سُورَةُ الحجراتمَدَنِيَّة ۝ ١٨ آيَة

49. Hucurât Suresi (The Rooms) · 18 ayet · Medenî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الحجراتمَدَنِيَّة ۝ ١٨ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believegeçmeyin(Do) notöne geçmeyinput (yourselves) forward önünebefore Allahönünebefore AllahAllah'ınbefore Allahve Elçisininand His Messengerve korkunand fear AllahAllah'tanand fear AllahşüphesizIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 49:1 Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeyükseltmeyin(Do) notyükseltirraisesesleriniziyour voicesüstüneabovesesinin(the) voicePeygamberin(of) the Prophetveand (do) notyüksek sesle konuşmayınbe loudonunlato himsözüin speechyüksek sesle konuştuğunuz gibilike (the) loudnessbir kısmınız(of) some of youdiğeriyleto othersyoksa boşa giderlestboşa giderbecome worthlessamellerinizyour deedsve sizwhile youfarkında olmazsınız(do) notfarkederlerperceive
🇹🇷 49:2 Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider.
şüphesizIndeedkimselerthose whokısan(lar)lowerseslerinitheir voiceshuzurunda(in) presenceelçisinin(of the) Messenger of Allah Allah'ın(of the) Messenger of Allah işte onlarthoseimtihan etmiştir(are) the onesAllah imtihan ettiAllah has testedAllahAllah has testedonların kalblerinitheir heartstakva içinfor righteousnessonlar için vardırFor themmağfiret(is) forgivenessve bir mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 49:3 Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
şüphesizIndeedsana bağıranlarınthose whoseni çağırırlarcall youarkasındanfromarkasındabehindodalarınthe private chambersçoğumost of themakıl etmezler(do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 49:4 (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir.
ve şayetAnd ifonlartheybekleselerdihad been patientkadaruntilsen çıkıncayayou came outkendilerinin yanınato themelbette olurducertainly it would bedaha iyibetterkendileri içinfor themAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 49:5 Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believesize gelirseIfsana gelircomes to youbir fasıka wicked personbir haberlewith informationonu araştırıninvestigateyoksa kötülük edersinizlestzarar verirsinizyou harmbir topluluğa karşıa peoplebilmeyerekin ignorancesonra olursunuzthen you becomeüzerineoverşeywhatyaptığınızyou have donepişmanregretful
🇹🇷 49:6 Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.
ve bilin kiAnd knowelbettethatiçinizdediramong youElçisi(is the) Messenger of AllahAllah'ın(is the) Messenger of AllahşayetIfsize uysaydıhe were to obey youbirçokinçokmuchişteofthe mattersıkıntıya düşerdinizsurely you would be in difficultyfakatbutAllahAllahsevdirdihas endearedsizeto youimanıthe Faithve onu süslediand has made it pleasingsizin kalblerinizdeinkalplerinizyour heartsve çirkin gösterdiand has made hatefulsizeto youküfrüdisbeliefve fıskıand defianceve isyanıand disobedienceişteThosebunlardır(are) they doğru yolda olanlarthe guided ones
🇹🇷 49:7 Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize zinet yapmıştır. Küfrü, fasıklığı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır.
bir lutufturA BountyAllahtanfrom AllahAllah'tanfrom Allahve ni'metdirand favorve AllahAnd Allahbilendir(is) All-KnowerhakimdirAll-Wise
🇹🇷 49:8 Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
ve eğerAnd ifiki gruptwo partiesinananlardanamongmüminlerthe believersvuruşurlarsafightdüzeltinthen make peaceonların arasınıbetween both of themşayetBut ifsaldırırsaoppressesbirione of themüzerineonötekithe othervuruşunthen fightsaldıran taraflaone whichzulmederoppresseskadaruntildönünceyeit returnsbuyruğunatoemir(the) commandAllah'ın(of) AllaheğerThen ifdönerseit returnsartık düzeltinthen make peaceonların arasınıbetween themadaletlewith justiceve daima adil olunand act justlyçünküIndeedAllahAllahseverlovesadalet yapanlarıthose who act justly
🇹🇷 49:9 Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.
