بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
hamd olsunAll praisesAllah'a(be) to Allahyoktan var edenOriginatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earthyapan(Who) makesmeleklerithe Angelselçilermessengerssahibihaving wingskanatlarhaving wingsikişertwove üçeror threeve dörderor fourartırırHe increasesyaratmadainyaratmathe creationne kadarwhatdilerseHe willsşüphesizIndeedAllahAllahher(is) onhereveryşeyithingyapabilendirAll-Powerful
🇹🇷 35:1 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir.
ne kiWhat(Allah) açarAllah grantsAllahAllah grantsinsanlar içinto mankindrahmettenofrahmetMercyolamazthen nonetutan(can) withholdonuitve ne kiAnd what(Allah) tutarHe withholdsolmazthen nonesalıverecek(can) releaseonuitO'ndan sonrathereafterondan sonrathereafterve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 35:2 Allah, insanlara rahmetinden neyi açarsa artık onu tutacak, kısacak olan yoktur. Her neyi de tutar kısarsa, onu da, ondan sonra salacak yoktur. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
eyOinsanlarmankindhatırlayınRememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youvar mı?Ishiç(there) anyyaratıcıcreatorAllahtan başkaother (than) AllahAllah'tan başkaother (than) Allahsize rızık verecekwho provides for yougöktenfromgökthe skyve yerdenand the earthyoktur(There is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHenasıl oluyor da?Then, howçevriliyorsunuz(are) you deluded
🇹🇷 35:3 Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah'tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O'ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?
ve eğerAnd ifseni yalanlıyorlarsathey deny youelbettethen certainlyyalanlanmıştırwere deniedelçiler (de)Messengerssenden öncekibefore yousenden öncebefore youveAnd toAllah'aAllahdöndürülecektirreturnbütün işlerthe matters
🇹🇷 35:4 Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa, senden önce birçok peygamberler de yalanlandılar. Bütün işler Allah'a döndürülür.
eyOinsanlarmankindelbetteIndeedva'di(the) promiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) trueaslaSo (let) notsizi aldatmasındeceive youhayatıthe lifedünya(of) the worldveand (let) notsizi aldatmasındeceive youAllah ileabout Allaho aldatıcıthe Deceiver
🇹🇷 35:5 Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.
şüphesizIndeedşeytanthe Shaitaansize(is) to youdüşmandıran enemysiz de onu edininso take himdüşman(as) an enemyşüphesiz oOnlyçağırırhe invitestaraftarlarınıhis partyolmağathat they may behalkındanamongashabı(the) companionsalevli ateşin(of) the Blaze
🇹🇷 35:6 Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman tutun. O etrafına toplanan taraftarlarını ancak cehennemliklerden olsunlar diye davet eder.
kimselerThose whoinkar eden(ler)disbelieveonlar için vardırfor thembir azab(will be) a punishmentçetinseverekimseler iseand thoseinanan(lar)who believeve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsonlara vardırfor themmağfiret(will be) forgivenessve bir mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 35:7 İnkâr edenler için şiddetli bir azab vardır. İman edip salih amel işleyenler için de bir bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır.
kimse (de) mi?Then is (he) who süslendirilenis made fair-seemingkendisineto himkötü(the) evilişi(of) his deed ve onu görenso that he sees itgüzel(as) goodşüphesizFor indeedAllahAllahsapıklık içinde bırakırlets go astraykimseyiwhomdilediğiHe willsve yola iletirand guideskimseyiwhomdilediğiHe willsaslaSo (let) notgitmesingo outcanınyour soulonlar içinfor themhasretlere(in) regretsşüphesizIndeedAllahAllahbiliyor(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 35:8 Ya kötü ameli kendisine allanmış pullanmış da onu güzel görmüş olan kimse de mi (iman edip salih amel işleyenler gibi olacak)? Şüphe yok ki Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de doğru yola çıkarır. O halde canın onlara karşı hasretlerle (üzüntülerle) sıkılıp gitmesin. Çünkü Allah, onların bütün yaptıklarını bilir.
Allah'tır kiAnd Allahgönderir(is) the One Whogönderirsendsrüzgarlarıthe windsve kaldırırso that they raisebir bulut(the) cloudsböylece onu sürerizand We drive thembir ülkeyetobir yera landölüdeadve diriltirizand We reviveonunlatherewithyerithe earthsonraafteröldüktenits deathişte böyledirThusdiriltme(will be) the Resurrection
🇹🇷 35:9 Rüzgârları gönderip bir bulut kaldıran da Allah'tır. Derken biz o (bulutu) ölmüş bir beldeye sevketmişizdir. Böylece yeryüzüne ölmünden sonra onunla hayat veririz. İşte o dirilme de böyledir.
kimWhoeverise[is] desiresistiyor[is] desiresşerefthe honorAllah'ındırthen for Allahşeref(is) the HonortamamenallO'naTo Himçıkarascendssözthe wordsgüzelgoodve ameland the deediyirighteousonu yükseltirraises it(gelince)But those whotuzak kuranlaraplotkötü şeylerithe evilonlar için vardırfor thembir azab(is) a punishmentçetinsevereve tuzağıand (the) plottingonların(of) those oitbozulacaktır(will) perish
🇹🇷 35:10 Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah'ındır. O'na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur.
ve AllahAnd Allahsizi yarattıcreated youtopraktanfromtoprakdustsonrathennutfe(sperm)denfrombir nutfea semen-dropsonrathensizi yaptıHe made youçift çiftpairsgebe kalamazAnd notgebe kalırconceiveshiçbiranydişifemaleveand notdoğuramazgives birthdışındaexceptO'nun bilgisiwith His knowledgeve verilmezAnd notömüris granted lifehiçbiranycanlıyaaged personveand notazaltılmazis lessenedonun ömründenfromhayatıhis life(yazılmadıkça)butKitapta(is) inbir kayıta RegisterşüphesizIndeedbuthatgöreforAllah'aAllahkolaydır(is) easy
🇹🇷 35:11 Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah'a göre kolaydır.
ve olmazAnd noteşitare alikeiki denizthe two seasşuThistatlıdır(is) freshsusuzluğu kesersweet(boğazdan) kayarpleasantiçimiits drinkşu daand thistuzludursaltyacıdır(and) bitterveAnd fromhepsindeneachyersinizyou eatetmeattazefreshve çıkarırsınızand you extractsüsornamentstakındığınızyou wear themve görürsünand you seegemilerinthe shipsoradain it(denizi) yarıp gittiğinicleavingpayınızı aramanız içinso that you may seeklutfundanofO'nun lütfuHis Bountyve umulur kiand that you mayşükredersinizbe grateful
🇹🇷 35:12 Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.
sokarHe causes to entergeceyithe nightiçinein (to)gündüzünthe dayve sokarand He causes to entergündüzüthe dayiçinein (to)geceninthe nightve buyruğu altına almıştırand He has subjectedgüneşithe sunve ayıand the moonher birieachakıp giderrunningbir süreye kadarfor a termbelirtilmişappointedişte budurThat (is)AllahAllahRabbinizyour LordO'nundurfor Himmülk(is) the DominionyalvardıklarınızAnd those whomyalvarırsınızyou invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himdeğillerdirnotsahipthey possessbir çekirdek zarına bileevenhurma çekirdeğinin zarı kadar(as much as) the membrane of a date-seed
🇹🇷 35:13 O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdek zarını bile idare edemezler.
eğerIfonları çağırsanızyou invoke themişitmezlernotişitirlerthey hearsizin çağırmanızıyour callşayetand ifişitseler bilethey heardcevap veremezlernotcevap verirlerdithey (would) respondsizeto youve günüAnd (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectioninkar ederlerthey will denysizin ortak koşmanızıyour associationveAnd nonehiç kimse sana haber veremezcan inform yougibilikeherşeyi bilen(the) All-Aware
🇹🇷 35:14 Kendilerine dua ederseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size cevabını veremezler. Kıyamet günü de kendilerini Allah'a ortak koştuğunuzu inkâr ederler. Sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi bir haber veren olmaz.
eyOinsanlarmankindsizYoumuhtaçsınız(are) those in needAllah'aofAllahAllahAllah isewhile AllahO'durHezengin olan(is) Free of needve hamde layık olanthe Praiseworthy
🇹🇷 35:15 Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.
eğerIfdileseHe willssizi götürürHe (can) do away with youve getirirand bringbir halkin a creationyeninew
🇹🇷 35:16 Eğer O dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.
ve değildir'And notbuthatüzerine(is) onAllahAllahzorludifficult
🇹🇷 35:17 Ve bu, Allah'a göre zor bir şey değildir.
veAnd notçekmezwill bearhiçbir günahkarbearer of burdensgünahınıburdenbaşkasının(of) anotherve eğerAnd if(başkalarını) çağırsacallsyükü ağır gelen kimsea heavily ladenonu taşımak içintoyükünü (taşır)(carry) its loadtaşınmaznottaşınacakwill be carriedondan (yükünden)of ithiçbir şeyanythingve şayeteven if(dahi) olsahe beakrabasınear of kinakrabasınear of kinsen ancakOnlyuyarırsınyou can warnkorkanlarıthose whokorkarlarfearRablerindentheir Lord görmedenunseenve kılanlarıand establishnamazıthe prayerve kimAnd whoeverma'nen arınıp yücelirsepurifies himselfşüphesizthen onlyarınmış olurhe purifieskendi yararınafor his own selfveAnd toAllah'adırAllahdönüş(is) the destination
🇹🇷 35:18 Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır.
