بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Yâ SînYa Seen
🇹🇷 36:1 Yâsîn.
Kur'an'a andolsunBy the Quranhikmetlithe Wise
🇹🇷 36:2 Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.
kuşkusuz senIndeed, yougönderilmiş elçilerdensin(are) amongelçilerthe Messengers
🇹🇷 36:3 Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin.
üzerindeOnbir yola PathdosdoğruStraight
🇹🇷 36:4 Dosdoğru bir yol üzerindesin.
indirdiği (üzerindesin)A revelationüstün olanın(of) the All-Mightyçok esirgeyeninthe Most Merciful
🇹🇷 36:5 Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
uyarman içinThat you may warnbir toplumua peopleuyarılmamışnotuyarıldılarwere warnedbabalarıtheir forefathersbu yüzden onlarso theygaflet içindedirler(are) heedless
🇹🇷 36:6 Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
andolsunCertainlyhak oldu(has) proved trueo sözthe wordüzerineupononların çoğumost of themartık onlarso theyinanmazlar(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 36:7 Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
elbette bizIndeed, Wegeçirdik[We] have placedonların boyunlarınaonboyunlarıtheir neckshalkalariron collarso (halkalar)and theyçenelere kadar dayanır(are up) toçenelerthe chinsbu yüzden onlarınso theykafaları kalkıktır(are with) heads raised up
🇹🇷 36:8 Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
ve kıldık (çektik)And We have madeönlerindenfromönündebefore/betweenönlerindentheir hands/their frontbir seda barrierveand fromarkalarındanbehind thembir seda barrierve onları kapattıkand We covered themartık onlarso theygörmezler(do) notgörürlersee
🇹🇷 36:9 Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
birdirAnd it (is) sameonlar içinto themuyarsan (da)whether you warn themyadaoruyarmasan (da)(do) notonları uyarwarn theminanmazlarnotiman edeceklerthey will believe
🇹🇷 36:10 Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
ancakOnlysen uyarabilirsinyou (can) warnkimseyi(him) whouyanfollowsZikrethe Reminderve korkanand fearsRahman'danthe Most Graciousgörmedenin the unseenişte öylesini müjdeleSo give him glad tidingsbir mağfiretleof forgivenessve bir mükafatlaand a rewardgüzelnoble
🇹🇷 36:11 Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
şüphe yokki bizIndeed, Webiz[We]diriltiriz[We] give lifeölüleri(to) the deadve yazarızand We recordşeyleri (işleri)whatöne sürdüklerithey have sent beforeve eserleriniand their footprintsve herand everyşeyithingayrıntılı kaydettikWe have enumerated itbir sicileinbir kayıta Registerapaçıkclear
🇹🇷 36:12 Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
ve anlatAnd set forthonlarato themmisal olarakan examplehalkını(of the) companionsşu kent(of) the cityzamanwhengeldiğicame to itelçilerthe Messengers
🇹🇷 36:13 Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
biz gönderdikWhengönderdikWe sentonlarato themiki (elçi)two (Messengers)onları yalanladılarbut they denied both of thembiz de destekledikso We strengthened themüçüncüsüylewith a thirddediler kiand they saidbiz elbetteIndeed, Wesizeto yougönderilen elçileriz(are) Messengers
🇹🇷 36:14 Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
dediler kiThey saiddeğilsinizNotsizyoubaşka bir şey(are) butinsandanhuman beingsbizim gibilike usveand notindirmemiştirhas revealedRahmanthe Most Gracioushiçbiranyşeythinghayır!Notsizyousadece(are) butyalan söylüyorsunuzlying
🇹🇷 36:15 Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
dediler kiThey saidRabbimizOur Lordbilir kiknowsbiz elbettethat wesizeto yougönderilmiş elçileriz(are) surely Messengers
🇹🇷 36:16 Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
ve yokturAnd notüzerimize düşen(is) on usbaşka bir şeyexceptduyurmaktanthe conveyanceaçıkçaclear
🇹🇷 36:17 "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
dediler kiThey saiddoğrusu bizIndeed, weuğursuzluğa uğradık[we] see an evil omensizin yüzünüzdenfrom youeğerIfvazgeçmezseniznotvazgeçersinizyou desistsizi mutlaka taşlarızsurely, we will stone youve size dokunurand surely will touch youbizdenfrom usbir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 36:18 Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
dediler kiThey saiduğursuzluğunuzYour evil omensizin kendinizdedir(be) with yousize öğüt verildiğiiçin mi?Is it becausesize öğüt veriliryou are admonishedhayırNaysizyoubir kavimsiniz(are) a peopleaşırı gidentransgressing
🇹🇷 36:19 Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
ve geldiAnd cameen uzak yerindenfromen uzak yer(the) farthest endkentin(of) the citybir adama mankoşarakrunningdediHe saidey kavmimO my PeopleuyunFollowelçilerethe Messengers
🇹🇷 36:20 O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
uyunFollowkimselere(those) whosizden istemeyen(do) notsenden isterlerask (of) youbir ücretany paymentve onlarand theydoğru yoldadırlar(are) rightly guided
🇹🇷 36:21 "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
veAnd whatben niçin?(is) for mekulluk etmeyeyim(that) notibadet ederimI worshipbeni yaratanathe One Whobeni yarattıcreated meve O'naand to Whomdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 36:22 "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
edinir miyim?Should I takeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides HimtanrılargodseğerIfbana dileseintends for meRahmanthe Most Graciousbir zarar vermekany harmsağlamaznotfayda verirwill availbana[from] meonların şefa'atitheir intercessionhiçbir (fayda)(in) anythingve aslaand notonlar beni kurtaramazlarthey (can) save me
🇹🇷 36:23 "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
şüphesiz benIndeed, Io takdirdetheniçinde olurumsurely would be inbir sapıklıkan errorapaçıkclear
🇹🇷 36:24 "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
şüphesiz benIndeed, Iinandım[I] have believedsizin Rabbinizein your Lordbeni dinleyinso listen to me
🇹🇷 36:25 "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
denilinceIt was saidgir!EntercenneteParadisededi kiHe saidey keşkeI wishkavmimmy peoplebilseydiknew
🇹🇷 36:26 (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
ne yüzdenOf howbağışladığınıhas forgivenbenimeRabbiminmy Lordve beni kıldığınıand placed meağırlananlardanamongikram olunanlarthe honored ones
🇹🇷 36:27 "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
23. Cüz
veAnd notbiz indirmedikWe sent downüzerineuponkavmininhis peopleondan sonraafter himondan sonraafter himhiçbiranyorduhostgöktenfromgökthe heavenveand notdeğildikwere Weindirici(to) send down
🇹🇷 36:28 Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
hayırNotolduit wassadecebutkorkunç gürültüa shoutbir tekonehementhen beholdonlarTheysönüverdiler(were) extinguished
🇹🇷 36:29 Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
ey (ah!) yazıkAlasşu kullaraforkullarthe servantsonlara gelmez kiNotonlara geldicame to themhiçbiranyelçiMessengermutlakabutonlarthey didonunlamock at himalay ederlerdimock at him
🇹🇷 36:30 Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seenicehow manyyok ettikWe destroyedkendilerinden öncebefore themnesillerdenofnesillerthe generationsonlarThat theykendilerineto thembir daha dönmezlerwill not returndönmezlerwill not return
🇹🇷 36:31 Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
ancakAnd surelyhepsiallzamanthentoplandığıtogetherhuzurumuzabefore Usgetirileceklerdir(will be) brought
🇹🇷 36:32 Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
ve bir ayettirAnd a Signonlar içinfor themtoprak(is) the earthölüdeadbiz onu dirilttikWe give it lifeve çıkardıkand We bring forthondanfrom itdanegrainve ondanand from ityiyorlarthey eat
🇹🇷 36:33 Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
ve yarattıkAnd We placedoradathereinbahçelerigardenshurmaofhurma ağaçlarıdate-palmsve üzümand grapevinesve akıttıkand We caused to gush forthoradain itçeşmelerdenofpınarlarthe springs
🇹🇷 36:34 Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
yemeleri içinThat they may eatonun ürünündenofmeyvesiits fruitveAnd notemeğindenmade itellerinintheir handshala şükretmiyorlar mı?So will notşükretmelerithey be grateful
🇹🇷 36:35 (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
ne yücedirGlory beO (Allah) ki(to) the One Whoyaratmıştırcreatedçiftleri(in) pairsbütünallbitirdiklerindenof whatbüyürgrowstoprağınthe earthveand ofkendilerindenthemselvesve nice şeylerdenand of whatbilmediklerinotbilirlerthey know
🇹🇷 36:36 Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
ve bir ayettirAnd a Signonlar içinfor themgece(is) the nightsoyup alırızWe withdrawondanfrom itgündüzüthe daybirdenThen beholdonlarTheykaranlıkta kalıverirler(are) those in darkness
🇹🇷 36:37 Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
ve güneşAnd the sunakıp giderrunskarar bulacağı yereto a term appointedkendininfor itbuThattakdiridir(is the) Decreeüstün olanın(of) the All-Mightyve bileninthe All-Knowing
🇹🇷 36:38 Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
ve ayaAnd the moon tayin ettikWe have ordained for itkonaklarphasesnihayetuntilbir hale geldiit returnshurma sapına benzerlike the date stalkeski kuru'the old
🇹🇷 36:39 Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
neNotgüneşthe sunmümkün oluris permittedona (aya)for it erişmesithatyetişirit overtakesayathe moonne deand notgecethe nightönüne geçebilir(can) outstripgündüzünthe dayve hepsibut allbir felekte (yörüngede)inbir yörüngean orbityüzmektedirlerthey are floating
🇹🇷 36:40 Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
🔬 İlim notu —
"Yüzer" (yesbehûn) fiili, gök cisimlerinin uzayda süzülen hareketini şaşırtıcı isabetle resmeder.
❝Ne güneş aya yetişebilir ne gece gündüzü geçebilir; her biri bir yörüngede yüzer.❞
"Yüzer" (yesbehûn) fiili, gök cisimlerinin uzayda süzülen hareketini şaşırtıcı isabetle resmeder.
ve bir ayetAnd a Signonlar içinfor themtaşımamızdır(is) thattaşıdıkWe carriedonların çoçuklarınıtheir offspringgemideingemithe shipdoluladen
🇹🇷 36:41 Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
ve yaratmamızdırAnd We createdkendilerinefor themonun gibifromonun benzerleri(the) likes of itşeylerwhatbineceklerithey ride
🇹🇷 36:42 Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
ve eğerAnd ifdilesekWe willonları (suda) boğarızWe could drown themolmazthen notimdad (eden)(would be) a responder to a cryonlarafor themve ne deand notonlartheykurtarılmazlarwould be saved
🇹🇷 36:43 Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
ancakExceptbir rahmet (vardır)(by) Mercybizdenfrom Usve yaşatmaand provisionkadarforbir süreyea time
🇹🇷 36:44 Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
ve zamanAnd whendendiğiit is saidonlarato themsakınınFearolanlardanwhatönünüzdeki(is) before youönünüzdeki(is) before youve olanlardanand whatarkanızdaki(is) behind youumulur kiso that you mayesirgenirsinizreceive mercy
🇹🇷 36:45 Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
zatenAnd notonlara gelmezcomes to themhiçbirofayeta Signayetlerindenfromayetler(the) SignsRabblerinin(of) their Lordolmadıklarıbutonlartheyondanfrom ityüz çevirmişturn away
🇹🇷 36:46 Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
ve zamanAnd whendendiğiit is saidonlarato theminfak edinSpendsize verdiği rızıktanfrom whatsize rızık verdi(has) provided youAllah'ınAllahderlerSaidnankörlerthose whoinkâr ettilerdisbelievedkimselereto those whoinanan(lara)believedbiz mi yedirelim?Should we feedkimseyewhomdilediği takdirdeifAllah dilediAllah willed Allah'ınAllah willed yedireceğiHe would have fed himhayırNotsiz(are) youdoğrusuexceptiçindesinizinbir sapıklıkan errorapaçıkclear
🇹🇷 36:47 Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
ve diyorlarAnd they sayne zaman?When (is)buthistehdid (ettiğiniz azab)promiseeğerifisenizyou aredoğru söylüyor(lar)truthful
🇹🇷 36:48 Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
beklemiyorlarNotbeklerlerthey awaitbaşka bir şeyexceptkorkunç sestena shoutbir tekoneansızın onları yakalarit will seize themve onlarwhile theyçekişip dururlarkenare disputing
🇹🇷 36:49 Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
artıkThen notgüçleri yetmezthey will be ablebir vasiyete(to) make a willne deand notailelerinetokavimleritheir peopledönmeyethey (can) return
🇹🇷 36:50 O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
ve üflendiAnd will be blownsur'a[in]sûrthe trumpetişteand beholdonlarTheykabirlerdenfromkabirlerthe gravesRablerinetoRableritheir Lordkoşuyorlar[they] will hasten
🇹🇷 36:51 Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
dedilerThey [will] sayeyvah bizeO woe to uskim?Whobizi kaldırdıhas raised usyattığımız yerdenfromuyuduğumuz yerour sleeping placeişte budurThis (is)şeyWhatva'dettiği(had) promisedRahman'ınthe Most Graciousdemek doğru söylemişand told (the) truthpeygamberlerthe Messengers
🇹🇷 36:52 Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
hayırNotolurit will besadecebutgürültüa shoutbir teksinglehemenso beholdonlarınTheyhepsiallhuzurumuzabefore Usgetirilirler(will be) brought
🇹🇷 36:53 Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
o günSo this Dayhaksızlık yapılmaznothaksızlığa uğratılırwill be wrongedhiç kimseyea soulhiçbir şekilde(in) anythingveand notsiz cezalandırılmazsınızyou will be recompenseddışındaexceptolduklarınızın(for) whatidinizyou used (to)yapmışdo
🇹🇷 36:54 Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
şüphesizIndeedhalkı(the) companionscennet(of) Paradiseo günthis Dayiçinde[in]bir meşguliyetwill be occupiedeğlenirler(in) amusement
🇹🇷 36:55 Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
kendileriTheyve eşleriand their spousesgölgelerdeingölgelershadesüzerineonkoltuklar[the] couchesyaslanmışlardırreclining
🇹🇷 36:56 Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
onlar için vardırFor themoradathereinmeyvalar(are) fruitsve onlar için vardırand for themher şey(is) whateveristediklerithey call for
🇹🇷 36:57 Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
selam (vardır)PeacesözleA wordRabdenfrombir Raba Lordçok esirgeyenMost Merciful
🇹🇷 36:58 (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
şöyle ayrılınBut stand apartbugüntodayeyO criminalssuçlularO criminals
🇹🇷 36:59 Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
ben and vermedim mi?Did notemrederimI enjoinsizeupon youey oğullarıO Children of AdamAdemO Children of AdamdiyeThattapmayın(do) notibadet edinworshipşeytanathe Shaitaanşüphesiz oindeed, hesizin(is) for youdüşmanınızdıran enemyapaçıkclear
🇹🇷 36:60 "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
veAnd thatbana tapınyou worship MebudurThisyol(is) a PathdoğruStraight
🇹🇷 36:61 "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
ve andolsunAnd indeedsaptırmıştıhe led astraysizdenfrom youkuşağıa multitudebirçokgreatolmaz mısınız?Then did notsenyoudüşünenlerdenuse reason
🇹🇷 36:62 Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
işteThis (is)cehennem(the) Hellkiwhichsizeyou wereva'dedilenpromised
🇹🇷 36:63 İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
oraya girin;Burn thereinbugüntodaydolayıbecauseinkarınızdanyou used toinkâr ederlerdisbelieve
🇹🇷 36:64 Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
o günThis DaymühürlerizWe will sealüzerini[on]ağızlarıtheir mouthsve bize söylerand will speak to Uselleritheir handsve şahidlik ederand will bear witnessayaklarıtheir feetnelerabout whatidiyselerthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 36:65 Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
ve eğerAnd ifdilesekWe willedsilerdikWe (would have) surely obliteratedüzerini[over]gözleritheir eyesve dökülürlerdithen they (would) raceyola(to find) the pathama nasıl?then howgörecekler(could) they see
🇹🇷 36:66 Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
ve eğerAnd ifdilesekWe willeddeğiştirip dondururduksurely, We (would have) transformed themonları oldukları yerdeinyerleritheir placesartıkthen notgüçleri yetmezthey would have been ableileri gitmeyeto proceedne deand notgeri dönmeyereturn
🇹🇷 36:67 Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
ve kimeAnd (he) whomuzun ömür versekWe grant him long lifeonu baş aşağı çeviririzWe reverse himyaratılışınıinyaratmathe creationakıllarını kullanmıyorlar mı?Then will notakıl ederlerthey use intellect
🇹🇷 36:68 Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
biz ona öğretmedikAnd notona öğrettikWe taught himşiir[the] poetryveand notyakışmaz dait is befittingonafor himhayırNotOitsadece(is) exceptbir öğüta Reminderve Kur'an'dırand a Quranapaçıkclear
🇹🇷 36:69 Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
uyarman içinTo warnkimseleri(him) whoolanisdirialiveve hak olsun diyeand may be proved true(azab) söz(ü)the Wordkarşıagainstinkar edenlerethe disbelievers
🇹🇷 36:70 (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seeki bizthat Weyarattık[We] createdkendilerinefor themşeylerdenfrom whatyaptıklarıhave madeellerimizinOur handsnice hayvanlarcattlekendilerithen theyonlara[for them]malik olmaktadırlar(are the) owners
🇹🇷 36:71 Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
onları boyun eğdirdikAnd We have tamed themkendilerinefor themonlardan bazılarıso some of them binekleridirthey ride themve onlardan bazılarınıand some of themyerlerthey eat
🇹🇷 36:72 Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
kendileri için vardırAnd for themonlardathereinbirçok yararlar(are) benefitsve içeceklerand drinkshala şükretmiyorlar mı?so (will) notşükrederlerthey give thanks
🇹🇷 36:73 Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
ve edindilerBut they have takenbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahtanrılargodsonlar umarakthat they mayyardım edilirbe helped
🇹🇷 36:74 Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
güçleri yetmezNotgüç yetirirlerthey are ableonlara yardım etmeyeto help themve onlarbut they onlar içinfor themaskerlerdir(are) hostshazırlanmış(who will) be brought
🇹🇷 36:75 Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
seni üzmesinSo (let) notseni üzergrieve youonların sözütheir speechbiz elbetteIndeed, Webiliyoruz[We] knowonların gizledikleriniwhatgizlerlerthey concealveand whataçığa vurduklarınıthey declare
🇹🇷 36:76 O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
görmedi mi?Does notgörürlerseeinsan[the] manbizimthat Wekendisini yarattığımızı[We] created himbir nutfe(sperm)denfrombir nutfea semen-dropşimdi olduThen beholdoHebir hasım(is) an opponentapaçıkclear
🇹🇷 36:77 İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
ve misal verdiAnd he sets forthbizefor Usbir örneklean exampleunutarakand forgetskendi yaratılışınıhis (own) creationdediHe sayskim?Whodiriltecekwill give lifekemikleri(to) the bonesşuwhile theyçürümüş(are) decomposed
🇹🇷 36:78 Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
de kiSayonları diriltecekHe will give them lifeyaratanWhoonları çıkardıproduced themilk(the) firstdefatimeve Oand Heher(is) of everyyaratmayıcreationbilirAll-Knower
🇹🇷 36:79 De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
O kiThe One Whoyaptımadesizefor youağaçtanfromağaçthe treeyeşil[the] green ateşfireişteand beholdsizYouondanfrom ityakıyorsunuzignite
🇹🇷 36:80 Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
değil midir?Is it notyaratan(He) Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthmuktedirAbleyaratmayato[ki][that]yaratırcreateonların benzerlerini(the) like of themelbette (yaratır)Yes, indeedOand Heyaratıcıdır(is) the Supreme Creatorçok bilenthe All-Knower
🇹🇷 36:81 Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
şüphesizOnlyO'nun işiHis CommandzamanwhenistediğiHe intendsbir şeyia thingdemesidirthatderHe saysona sadeceto itol!Behemen oluverirand it is
🇹🇷 36:82 O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
yücedirSo glory beO ki(to) the One whoO'nun elindedirin Whose handhükümranlığıis (the) dominionher(of) allşeyinthingsve O'naand to Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 36:83 O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary