☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve değildirAnd noteşitequalkörle(are) the blindgörenand the seeing
🇹🇷 35:19 Ne kör ile gören eşit olur,
ve değildirAnd notkaranlıklarthe darkness[es]ve ne deand notaydınlık[the] light
🇹🇷 35:20 Ne de karanlıklar ile aydınlık,
ve değildirAnd notgölge (ile)the shadeve ne deand notsıcaklıkthe heat
🇹🇷 35:21 Ve ne de gölge ile sıcaklık.
ve olmazAnd noteşitequaldirilerle(are) the livingveand notölülerthe deadşüphesizIndeedAllahAllahişittirircauses to hearkimseyewhomdilediğiHe willsyoksa değilsinand notsenyouişittirecekcan make hearkimselere(those) whoiçindeki(are) inkabirlerthe graves
🇹🇷 35:22 Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
değilsinNotsenyou (are)başkabutuyarıcı(dan)a warner
🇹🇷 35:23 Sen sadece bir uyarıcısın.
şüphesiz bizIndeed, Weseni gönderdik[We] have sent yougerçek ilewith the truthmüjdeleyici(as) a bearer of glad tidingsve uyarıcıand (as) a warnerve yokturAnd nothiçbir(was) anymilletnationolmayanbut(gelip) geçmişhad passediçindewithin itbir uyarıcıa warner
🇹🇷 35:24 Muhakkak ki biz seni hak ile hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet de yoktur ki, içlerinde bir uyarıcı geçmiş olmasın.
ve eğerAnd ifseni yalanlıyorlarsathey deny youelbettethen certainlyyalanlamışlardıdeniedkimseler dethose whobunlardan önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlara getirmişlerdiCame to themelçileritheir Messengersaçık kanıtlarwith clear signsve sahifelerand with Scripturesve Kitapand with the Bookaydınlatıcı[the] enlightening
🇹🇷 35:25 Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Onlara peygamberleri mucizelerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitaplarla gelmişlerdi.
sonraThenben de yakaladımI seizedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievednasıl?and howolduwasbenim inkarımMy rejection
🇹🇷 35:26 Sonra ben o inkâr edenleri tutup yakaladım. O zaman beni inkâr etmek nasıl oldu?
görmedin miDo notgörürsünyou seeelbettethatAllahAllahindirdisends downgöktenfromgökthe skysuwaterböylece çıkardıkthen We bring forthonunlatherewithmeyvalarfruitsçeşit çeşit(of) variousrenkleri[their] colorsveAnd indağlardanthe mountainsyollar(are) tractsbeyazwhiteve kırmızıand reddeğişik(of) variousrenklerde[their] colorsve simsiyahand intensely blackkaraand intensely black
🇹🇷 35:27 Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.
insanlardan vardırAnd amongerkeklermenve hayvanlardanand moving creaturesve davarlardanand the cattletürlü(are) variousrenkte olanlar[their] colorsböylelikewiseancakOnly(gereğince) korkarfearAllah'tanAllahiçindenamongkullarıHis slavesbilginlerthose who have knowledgeşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstündür(is) All-Mightyçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 35:28 Yine insanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da türlü renklileri vardır. Kulları içinde Allah'tan ancak âlimler korkar. Şüphe yok ki Allah çok güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.
şüphesizIndeedkimselerthose whookuyan(lar)reciteKitabını(the) BookAllah'ın(of) Allahve kılanlarand establishnamazıthe prayerve infak edenlerand spendverdiğimiz rızıktanout of whatonları rızıklandırdıkWe have provided themgizlisecretlyve açıkand openlyumarlarhopebir ticaret(for) a commerce aslaneverbatmayacakit will perish
🇹🇷 35:29 Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.
onlara tam ödesin diyeThat He may give them in fullücretlerinitheir rewardsve fazlasını vermesi içinand increase for themlutfundanofO'nun lütfuHis Bountyçünkü OIndeed, Heçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok karşılık verendirMost Appreciative
🇹🇷 35:30 Çünkü Allah mükafatlarını kendilerine tamamen ödedikten başka, lütfundan onlara fazlasını da verecektir. Çünkü O çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir.