بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
kimselerinThose whoinkar eden(lerin)disbelieveve engel olanlarınand turn away(Allah) yoludanfromAllah'ın yolu(the) way of AllahAllah(the) way of Allahboşa çıkarmıştırHe will cause to be lostişlerinitheir deeds
🇹🇷 47:1 İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkarır.
ve kimselerinAnd those whoinanan(ların)believeve yapanlarınand doiyi işlerrighteous deedsve inananlarınand believeindirilenein whatvahyolunuris revealedMuhammed'etoMuhammedMuhammadki oand itgerçektir(is) the truthtarafındanfromRableritheir LordörtmüştürHe will removeonlardanfrom themgünahlarınıtheir misdeedsve düzeltmiştirand improvehallerinitheir condition
🇹🇷 47:2 İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed'e indirilen kitaba inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.
bu böyledirThatçünkü(is) becausekimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveuymuşlardırfollowbatılafalsehoodve şüphesizand thatkithose whoinananlar isebelieveuymuşlardırfollowhakka(the) truthgelenfromRablerindentheir Lordişte böyleThusanlatırAllah presentsAllahAllah presentsinsanlarato the peopleonların durumlarınıtheir similitudes
🇹🇷 47:3 Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları ve iman edenlerin de Rablerinden gelen gerçeğe tâbi olmalarından dolayı böyledir. İşte böylece Allah insanlara kendi misallerini anlatır.
zamanSo whenkarşılaştığınızyou meetkimselerlethose whoinkar eden(lerle)disbelievevurunthen strikeboyunlarınıthe necksnihayetuntilzamanwhenonları iyice vurup sindirdiğinizyou have subdued themsıkıca bağlayınthen bind firmlybağıthe bondisterthen eitheriyilikle (bırakırsınız)a favorondan sonraafterwardsveyaorfidye alırsınızransomkadaruntilbırakıncayalays downharbthe warağırlıklarınıits burdensişteThatşayetAnd ifdileseydiAllah had willedAllahAllah had willedöc alırdısurely, He could have taken retributiononlardanfrom themfakatbutdenemek içinto testbir kısmınızısome of youdiğeriylewith otherskimselerinAnd those whoöldürülen(lerin)are killed(Allah) yolundainAllah'ın yolu(the) way of AllahAllah(the) way of Allahaslathen neverzayi etmeyecektirHe will cause to be lostyaptıkları işleritheir deeds
🇹🇷 47:4 Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.
onları doğru yola iletecektirHe will guide themve düzeltecektirand improvedurumlarınıtheir condition
🇹🇷 47:5 Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.
onları sokacaktırAnd admit themcennete(to) ParadisetanımladığıHe has made it knownkendilerineto them
🇹🇷 47:6 Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeeğerIfsiz yardım edersenizyou helpAllah(ın dinin)eAllah(O da) size yardım ederHe will help youve sağlam tutarand make firmayaklarınızıyour feet
🇹🇷 47:7 Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.
kimselere iseBut those whoinkar eden(lere)disbelieveyıkımdestruction (is)onlara olsunfor themve boşa çıkarmıştırand He will cause to be lostonların işlerinitheir deeds
🇹🇷 47:8 İnkâr edenlere gelince, artık yıkım onlara. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
böyledirThatçünkü onlar(is) because theyhoşlanmamışlardırhateindirdiğindenwhatAllah indirdiAllah has revealedAllah'ınAllah has revealed(Allah da) heder etmiştirso He has made worthlessonların amellerinitheir deeds
🇹🇷 47:9 Bu onların, Allah'ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Allah da bunun için onların amellerini boşa çıkarmıştır.
gezip dolaşmadılar mı?Do notgezerlerthey travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthgörsünlerand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) thosekendilerinden öncekibefore themonlardan öncebefore themyıkıp başlarına geçirmiştirAllah destroyedAllahAllah destroyedonları[over] themkafirlere de vardırand for the disbelieversonun benzeri sonuçlarits likeness
🇹🇷 47:10 Onlar yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Allah onların üzerlerine helak yağdırmıştır. Bu kâfirlere de onların başına gelenlerin benzerleri yaraşır.
bu böyledirThatçünkü(is) becauseAllahAllahkoruyucusudur(is the) Protectorkimselerin(of) those whoinanan(ların)believeve şüphesizand thatkafirlerin isethe disbelievers yoktur(there is) nokoruyucularıprotectoronlarınfor them
🇹🇷 47:11 Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise yardımcısı yoktur.
şüphesizIndeedAllahAllahsokarwill admitkimselerithose whoinanan(ları)believeve yapanlarıand doiyi işlerrighteous deedscennetlere(to) Gardensakan;flowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskimseler isebut those whoinkar eden(ler)disbelieve(dünyada) biraz yaşarlarthey enjoyve yerlerand eatgibiasyediğieathayvanlarınthe cattleve ateştirand the Fireyerleri(will be) an abodeonlarınfor them
🇹🇷 47:12 Şüphesiz ki, Allah iman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir.
nicesiniAnd how manykent(ler)denofbir beldea town(öyle ki)whichdaha şiddetliydi(was) strongerkuvvet bakımından(in) strengthsenin kentindenthanbeldenizyour townseni çıkardıklarıwhichsizi çıkardıhas driven you outbiz yok ettikWe destroyed themve olmadıso noyardım edenhelperonlarafor them
🇹🇷 47:13 Ey Muhammed! Seni yurdundan çıkaran şehirden daha kuvvetli olan nice şehirler vardı ki biz onları helâk ettik de onlara yardım eden çıkmadı.
kimse olur mu?Then is (he) whoolanisüzerindeonbir delila clear proofRabbindenfromRabbihis Lordkimseler gibilike (he) whosüslendirilenis made attractivekendilerineto himkötü(the) evilişi(of) his deedsve uyanwhile they followkeyiflerinetheir desires
🇹🇷 47:14 Rabbi tarafından apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilmiş de heveslerinin peşine düşmüş kimseler gibi olur mu?
durumu (şudur)A parablecennetin(of) Paradisesöz verilenwhichvadolunuris promisedmuttakilere(to) the righteousiçinde vardırThereinırmakları(are) riverssudanofsuwaterolmayannotbozulmapollutedve ırmaklarıand riverssüttenofsütmilkdeğişmeyennotdeğişirchangestadıits tasteve ırmaklarıand riversşaraptanofşarapwinelezzet verendeliciousiçenlerefor (the) drinkersve ırmaklarıand riversbaldanofbalhoneysüzmepurifiedve onlar için vardırand for themoradathereinher çeşittenofhepsiallmeyvalarfruitsve bağışlama (vardır)and forgivenessRablerindenfromRableritheir Lordkimseler gibi olur mu?like he whoolike he whoebedi kalan(will) abide foreverateşteinateşthe Fireve içirildiğiand they will be given to drinksuyunwatersıcakboilingparça parça kesenso it cuts into piecesbarsaklarınıtheir intestines
🇹🇷 47:15 Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu?
ve onlardanAnd among themkimisi(are some) whoseni dinlerlistengelipto younihayetuntilzamanwhençıktıklarıthey departsenin yanındanfromsenyouderlerthey sayolanlarato those whoverilmişwere givenbilgithe knowledgene?Whatsöyledi(has) he saidaz öncejust nowonlarThose kimselerdir(are) the onesmühürlediğiAllah has set a sealAllah'ınAllah has set a sealüzeriniuponkalbleritheir heartsve ardına düşmüşand they followkeyiflerinintheir desires
🇹🇷 47:16 Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.
kimselere gelinceAnd those whohidayet bulan(lara)accept guidanceonların artırmıştırHe increases themhidayetlerini(in) guidanceve onlara vermiştirand gives themkorunmalarınıtheir righteousness
🇹🇷 47:17 Doğru yola girenlere gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir.
bekliyorlarmı?Then dobeklerlerthey waityalnızcabutsa'atin(for) the Hourkendilerine gelmesinithatonlara gelmesiit should come to themansızınsuddenlyişteBut indeedgeldihave comeonun belirtileriits indicationsneden mümkün olsun?Then howonlarato themsonrawhenkendilerine geldiktenhas come to themöğüt almalarıtheir reminder
🇹🇷 47:18 Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesine mi bakıyorlar? Şüphesiz onun alametleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar?
bil kiSo knowki othat [He] yoktur(there is) notanrıgodbaşkabutAllah'tanAllahve mağfiret dileand ask forgivenesskendi günahın içinfor your sinve inanan erkekler içinand for the believing menve inanan kadınlar içinand the believing womenve AllahAnd Allahbilirknowsdönüp dolaşacağınız yeriyour movementve varıp duracağınız yeriand your resting places
🇹🇷 47:19 Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
ve derlerAnd saykimselerthose whoinanan(lar)believedeğil miydi?Why notindirilmelihas been revealedbir surea SurahzamanBut whenindirildiğiis revealedbir surea Surahhükmü açıkpreciseve söz edilinceand is mentionedondain itsavaştanthe fightinggörürsünyou seekimselerinthose whobulunaninkalblerindetheir heartshastalık(is) a diseasebaktıklarınılookingsanaat you bakışı gibia lookbaygınlık çökmüş(of) one faintingüzerine(of) one faintingölümdenfromölümthe deathdaha yakınBut more appropriateonlarafor them
🇹🇷 47:20 İman edenler: "Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse." derlerdi. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredilince kalplerinde hastalık olanların ölüm korkusuyla baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.
ita'at etmektir(Is) obedienceve söylemektirand a wordgüzelkindzamanAnd whenazmedildiği(is) determinedişethe matterşayetthen ifsadık kalsalardıthey had been trueAllah'a(to) Allahelbette olurdusurely, it would have beendaha iyibetterkendileri içinfor them
🇹🇷 47:21 Onların vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah'ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
öyle mi?Then wouldbelki deyou perhapseğerifişbaşına gelecek olursanızyou are given authoritybozgunculuk yapacaksınızthatbozgunculuk yaparsınızyou cause corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthve koparacaksınızand cut offrahimleri (akrabalık bağlarını)your ties of kinship
🇹🇷 47:22 Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi?
onlarThosekimselerdir(are) the onesla'netlediğiAllah has cursed themAllah'ınAllah has cursed themsağır yaptığıso He made them deafve kör ettiğiand blindedgözlerinitheir vision
🇹🇷 47:23 İşte onlar, Allah'ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.
düşünmüyorlar mı?Then do notdüşünürlerthey ponderKur'an'ı(over) the Quranyoksaorüzerindeuponkalbler(inin)(their) heartskilitleri (-mi var?)(are) locks
🇹🇷 47:24 Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?
şüphesizIndeedkimselerethose whodönen(lere)returnüzerineonarkalarıtheir backssonraaftersonraafterbelli olduktanwhatapaçık belli oldu(has) become clearkendilerineto themdoğru yol(of) the guidanceşeytanShaitaansürüklemiştirenticedonları[for] themve uzun emellere düşürmüştürand prolonged hopeonlarıfor them
🇹🇷 47:25 Gerçekten doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenlere şeytan, kötülüklerini güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.
bu böyledirThatçünkü onlar(is) because theydediler[they] saidkimselereto those whohoşlanmayan(lara)hateindirdiğindenwhatAllah indirdiAllah has revealedAllah'ınAllah has revealedsize ita'at edeceğizWe will obey youbazısındainkısımpartişin(of) the matteroysa AllahBut Allahbiliyorknowsonların gizlediklerinitheir secrets
🇹🇷 47:26 Çünkü onlar Allah'ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: "Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz." demişlerdi. Oysa Allah onların gizlediklerini biliyordu.
nice olur?Then howcanlarını alırkenwhenonları vefat ettirirtake them in deathmeleklerthe Angelsvurarakstrikingyüzlerinetheir facesve arkalarınaand their backs
🇹🇷 47:27 Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak?
bu böyledirThatçünkü onlar(is) because theyardınca gittilerfollowedşeylerinwhatkızdıranangeredAllah'ıAllahve hoşlanmadılarand hatedO'nu razı edecek şeylerdenHis pleasureve boşa çıkardıso He made worthlessonların amellerinitheir deeds
🇹🇷 47:28 Bu onların Allah'ı gazablandıran şeylere uymaları ve O'nun rızasına sebep olacak şeyleri beğenmemelerinden dolayıdır. Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
yoksaOr dosandılar (mı?)thinkbulunanlarthose whoiçindeinkalblerindetheir heartshastalık(is) a diseaseaslathataslaneverortaya çıkarmayacağınıwill Allah bring forthAllah'ınwill Allah bring forthkinlerinitheir hatred
🇹🇷 47:29 Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah kendilerinin kinlerini hiç ortaya çıkarmaz mı sandılar?
şayetAnd ifbiz dileseydikWe willedonları sana gösterirdiksurely, We could show them to yousen onları tanırdınand you would know themsimalarındanby their marksve onları tanırdınbut surely, you will know themüslubundanbykonuşma tarzı(the) tonesözlerinin(of their) speechve AllahAnd Allahbilirknowsyaptığınız işleriyour deeds
🇹🇷 47:30 Ey Muhammed! Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. Allah ise bütün yaptıklarınızı bilir.
andolsun biz sizi deneyeceğizAnd surely We will test youkadaruntilbilinceyeWe make evidentcihadedenlerithose who striveiçinizdenamong youve sabredenleriand the patient onesve sınayacağızand We will testsöylediğiniz sözleriyour affairs
🇹🇷 47:31 Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveve engel olanlarand turn awayyolundanfromAllah'ın yolu(the) way of AllahAllah(the) way of Allahve incitenlerand opposeElçiyithe Messengersonraaftersonraafterbelli olduktan[what]apaçık gösterildi(has been) made clearkendilerineto themdoğru yolthe guidanceaslaneverzarar veremezlerwill they harmAllah'aAllahhiçbir(in) anythingve boşa çıkaracaktırand He will make worthlessonların işlerinitheir deeds
🇹🇷 47:32 Şüphesiz ki, inkâr edenler, Allah yolundan menedenler ve kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremeyeceklerdir. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeita'at edinObeyAllah'aAllahve ita'at edinand obeyElçi'yethe Messengerveand (do) notboşa çıkarmayınmake vainişleriniziyour deeds
🇹🇷 47:33 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveve engel olanlarand turn awayyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahsonrathenölenlerdiedonlarwhile theykafir olarak(were) disbelieversaslaneveraffetmeyecektirwill Allah forgiveAllahwill Allah forgiveonlarıthem
🇹🇷 47:34 Şüphesiz ki, inkâr edip, Allah yolundan saptıran, sonra da kâfir olarak ölenlere gelince Allah onları asla bağışlamayacaktır.
aslaSo (do) notgevşemeyinweakenve davet etmeyinand callbarışaforbarışpeacesiz ikenwhile yougalip durumda(are) superiorAllahand Allahsizinle beraberdir(is) with youve aslaand neverzayi etmeyecektirwill deprive yousizin amellerinizi(of) your deeds
🇹🇷 47:35 Sakın gevşemeyin ve üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.
şüphesizOnlyhayatıthe lifedünya(of) the worldbir oyundur(is) playve eğlencedirand amusementve eğerAnd ifinanırsanızyou believeve korunursanızand fear (Allah)size verirHe will give youmükafatlarınızıyour rewardsveand notsizden istemezwill ask youmallarınızı(for) your wealth
🇹🇷 47:36 Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.
eğerIfonları isteseydiHe were to ask you for itve sizi sıkıştırsaydıand press youcimrilik ederdinizyou will withholdve ortaya çıkarırdıand He will bring forthkinleriniziyour hatred
🇹🇷 47:37 Eğer sizden onların tamamını isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
işte sizlerHere you are onlarsınız kitheseçağrılıyorsunuzcalledinfak etmeyeto spendyolundainyol(the) wayAllah(of) Allah ama içinizdenbut among youkimisi(are some) whocimrilik ediyorwithholdve kimseand whoevercimrilik edenwithholdsşüphesizthen onlycimrilik etmiş olurhe withholdskarşıfromkendi nefsinehimselfve AllahBut Allahzengindir(is) Free of needve sizlerwhile youfakirsiniz(are) the needyve eğerAnd ifyüz çevirecek olursanızyou turn awayyerinize getirirHe will replace youbir toplum(with) a peoplesizden başkaother than yousonrathenonlar olmazlarnotolacaklarthey will besizin gibi(the) likes of you
🇹🇷 47:38 İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hakk'tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.
Mahmoud Khalil Al-Husary