷 7:196 "Zira benim velim, o kitabı indiren Allah'tır. Ve O, salih kullarına sahip çıkar."
kimseler iseAnd those whomyalvardıklarınızyou invokeO'ndan başkafromO'ndan başkabesides Himgüçleri yetmeznotgüç yetirirlerthey are ablesize yardım etmeye(to) help youne deand notkendilerinethemselvesyardım edebilirlercan they help
🇹🇷 7:197 "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız ise ne size yardım edebilirler, ne de kendi kendilerine yardımları dokunur."
eğerAnd ifonları çağırsanızyou call themhidayetetohidayetthe guidanceişitmezlernotetmezler mido they notve görürsünAnd you see thembaktıklarınılookingsanaat youoysa onlarbut they görmezlernotgörmüyorlar mı(do) they see
🇹🇷 7:198 "Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler.
alHoldaffı(to) forgivenessemretand enjoiniyiliğithe goodyüz çevirand turn awaycahillerdenfromcahillerthe ignorant
🇹🇷 7:199 Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
ne zamanAnd ifseni dürtüklersean evil suggestion comes to youşeytandanfromşeytan[the] Shaitaanbir kötü düşünce[an evil suggestion]hemen sığınthen seek refugeAllah'ain Allahçünkü OIndeed, Heişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 7:200 Eğer şeytandan bir vesvese, bir gıcık gelirse hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki, Allah hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir.
şüphesizIndeedkimselerthose who(Allah'tan) korkanlarfear (Allah)zamanwhenkendilerine dokunduğutouches thembir vesvesean evil thoughtşeytandanfromşeytanthe Shaitaandüşünürlerthey remember (Allah)ve o zamanand thenonlarthey(gerçeği) görürler(are) those who see (aright)
🇹🇷 7:201 Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlar.
kardeşleri iseBut their brothersonları çekerlerthey plunge themiçineinazgınlığınthe errorsonrathenhiçnotyakalarını bırakmazlarthey cease
🇹🇷 7:202 Şeytanların kardeşlerine gelince, onlar öbürlerini sapıklığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
zamanAnd whenonlara getirmediğinnotonları getirirsinizyou bring thembir ayeta Signderlerthey saykeşkeWhy (have) notbunu da derleseydin yayou devised itde kiSayben ancakOnlyuyuyorumI followşeyewhatvahyolunanais revealedbanato meRabbimdenfromRabbimmy Lordbu (Kur'an)This (is)basiretlerdirenlightenmentRabbinizdenfromRabbinyour Lordve yol göstericidirand guidanceve rahmettirand mercybir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 7:203 Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettir.
zamanAnd whenokunduğuis recitedKur'anthe Qurandinleyinthen listenonuto itve susunand pay attentionumulur ki sizeso that you maymerhamet olunurreceive mercy
🇹🇷 7:204 Kur'ân okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.
ve hatırlaAnd rememberRabbiniyour Lordiçindeninkendinyourselfyalvararakhumblyve korkarakand (in) fearve olmayanand withoutyüksekthe loudnessbir sesleofkelimeler[the] wordssabahin the morningsve akşamand (in) the eveningsolmaAnd (do) notolbegafillerdenamonggafillerthe heedless
🇹🇷 7:205 Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gafillerden olma.
şüphesizIndeedolanlarthose whoyanında(are) nearRabbininyour Lordbüyüklenmezlernotkibirle yüz mü çeviriyorlar(do) they turn away in prideO'na kulluktanfromO'na ibadetHis worshipve O'nu tesbih ederlerAnd they glorify Himve O'naand to Himsecde ederlerthey prostrate
🇹🇷 7:206 Zira Rabbinin katında olanlar, Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, şanını ulularlar ve yalnızca O'na secde ederler.
Mahmoud Khalil Al-Husary