muhakkakOnlymü'minlerthe believerskardeştirler(are) brotherso halde düzeltinso make peacearasınıbetweenkardeşlerinizinyour brothersve korkunand fear AllahAllah'tanand fear Allahumulur kiso that you maysize rahmet edilsinreceive mercy
🇹🇷 49:10 Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believealay etmesin(Let) notalaya alırlarridiculebir topluluka people(başka bir)[of]toplulukla(another) peoplebelkiperhapsolurlarthatolabilirlerthey may bedaha iyibetterkendilerindenthan themve ne deand (let) notkadınlarwomen(başka)[of]kadınlarla(other) womenbelkiperhapsolurlarthatolabilirlerthey may bedaha iyibetteronlar kendilerindenthan themveAnd (do) notkusur aramayıninsultbirbirinizdeyourselvesveand (do) notbirbirinizi çağırmayıncall each otherkötü lakaplarlaby nicknamesne kötü bir şeydirWretched isadıthe namefısk(of) disobediencesonraafterinandıktanthe faithve kimAnd whoevertevbe etmezse(does) nottevbe ederlerrepentiştethen those onlartheyzalimdirler(are) the wrongdoers
🇹🇷 49:11 Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believesakınınAvoidçokmuchzandanofzanthe assumptionziraIndeedbir kısmısomezannınassumptiongünahtır(is) sinveAnd (do) notmerak etmeyinspyveand (do) notarkasından çekiştirmesinbackbitebirinizsome of youdiğerinizi(to) otherssever mi?Would likebirinizone of youyemeğitoyiyineatetini(the) fleshkardeşinin(of) his brotherölmüşdeadişte bundan iğrendinizNay, you would hate ito halde korkunAnd fear AllahAllah'tanAnd fear AllahşüphesizindeedAllahAllahtevbeyi çok kabul edendir(is) Oft-Returningçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 49:12 Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
eyO mankindinsanlarO mankindelbette bizIndeed, Wesizi yarattıkcreated youbir erkektenfrombir erkeka maleve bir kadın(dan)and a femaleve ayırdık siziand We made youmilletlerenationsve kabilelereand tribesbirbirinizi tanımanız içinthat you may know one anotherşüphesizIndeeden üstün olanınız(the) most noble of youyanındanearAllahAllahen çok korunanınızdır(is the) most righteous of youşüphesizIndeedAllahAllahbilendir(is) All-Knowerhaber alandırAll-Aware
🇹🇷 49:13 Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.
dedilerSayaraplarthe BedouinsinandıkWe believede kiSayinanmadınızNotiman edersinizyou believefakatbutdeyinsayislam oldukWe have submittedhenüzand has not yetgirmedienteredimanthe faithkalblerinizeinkalplerinizyour heartsve eğerBut ifita'at edersenizyou obeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengersize eksiltmeznotsizi mahrum ederHe will deprive youamellerinizdenofamellerinizyour deedshiçbir şeyianythingşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 49:14 Bedevîler "inandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama "İslâm olduk." deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
şüphesizOnlyMü'minlerthe believerskimselerdir(are) those whoiman eden(lerdir)believeAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengersonrathenşüphe etmeyenlerdir(do) notşüphedoubtve cihad edenlerdirbut strivemallarıylewith their wealthve canlarıyleand their livesyolundainyol(the) wayAllah(of) AllahişteThoseonlardır[they]doğru olanlar(are) the truthful
🇹🇷 49:15 Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
de kiSaysiz mi öğreteceksiniz?Will you acquaintAllah'aAllahdininiziwith your religionAllahwhile Allahbilirknowsolanlarıwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarıand whatyerde(is) inyeryüzüthe earthAllahAnd Allahherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 49:16 De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
başına kakıyorlarThey consider (it) a favorseninto youİslam olmalarınıthatİslâm'a girdilerthey have accepted Islamde kiSaybaşıma kakmayın(Do) notbaşa kakarlarconsider a favorbenimon me müslüman olmanızıyour IslamtersineNayAllahAllahminnet ederhas conferred a favorsizeupon yousize hidayeti nedeniylethatsize hidayet ettiHe has guided youimanato the faitheğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 49:17 Onlar İslâm'a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir.)
şüphesizIndeedAllahAllahbilirknowsgizlisini(the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve AllahAnd Allahgörmektedir(is) All-Seeryaptıklarınızıof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 49:18 Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin görülmeyen esrarını bilir. Allah yaptıklarınızı görür.