سُورَةُ الفتحمَدَنِيَّة ۝ ٢٩ آيَة

48. Fetih Suresi (The Victory) · 29 ayet · Medenî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الفتحمَدَنِيَّة ۝ ٢٩ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

elbette bizIndeedaçtık (fetih verdik)We have given victorysanato youbir fetiha victoryapaçıkclear
🇹🇷 48:1 Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsân ettik.
ki bağışlasın (diye)That may forgiveseninfor youAllahAllahne varsawhatgeçmişprecededgünahlarındanofgünahlarınızyour sinsve ne varsaand whatgelecek (günahlarından)will followve tamamlasın (diye)and completeni'metiniHis favorsana olanupon youve seni iletsin (diye)and guide youbir yola(to) a PathdoğruStraight
🇹🇷 48:2 Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
ve sana yardım etsin (diye)And Allah may help youAllahAnd Allah may help youbir yardımla (zaferle)(with) a helpşanlımighty
🇹🇷 48:3 Ve sana Allah, şanlı bir zaferle yardım eder.
OHeki(is) the One Whoindirendirsent downhuzur[the] tranquilitykalblerinein(to)kalpler(the) heartsmü'minlerin(of) the believersartırmak içinthat they may increaseimanlarını(in) faithberaberwithimanlarıylatheir faithAllah'ındırAnd for Allahaskerleri(are the) hostsgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand AllahAllahand Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 48:4 İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.
soksun diyeThat He may admitinanan erkeklerithe believing menve inanan kadınlarıand the believing womencennetlere(to) Gardensakanflowaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversebedi kalacakları(to) abide foreveriçindethereinve örtsün diyeand (to) removeonlarınfrom themkötülüklerinitheir misdeedsve (gerçekten)and isbuthatkatındawithAllahAllahbir başarıdıra successbüyükgreat
🇹🇷 48:5 Mümin erkeklerle mümin kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyması, onların günahlarını örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur.
ve azabetsin diyeAnd He (may) punishmünafık erkeklerethe hypocrite menve münafık kadınlaraand the hypocrite womenve ortak koşan erkeklereand the polytheist menve ortak koşan kadınlaraand the polytheist womenzanda bulunanwho assumeAllah hakkındaabout Allahzan ilean assumptionkötüevilbaşlarına gelsin!Upon themçemberi (olaylar)(is) a turnkötülük(of) evilgazab etmiştirand Allah's wrath (is)Allahand Allah's wrath (is)onlaraupon themve onları la'netlemiştirand He has cursed themve hazırlamıştırand preparedonlarafor themcehennemiHellve orası ne kötüand evilbir varılacak yerdir(is the) destination
🇹🇷 48:6 Ve o Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!
Allah'ındırAnd for Allahaskerleri(are the) hostsgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand AllahAllahand Allahazizdir(is) All-MightyhakimdirAll-Wise
🇹🇷 48:7 Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
elbette bizIndeed, Weseni gönderdik[We] have sent youşahid(as) a witnessve müjdeleyiciand (as) a bearer of glad tidingsve uyarıcıand (as) a warner
🇹🇷 48:8 Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
ki inanasınızThat you may believeAllah'ain Allahve Resulüneand His MessengerO'nu destekleyesinizand (may) honor himOna saygı gösteresinizand respect himve O'nu tesbih edesinizand glorify Himsabahmorningve akşamand evening
🇹🇷 48:9 Ki, Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, ve bunu takviye edip, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz.
şüphesizIndeedkimselerthose whosana bi'at eden(ler)pledge allegiance to yougerçekteonlybi'at etmektedirlerthey pledge allegianceAllah'a(to) Allaheli(The) HandAllah'ın(of) Allahüzerindedir(is) overonların ellerinintheir handso halde kimThen whoeverahdini bozarsabreaks (his oath)şüphesizthen onlybozmuş olurhe breaksaleyhineagainstkendihimselfve kimand whoevertutarsafulfilsverdiği sözüwhatsöz verdihe has covenantedO'na(with)AllahAllahona verecektirsoon He will give himbir mükafata rewardbüyükgreat
🇹🇷 48:10 Herhalde sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
diyecekler kiWill saysanato yougeri bırakılanlarthose who remained behindAraplardanofbedevilerthe Bedouinsbizi alıkoyduKept us busymallarımızour propertiesve çocuklarımızand our familiesmağfiret dileso ask forgivenessbizim içinfor usonlar söylüyorlarThey saydilleriylewith their tonguesbir şeyiwhatolmayanis notkalblerindeinkalpleritheir heartsde kiSaykim?Then whoengel olabilirhas powersizin içinfor youkarşıagainstAllah'aAllahherhangi bir şeyle(in) anythingeğerifisteseHe intendssizefor youbir zarar vermekharmyahutoristeseHe intendssizefor youbir yarar vermeka benefithayırNayAllahisAllahAllaholduklarınızıof whatyapıyor(lar)you dohaber almaktadırAll-Aware
🇹🇷 48:11 yakında a'râbilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
herhaldeNaysiz sandınızyou thoughtkithatdönmeyecekler(would) neverdönerlerreturnelçithe Messengerve mü'minlerand the believersailelerinetoaileleritheir familiesbir daha aslaeverve süslendirildithat was made fair-seemingbuthat was made fair-seeminggönüllerinizdeinkalplerinizyour heartsve zanda bulundunuzAnd you assumedbir zan ilean assumptionkötüevilve oldunuzand you becamebir topluluka peoplehelaki hak etmişruined
🇹🇷 48:12 Aslında siz Peygamber ve müminlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.
ve kimAnd whoeverinanmazsa(has) not believediman etmedi(has) not believedAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerbilsin ki bizthen indeed, Wehazırlamışızdır[We] have preparedkafirler içinfor the disbelieversalevli bir ateşa Blazing Fire
🇹🇷 48:13 Kim Allah'a ve Rasulüne iman etmezse şüphesiz biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
ve Allah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) kingdomgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbağışlarHe forgiveskimseyiwhomdilediğiHe willsve azab ederand punisheskimseyiwhomdilediğiHe willsveAnd isAllahAllahbağışlayandırOft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 48:14 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
diyeceklerWill saygeri bırakılanlarthose who remained behindzamanwhengittiğinizyou set forthganimetleretowardsganimetler(the) spoils of waronları almak içinto take itbizi bırakınAllow ussizinle beraber gelelim(to) follow youonlar istiyorlarThey wishdeğiştirmektodeğişmechangesözünü(the) WordsAllah'ın(of) Allahde kiSayaslaNeversiz bizimle gelemezsinizwill you follow usböyleThusbuyurduAllah saidAllahAllah saidöncedenbeforeöncebeforeonlar diyeceklerThen they will sayhayırNaybizi çekemiyorsunuzyou envy ushayırNayonlarthey wereanlamazlarnotanlayışunderstandingdışındaexceptpek azıa little
🇹🇷 48:15 Siz ganimetleri almak için gittiğinizde geri kalanlar: "Bırakın biz de arkanıza düşelim." diyeceklerdir. Onlar, Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz bizimle gelemeyeceksiniz. Allah daha önce böyle buyurmuştur. Onlar size: "Bizi kıskanıyorsunuz." diyeceklerdir. Bilakis onlar, pek az anlayan kimselerdir.
de kiSaygeride kalanlarato those who remained behinddanofbedevilerthe Bedouinssiz yakında da'vet edileceksinizYou will be calledkarşıtobir kavmea peoplesahibipossessors of military mightgüçpossessors of military mightçok kuvvetligreatonlarla savaşırsınızyou will fight themyahutor(onlar) müslüman olurlarthey will submiteğerThen ifita'at edersenizyou obeysize verirAllah will give youAllahAllah will give youbir mükafata rewardgüzelgoodve eğerbut ifdönersenizyou turn awaygibiasdöndüğünüzyou turned awayöncedenbeforeöncebeforesize azabederHe will punish youbir azapla(with) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 48:16 A'rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
yokturNot isköreuponkörthe blindgüçlükany blameve yokturand nottopalaontopalthe lamegüçlükany blameve yokturand nothastayaonhastathe sickgüçlükany blameve kimAnd whoeverita'at ederseobeysAllah'aAllahve Elçisine;and His Messengeronu sokarHe will admit himcennetlere(to) Gardensakanflowaltındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversve kimbut whoeveryüz çevirirseturns awayonu azablandırırHe will punish himbir azaba(with) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 48:17 Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim Allah'a ve peygamberine itâat ederse, Allah onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.
andolsunCertainlyrazı olmuşturAllah was pleasedAllahAllah was pleasedmü'minlerdenwithmüminlerthe believerszamanwhensana bi'at ettiklerithey pledged allegiance to youaltındaunderağacınthe treebildiand He knewolanıwhatonların kalplerinde(was) inkalpleritheir heartsve indirdiso He sent downhuzur ve güventhe tranquilityonların üzerineupon themve onlara verdiand rewarded thembir fetih(with) a victoryyakınnear
🇹🇷 48:18 Andolsun o ağacın altında (Hudeybiye'de) sana bey'at ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükâfatlandırmıştır.
ve ganimetler (bahşeyledi)And spoils of warbirçokmuchalacaklarıthat they will takeveand isAllahAllahüstündürAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 48:19 Allah onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükâfatlandırdı. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
size va'dettiAllah has promised youAllahAllah has promised youganimetlerspoils of warbirçokmuchelde edeceğinizthat you will take itşimdilik verdiand He has hastenedsizefor youbunu (Hudeybiye Barışı)thisve çektiand has withheldellerini(the) handsinsanların(of) the peoplesizdenfrom you olsun diyethat it may bebir ibreta signinananlarafor the believersve sizi iletsin diyeand He may guide youyola(to the) PathdosdoğruStraight
🇹🇷 48:20 Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve Allah sizi doğru yola iletsin.
ve başka (şeyler)And othershenüz ele geçiremediniznotgücünüz yettiyou had poweronlarıover themfakatsurelykuşatmıştırAllah encompassedAllahAllah encompassedonlarıthemveand isAllahAllahüzerineoverherallşeythingskadirdirAll-Powerful
🇹🇷 48:21 Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah'ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.
ve eğerAnd ifsizinle savaşsalardıfight youkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedön(üp kaç)arlardısurely they would turnarkalarınathe backssonraThenbulamazlardınotbulurlardıthey would findbir koruyucuany protectorne deand notbir yardımcıany helper
🇹🇷 48:22 Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra bir dost ve yardımcı da bulamazlardı.
sünnetidir (yasasadır)(The established) wayAllah'ın(of) Allahöyle kiwhichsüregelirpassed awaygelip geçtipassed awayötedenberibeforeöncebeforeve aslaand neverbulamazsınyou will findyasasındain (the) way of AllahAllah'ınin (the) way of Allahbir değişmeany change
🇹🇷 48:23 Allah'ın öteden beri gelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
ve O'durAnd Heçeken(is) the One Whotutulduwithheldonların ellerinitheir handssizdenfrom youve sizin elleriniziand your handsonlardanfrom themgöbeğindewithinMekke'ninMakkahsonraaftersonraaftersizi galip getirdiktenthatsize zafer verdiHe gave you victoryonlaraover themveAnd isAllahAllahyaptıklarınızıof whatyaparsınızyou dogörmektedirAll-Seer
🇹🇷 48:24 O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
onlarTheykimselerdir(are) those whoinkar eden(lerdir)disbelievedve size engel olanlardırand hindered youMescid-i-danfromMescid-iAl-Masjid Al-HaraamMescid-i HaramAl-Masjid Al-Haraamve kurbanlardanwhile the offeringbekletilen(was) preventedvarmasınafromulaşanreachingyerlerineits place (of sacrifice)eğer olmasaydıAnd if noterkekler(for) meninanmışbelievingve kadınlarand womeninanmışbelievingbilmeyereknotonları tanıdınızyou knew themtepelediğinizthatonları çiğnersinizyou may trample themisabet edecek (olmasaydı)and would befall youonlardanfrom thembir eziyetany harmolmadanwithoutbilginizknowledgeki soksunThat Allah may admitAllahThat Allah may admitrahmetinetoO'nun rahmetiHis MercykimseyiwhomdilediğiHe willsşayetIfayrılmış olsalardıthey had been apartelbette azab ederdiksurely, We would have punishedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievedonlardanamong thembir azabla(with) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 48:25 Onlar inkâr eden ve sizin Mescidi Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle, mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.
o zamanWhenkoymuşlardıhad putkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkalblerineinkalpleritheir heartsöfke ve gayretidisdain öfke ve gayretini(the) disdaincahiliyye (çağının)(of the time of) ignoranceve indirdiThen Allah sent downAllahThen Allah sent downhuzur ve güveniniHis tranquilityüzerineuponElçisiHis Messengerve üzerineand uponmü'minlerethe believersve onları bağladıand made them adherekelimesine(to the) wordtakva(of) righteousnesszaten onlar idilerand they weredaha layıkmore deservingbunaof itve ehiland worthy of itveAnd isAllahAllahherof everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 48:26 O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.
andolsunCertainlydoğruladıAllah has fulfilledAllahAllah has fulfilledElçisininHis Messenger'srüyasınıvisionhak ilein truthgireceksinizSurely, you will enterMescid-iAl-Masjid Al-HaraamHaram'aAl-Masjid Al-HaraameğerifdilerseAllah willsAllahAllah willsgüven içindesecuretraş ederekhaving shavedbaşlarınızıyour headsve(ya) kısaltarakand shortenedkorkmadannotkorkarakfearingböylece bildiBut He knewşeyiwhatsizin bilmediğiniznotbildinizyou knewve verdiand He madebaşkabesidesbaşkabesidesbundanthatbir fetiha victoryyakınnear
🇹🇷 48:27 Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinzi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.
OHegönderendir(is) the One Whogönderdi(has) sentElçisiniHis Messengerhidayet ilewith guidanceve din ileand (the) religionhakthe trueonu üstün kılmak içinthat He (may) make it prevaildinlereoverdinlerthe religionsbütünallve yeterAnd sufficient isAllahAllahşahid olarak(as) a Witness
🇹🇷 48:28 Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
MuhammedMuhammadelçisidir(is the) MessengerAllah'ınof Allahve bulunanlarand those whoonun yanında(are) with himkatı(are) firmkarşıagainstkafirlerethe disbelieversmerhametlidirlerand mercifulbirbirlerine karşıamong themselvesonları görürsünYou see themrüku' ederekbowingsecde ederekand prostratingaradıklarınıseekingbir lutufBountyAllahdanfrom AllahAllah'tanfrom Allahve rızasınıand pleasurenişanları vardırTheir markyüzlerinde(is) onyüzleritheir facesizindenfromiz(the) tracesecde(of) the prostrationşöyledirThatonların vasıfları(is) their similitudeTevrat'takiinTevratthe Taurahve vasıflarıAnd their similitudeİncildekiinİncilthe Injeelbir ekin gibidir(is) like a seedçıkaran(which) sends forthfiliziniits shootonu güçlendirenthen strengthens itsonra kalınlaşanthen it becomes thickderken dikilenand it standsüstüneupongövdesininits stemhoşuna giderdelightingekincilerinthe sowersöfkelendirsin diyethat He (may) enrageonlara karşıby themkafirlerithe disbelieversva'detmiştirAllah has promisedAllahAllah has promisedinananlarathose whoiman ederlerbelieveve yapanlaraand doiyi işlerrighteous deedsonlardanamong themmağfiretforgivenessve mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 48:29 Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.