سُورَةُ فصلتمَكِّيَّة ۝ ٥٤ آيَة

41. Fussilet Suresi (Explained in Detail) · 54 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ فصلتمَكِّيَّة ۝ ٥٤ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Hâ MîmHa Meem
🇹🇷 41:1 Hâ Mîm.
indirilmiştirA revelationRahmandanfromRahmanthe Most GraciousRahim(den)the Most Merciful
🇹🇷 41:2 Bu Kur'ân Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir.
bir KitaptırA Bookaçıklanmışare detailedayetleriits Versesokunana QuranArapça(in) Arabicbir toplum içinfor a peoplebilen(who) know
🇹🇷 41:3 Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır.
müjdeleyici olarakA giver of glad tidingsve uyarıcı olarakand a warnerfakat yüz çevirmiştirbut turn awayçoklarımost of themonlarso theyişitmezler(do) notişitirlerhear
🇹🇷 41:4 O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar gerçeği işitmezler.
ve dediler kiAnd they saykalblerimizOur heartsiçinde var(are) inkılıflarcoveringsşeye karşıfrom whatbizi çağırdığınyou call uskendisineto itve varand inkulaklarımızdaour earsbir ağırlık(is) deafnessveand between usbizim aramızda varand between usve senin arandaand between youbir perde(is) a screensen (istediğini) yapSo workelbette biz deindeed, weyapıyoruz(are) working
🇹🇷 41:5 Onlar: "Ey Muhammed! Senin bizi davet ettiğin şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda anlaşmamıza engel bir de perde vardır. Sen istediğini yap, çünkü biz yapıyoruz" dediler.
de kiSayelbetteOnlybenI ambir insanıma mansizin gibilike youvahyediliyorit is revealedbanato meelbettethattanrınızınyour godtanrı olduğu(is) Godbir tekOneartık doğrulunso take a Straight PathO'nato Himve O'ndan mağfiret dileyinand ask His forgivenessvay halineAnd woeortak koşanlarınto the polytheists
🇹🇷 41:6 Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline!
onlar kiThose whovermezler(do) notveringivezekatthe zakahve onlarand theyahiretiin the Hereafteronlartheyinkar ederler(are) disbelievers
🇹🇷 41:7 Onlar, zekatı vermezler, ahireti de inkâr ederler.
şüphesizIndeedkimselerthose whoiman eden(ler)believeve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsonlar için vardırfor thembir mükafat(is) a rewardolmaksızınnever endingkesintinever ending
🇹🇷 41:8 Şüphesiz ki, iman edip, salih amel işleyenler için de bitmez tükenmez bir mükafat vardır.
de kiSaysiz mi?Do you indeedinkar ediyorsunuz[surely] disbelieveyaratanıin the One Whoyarattıcreatedarzıthe earthiçindeiniki güntwo periodsve koşuyorsunuzand you set upO'nawith HimeşlerrivalsOThatRabbidir(is the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 41:9 De ki: "Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de O'na eşler koşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir."
ve yaptıAnd He placedorada (arzda)thereinağır baskılarfirmly-set mountainsüstündenabove itonun üstündeabove itve bereketlerand He blessedoradathereinve takdir ettiand determinedoradathereingıdalarınıits sustenanceiçindeindörtfourgünperiodseşit olarakequalarayıp soranlar içinfor those who ask
🇹🇷 41:10 O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.
sonraThenyöneldiHe directed (Himself)göğetowardsgökthe heavenve owhile it (was)duman halinde olansmokesonra dediand He saidonato itve arzaand to the earthgelinCome both of youisteyerekwillinglyveyaoristemeyerekunwillinglydediler kiThey both saidgeldikWe comeisteyerekwillingly
🇹🇷 41:11 Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
🔬 İlim notuSonra duman hâlindeki göğe yöneldi…
Erken evren, yıldız öncesi sıcak gaz-toz bulutlarından ibaretti; kozmolojide bu evre gerçekten "duman"a benzetilir.
böylece onları yaptıThen He completed themyedi(as) sevengökheavensiçindeiniki güntwo periodsve vahyettiand He revealedherinher birieachgöğeheavenemriniits affairve biz donattıkAnd We adornedsemasınıthe heavendünya[the world]lambalarlawith lampsve koruma ileand (to) guardişte buThattakdiridir(is the) Decreegüçlü olanın(of) the All-Mightybileninthe All-Knower
🇹🇷 41:12 Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
fakat eğerBut ifyüz çevirirlersethey turn awayde kithen sayben sizi uyardımI have warned youbir yıldırıma karşı(of) a thunderboltgibilikebaşına düşen yıldırım(the) thunderboltAd(of) Aadve Semud'unand Thamud
🇹🇷 41:13 Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Âd ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım."
haniWhenonlara gelmişticame to themelçilerthe Messengersönlerindenfrom before themonlardan öncekilerdenfrom before themonlardan öncekilerdenfrom before themveand fromarkalarındanbehind themsakın(saying) "Do notkulluk etmeyinworshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahdedilerThey saidşayetIfdileseydi(had) willedRabbimizour Lordelbette indirirdisurely, He (would have) sent downmeleklerAngelselbette bizSo indeed, weşeyi (mesajı)in whatgönderildiğinizyou have been sentonunlawithtanımıyoruz(are) disbelievers
🇹🇷 41:14 Onlara Allah'tan başkasına kulluk etmeyin diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman: "Eğer Rabbimiz dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeylere inanmayız." dediler.
fakatThen as forAd (kavmi)Aadbüyüklük tasladılarthey were arrogantyeryüzündeinyerthe landolmaksızınwithouthakkı[the] rightve dedilerand they saidkimdir?Whodaha şiddetli(is) mightierbizdenthan uskuvveti(in) strengthgörmediler mi?Do notgörürlerthey seeelbettethatAllahAllaho kithe One Whoonları yaratancreated themOHedaha güçlüdür(is) Mightierkendilerindenthan themkuvvetçe(in) strengthve devam ettilerBut they used tobizim ayetlerimiziin Our Signsinkaradeny
🇹🇷 41:15 Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
biz de gönderdikSo We sentüzerlerineupon thembir rüzgara winddondurucufuriousgünlerdeingünler(the) daysuğursuz(of) misfortunetaddırmak içinthat We may make them tasteazabını(the) punishmentrezillik(of) disgracehayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldazabı iseAnd surely, (the) punishmentahiret(of) the Hereafterdaha da kepaze edicidir(is) more disgracingve onlaraand theyhiçwill not be helpedyardım edilmeyecektirwill not be helped
🇹🇷 41:16 Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.
gelinceAnd as forSemud(kavmin)eThamudonlara yol gösterdikWe guided themfakat onlar yeğledilerbut they preferredkörlüğü[the] blindnessdoğru yolu bulmağaoverhidayetthe guidanceböylece onları yakaladıso seized themyıldırımıa thunderboltazab(of) the punishmentalçaltıcıhumiliatingyüzündenfor whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)earn
🇹🇷 41:17 Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarpıverdi.
ve kurtardıkAnd We savedinananlarıthose whoiman ettibelievedveand used tokorunanlarıfear (Allah)
🇹🇷 41:18 Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık.
ve (o) günAnd (the) Daytoplanırwill be gathereddüşmanları(the) enemiesAllah'ın(of) Allahateşetoateşthe Fireonlarthen theybir araya getirilirlerwill be assembled in rows
🇹🇷 41:19 O gün Allah'ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
nihayetUntilzamanwhenoraya vardıklarıwhenona gelirlerthey come to itşahidlik ettiler(will) testifyaleyhlerineagainst themkulaklarıtheir hearingve gözleriand their sightve derileriand their skinshakkında(as) to whatoldukları (işler)they used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 41:20 Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.
ve dedilerAnd they will sayderilerineto their skinsniçin?Why doşahidlik ettinizyou testifyaleyhimizeagainst usdedilerThey will saybizi konuşturduAllah made us speakAllahAllah made us speakkonuşturanthe One Whokonuştururmakes speakhereveryşeyithingve Oand Hesizi yaratmıştıcreated youilk(the) firstdefatimeişte O'naand to Himdöndürülüyorsunuzyou will be returned
🇹🇷 41:21 Onlar derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de: "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O'dur ve siz yine O'na döndürülüyorsunuz" derler.
ve değildinizAnd notsizyou weregizleniyorcovering yourselvesşahidlik etmesindenlestşahitlik ederlertestifyaleyhinizeagainst youkulaklarınızınyour hearingve değildinizand notgözlerinizinyour sightve değildinizand notderilerinizinyour skinsfakatbutsanıyordunuz kiyou assumedelbettethatAllahAllahbilmez(does) notbilirlerknowçoğunumuchyaptıklarınızınof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 41:22 Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötülükten sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızdan birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.
ve işte buAnd thatzannınız(was) your assumptionzannettiğinizwhichsandınızyou assumedRabbinize karşıabout your Lordsizi helak ettiIt has ruined youve oldunuzand you have becomeziyana uğrayanlardanofhüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 41:23 İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi helak etti de zarara uğrayanlardan oldunuz.
şimdi eğerThen ifdayanabilirlersethey endureateştirthe Fireyeri(is) an abodeonlarınfor themve eğerand ifaffedilmek isterlersethey ask for favordeğildirthen notonlartheyden(will be) ofnimet verilenlerthose who receive favor
🇹🇷 41:24 Şimdi eğer dayanabilirlerse onların yeri ateştir. Yok eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse bile artık onlar hoşnut edileceklerden değildirler.
ve biz musallat ettikAnd We have destinedonlarafor thembirtakım arkadaşlarcompanionssüslü gösterdiler(who) made fair-seemingonlarato thembulunanıwhatonların önlerinde(was) before themonların önlerinde(was) before themve bulunanıand whatarkalarında(was) behind themve gerekli olduand (is) justifiedkendilerineagainst themsözthe Wordtopluluklarınaamongümmetlernationsgelip geçmiş olan(that have) passed awaygelip geçmiş(that have) passed awaykendilerinden öncebefore themonlardan öncebefore themcin(ler)denofcinlerthe jinnve insan(lardan)and the mençünkü onlarIndeed, theyidilerwereziyandalosers
🇹🇷 41:25 Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azab sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.
ve dediler kiAnd saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedinlemeyin(Do) notdinleyinlistenbuto thisKur'an'ıQuranve gürültü edinand make noiseonda (okunduğunda)thereinbelkiso that you mayona galib gelirsinizovercome
🇹🇷 41:26 İnkâr edenler: "Bu Kur'ânı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz" dediler.
fakat taddıracağızBut surely We will cause to tastekimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievebir azaba punishmentşiddetlisevereve onları cezalandıracağızand surely We will recompense themen kötüsüyle(the) worstolduklarının(of) whatidilerthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 41:27 Biz mutlaka inkâr edenlere şiddetli bir azab tattıracağız. Ve onlara yaptıkları amellerin en kötüsünün cezasını vereceğiz.
buThatcezası(is the) recompensedüşmanlarının(of the) enemiesAllah(of) Allah ateştirthe Fireonlara vardırfor themoradathereinyurdu(is the) homesürekli kalma(of) the eternityceza olarak(as) recompensesebebiylefor whatayetlerimizithey used toayetlerimizdenof Our Versesinkar etmelerireject
🇹🇷 41:28 İşte Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezası olarak, onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır.
ve dediler kiAnd (will) saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveRabbimizOur Lordbize gösterShow usbizi saptıranthose whobizi saptırdımisled uscinofcinlerthe jinnve insanlarıand the menonları alalım(so) we may put themaltınaunderayaklarımızınour feetolsunlarthat they bealçaklardanofen aşağıthe lowest
🇹🇷 41:29 İnkâr edenler: "Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi doğru yoldan saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım, böylece cehennemin en altında kalanlardan olsunlar." diyeceklerdir.
şüphesizIndeedkimselerethose whodiyen(lere)sayRabbimizOur LordAllah'tır(is) Allahsonrathendoğru olanlarastand firm inerwill descendüzerineon themmeleklerthe Angelskorkmayın(Do) notkorkarlarfearveand (do) notüzülmeyingrievefakat sevininbut receive the glad tidingscennetleof Paradiseöyle kiwhichsize söz verilenyou werevadettipromised
🇹🇷 41:30 "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin."
bizWesizin dostlarınızız(are) your protectorshayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldveand inahirettethe Hereafterve size vardırAnd for youoradathereinher şeywhateverçektiğidesirecanlarınızınyour soulsve size vardırand for youoradathereinher şeywhatistediğinizyou ask
🇹🇷 41:31 "Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır."
ağırlamasıdırA hospitable giftçok bağışlayanınfromçok bağışlayan(the) Oft-Forgivingçok esirgeyenin(the) Most Merciful
🇹🇷 41:32 Bunlar çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Allah tarafından bir ağırlamadır.
ve kim olabilir?And whodaha güzel(is) bettersözlü(in) speechkimsedenthan (one) whoçağıraninvitesAllah'atoAllahAllahve yapandanand doesiyi işrighteous (deeds)ve diyendenand saysşüphesiz benIndeed, I ammüslümanlardanımofteslim olanlarthose who submit
🇹🇷 41:33 Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?
ve değildirAnd noteşit(are) equaliyilikthe good (deed)ve ne deandkötülükthe evil (deed)sav (onu)Repelolanlaby (that) which[onu][it]en güzel(is) betterbir de bakarsın kithen beholdseninle arandaOne whoaranızdabetween youonun arasındaand between himdüşmanlık olan(was) enmitysanki(will become) as if hebir dosttur(was) a friendsıcakintimate
🇹🇷 41:34 Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün.
buna kavuşturulmazAnd notverilirit is grantedbaşkasıexceptkimselerden(to) those whosabreden(lerden)(are) patientveand notbuna kavuşturulmazit is grantedbaşkasıexceptolandan(to the) ownerşansı(of) fortunebüyükgreat
🇹🇷 41:35 Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
ve eğerAnd ifseni dürtecek olursawhisper comes to youşeytandanfromşeytanthe Shaitaankötü bir düşüncean evil suggestionhemen sığınthen seek refugeAllah'ain Allahçünkü OIndeed, HeO[He]işitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 41:36 Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah'a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir.
veAnd ofO'nun ayetlerindendirHis Signsgece(are) the nightve gündüzand the dayve güneşand the sunve ayand the moonsecde etmeyin(Do) notsecde ederlerprostrategüneşeto the sunne deand notayato the moonfakat secde edinbut prostrateAllah'ato Allahonları yaratanthe One Whoonları yarattıcreated themeğerifisenizyouO'naHim alonetapıyor(sanız)worship
🇹🇷 41:37 Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah'ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
fakat eğerBut ifbüyüklük taslarlarsathey are arrogantyanında bulunanlarthen those whoyakındır(are) nearRabbininyour Lordtesbih ederlerglorifyO'nuHimgeceby nightve gündüzand dayve onlarAnd theyhiç(do) notusanmazlartire
🇹🇷 41:38 Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz O'nu tesbih ederler ve hiç usanmazlar.
biri de (şudur)And amongO'nun ayetlerindenHis Signssen(is) that yougörürsünseetoprağıthe earthboynu bükükbarrenzamanbut whendöktüğümüzWe send downonun üzerineupon itsuyuwatertitreşirit is stirred (to life)ve kabarırand growselbetteIndeedonu diriltenthe One Whoonu diriltirgives it lifediriltir(is) surely the Giver of lifeölüleri de(to) the deadelbette OIndeed, Heüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 41:39 Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmen de Allah'ın kudretinin delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren Allah mutlaka ölüleri de diriltir. Doğrusu O'nun her şeye gücü yeter.
şüphesizIndeeddoğruluktan sapanlarthose whoeğip bükerlerdistorthususunda[in]ayetlerimizOur Versesgizli kalmazlar(are) notgizlihiddenbizefrom Uskimse mi?So, is (he) whoatılanis castiçineinateşinthe Firedaha iyidirbetteryoksaorkimse (mi?)(he) whogelencomesgüvenlesecuregünü(on the) Daykıyamet(of) ResurrectionyapınDonewhatdiliyorsanızyou willelbette OIndeed, Heşeyleriof whatyaptıklarınızıyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 41:40 Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyamet günü güven içinde gelecek olan mı? İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görür.
şüphesizIndeedonlarthose whoinkar ettilerdisbelieveZikr'i (Kur'an'ı)in the Reminderkendilerine gelenwhenonlara gelirit comes to themhalbuki oAnd indeed, itbir Kitaptır(is) surely a Bookazizmighty
🇹🇷 41:41 Kur'ân kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.
ona gelmezNotona gelircomes to itboşa çıkaracak bir sözthe falsehoodönündenfromondan öncebefore itondan öncebefore itne deand notarkasındanfromonun ardındabehind itindirilmiştirA Revelationhüküm ve hikmet sahibindenfromhüküm ve hikmet sahibi(the) All-Wiseçok övülenden(the) Praiseworthy
🇹🇷 41:42 Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
değildirNotsöylenenis saidsanato youbaşka bir şeyexceptolandanwhatsöylenmişwas saiddenildiwas saidelçilereto the Messengerssenden öncekibefore yousenden öncebefore youkuşkusuzIndeedRabbinyour Lordsahibi(is) Possessorbağışlama(of) forgivenessve sahibidirand Possessorazab(of) penaltyacıpainful
🇹🇷 41:43 Ey Muhammed! Sana senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey söylenmiyor. Şüphesiz ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de acı verecek bir azap sahibidir.
ve eğerAnd ifbiz onu yapsaydıkWe (had) made itbir Kur'ana Quranyabancı (dilde)(in) a foreign (language)derlerdi kithey (would have) saiddeğil miydi?Why notaçıklanmalıare explained in detailonun ayetleriits versesyabancı söz mü?(Is it) a foreign (language)arab olanaand an Arabde kiSayoIt (is)içinfor those whoinananlarbelievebir yol göstericidira guidanceve (gönüllere) şifadırand a healinggelinceAnd those whoinanmayanlara(do) notiman ederlerbelievevardırinonların kulaklarındatheir earsbir ağırlık(is) deafnessve oand itonlara(is) for thembir körlüktürblindnessonlarThoseçağırılıyorlarare being calledbir yerdenfrombir yera placeuzakfar
🇹🇷 41:44 Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).
ve andolsunAnd certainlybiz vermiştikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Bookfakat ayrılığa düşülmüştübut disputes aroseondathereinve eğer olmasaydıAnd had it not beenbir söz(for) a wordgeçmiş(that) precededRabbindenfromRabbinyour Lordderhal hüküm verilirdisurely, would have been settledaralarındabetween themfakat onlarBut indeed, theyiçindedirlersurely (are) inbir kuşkudoubtondanabout itişkillidisquieting
🇹🇷 41:45 Andolsun ki biz Musa'ya Tevrat'ı vermiştik de onda ihtilafa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar Kur'ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
kimWhoeveryaparsadoesiyi işrighteous deedsyararı kendisinedir;then it is for his soulve kimand whoeverkötülük yaparsadoes evilzararı kendisinedirthen it is against itve değildirAnd notRabbin(is) your Lordzulmediciunjustkullarato His slaves
🇹🇷 41:46 Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbin kullara zulmedecek değildir.
25. Cüz
O'naTo Himdöndürülüris referredbilgisi(the) knowledgesa'at (kıyamet)(of) the HourveAnd notçıkmazcomes outmeyvalaranymeyvelerfruitskabuklarındanfromörtüleritheir coveringsgebe kalmazand nottaşırbearshiçbiranydişifemaleveand notdoğurmazgives birtholmadanexceptO'nun bilgisiwith His knowledgeve (o) günAnd (the) Dayonlara seslenildiğiHe will call themnerede?Where (are)ortaklarımMy partnersdemişlerdirThey will saysana arz ederiz kiWe announce (to) Youyoknotbizdenamong ushiçbiranygörenwitness
🇹🇷 41:47 Kıyamet zamanını bilmek ancak Allah'a havale edilir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: "Bana koştuğunuz ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, onlar: "Senin ortağın olduğuna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz." derler.
ve sapıp gitmiştirAnd lostonlardanfrom themşeylerwhatolduklarıthey wereyalvarıp duruyor(lar)invokingöncedenbeforeöncebeforeve onlar anlamışlardırand they (will) be certainolmadığını(that) notkendileri içinfor themhiçbiranykaçacak yerplace of escape
🇹🇷 41:48 Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
usanmaz(Does) notyorulmazget tiredinsanmanistemektenofdua ederekprayinghayır (iyilik)(for) the goodama eğerbut ifkendisine dokunursatouches himbir şerthe evilhemen üzülürthen he gives up hopeümitsiz olur(and) despairs
🇹🇷 41:49 İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.
ve eğerAnd verily, ifbiz ona taddırırsakWe let him tastebir rahmetmercykendimizdenfrom Ussonraaftersonraafterbir zarardanan adversityona dokunan(has) touched himelbette der kihe will surely saybuThis (is)benim hakkımdır(due) to meveand notsanmıyorumI thinkkıyametinthe Hourkopacağını(will be) establishedeğerand ifgötürülmüş olsam bileI am returnedRabbimetoRabbimmy Lordmuhakkakindeedbenim için vardırfor meO'nun yanındawith Himdaha güzel şeyler(will be) the bestbiz mutlaka haber vereceğizBut We will surely informkimselerethose whoinkar edenleredisbelievedyaptıklarınıabout whatyaptılarthey didve mutlaka taddıracağızand We will surely make them tasteazabdanofbir azapa punishmentkabasevere
🇹🇷 41:50 Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: "Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.
ne zaman kiAnd whenbir ni'met verdiğimizdeWe bestow favorinsanauponinsanmanyüz çevirirhe turns away ve yan çizerand distances himselfve yan çizerand distances himselfve ne zaman kibut whenona dokunduğundatouches himbir şerthe evilhementhen (he is) fullyalvarıp durur(of) supplicationbol bollengthy
🇹🇷 41:51 Biz insana bir nimet verdiğimiz zaman o yüz çevirir, yan çizer. Ona bir kötülük dokunduğu zaman da uzun uzun yalvarır.
de kiSaygördünüz mü kiYou see eğer (Kur'an)ifiseit istarafındanfrom-denfromAllahAllahsonrathensiz de inkar etmişsenizyou disbelieveonuin itkim olabilir?whodaha sapık(is) more astraykimsedenthan (one) who ohebir ayrılığa düşen(is) inmuhalefetoppositionuzakfar
🇹🇷 41:52 Ey Muhammed! De ki: "Ne dersiniz? O Kur'ân Allah tarafından gelmiş olup da sonra siz onu inkâr etmişseniz, o takdirde Hak'tan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?"
biz onlara göstereceğizSoon We will show themayetlerimiziOur Signsufuklardainufuklarthe horizonsveand inkendi canlarındathemselveskadaruntiliyice belli olanabecomes clearonlarato themo(Kur'a)n'ınthat itgerçek olduğu(is) the truthmi?Is (it) notyetmezsufficientRabbininconcerning your LordO'nunthat Heüzerine(is) overherallşeythingsşahit olmasıa Witness
🇹🇷 41:53 Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur'ân'ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi?
iyi bil kiUnquestionablyonlartheyiçindedirler(are) inkuşkudoubtkavuşmaktanaboutkavuşma(the) meetingRablerine(with) their Lordiyi bil kiUnquestionablyOindeed, Heher(is) of allşeyithingskuşatmıştırencompassing
🇹🇷 41:54 İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.