ve değildirAnd noteşitequalkörle(are) the blindgörenand the seeing
🇹🇷 35:19 Ne kör ile gören eşit olur,
ve değildirAnd notkaranlıklarthe darkness[es]ve ne deand notaydınlık[the] light
🇹🇷 35:20 Ne de karanlıklar ile aydınlık,
ve değildirAnd notgölge (ile)the shadeve ne deand notsıcaklıkthe heat
🇹🇷 35:21 Ve ne de gölge ile sıcaklık.
ve olmazAnd noteşitequaldirilerle(are) the livingveand notölülerthe deadşüphesizIndeedAllahAllahişittirircauses to hearkimseyewhomdilediğiHe willsyoksa değilsinand notsenyouişittirecekcan make hearkimselere(those) whoiçindeki(are) inkabirlerthe graves
🇹🇷 35:22 Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
değilsinNotsenyou (are)başkabutuyarıcı(dan)a warner
🇹🇷 35:23 Sen sadece bir uyarıcısın.
şüphesiz bizIndeed, Weseni gönderdik[We] have sent yougerçek ilewith the truthmüjdeleyici(as) a bearer of glad tidingsve uyarıcıand (as) a warnerve yokturAnd nothiçbir(was) anymilletnationolmayanbut(gelip) geçmişhad passediçindewithin itbir uyarıcıa warner
🇹🇷 35:24 Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.
ve eğerAnd ifseni yalanlıyorlarsathey deny youelbettethen certainlyyalanlamışlardıdeniedkimseler dethose whobunlardan önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlara getirmişlerdiCame to themelçileritheir Messengersaçık kanıtlarwith clear signsve sahifelerand with Scripturesve Kitapand with the Bookaydınlatıcı[the] enlightening
🇹🇷 35:25 Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Onlara peygamberleri mucizelerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.
sonraThenben de yakaladımI seizedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievednasıl?and howolduwasbenim inkarımMy rejection
🇹🇷 35:26 Sonra ben o inkâr edenleri tutup yakaladım. O zaman beni inkâr etmek nasıl oldu?
görmedin miDo notgörürsünyou seeelbettethatAllahAllahindirdisends downgöktenfromgökthe skysuwaterböylece çıkardıkthen We bring forthonunlatherewithmeyvalarfruitsçeşit çeşit(of) variousrenkleri[their] colorsveAnd indağlardanthe mountainsyollar(are) tractsbeyazwhiteve kırmızıand reddeğişik(of) variousrenklerde[their] colorsve simsiyahand intensely blackkaraand intensely black
🇹🇷 35:27 Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.
insanlardan vardırAnd amongerkeklermenve hayvanlardanand moving creaturesve davarlardanand the cattletürlü(are) variousrenkte olanlar[their] colorsböylelikewiseancakOnly(gereğince) korkarfearAllah'tanAllahiçindenamongkullarıHis slavesbilginlerthose who have knowledgeşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstündür(is) All-Mightyçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 35:28 Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.
şüphesizIndeedkimselerthose whookuyan(lar)reciteKitabını(the) BookAllah'ın(of) Allahve kılanlarand establishnamazıthe prayerve infak edenlerand spendverdiğimiz rızıktanout of whatonları rızıklandırdıkWe have provided themgizlisecretlyve açıkand openlyumarlarhopebir ticaret(for) a commerce aslaneverbatmayacakit will perish
🇹🇷 35:29 Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.
onlara tam ödesin diyeThat He may give them in fullücretlerinitheir rewardsve fazlasını vermesi içinand increase for themlutfundanofO'nun lütfuHis Bountyçünkü OIndeed, Heçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok karşılık verendirMost Appreciative
🇹🇷 35:30 Çünkü Allah mükafatlarını kendilerine tamamen ödedikten başka, lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Çünkü O çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir.
vahyettiğimizAnd (that) whichindirdikWe have revealedsanato youKitaptanofKitapthe BookOitgerçektir(is) the truthdoğrulayanconfirmingkendinden öncekiniwhat (was)ondan öncebefore itkendinden öncekinibefore itşüphesizIndeedAllahAllahkullarınıof His slaveshaber alandırsurely, (is) All-AwaregörendirAll-Seer
🇹🇷 35:31 Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdik edici olmak üzere bir haktır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hallerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
sonraThenmiras verdikWe caused to inheritKitabıthe Bookseçtiklerimizethose whomseçtikWe have chosen(arasın)danofkullarımızOur slavesonlardan kimiand among themzulmedendir(is he) who wrongsnefsinehimselfve kimiand among themorta gidendir(is he who is) moderateve kimi deand among themöne geçendir(is he who is) foremosthayırlardain good deedsizniyleby permissionAllah'ın(of) Allahişte budurThatOislutufthe Bountybüyükthe great
🇹🇷 35:32 Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.
cennetleriGardensAdn(of) Eternityoraya girerlerthey will enter themtakınırlarThey will be adornedoradathereinbileziklerwithbileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldve inci(ler)and pearlsve giysileriand their garmentsoradathereinipektir(will be of) silk
🇹🇷 35:33 Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir.
ve dediler kiAnd they (will) sayhamdolsunAll praisesAllah'a(be) to Allahgiderenthe One Whogiderdi(has) removedbizdenfrom ustasayıthe sorrowdoğrusuIndeedRabbimizour Lordçok bağışlayandır(is) surely Oft-Forgivingçok karşılık verendirMost Appreciative
🇹🇷 35:34 Onlar orada şöyle derler: "Hamd olsun Allah'a, bizden o üzüntüyü giderdi. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir."
O (Rab) kiThe One Whobizi kondurduhas settled usyurda(in) a Homedurulacak(of) Eternitylutfuyla(out) ofO'nun lütfuHis BountyaslaNotbize dokunmaztouches usoradathereinbir yorgunlukany fatigueve ne deand notbize dokunmaztouchesoradathereinbir usançweariness
🇹🇷 35:35 "Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir."
veAnd those whoinkar edenlerdisbelieveonlara vardırfor themateşi(will be the) Firecehennem(of) HellhükmedilmezNothükmedildiis decreedonlarafor themölsünlerthat they dieveand nothafifletilmezwill be lightenedonlardanfor themonun azabıofazabıits tormentişte böyleThuscezalandırırızWe recompensehereverynankörüungrateful one
🇹🇷 35:36 İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.
ve onlarAnd theyferyadederlerwill cryoradathereinRabbimizOur Lordbizi çıkarBring us outyapalımwe will doiyi işlerrighteous (deeds)başka olarakother thanolduğumuz(that) whichidikwe usedyapmış(to) dosizi yaşatmadık mı?Did notsize yeterince ömür vermedik miWe give you life long enoughöğüt alacağı kadarthatöğüt alırlar(would) receive admonitionoradathereinkimseninwhoeveröğüt alacakreceives admonitionve size geldiAnd came to youuyarıcıthe warneröyle ise (azabı) tadınSo tasteartık yokturthen notzalimlerin(is) for the wrongdoershiçbiranyyardımcısıhelper
🇹🇷 35:37 Onlar, orada şöyle feryad ederler: "Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yapageldiklerimizden başka salih bir amel yapalım." (Onlara): "Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O halde azabı tadın. Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur." (denir).
şüphesizIndeedAllahAllahbilendir(is the) Knowergaybını(of the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthşüphesiz OIndeed, Hebilir(is the) All-Knowerözünüof what (is) in the breastsgöğüslerinof what (is) in the breasts
🇹🇷 35:38 Şüphe yok ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Elbette o, sinelerin içinde olanları da bilir.
O'durHesizi yapan(is) the One Whosizi yaptımade youhalifeler (yöneticiler)successorsyeryüzündeinyeryüzüthe earthartık kimAnd whoevernankörlük edersedisbelieveskendi zararınadırthen upon himnankörlüğü(is) his disbeliefveAnd notartırmazincreasekafirlerinthe disbelieversküfrütheir disbeliefyanındanearRableritheir Lordbaşka bir şeyexceptgazabdan(in) hatredve ne deand notartırmaz;increasekafirlerinthe disbelieversküfrütheir disbeliefbaşka bir şeyexceptziyandan(in) loss
🇹🇷 35:39 Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Artık kim küfrederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfürleri, Rablerinin katında kendilerine buğzdan başka bir şey artırmaz, kâfirlerin küfürleri kendilerine zarardan başka bir şey artırmaz.
de kiSaysiz gördünüz mü?Have you seenortaklarınızıyour partnersyalvardığınızthose whomçağırırsınızyou callbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahbana gösterinShow Mehangi şeyi?whatyarattılarthey have createdyerdenfromyeryüzüthe earthyoksaoronların var (mı?)for themortaklıkları(is) a sharegöklerdeingöklerthe heavensyoksaOrbiz onlara verdik dehave We given thembir Kitapa Bookonlar daso theyüzerindeler(are) onbir delila clear proofondantherefromhayırNayva'detmiyorlarnotvaatpromiseo zalimlerthe wrongdoersbirbirlerinesome of thembirbirlerine(to) othersbaşka bir şeyexceptaldatmakdandelusion
🇹🇷 35:40 De ki: "Gördünüz ya, Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz ortaklarınızı! Gösterin bana, yer yüzünden neyi yaratmışlardır?" Yoksa onların gök yüzünde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz kendilerine bir kitap vermişiz de ondan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır o zalimler, birbirlerine aldatmadan başka bir vaadde bulunmuyorlar.
şüphesizIndeedAllahAllahtutmaktadırupholdsgöklerithe heavensve yeriand the earthyıkılmamaları içinlestvazgeçerlerthey ceaseandolsunAnd ifikisi yıkılsathey should ceaseonları tutamaznotonları tutabilircan uphold themhiçanykimseoneondan sonraafter HimO'ndan sonraafter Himşüphesiz OIndeed, Hehalimdirisçok halîmMost Forbearingçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 35:41 Doğrusu gökleri ve yeri yok oluvermekten, Allah tutuyor. Andolsun ki eğer yok oluverirlerse, onları O'ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O, çok yumuşak davranır, çok bağışlayıcıdır.
ve yemin ettilerAnd they sworeAllah'aby Allahbütün gücüyle(the) strongestyeminlerinin(of) their oathsandolsun eğerthat ifkendilerine gelirsecame to thembir uyarıcı (peygamber)a warnerolacaklarınasurely, they would bedaha çok doğru yoldamore guidedherbirthanhiçbiranymilletten(of) the nationsfakatBut whengelincecame to themuyarıcıa warneronların arttırmadınotonları artırdıit increased thembaşka bir şeybutnefretten(in) aversion
🇹🇷 35:42 Olanca güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi ki, kendilerine uyarıcı bir peygamber gelirse, mutlaka ilerideki ümmetlerin herhagi birinden daha doğru yolda olacaklardı. Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntüleriniartırdı.
büyüklük taslama(larını)(Due to) arroganceyeryüzündeinyerthe landve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)and plottingkötü(of) the eviloysabut notdolanmazencompassestuzakthe plotkötü(of) the evilbaşkasınaexceptsahibi(nden)its own peoplebekliyorlar-mı?Then dobekliyorlarthey waithariçexceptyasasından(the) wayöncekilerin(of) the former (people)halbukiBut neverbulamazsınyou will findyasasındain (the) wayAllah'ın(of) Allahbir değişmeany changeveand neverbulamazsınyou will findyasasındain (the) wayAllah'ın(of) Allahbir sapmaany alteration
🇹🇷 35:43 (Bu da) yeryüzünde bir kibirlenme ve bir suikast düzenidir. Halbuki fena düzen ancak sahibinin başına geçer. O halde öncekilerin kanunundan başka ne gözetiyorlar? Sen Allah'ın sünnetinde asla bir değişme bulamazsın. Sen Allah'ın sünnetinde asla bir başkalaşma da bulamazsın.
hiç gez(ip dolaş)madılar mı?Have they notyolculuk ettilertraveledyeryüzündeinyerthe landgörsünlerand seennasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) those whokendilerinden önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlar idilerAnd they weredaha güçlüstrongerbunlardanthan themkuvvet bakımından(in) powerve yokturBut notAllah'ıisAllahAllahengelleyecekthat can escape (from) Himhiçbiranyşeythinggöklerdeingöklerthe heavensve yokturand notyerdeinyeryüzüthe earthşüphesiz OIndeed, Hebilendirisher şeyi bilenAll-KnowergüçlüdürAll-Powerful
🇹🇷 35:44 Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır.
ve eğerAnd ifcezalandıracak olsaydıAllah (were to) punishAllahAllah (were to) punishinsanlarıthe peopleyüzündenfor whatyaptıkları işlerthey have earnedbırakmazdınotbırakırdıHe would leaveüzerinde (yeryüzünde)ononun sırtıits backhiçbiranycanlıcreaturefakatButonları erteliyorHe gives them respitekadartillbir süreyea termbelirtilmişappointedzamanAnd whengeldiğicomessüreleritheir termkuşkusuzthen indeedAllahAllahkullarınıiskullarındanof His slavesgörmektedirAll-Seer
🇹🇷 35:45 Bununla beraber Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet ecelleri gelince gereğini yapar. Şüphe yok ki Allah, kullarını görmektedir.
Mahmoud Khalil Al-Husary