بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Hâ MîmHa Meem
🇹🇷 42:1 Hâ, mîm, ayn, sîn, kaf.
Ayn Sîn KâfAyn Seen Qaaf
🇹🇷 42:2 Hâ, mîm, ayn, sîn, kaf.
böyleThusvahyederrevealssanato youveand tosenden öncekilerethosesenden öncebefore you senden öncebefore you AllahAllahazizthe All-Mightyhakimthe All-Wise
🇹🇷 42:3 Ey Muhammed! Çok güçlü hüküm ve hikmet sahibi olan Allah sana da senden öncekilere de böylece vahyeder.
O'nundurTo Himbulunan herşey(belong) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve bulunan herşeyand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve Oand Heyücedir(is) the Most Highuludurthe Most Great
🇹🇷 42:4 Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.
neredeyseAlmostgöklerthe heavensçatlayacaklarbreak upüstlerindenfromüstlerindeabove themve meleklerand the Angelstesbih ederlerglorifyhamd ile(the) praiseRablerini(of) their Lordve mağfiret dilerlerand ask for forgivenesskimseler içinfor thoseyerdekionyeryüzüthe earthiyi bil kiUnquestionablyşüphesizindeedAllahAllahO'durHeçok bağışlayan(is) the Oft-Forgivingçok esirgeyenthe Most Merciful
🇹🇷 42:5 Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
ve kimseleriAnd those whoedinen(leri)takeO'ndan başkabesidesbaşkabesidesdostlarprotectorsAllahAllahkollamaktadır(is) a Guardianonlarıover themve değilsinand notsenyouonların üzerinde(are) over thembir vekila manager
🇹🇷 42:6 Allah'tan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onların üzerinde devamlı bir gözetleyicidir. Ama sen onların üzerinde bir vekil değilsin.
ve böyleAnd thusbiz vahyettik kiWe have revealedsanato youbir Kur'ana Quranarapça(in) Arabicuyarman içinthat you may warnanasını(the) motherkentlerin (Mekke'yi)(of) the townsveand whoeverçevresindekileri(is) around itve uyarman içinand warngününe karşı(of the) Daytoplanma(of) Assemblyasla bulunmayan(there is) nokuşkudoubtondain itbir bölükA partycennette(will be) incennetParadiseve bir bölükand a partyateştedirinalevli ateşthe Blazing Fire
🇹🇷 42:7 Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.
ve şayetAnd ifdileseydiAllah willedAllahAllah willedonları yapardıHe could have made themmilleta communitybir tekonefakatbutsokarHe admitskimseyiwhomdilediğiHe willsrahmetinein (to)O'nun rahmetiHis Mercyzalimlere gelinceAnd the wrongdoersyokturnotonlarınfor themhiçbiranyvelisiprotectorve yokturand notyardımcısıany helper
🇹🇷 42:8 Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır. Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
yoksaOredindiler (mi?)have they takenO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himdostlarprotectorshalbuki Allah'tırBut Allah OHedost olan(is) the Protectorve Oand Hediriltirgives lifeölüleri(to) the deadve OAnd Heüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 42:9 Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı edindiler? Oysa asıl dost Allah'tır. Ölüleri diriltecek olan da O'dur. O'nun her şeye gücü yeter.
ve ne varsaAnd whateverayrılığa düştüğünüzyou differhakkındain itherhangi birofbir şeya thinghüküm vermekthen its rulingaittir(is) toAllah'aAllahişte budurThatAllah(is) AllahRabbimmy LordO'naupon HimdayandımI put my trustve O'naand to HimyöneldimI turn
🇹🇷 42:10 Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yalnız O'na güvendim ve yalnız O'na yöneliyorum.
yoktan var edendir(The) Creatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earthyaratmıştırHe madesizefor youkendinizdenfromkendinizyourselvesçiftlermatesveand amonghayvanlardanthe cattleçiftlermatessizi üretiyorHe multiplies youbu(düzen içi)ndetherebyyoktur(There) is notO'na benzerlike Himhiçbir şeyanythingve Oand Heişitendir(is) the All-Hearergörendirthe All-Seer
🇹🇷 42:11 O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O sizin için kendi nefsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitir ve görür.
O'nundurTo Him (belongs)anahtarları(the) keysgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthaçarHe extendsrızkıthe provisionkimse niçinfor whomdilediğiHe willsve kısarand restrictsşüphesiz OIndeed, Heherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 42:12 Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir.
şeri'at (hukuk düzeni) yaptıHe has ordainedsizefor youdindenofdinthe religionne varsawhattavsiye ettiğiHe enjoinedonunlauponNuh'aNuhveand that whichvahyettiğimiziWe have revealedsanato youveand whattavsiye ettiğimiziWe enjoinedonunlauponİbrahim'eIbrahimve Musa'yaand Musave ve Îsa'yaand Isaşöyle kiTodoğru tutunestablishdinithe religionveand notayrılığa düşmeyinbe dividedondathereinağır geldiIs difficultortak koşanlaraonmüşriklerthe polytheistsonları çağırdığınwhatonları çağırırsınızyou call themkendisineto itAllahAllahseçerchooseskendisinefor HimselfkimseyiwhomdilediğiHe willsve iletirand guideskendisineto Himselfkimseyiwhoeveriyi niyyetle yönelenturns
🇹🇷 42:13 Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
veAnd notonlar ayrılığa düşmedilerthey became dividedbaşka sebepleuntilsonraaftersonraafterkendilerine geldikten[what]onlara geldicame to themilimthe knowledgeçekememezlik(out of) rivalryaralarındakiamong themve eğer olmasaydıAnd if notsözü(for) a wordgeçmiş(that) precededRabbindenfromRabbinyour Lordkadarforbir sürea termbelirlispecifiedhüküm verilirdisurely, it (would have) been settledaralarındabetween themve şüphesizAnd indeedvaris kılınanlarthose whomirasçı kılındılarwere made to inheritKitabathe Bookonlardan sonraafter themonlardan sonraafter themiçindedirler(are) surely inbir şüphedoubtondanconcerning it kuşku verendisquieting
🇹🇷 42:14 Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelendiğine dair bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitab'a vâris kılınan kitap ehli de Kur'ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
bundan dolayı senSo to that(Hakka) çağırthen inviteve doğru oland stand firmgibiasemrolunduğunyou are commandedveand (do) notuymafollowonların keyiflerinetheir desiresve de kibut sayben inandımI believeindirdiğiin whatAllah indirdiAllah has sent downAllah'ınAllah has sent downherofKitaba(the) Bookve emrolundumand I am commandedadalet yapmaklathat I do justicearanızdabetween youAllahAllahbizim de Rabbimizdir(is) our Lordsizin de Rabbinizdirand your Lordbize aittirFor usbizim eylemlerimizour deedsve size aittirand for yousizin eylemlerinizyour deedsyoktur(There is) nobir tartışma nedeniargumentbizimlebetween ussizin aranızdaand between youAllahAllahbulur (bir araya toplar)will assemblearamızı[between] usve O'nadırand to Himdönüş(is) the final return
🇹🇷 42:15 Ey Muhammed! İşte bunun için insanları tevhide davet et ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve bana aranızda adaleti gerçekleştirmem emredildi. Allah bizim de rabbimiz sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Sizinle bizim aramızda hiçbir tartışmaya yer yoktur. Allah hepimizi biraraya toplayacaktır. Dönüş yalnız O'nadır.
ve kimselerinAnd those whotartışan(ların)arguehakkındaconcerningAllahAllahsonraaftersonraafterkabul ettikten[what]O'na icabet edildiresponse has been made to Himonuresponse has been made to Himdelilleritheir argumentbatıldır(is) invalidyanındawithRableritheir Lordve üzerlerine vardırand upon thembir gazab(is) wrathve onlara vardırand for thembir azab(is) a punishmentşiddetlisevere
🇹🇷 42:16 Allah'ın davetine uyulduktan sonra, hâlâ O'nun dini hakkında mücadele edenlerin, getirdikleri deliller Rableri yanında batıldır. Onların üzerinde bir gazab ve kendileri için şiddetli bir azab vardır.
Allah'tırAllahki(is) the One Whoindirdi(has) sent downKitabıthe Bookgerçeği içerenin truthve ölçüyüand the Balancene?And whatbilirsinwill make you knowbelkiPerhaps(o) sa'atthe Houryakındır(is) near
🇹🇷 42:17 Bu kitabı ve ölçüyü hakla indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır!
çabuk gelmesini isterlerSeek to hastenonun[of] itkimselerthose whoinanmayan(lar)(do) notiman ederlerbelieveonain itkimseler iseand those whoinanan(lar)believekorkarlar(are) fearfulondanof itve bilirlerand knowonunthat itgerçek olduğunu(is) the truthiyi bil kiUnquestionablyelbetteindeedkimselerthose whotartışan(lar)disputehakkındaconcerning(o) sa'atthe Houriçindedirler(are) certainly inbir sapıklıkerroruzakfar
🇹🇷 42:18 O'na inanmayanlar kıyametin çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise O'ndan korkarlar ve O'nun hak olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet saati hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
AllahAllahlutufkardır(is) Subtlekullarınawith His slavesrızıklandırırHe gives provisionkimseyi(to) whomdilediğiHe willsve OAnd Hekuvvetlidir(is) the All-Stronggaliptirthe All-Mighty
🇹🇷 42:19 Allah kullarına çok lütufkârdır. Dilediğine rızık verir. O çok kuvvetlidir, çok güçlüdür.
kimWhoeveriseisistiyordesiringekinini(the) harvestahiret(of) the Hereafter artırırızWe increaseonun içinfor himonun ekininiinekinihis harvestve kimAnd whoeveriseisistiyordesiringekinini(the) harvestdünya(of) the worldona veririzWe give himondan bir şeyof itfakat olmazbut notonunfor himahiretteinahiretthe Hereafterhiçbiranynasibishare
🇹🇷 42:20 Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.
yoksaOronların var (mı?)for themortakları(are) partnersşeriat kılanwho have ordainedkendilerinefor themdiniofdinthe religionizin vermediğiwhatdeğilnotAllah ona izin verdiAllah has given permission of itonuAllah has given permission of itAllah'ınAllah has given permission of iteğer olmasaydıAnd if notsözü(for) a wordayırımdecisivederhal hüküm verilirdisurely, it (would have) been judgedaralarındabetween themve kuşkusuzAnd indeedzalimler (için)the wrongdoersonlara vardırfor thembir azab(is a) punishmentacıklıpainful
🇹🇷 42:21 Yoksa onların, Allah'ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.
görürsünYou will seezalimlerinthe wrongdoerskorkudan titrediklerinifearfulyüzündenof whatyaptıkları işlerthey earnedve oand itbaşlarına inerken(will) befallonların[on] themfakatAnd those whoinananlarbelieveve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsbahçelerindedirler(will be) inçiçekli bahçelerflowering meadowscennet(of) the Gardensonlara vardırfor themher şey(is) whateverdilediklerithey wishyanındawithRablerinintheir LordişteThat buduritlutuf(is) the Bountybüyükthe Great
🇹🇷 42:22 Sen kıyamet günü kazandıkları şeyin cezası başlarına gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İman edip salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlar için istedikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur.
buThatmüjdelediğidir(is of) whichAllah müjdelerAllah gives glad tidingsAllah'ınAllah gives glad tidingskullarını(to) His slaves inananthose whoiman ederlerbelieveve yapanand doiyi işlerrighteous deedsde kiSayben sizden istemiyorumNotsizden isterimI ask youbunu karşılıkfor itbir ücretany paymentancakexceptarzu ediyorumthe love(Allah'a) yaklaşmayıamongakrabalarthe relativesve kimAnd whoeveryaparsaearnsbir iyilikany goodartırırızWe increaseonafor himonunthereiniyiliğinigoodşüphesizIndeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-Forgivingkarşılık verendirAll-Appreciative
🇹🇷 42:23 İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: "Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum." Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir.
yoksaOrdiyorlar (mı?)(do) they sayuydurduHe has inventedkarşıaboutAllah'aAllahyalana lieöyle bir durumdaBut ifdileseAllah willedAllahAllah willedmühür basarHe would sealüzerine[over]senin kalbinyour heartve mahvederAnd Allah eliminatesAllahAnd Allah eliminatesbatılıthe falsehoodve yerleştirirand establisheshakkıthe truthsözleriyleby His Wordsşüphesiz OIndeed, Hebilir(is) All-Knowingözünüof whatgöğüslerin(is in) the breasts
🇹🇷 42:24 Yoksa onlar, senin hakkında: "Allah'a karşı yalan uydurdu." mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler; batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O kalplerde bulunan şeyleri hakkıyla bilir.
ve O'dur kiAnd Hekabul eder(is) the One Whokabul ederacceptstevbeyithe repentancekullarındanofkullarıHis slavesve affederand pardonskötülüklerden[of]kötülükthe evilve bilirand He knowsnewhatyapıyorsunuzyou do
🇹🇷 42:25 Kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve sizin yaptıklarınızı bilen O'dur.
ve dileklerini kabul ederAnd He answerskimselerinthose whoinanan(ların)believeve yapanlarınand doiyi işlerrighteous deedsve onlara daha fazlasını verirand increases (for) themlutuf ve keremindenfromO'nun lütfuHis Bountykafirlere gelinceAnd the disbelievers onlara da vardırfor thembir azab(will be) a punishmentçetinsevere
🇹🇷 42:26 Allah iman edip, salih amel işleyenlerin tevbesini kabul eder, onlara lütfundan daha fazlasını verir. Kâfirler için ise şiddetli bir azap vardır.
ve eğerAnd ifbollaştırsaydıAllah extendsAllahAllah extendsrızkıthe provisionkullarınafor His slavesazarlardısurely they would rebelyeryüzündeinyeryüzüthe earthfakatbutindiriyorHe sends downölçüdein (due) measuredilediğiwhatO dilerHe willsçünkü OIndeed, Hekullarını(n her halini)of His slaveshaber alandır(is) All-AwaregörendirAll-Seer
🇹🇷 42:27 Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O dilediğini belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür.
ve O'durAnd Heindiren(is) the One Whoindirirsends downyağmuruthe rainsonraaftersonraafterumutlarını kestikten[what]ümit kestilerthey have despairedve yayanand spreadsrahmetiniHis mercyve OAnd Hevelidir(is) the Protectorövülmüştürthe Praiseworthy
🇹🇷 42:28 İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O'dur.
veAnd amongO'nun ayetlerindendirHis Signsyaratması(is the) creationgökleri(of) the heavensve yeriand the earthveand whateveryaydığıHe has dispersedbunların içinein both of themcanlılardanofcanlılar(the) creaturesve OAnd Heonları toplamağa(is) overtoplanmalarıtheir gatheringzamanwhendilediğiHe willskadirdirAll-Powerful
🇹🇷 42:29 Gökleri yeri ve her ikisinde yaydığı canlıları yaratması da Allah'ın kudretinin delillerindendir. O'nun dilediği zaman onları biraraya toplamaya da gücü yeter.
veAnd whateverbaşınıza gelenbefalls youherhangi birofmusibet(the) misfortuneyüzündendir(is because) of whatyaptığı (işler)have earnedkendi ellerinizinyour handsve affederBut He pardonsbirçoğunu[from]çokmuch
🇹🇷 42:30 Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.
ve değilsinizAnd notsizyouaciz bıracacak(can) escapeyer yüzündeinyeryüzüthe earthve yokturand notsizinfor youbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahhiçbiranyvelinizprotectorne deand notbir yardımcı(nız)any helper
🇹🇷 42:31 Siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.
veAnd amongO'nun ayetlerindendirHis Signsakıp giden(gemi)ler(are) the shipsdenizdeindenizthe seadağlar gibilike [the] mountains
🇹🇷 42:32 Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir.
eğerIfdilerseHe willsdurdurur daHe can cause the wind to become stillrüzgarıHe can cause the wind to become stillsonra kalırlarthen they would remainhareketsizmotionless(denizin) sırtındaonsırtıits backkuşkusuzIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsherkes içinfor everyonesabredenpatientşükreden(and) grateful
🇹🇷 42:33 Eğer O dilerse rüzgarı durdurur da yelkenle giden gemiler denizin üzerinde duruverirler. Şüphesiz ki bunda sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için nice ibretler vardır.
yahutOronları helak ederHe could destroy themyüzünden;for whatyaptıkları (işler)they have earnedve affeder (kurtarır)but He pardonsbirçoğunu da[from]çokmuch
🇹🇷 42:34 Yahut da Allah kazandıkları günahlar yüzünden onları helâk eder ve birçoğunu da bağışlar.
ve bilsinlerAnd may knowtartışanlarthose whotartışırlardisputehakkındaconcerningayetlerimizOur Signsolmadığını(that) notkendileri içinfor themhiçbiranykaçacak yerplace of refuge
🇹🇷 42:35 Âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
size verilenSo whateversize veriliryou are givenşeylerofbir şeya thinggeçimidir(is) but a passing enjoymenthayatının(for) the lifedünya(of) the worldveBut whatyanında bulunan ise(is) withAllah'ınAllahdaha hayırlıdır(is) betterve daha kalıcıdırand more lastingiçinfor those whoinananlarbelieveveand uponRablerinetheir Lorddayananlar (için)put (their) trust
🇹🇷 42:36 Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
veAnd those whoonlar kaçınırlaravoidbüyük(the) greatergünahlardansinsve çirkin işlerdenand the immoralitiesve zamanand whenkızdıklarıand whenöfkelenirlerthey are angryonlartheyaffederlerforgive
🇹🇷 42:37 O iman edenler, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar. Onlar öfkelendikleri zaman da kusurları bağışlarlar.
veAnd those whoçağrısına gelirlerrespondRablerininto their Lordve kılarlarand establishnamazıprayerve işleriand their affairsdanışma iledir(are conducted by) consultationaralarındaamong themşeylerdenand from whatkendilerini rızıklandırdığımızWe have provided theminfak ederlerthey spend
🇹🇷 42:38 Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar.
ve onlarAnd those whozamanwhenuğradıklarıstrikes themsaldırıyatyrannykendilerinitheysavunurlardefend themselves
🇹🇷 42:39 Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.
ve cezası(The) recompensekötülüğün(of) an evilbir kütülüktür(is) an evilyine onun gibilike itfakat kimBut whoeveraffedersepardonsve barışırsaand makes reconciliationonun mükafatıthen his rewardaittir(is) onAllah'aAllahdoğrusu OIndeed, Hesevmez(does) notgibilikezalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 42:40 Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez.
ve elbette kimAnd surely whosoeverkendini savunursadefends himselfsonraafterzulme uğradıktanhe has been wrongedöylelerininthen thoseyokturnotaleyhine(is) against themhiçbiranyyolway
🇹🇷 42:41 Zulme uğradıktan sonra hakkını alan kimseye gelince, işte onların aleyhinde ceza vermek için herhangi bir yol yoktur.
ancak vardırOnlybir yolthe wayaleyhineagainstzulmedenlerthose whozulmederleroppressinsanlarathe peopleve saldıranlarand rebelyeryüzündeinyeryüzüthe earthhaksız yerewithouthaksız yererightişteThoseonlara vardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 42:42 Yol ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler aleyhinedir. İşte onlar için acı bir azap vardır.
fakat kimAnd whoeversabrederse(is) patientve affederseand forgivesşüphesizindeedbuthatşüphesiz(is) surely ofçok önemlimatters of determinationişlerdendirmatters of determination
🇹🇷 42:43 Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.
ve kimiAnd whoeversapıklıkta bırakırsaAllah lets go astrayAllahAllah lets go astrayartık yokturthen notonunfor himhiçbiranyvelisiprotectorO'ndan sonraafter HimO'ndan sonraafter Himve görürsünAnd you will seezalimlerinthe wrongdoerszamanwhengördüklerithey seeazabıthe punishmentdediklerinisayingvar mı?Isgeri dönecek(there) fordönerlerreturnhiçbiranyyolway
🇹🇷 42:44 Allah kimi saptırırsa artık bundan sonra onun için hiçbir dost yoktur. Sen, azabı gördüklerinde zalimlerin: "Acaba dönecek bir yol var mıdır?" dediklerini görürsün.
yine onları görürsünAnd you will see themsunulurlarkenbeing exposedona (ateşe)to itbaşlarını öne eğikhumbledaşağılıktanbyrezillikdisgracebakarlarlookinggöz ucuylawithbir bakışa glancegizli gizlistealthyve demişlerdirAnd will sayinananlarthose whoiman ettibelievedşüphesizIndeedasıl ziyana uğrayanlarthe losersziyan edenlerdir(are) those whokaybettilerlostkendilerinithemselvesve aileleriniand their familiesgünü(on the) Daykıyamet(of) the ResurrectionbakınUnquestionablygerçektenIndeedzalimlerthe wrongdoersiçindedirler(are) inbir azaba punishmentsüreklilasting
🇹🇷 42:45 Sen, onların aşağılıktan dolayı başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarlarken ateşe sunulduklarını görürsün, iman edenler de: "Gerçekten zarara uğrayanlar hem kendilerine hem de ailelerine kıyamet günü yazık etmiş olan kimselerdir."diyeceklerdir. İyi bilin ki zalimler devamlı bir azap içerisindedirler.
ve yokturAnd notonlarınwill beonlar içinfor themhiçbiranyvelileriprotectorkendilerine yardım edecek(who) will help thembaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahve kimiAnd whomsapıklıkta bırakırsaAllah lets go astrayAllahAllah lets go astrayartık yokturthen notonun içinfor himhiçbiranyyolway
🇹🇷 42:46 Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onun için çıkar bir yol yoktur.
uyunRespondRabbinizeto your Lordöncebeforeöncebeforegelmezden[that]gelircomesbir güna Daymümkün olmayan(there is) nogeri çevrilmesiavertingonunfor itAllahtanfromAllahAllahyokturNotsizin için(is) for youhiçbiranysığınacak yerrefugeo gün(on) that Dayve yokturand notsizin içinfor youhiçbiranyinkardenial
🇹🇷 42:47 Allah tarafından, geri çevrilemeyecek kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.
eğerThen ifyüz çevirirlersethey turn awaybiz seni göndermedikthen notseni gönderdikWe have sent youonların üzerineover thembekçi(as) a guardiandeğildirNotsana düşen(is) on youbaşkasıexceptduyurmaktanthe conveyanceelbette bizAnd indeedzamanwhentaddırdığımızWe cause to tasteinsana[the] manbizdenfrom Usbir rahmetMercysevinirhe rejoicesonain itama eğerBut ifbaşlarına gelirsebefalls thembir kötülükevildolayıfor whatöne sürdüğü işlerdenhave sent forthellerinintheir handsşüphesiz hementhen indeedinsan[the] mannankör olur(is) ungrateful
🇹🇷 42:48 Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir, ama elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine bir kötülük isabet ederse, o zaman görürsün ki insan çok nankördür.
Allah'ındırTo Allahmülkü(belongs the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthyaratırHe createsnewhatdiliyorsaHe willsbahşederHe grantskimse içinto whomdilediğiHe willsdişilerfemalesve bahşederand He grantskimse içinto whomdilediğiHe willserkekler[the] males
🇹🇷 42:49 Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir. O dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk bahşeder.
yahutOronları çift (ikiz) yaparHe grants themerkeklermalesve dişilerand femalesve yaparand He makeskimseyiwhomdilediğiHe willskısırbarrenşüphesiz OIndeed, Hebilendir(is) All-Knowergücü yetendirAll-Powerful
🇹🇷 42:50 Yahut Allah onları erkek ve kız olmak üzere çift verir, dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz ki O her şeyi bilir. O'nun her şeye gücü yeter.
ve yoktur olmaz'And notbir insanlaishiçbir insan içinfor any human(karşılıklı) konuşmasıthatAllah'ın onunla konuşmasıAllah should speak to himAllah'ınAllah should speak to himdışındaexceptvahiy(by) revelationyahutorarkasındanfromarkasındabehindperdea veilyahutorgönderir(by) sendingbir elçia messengervahyedecekthen he revealsizniyleby His permissionnewhatdiliyorsaHe willsşüphesiz OIndeed, Heyücedir(is) Most Highhüküm ve hikmet sahibidirMost Wise
🇹🇷 42:51 Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.
işte böyleAnd thusvahyettikWe have revealedsanato youbir ruhan inspirationemrimizdenbyemrimizOur Commandsen değildinNotsen mi(did) youbiliyorknownedirwhatKitapthe Book (is)ve nedirand notimanthe faithfakatButbiz onu yaptıkWe have made itbir nura lightdoğru yola ilettiğimizWe guideonunlawith itkimseyiwhomdilediğimizWe willkullarımızdanofkullarımızOur slavesşüphesiz senAnd indeed, yougötürüyorsunsurely guideyolatoyol(the) PathdoğruStraight
🇹🇷 42:52 İşte biz böylece sana da emrimizden Kur'ân'ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.
yoluna(The) pathAllah'ın(of) Allahsahibi olanthe Onekimeto Whombulunan herşeyin(belongs) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve bulunan herşeyinand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthiyi bilin kiUnquestionablyAllah'aToAllahAllahsonunda varırreachbütün işlerall affairs
🇹🇷 42:53 Göklerde ve yerde bulunanların sahibi olan Allah'ın yoluna götürüyorsun. İyi bilin ki bütün işler sonunda yalnız Allah'a dönecektir.
Mahmoud Khalil Al-Husary