MuhammedMuhammadelçisidir(is the) MessengerAllah'ınof Allahve bulunanlarand those whoonun yanında(are) with himkatı(are) firmkarşıagainstkafirlerethe disbelieversmerhametlidirlerand mercifulbirbirlerine karşıamong themselvesonları görürsünYou see themrüku' ederekbowingsecde ederekand prostratingaradıklarınıseekingbir lutufBountyAllahdanfrom AllahAllah'tanfrom Allahve rızasınıand pleasurenişanları vardırTheir markyüzlerinde(is) onyüzleritheir facesizindenfromiz(the) tracesecde(of) the prostrationşöyledirThatonların vasıfları(is) their similitudeTevrat'takiinTevratthe Taurahve vasıflarıAnd their similitudeİncildekiinİncilthe Injeelbir ekin gibidir(is) like a seedçıkaran(which) sends forthfiliziniits shootonu güçlendirenthen strengthens itsonra kalınlaşanthen it becomes thickderken dikilenand it standsüstüneupongövdesininits stemhoşuna giderdelightingekincilerinthe sowersöfkelendirsin diyethat He (may) enrageonlara karşıby themkafirlerithe disbelieversva'detmiştirAllah has promisedAllahAllah has promisedinananlarathose whoiman ederlerbelieveve yapanlaraand doiyi işlerrighteous deedsonlardanamong themmağfiretforgivenessve mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 48:29 Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believegeçmeyin(Do) notöne geçmeyinput (yourselves) forward önünebefore Allahönünebefore AllahAllah'ınbefore Allahve Elçisininand His Messengerve korkunand fear AllahAllah'tanand fear AllahşüphesizIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 49:1 Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeyükseltmeyin(Do) notyükseltirraisesesleriniziyour voicesüstüneabovesesinin(the) voicePeygamberin(of) the Prophetveand (do) notyüksek sesle konuşmayınbe loudonunlato himsözüin speechyüksek sesle konuştuğunuz gibilike (the) loudnessbir kısmınız(of) some of youdiğeriyleto othersyoksa boşa giderlestboşa giderbecome worthlessamellerinizyour deedsve sizwhile youfarkında olmazsınız(do) notfarkederlerperceive
🇹🇷 49:2 Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
şüphesizIndeedkimselerthose whokısan(lar)lowerseslerinitheir voiceshuzurunda(in) presenceelçisinin(of the) Messenger of Allah Allah'ın(of the) Messenger of Allah işte onlarthoseimtihan etmiştir(are) the onesAllah imtihan ettiAllah has testedAllahAllah has testedonların kalblerinitheir heartstakva içinfor righteousnessonlar için vardırFor themmağfiret(is) forgivenessve bir mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 49:3 Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
şüphesizIndeedsana bağıranlarınthose whoseni çağırırlarcall youarkasındanfromarkasındabehindodalarınthe private chambersçoğumost of themakıl etmezler(do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 49:4 (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary