dedilerBoth of them saidRabbimizOur Lordbiz zulmettikwe have wrongedkendimizeourselvesve eğerand ifbağışlamazsannotbağışlarsınYou forgivebizi[for] usve bize acımazsanand have mercy (on) usmuhakkak oluruzsurely, we will beziyana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 7:23 Dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!"
buyurdu(Allah) saidininGet downbır kısmınızsome of youdiğerinizeto some othersdüşman olarak(as) enemysizin içindirAnd for youyeryüzündeinyeryüzüthe earthyerleşme(is) a dwelling placeve geçinmeand livelihoodkadarforbir süreyea time
🇹🇷 7:24 (Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
dediHe saidoradaIn ityaşayacaksınızyou will liveve oradaand in itöleceksinizyou will dieve yine oradanand from itçıkarılacaksınızyou will be brought forth
🇹🇷 7:25 "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve yine oradan (dirilip) çıkarılacaksınız!" dedi.
Ey oğullarıO ChildrenAdem(of) AdammuhakkakVerilyindirdikWe have sent downsizeto yougiysiclothingörtecekit coversçirkin yerleriniziyour shameve süslenecek elbiseand (as) an adornmentve giysisiBut the clothingtakva(of) [the] righteousness buthaten iyisidir(is) bestişte bu(nlar)Thatayetlerindendir(is) fromayetler(the) SignsAllah'ın(of) Allahbelkiso that they maydüşünüp öğüt alırlarremember
🇹🇷 7:26 Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.
Ey oğullarıO ChildrenAdem(of) Adamsizi bir belaya düşürmesin(Let) notsizi ayartırtempt youşeytan[the] Shaitaangibiasçıkardığıhe drove outana babanızıyour parentscennettenfromcennetParadisesoyarakstrippingonlarınfrom both of themelbiselerinitheir clothingonlara göstermek içinto show both of themçirkin yerlerinitheir shamemuhakkakIndeed, hesizi görürlersees you oheve kabilesiand his tribeyerdenfromneredewheresizin onları göremeyeceğiniznotonları görürsünyou see themmuhakkakIndeedbiz yaptıkWe have madeşeytanlarıthe devilsdostlarıfriendskimselerinof those whoinanmayan(ların)(do) notzamanbelieve
🇹🇷 7:27 Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık.
ve zamanAnd whenonlar yaptıklarıthey dobir kötülükimmoralitydedilerthey saybuldukWe foundbu (yolda)on itbabalarımızıour forefathersAllahand Allahbize emretti(has) ordered usbunuof itdeSaymuhakkakIndeedAllahAllahemretmez(does) notemrederlerorderkötülüğüimmoralitymi söylüyorsunuz?Do you saykarşıaboutAllah'aAllahşeyleriwhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 7:28 Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." derler. De ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
de kiSayemretti(Has been) orderedRabbim(by) my Lordadaletijusticeve O'na doğrultunand setyüzleriniziyour facesherathereverymesciddemasjidve O'na yalvarınand invoke Himhas kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religiongibiAsilkin sizi yarattığıHe originated youO'na döneceksiniz(so) will you return
🇹🇷 7:29 De ki: "Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
bir topluluğuA groupdoğru yola ilettiHe guidedve bir topluluğa daand a grouphak oldudeserved üzerlerine[on] theysapıklıkthe astrayingçünkü onlarIndeed, theytuttulartakeşeytanlarıthe devilsdostlar(as) alliesbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahve sanıyorlarwhile they thinkkendilerinin dethat theydoğru yolda olduklarını(are the) guided-ones
🇹🇷 7:30 (O) bir topluluğu doğru yola iletti, bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar, şeytanları Allah'tan başka dostlar tuttular ve kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
Mahmoud Khalil Al-Husary