ve O'durAnd Heçeken(is) the One Whotutulduwithheldonların ellerinitheir handssizdenfrom youve sizin elleriniziand your handsonlardanfrom themgöbeğindewithinMekke'ninMakkahsonraaftersonraaftersizi galip getirdiktenthatsize zafer verdiHe gave you victoryonlaraover themveAnd isAllahAllahyaptıklarınızıof whatyaparsınızyou dogörmektedirAll-Seer
🇹🇷 48:24 O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra Mekke'nin göbeğinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı görendir.
onlarTheykimselerdir(are) those whoinkar eden(lerdir)disbelievedve size engel olanlardırand hindered youMescid-i-danfromMescid-iAl-Masjid Al-HaraamMescid-i HaramAl-Masjid Al-Haraamve kurbanlardanwhile the offeringbekletilen(was) preventedvarmasınafromulaşanreachingyerlerineits place (of sacrifice)eğer olmasaydıAnd if noterkekler(for) meninanmışbelievingve kadınlarand womeninanmışbelievingbilmeyereknotonları tanıdınızyou knew themtepelediğinizthatonları çiğnersinizyou may trample themisabet edecek (olmasaydı)and would befall youonlardanfrom thembir eziyetany harmolmadanwithoutbilginizknowledgeki soksunThat Allah may admitAllahThat Allah may admitrahmetinetoO'nun rahmetiHis MercykimseyiwhomdilediğiHe willsşayetIfayrılmış olsalardıthey had been apartelbette azab ederdiksurely, We would have punishedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievedonlardanamong thembir azabla(with) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 48:25 Onlar inkâr eden ve sizin Mescidi Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle, mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah savaşı önlemezdi. Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.
o zamanWhenkoymuşlardıhad putkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkalblerineinkalpleritheir heartsöfke ve gayretidisdain öfke ve gayretini(the) disdaincahiliyye (çağının)(of the time of) ignoranceve indirdiThen Allah sent downAllahThen Allah sent downhuzur ve güveniniHis tranquilityüzerineuponElçisiHis Messengerve üzerineand uponmü'minlerethe believersve onları bağladıand made them adherekelimesine(to the) wordtakva(of) righteousnesszaten onlar idilerand they weredaha layıkmore deservingbunaof itve ehiland worthy of itveAnd isAllahAllahherof everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 48:26 O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.
andolsunCertainlydoğruladıAllah has fulfilledAllahAllah has fulfilledElçisininHis Messenger'srüyasınıvisionhak ilein truthgireceksinizSurely, you will enterMescid-iAl-Masjid Al-HaraamHaram'aAl-Masjid Al-HaraameğerifdilerseAllah willsAllahAllah willsgüven içindesecuretraş ederekhaving shavedbaşlarınızıyour headsve(ya) kısaltarakand shortenedkorkmadannotkorkarakfearingböylece bildiBut He knewşeyiwhatsizin bilmediğiniznotbildinizyou knewve verdiand He madebaşkabesidesbaşkabesidesbundanthatbir fetiha victoryyakınnear
🇹🇷 48:27 Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescidi Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinzi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.
OHegönderendir(is) the One Whogönderdi(has) sentElçisiniHis Messengerhidayet ilewith guidanceve din ileand (the) religionhakthe trueonu üstün kılmak içinthat He (may) make it prevaildinlereoverdinlerthe religionsbütünallve yeterAnd sufficient isAllahAllahşahid olarak(as) a Witness
🇹🇷 48:28 Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
Mahmoud Khalil Al-Husary