سُورَةُ الروممَكِّيَّة ۝ ٦٠ آيَة

30. Rûm Suresi (The Romans) · 60 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الروممَكِّيَّة ۝ ٦٠ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Elif Lâm MîmAlif Lam Meem
🇹🇷 30:1 Elif, Lâm, Mim.
yenildiHave been defeatedRum(lar)the Romans
🇹🇷 30:2 Rumlar yenildi.
en yakınInen yakın(the) nearestbir yerdelandve onlarBut theysonraaftersonraafteryenilgilerindentheir defeatyeneceklerdirwill overcome
🇹🇷 30:3 (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galib geleceklerdir.
içindeWithinbirkaça fewyılyearsAllah'ındırFor Allahemir(is) the command(bundan) öncebeforeöncebeforeveand aftersonraand afterve o günAnd that daysevinir(ler)will rejoicemü'minlerthe believers
🇹🇷 30:4 (Bu da) birkaç yıl içinde (olacaktır). Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah'ındır ve o gün müminler, sevineceklerdir.
yardımıyleWith (the) helpAllah'ın(of) Allahyardım ederHe helpskimseyewhomdilediğiHe willsve OAnd Hegaliptir(is) the All-Mightyesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 30:5 (Bu da) Allah'ın yardımıyla (olacaktır). Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
va'didir(It is the) PromiseAllah'ın(of) Allahcaymaz(Does) notboşa çıkarfailAllahAllahva'dinden(in) His promisefakatbutçoğumost (of)insanların[the] peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 30:6 Allah'ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.
bilirlerThey knowdış yüzünü(the) apparenthayatınınofhayatthe lifedünya(of) the worldve onlarbut theyahirettenaboutahiretthe Hereafteronlar[they]gafildirler(are) heedless
🇹🇷 30:7 Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar hep gafildirler.
hiç düşünmediler mi?Do notdüşünürlerthey ponderiçlerindewithinkendithemselvesyaratmamıştırNotAllah yarattıAllah (has) createdAllahAllah (has) createdgöklerdethe heavensve yerdeand the earthve bulunanlarıand whatbu ikisi arasında(is) between themdışındaexcepthak olmasıin truthve bir süreand (for) a termbelirtilmiştirappointedve şüphesizAnd indeedçoğumanyinsanlardanofinsanlarthe peoplekavuşmayıin (the) meetingRabblerine(with) their Lordinkar etmektedirlersurely (are) disbelievers
🇹🇷 30:8 Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
gezmediler mi?Have notgezdilerthey traveledyeryüzündeinyeryüzüthe earthbaksınlarand observednasılhowolduğunawassonunun(the) endkimselerin(of) thosekendilerinden öncekibefore themonlardan öncebefore themidilerThey weredaha güçlümightierkendilerindenthan themkuvvet bakımından(in) strengthalt-üst etmişlerdiand they dugtoprağıthe earthve onu imar etmişlerdiand built (on) itdaha çokmorebunların imar ettiklerindenthan whatonun üzerine bina ettilerthey have built (on) itonlara gelmiştiAnd came (to) themelçilertheir Messengersdelillerlewith clear proofsfakatSo notdeğildiwasAllahAllahonlara zulmedecekto wrong themfakatbutonlarthey werekendi kendilerinethemselveszulmediyorlardı(doing) wrong
🇹🇷 30:9 Onlar, yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı sürmüşler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek Allah onlara zulmetmiyordu. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı.
sonraThenolduwassonu(the) endkimselerin(of) those whokötülük eden(lerin)did evil çok kötüthe evilçünkübecauseyalanladılarthey deniedayetlerini(the) SignsAllah'ın(of) Allahve -idilerand wereonlarlaof themalay ederekmaking mockery
🇹🇷 30:10 Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı.
AllahAllahbaşlaroriginatesyaratmağathe creationsonrathenonu devam ettirirHe repeats itsonrathenO'nato Himdöndürülürsünüzyou will be returned
🇹🇷 30:11 Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.
ve günAnd (the) Daybaşladığıwill (be) establishedsa'atthe Hoursusarlarwill (be in) despairsuçlularthe criminals
🇹🇷 30:12 Kıyamet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.
veAnd notolmazwill bekendilerinefor themortaklarındanamongortaklarıtheirs partnershiçbir şefa'atçiany intercessorso zaman oldularand they will beortaklarınıin their partnersinkar eder(ler)disbelievers
🇹🇷 30:13 Allah'a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah'a koştukları ortakları inkâr ederler.
ve günAnd (the) Daybaşladığıwill (be) establishedsa'atthe Houro günthat Dayayrılırlarthey will become separated
🇹🇷 30:14 Kıyamet saatinin gelip çattığı gün varya, o gün (inananlarla inanmayanlar) ayrılırlar.
ancakThen as forkimselerthose whoinanan(lar)believedve yapanlarand didiyi işlerrighteous deedsonlarso theyiçindeinbir bahçea Gardenneş'elendirilirlerwill be delighted
🇹🇷 30:15 Şimdi iman edip salih ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler.
fakatBut as forkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve yalanlayanlarand deniedayetlerimiziOur Signsve buluşmasınıand (the) meetingahiret(of) the Hereafteronlar dathen thoseiçineinazabınthe punishmentgetirilirler(will be) brought forth
🇹🇷 30:16 Âyetlerimizi ve âhiret buluşmasını yalan sayıp da küfredenlere gelince, işte onlar o zaman azab içinde hazır bulundurulurlar.
öyle ise tesbih edinSo glory be toAllah'ıAllahzamanwhenakşama girdiğinizyou reach the eveningve zamanand whensabaha erdiğinizyou reach the morning
🇹🇷 30:17 O halde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah'ındır. (daima O, tesbih edilir).
O'na mahsusturAnd for Himhamd(are) all praisesgöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthve günün sonundaand (at) nightve zamanand whenöğleye erdiğinizyou are at noon
🇹🇷 30:18 Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O'na mahsustur.
çıkarırHe brings forthdirithe livingölüdenfromölülerthe deadve çıkarırand He brings forthölüthe deaddiridenfromdirilerthe livingve diriltirand He gives lifeyeri(to) the earthsonraafterölümündenits deathişte siz de öyleand thusçıkarılacaksınızyou will be brought forth
🇹🇷 30:19 O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizler de işte öyle çıkarılacaksınız.
O'nun ayetlerinden (biri)And amongO'nun ayetleriHis Signssizi yaratmasıdır(is) thatsizi yarattıHe created youtopraktanfromtoprakdustsonrathenbir de bakarsın kibeholdsizYouinsan(lar)(are) human beingsyayılıyorsunuzdispersing
🇹🇷 30:20 O'nun âyetlerinden (kudretinin delillerinden)dir ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signsyaratmasıdır(is) thatyarattıHe createdsizin içinfor younefislerinizdenfromkendinizyourselveseşlermatessakinleşeceğinizthat you may find tranquilityonunlain themve koymasıdırand He placedaranızabetween yousevgiloveve acımaand mercyşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopledüşünenwho reflect
🇹🇷 30:21 Yine O'nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signsyaratılmasıdır(is the) creationgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve değişik olmasıdırand the diversitydillerinizin(of) your languagesve renklerinizinand your colorsşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbilenler içinfor those of knowledge
🇹🇷 30:22 Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signsuyumanızdır(is) your sleepgeceleyinby nightve gündüzünand the dayve aramanızdır[and] your seekingO'nun lutfundanofO'nun lütfuHis BountyşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopleişitenwho listen
🇹🇷 30:23 Yine gecede ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasib aramanız da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signssize göstermesidirHe shows youşimşeğithe lightningkorku(causing) fearve umutand hopeve indirmesidirand He sends downgöktenfromgökthe skybir suwaterve diriltmesidirand gives lifeonunlatherewithyeri(to) the earthsonraafterölümündenits deathşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopleaklını kullananwho use intellect
🇹🇷 30:24 Yine O'nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzüne ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signsdurmasıdır(is) thatdururstandsgöğünthe heavensve yerinand the earthO'nun buyruğuylaby His CommandsonraThenzamanwhensizi çağırdığıHe calls youbir tek da'vetle(with) a callyerdenfromyeryüzüthe earthbir de bakarsınız kibeholdsizYouçıkıyorsunuzwill come forth
🇹🇷 30:25 Yine göğün ve yerin, emriyle durması da O'nun âyetlerindendir. Sonra sizi bir tek çağırışla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki (yerden diriltilip çıkarılıyorsunuz).
ve O'nundurAnd to Him (belongs)kimselerwhoeverbulunan(is) ingöklerdethe heavensve yerdeand the earthhepsiAllO'nato Himita'at etmektedirler(are) obedient
🇹🇷 30:26 Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O'nundur. Hepsi de O'na itaat etmektedirler.
ve OAnd Heki(is) the One Whobaşlaroriginatesyaratmağathe creationsonrathenonu tekrarlarrepeats itve buand itdaha kolaydır(is) easierO'nafor Himve O'nundurAnd for Himdurum(is) the descriptionen yücethe highestgöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 30:27 Hem yaratmayı ilkin yapan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O'dur ki, bu O'na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O'nundur. O çokgüçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
misal verdiHe sets forthsizeto youbir benzetmeylean examplekendinizdenfromkendinizyourselvessizin için varmı dır?Issizin içinfor youbulunanlar (köleler) danamongnewhatsahiptirlerpossesssizin ellerindeyour right handsortaklardananyortaklarpartnersşeylerdeinnewhatsizi rızıklandırdığımızWe have provided yousizinleso youondain iteşit olan(are) equalonlardan çekindiğinizyou fear themçekindiğiniz gibias you fearbirbirinizdenyourselvesişte böyleThusbiz açıklıyoruzWe explainayetlerithe Versesbir toplum içinfor a peopleaklını kullanan(who) use reason
🇹🇷 30:28 Allah, size kendinizden bir misâl verdi: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde elleriniz altındaki kölelerinizden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur, aranızda birbirinizi saydığınız gibi, onları da sayar mısınız? İşte biz, düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.
hayırNayuydularfollowzulmedenlerthose whozulmederlerdo wrongkeyiflerinetheir desiresolmaksızın;withoutbilgi(leri)knowledgekim?Then whoyola getirebilir(can) guidekimseyi(one) whomşaşırttığıAllah has let go astrayAllah'ınAllah has let go astrayve yokturAnd notonlarınfor themhiçbiranyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 30:29 Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah'ın şaşırdığını kim yola getirebilir? Onların yardımcıları da yoktur.
çevirSo setyüzünüyour facedineto the religionHanif olarakuprightyaratmasınaNatureAllah'ın(made by) Allahki(upon) whichyaratmıştırHe has createdinsanlarımankindona göre[on it]değiştirilemezNodeğişmechangeyaratması(should there be) in the creationAllah'ın(of) Allahişte odurThatdin(is) the religiondoğruthe correctfakatbutçoğumostinsanlarınmenbilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 30:30 O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.
yönelinTurningyalnız O'nato Himve O'ndan korkunand fear Himve kılınand establishnamazıthe prayerveand (do) notolmayınbeortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 30:31 Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın.
onlar kiOfonlar kithose whoparçaladılardividedinlerinitheir religionve oldularand becomebölük bölüksectshereachguruppartyolanlain whatkendi yanındathey havesevinmektedirrejoicing
🇹🇷 30:32 O müşriklerden (olmayın ki) onlar, dinlerini ayırıp öbek öbek olmuşlardır. Her grup kendilerindekine güvenmektedir.
ve zamanAnd whendokunduğutouchesinsanlarapeoplebir zararhardshipyalvarırlarthey callRablerinetheir LordyönelerekturningO'nato HimsonraThenzamanwhenonlara taddırdığıHe causes them to tastekendindenfrom Himbir rahmetMercyhemenbeholdbir grupA partyonlardanof themRablerinewith their Lordortak koşarlarassociate partners
🇹🇷 30:33 Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
inkar etmeleri içinSo as to denyşeyi[in] whatkendilerine verdiğimizWe have granted themşimdi zevk içinde yaşayınThen enjoyyakındabut soonbileceksinizyou will know
🇹🇷 30:34 Bunu da kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük etmek için yaparlar. Haydi geçinedurun bakalım, yakında bileceksiniz.
yoksaOrindirdik dehave We sentonlarato thembir delilan authorityo (delil)and itsöylüyorspeaksolmalarınıof whatidilerthey wereonunlawith Himortak koşmalarınıassociating
🇹🇷 30:35 Yoksa biz onlara bir delil indirmişiz de O'na ortak koşmalarını o mu söylüyor?
ve zamanAnd whenbiz taddırdığımızWe cause people to tasteinsanlaraWe cause people to tastebir rahmetmercysevinirlerthey rejoiceonunlathereinve eğerBut ifonlara erişirseafflicts thembir kötülükan evildolayıfor whatöne sürdüklerindenhave sent forthelleriyle (yapıp)their handsderhalbeholdonlarTheyumutsuzluğa düşerlerdespair
🇹🇷 30:36 Bir de biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar da; ellerinin önceden yaptığı şeyler sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen her ümidi kesiveriyorlar.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seegerçektenthatAllahAllahgenişletiyorextendsrızkıthe provisionkimseyefor whomdilediğiHe willsve daraltıyorand straitens (it)şüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 30:37 Onlar görmediler mi ki, Allah dilediği kimseye rızkı serer ve daraltır. Şüphesiz ki bunda iman edecek bir kavim için ibretler vardır.
o halde verSo giveakrabayathe relativeakrabathe relativehakkınıhis rightve yoksulaand the poorve yolcuyaand the wayfarerve yolcuand the wayfarerbuThatdaha hayırlıdır(is) bestiçinfor those whoisteyenlerdesireyüzünü (rızasını)(the) CountenanceAllah'ın(of) Allahve işteAnd thoseonlartheybaşarıya erenlerdir(are) the successful ones
🇹🇷 30:38 O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula da, yolcuya da... Bu, Allah'ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
ne kiAnd whatverdinizyou giveriba (faiz)forfaizusuryartması içinto increaseiçindeinmalları(the) wealthinsanların(of) peopleaslanotartmaz(will) increasekatındawithAllahAllahamaBut whatverdiğinizyou givezekattanofzekâtzakahisteyerekdesiringyüzünü (rızasını)(the) CountenanceAllah'ın(of) Allahiştethen thoseonlar[they]kat kat artıranlardır(will) get manifold
🇹🇷 30:39 İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.
AllahAllahki(is) the One Whosizi yarattıcreated yousonrathenbeslediHe provided (for) yousonrathenöldürüyorHe will cause you to diesonrathendiriltiyorHe will give you lifevar mı?Is (there)ortaklarınızdananyortaklarınızın(of) your partnerskimsewhoyapandoesbunlardanofşuthathiçanybirinithingO münezzehtirGlory be to Himve yücedirand exalted is Heşeylerdenabove whatonların ortak koştuklarıthey associate
🇹🇷 30:40 Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.
çıktıHas appearedfesatthe corruptionkaradainyerthe landve denizdeand the seayüzündenfor whatkazandıklarıhave earnedelleriyle(the) handsinsanların(of) peopleonlara taddırıyorso that He may let them tastebir kısmınıa partyaptıklarının(of) that whichyaptılarthey have donebelki onlarso that they maydönerler (diye)return
🇹🇷 30:41 Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
de kiSaygezinTravelyeryüzündeinyeryüzüthe earthve bakınand seenasılhowolduğunawassonunun(the) endkimselerin(of) those whoönceki(were) beforeöncekilerdi(were) beforeidiMost of them wereonların çoğuMost of them wereortak koşanlardanpolytheists
🇹🇷 30:42 De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.
yöneltSo setyüzünüyour facedineto the religiondosdoğrurightöncebeforeöncebeforegelmesinden[that]gelircomesgüna Daygeri çevirilmeyennotgeri çevrilir(can be) averted-tan[it]AllahtanfromAllahAllaho günThat Daybölük bölük ayrılırlarthey will be divided
🇹🇷 30:43 Allah'tan geri çevrilmesine hiçbir çare olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru, sabit dine çevir. O gün (gelince) insanlar birbirlerinden ayrılırlar.
kimWhoeverinkar edersedisbelieveskendi aleyhinedirthen against himinkarı(is) his disbeliefve kimAnd whoeveryapasadoesiyi bir işrighteousnesskendileri içinthen for themselveshazırlamaktadırlarthey are preparing
🇹🇷 30:44 Her kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse, onlar kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar.
mükafatlandırması içinThat He may rewardkimselerithose whoinanan(ları)believeve yapanlarıand doiyi işlerrighteous deedslutfundan(out) ofO'nun lütfuHis Bountydoğrusu OIndeed, Hesevmez(does) notgibilikekafirlerithe disbelievers
🇹🇷 30:45 Çünkü O, iman edip salih amel işleyenlere lütfundan mükafat verecektir. Çünkü O, kâfirleri sevmez.
O'nun ayetlerinden (biri de)And amongO'nun ayetleriHis Signsgöndermesidir(is) thatgönderirHe sendsrüzgarlarıthe windsmüjdeler olarak(as) bearers of glad tidingssize tattırması içinand to let you tasterahmetindenofO'nun rahmetiHis Mercyve yürümesi içinand that may sailgemilerinthe shipsbuyruğuylaat His Commandve aramanız içinand that you may seekO'nun lutfundanofO'nun lütfuHis Bountybelkiand that you mayşükredersiniz (diye)be grateful
🇹🇷 30:46 Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin akıp gitmesi ve lütfundan rızık isteyip kazanmanız O'nun âyetlerindendir. Hem gerek ki şükredesiniz.
andolsun kiAnd verilybiz gönderdikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youelçileriMessengerskavimlerinetokavimleritheir peopleonlara geldilerand they came to themdelillerlewith clear proofsve biz öc aldıkthen We took retributionkimselerdenfromonlar kithose whosuç işleyen(ler)committed crimesve idiAnd it wasborçincumbentüzerimizeupon Usyardım etmek(to) helpmü'minlerethe believers
🇹🇷 30:47 Andolsun ki biz, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine günah işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım ise, bizim nezdimizde bir hak oldu.
AllahAllahki(is) the One Whogönderirsendsrüzgarlarıthe windskaldırırso they raisebulutu(the) cloudssonra onu yayarthen He spreads themgökteingökthe skynasılhowdiliyorsaHe willsve ederand He makes themparça parçafragmentsve görürsünso you seeyağmurunthe rainçıktığınıcoming fortharasındanfromaralarındatheir midstderkenThen whenuğratıncaHe causes it to fall ononuHe causes it to fall ondilediğinewhomO dilerHe willskullarındanofkullarıHis slaveshemenbeholdonlarTheysevinirlerrejoice
🇹🇷 30:48 Allah O'dur ki, rüzgarları gönderir de bir bulut savururlar. Derken onu gökyüzünde nasıl dilerse öyle serer, parça parça da eder. Derken yağmuru görürsün, aralarından çıkar. Derken onu kullarından kimlere diliyorsa döküverdi mi derhal yüzleri güler.
halbukiAnd certainlyonlar idilerthey weredaha öncedenbeforeöncebefore(yağmurun) indirilmesinden[that]indirildiit was sent downkendilerineupon themönce[before it][ondan önce][before it]umutsuz(dular)surely in despair
🇹🇷 30:49 Halbuki onlar, daha önce üzerlerine yağmur indirilmeden evvel ümidi kesmişlerdi.
bir bakSo lookeserlerineateserler(the) effectsrahmetinin(of the) MercyAllah'ın(of) AllahnasılhowdiriltiyorHe gives lifeyeri(to) the earthölümünden sonraafterölümüits deathşüphe yok kiIndeedböylecethatdiriltecektirsurely He (will) give lifeölüleri(to) the deadve OAnd Heüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 30:50 Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine! yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kâdirdir.
andolsun eğerBut ifgöndersekWe sentbir rüzgara windve (ekini) görselerand they see itsararmışturn yellowbaşlarlarcertainly they continueondan sonraafter itondan sonraafter itnankörlük etmeğe(in) disbelief
🇹🇷 30:51 Andolsun ki biz, bir rüzgâr göndersek de onu (rahmetin eseri olan ekini) sararmış görseler, mutlaka onun arkasından nankörlüğe başlarlar.
şüphesiz senSo indeed, youasla(can) notsöz dinletemezsinmake the dead hearölüleremake the dead hearve aslaand notişittiremezsinmake the deaf hearsağırlaramake the deaf hearçağrıyıthe callgiderlerkenwhendönerlerthey turnarkalarını dönüpretreating
🇹🇷 30:52 Çünkü sen ölülere işittiremezsin. O daveti, arkalarını dönmüş giderlerken sağırlara da duyuramazsın.
ve değilsinAnd notsenyouyola getirecekcan guidekörlerithe blindsapıklıklarındanfromsapıklıklarıtheir errorsen işittiremezsinNotişittirebilirsinyou can make hearbaşkasınaexceptkimseler(den)(those) whoinanan(lar)believeayetlerimizein Our Versesve onlarso theymüslüman olurlarsurrender
🇹🇷 30:53 Körleri de sapıklıklarından hidayete getiremezsin. Sen ancak âyetlerimizi iman edeceklere duyurursun da onlar müslüman olur, selâmeti bulurlar.
AllahAllahki(is) the One Whosizi yarattıcreated youzayıflıktanfromzayıflıkweaknesssonrathenverdimadeardındanaftersonraafterzayıflığınweaknessbir kuvvetstrengthsonrathenverdimade(-ten) sonraaftersonraafterkuvvetstrengthzayıflıkweaknessve ihtiyarlıkand gray hairyaratırHe createsdilediğiniwhatO dilerHe willsve Oand Hebilendir(is) the All-Knowergücü yetendirthe All-Powerful
🇹🇷 30:54 Allah O'dur ki, sizi güçsüz olarak yaratır, sonra güçsüzlüğün arkasından kuvvet verir. Sonra kuvvetin arkasından yine güçsüzlüğe ve ihtiyarlığa getirir. O dilediğini yaratır. Ve O, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.
ve günAnd (the) Daybaşladığıwill (be) establishedsa'atthe Houryemin ederlerwill swearsuçlularthe criminalskalmadıklarınanotkaldılarthey remainedbir sa'atten başkabutbir saatan hourişteThusonlarthey were(böyle) çevriliyorlardıdeluded
🇹🇷 30:55 Kıyamet kopacağı gün günahkarlar dünyada bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Onlar önceden de böyle haktan çevriliyorlardı.
ve dedi(ler) kiBut will saykimselerthose whoverilen(ler)were givenbilgithe knowledgeve imanand the faithandolsunVerilysiz kaldınızyou remainedyazgısıncabyhüküm(the) DecreeAllah'ın(of) Allahkadaruntilgününe(the) Dayyeniden dirilme(of) Resurrectionişte buAnd thisgünüdür(is the) Daydirilme(of) the Resurrectionfakat sizbut youidinizwerebilmiyor(lar)notbilerekknowing
🇹🇷 30:56 Kendilerine ilim ve iman verilenler de şöyle diyecekler: "Andolsun ki, Allah'ın kitabında takdir edilmiş olan tekrar dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, dirilme günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.
artık o günSo that Dayaslanotfayda vermezwill profitkimselerethose whozulmetmiş olan(lara)wrongedmazeretleritheir excusesve ne deand notonlardantheyrıza talebetmeleri istenirwill be allowed to make amends
🇹🇷 30:57 Artık o gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermeyecektir. Onların dertlerinin çaresine de bakılmayacaktır.
ve andolsunAnd verilybiz anlattıkWe (have) set forthinsanlarafor mankindbuinbuthis Kur'an'da[the] Quranher çeşitofhereverymisali ileexampleve eğerBut ifonlara getirsenyou bring thembir ayeta signderlersurely will saykimselerthose whoinkar edenlerdisbelievedeğil(siniz)Notsizyoubaşka(are) exceptiptal edenler(den)falsifiers
🇹🇷 30:58 Andolsun ki, biz insanlar için bu Kur'ân'da her türlü meselden örnekler getirdik. Yemin ederim ki, sen onlara başka bir âyet de getirsen o kâfirler yine: "Siz yalancılardan (uydurduğunuz sözü Allah'a nispet edenlerden) başkası değilsiniz." diyeceklerdir.
işte böyleThusmühürlerAllah sealsAllahAllah sealsüzerini[on]kalbleri(the) heartskimselerin(of) those whobilmeyen(lerin)(do) notbilirlerknow
🇹🇷 30:59 İşte bilmeyenlerin kalblerini Allah böyle mühürler.
sabretSo be patientşüphe yok kiIndeedva'di(the) PromiseAllah'ın(of) Allahhaktır(is) trueveAnd (let) notseni telaşa düşürmesintake you in light estimationkimselerthose whoinanmayan(lar)(are) notkesin iman edencertain in faith
🇹🇷 30:60 Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler.