بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lâm MîmAlif Lam Meem
🇹🇷 31:1 Elif, Lâm, Mîm.
şunlarTheseayetleridir(are) VersesKitabın(of) the Bookhikmetlithe Wise
🇹🇷 31:2 Bunlar, o hikmetli kitabın âyetleridir.
yol göstericidirA guidanceve rahmettirand a mercygüzel davrananlarafor the good-doers
🇹🇷 31:3 O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir.
onlar kiThose whokılarlarestablishnamazıthe prayerve verirlerand givezekatızakahve onlarand theyahiretein the Hereafteronlar[they]kesin olarak inanırlarbelieve firmly
🇹🇷 31:4 Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.
işte onlarThoseüzerindedirler(are) ondoğru bir yolguidancetarafındanfromRableritheir Lordve işteand thoseonlar[they]umduklarına ereceklerdir(are) the successful
🇹🇷 31:5 İşte bunlar, Rableri tarafından bir hidayet üzeredirler. Kurtuluşa erecek olanlar da işte onlardır.
veAnd ofinsanlardanthe mankindkimi(is he) whosatın alırpurchasesboşidle taleshadisi (sözü)idle talessaptırmak içinto misleadyolundanfromyol(the) pathAllah'ın(of) Allaholmaksızınwithoutbilgisiknowledgeve onu edinmek içinand takes italay konusu(in) ridiculeişteThoseonlara vardırfor thembir azab(is) a punishmentküçük düşürücühumiliating
🇹🇷 31:6 Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır.
ve zamanAnd whenokunduğuare recitedonato himayetlerimizOur Versessırtını dönerhe turns awaybüyüklük taslayarakarrogantlysankias ifonları hiç işitmemişnotonları duymuştuhe (had) heard themsankias ifkulaklarındainkulaklarıhis earsağırlık varmış(is) deafnessona müjdeleSo give him tidingsbir azabıof a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 31:7 Onun karşısında âyetlerimiz okunduğu zaman da sanki onları işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. İşte onu, acı verecek bir azab ile müjdele.
elbetteIndeedkimselerethose whoinanan(lara)believeve yapanlaraand doiyi işlerrighteous deedsonlara vardırfor themcennetler(are) Gardensni'meti bol(of) Delight
🇹🇷 31:8 Fakat iman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için nimet cennetleri vardır.
ebedi kalacaklardır(To) abide foreveroradain itva'didir(The) Promise of AllahAllah'ın(The) Promise of Allahgerçek(is) trueve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 31:9 Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
yarattıHe createdgöklerithe heavensolmadanwithoutbir direkpillarsgörebildiğinizthat you seeve attıand has castyereinyeryüzüthe earthsağlam ve yüksek dağlarfirm mountainsdiyelestsarsarit (might) shakesiziwith youve yaydıand He dispersedoradain ither çeşitfromhereverycanlıyıcreatureve indirdikAnd We sent downgöktenfromgökthe skybir suwaterve bitirdikthen We caused to groworadathereinher-tenofhereverytürkindgüzel (bitkiler)noble
🇹🇷 31:10 O, gökleri direksiz yarattı, onları görüyorsunuz. Yeryüzüne de sizi çalkalar diye ağır baskılar (sabit ve büyük dağlar) bıraktı ve orada herbir hayvandan üretti. Hem biz gökten bir su indirdik de orada her güzel çiftten (veya her hoş çeşitten) bitkiler yetiştirdik.
işte bunlarThisyarattıklarıdır(is the) creationAllah'ın(of) Allahgösterin banaSo show Mene?whatyarattıhave createdkimselerthoseO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides HimdoğrusuNayo zalimlerthe wrongdoersiçindedirler(are) inbir sapıklıkerroraçıkclear
🇹🇷 31:11 İşte bu, Allah'ın yarattığıdır. Haydi gösterin bana O'ndan başkaları ne yaratmıştır? Fakat o zalimler, apaçık bir sapıklık içindedirler.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveLokman'aLuqmanhikmetthe wisdomiçinthatşükretmesiBe gratefulAllah'ato Allahve kimAnd whoeverşükrederse(is) gratefulşüphesizthen onlyşükrederhe is gratefulkendisi içinfor himselfve kimAnd whoeverinkar ederse(is) ungratefulşüphesizthen indeedAllahAllahzengindir(is) Free of needövülmüştürPraiseworthy
🇹🇷 31:12 Andolsun ki biz, Lokman'a "Allah'a şükret!" diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır.
ve haniAnd whendemişti kisaidLokmanLuqmanoğlunato his sonOwhile heöğüt vererek(was) instructing himey yavrumO my sonasla(Do) notortak koşmaassociate partnersAllah'awith AllahçünküIndeedortak koşmakassociating partnersbir zulümdür(is) surely an injusticebüyükgreat
🇹🇷 31:13 Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür."
ve biz tavsiye ettikAnd We have enjoinedinsana(upon) manana babasınıfor his parents onu taşımıştırcarried himanasıhis motherzayıflık(in) weaknessüstüneuponzayıflıklaweaknessve onun sütten kesilmesiand his weaningiçindedir(is) iniki yıltwo yearskithatşükretBe gratefulbanato Meve anana-babanaand to your parentsbanadırtowards Medönüş(is) the destination
🇹🇷 31:14 Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): "Bana, anana ve babana şükret" diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.
ve eğerBut ifseni zorlarlarsathey strive against youiçinonortak koşmanthatortak koşarsınızyou associate partnersbanawith Mebir şeyiwhatolmayannotseninyou havehakkındaof itbilginany knowledgeaslathen (do) notonlara ita'at etmeobey both of themve onlarla geçinBut accompany themdünyadaindünyathe worldiyilikle(with) kindnessve uyand followyoluna(the) pathkimsenin(of him) whoyönelenturnsbanato MesonraThenbanadırtowards Medönüşünüz(is) your returnsize haber vereceğimthen I will inform youşeyleriof whatolduklarnızyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 31:15 Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim.
ey yavrumO my sononlarIndeed iteğerifbir şey olsait beağırlığınca(the) weightdanesi(of) a grainhardalofbir hardal tanesia mustard seedve bulunsaand it bebir kayanın içindeinbir kayaa rockveyaorgöklerdeingöklerthe heavensveyaoryerdeinyeryüzüthe earthmutlaka getirirAllah will bring it forthonuAllah will bring it forthAllahAllah will bring it forthçünküIndeedAllahAllahlatiftir(is) All-Subtlehaber alırAll-Aware
🇹🇷 31:16 "Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde, yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mizanına kor. Çünkü Allah en ince şeyleri bilir, her şeyden haberdardır."
ey yavrumO my sonkılEstablishnamazıthe prayerve emretand enjoiniyiliği[with] the rightve vazgeçirand forbidkötülüktenfromzulümthe wrongve sabretand be patientbaşınaovernewhatgeldiysebefalls youçünküIndeedbunlarthatyapılması gereken(is) ofazmedilmeye değer işlerthe matters requiring determinationişlerdendirthe matters requiring determination
🇹🇷 31:17 "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."
aslaAnd (do) notçevirneturnyüzünüyour cheekinsanlardanfrom menveand (do) notyürümewalkyeryüzündeinyeryüzüthe earthböbürlenerekexultantlyziraIndeedAllahAllahsevmez(does) notgibilikehepsinieverykendini beğenenleriself-conceitedövünenleriboaster
🇹🇷 31:18 "Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.
ve tutumlu olAnd be moderateyürüyüşündeinyürüyüşünyour paceve kısand lowersesini[of]sesinyour voiceçünküIndeeden çirkini(the) harshestseslerin(of all) soundssesidir(is) surely (the) voiceeşeklerin(of) the donkeys
🇹🇷 31:19 Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir.
görmediniz mi?Do notgörürsünyou seeelbettethatAllahAllahboyun eğdirdihas subjectedsizeto youbulunanlarıwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve bulunanlarıand whateverve yerde(is) inyeryüzüthe earthve bol bol verdiand amply bestowedsizeupon youni'metleriniHis Bountiesgörünürapparentve gizliand hiddenveBut ofinsanlardanthe peoplekimi var ki(is he) whotartışır (durur)disputeshakkındaaboutAllahAllaholmadanwithoutbilgisiknowledgeve olmadanand notyol göstereniguidanceve olmadanand notbir Kitabıa bookaydınlatıcıenlightening
🇹🇷 31:20 Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.
ne zaman kiAnd whendenseit is saidonlarato themuyunFollowindirdiğinewhatAllah indirdiAllah (has) revealedAllah'ınAllah (has) revealedderlerthey sayhayırNaybiz uyarızwe will followşeyewhatbulduğumuzwe foundüzerindeon itbabalarımızıour forefathersşayetEven ifolsa da mı?Shaitaan wasşeytanShaitaan wasonları çağırmış(to) call themazabınatoazap(the) punishmentalevli ateşin(of) the Blaze
🇹🇷 31:21 Onlara: "Allah'ın indirdiğine tabi olun!"dendiği zaman: "Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, onun ardınca gideriz." diyorlar. Ya şeytan onları cehennnem azabına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar?
ve kimAnd whoeverteslim edersesubmitsyüzünühis faceAllah'atoAllahAllahve owhile hegüzel davranarak(is) a good-doerelbettethen indeedo yapışmıştırhe has graspedkulpathe handholden sağlamthe most trustworthyve dönerAnd toAllah'aAllahsonu(is the) endişlerin(of) the matters
🇹🇷 31:22 Oysa her kim iyilik yaparak yüzünü tertemiz Allah'a tutarsa, o gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Öyle ya bütün işlerin sonu Allah'a dayanır.
ve kimAnd whoeverinkar edersedisbelievesseni üzmesinlet notseni üzergrieve youonun inkarıhis disbeliefsonunda bizedirTo Usonların dönüşleri(is) their returnve kendilerine haber veririzthen We will inform themşeyleriof whatyaptıklarıthey didşüphesizIndeedAllahAllahbilir(is) the All-Knowerözünüof whatgöğüslerin(is in) the breasts
🇹🇷 31:23 Kim de inkâr ederse, artık onun inkârı seni üzmesin. Onlar dönüp bize gelecekler. O zaman biz onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Gerçekten Allah, bütün kalblerin özünü bilir.
onları yaşatırızWe grant them enjoymentbiraz(for) a littlesonrathensürerizWe will force thembir azabatobir azapa punishmentkabasevere
🇹🇷 31:24 Biz onlara biraz zevk ettiririz de sonra kendilerini ağır bir azaba zorlarız.
ve andolsunAnd ifonlara sorsanyou ask themkim?Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthmutlaka derlerThey will surely sayAllahAllahde kiSayhamdAll praisesAllah'a layıktır(are) for AllahhayırButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 31:25 Andolsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" diyecekler. "Allah'a hamd olsun." de. Fakat onların çoğu bilmezler.
Allah'ındırTo Allah (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthşüphesizIndeedAllahAllahişte O'durHezengin(is) Free of needövülenthe Praiseworthy
🇹🇷 31:26 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Gerçekten Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye lâyıktır.
şayet olsaAnd ifbulunanwhateveryeryüzünde(is) inyeryüzüthe earthağaçlarofağaçlar(the) treeskalem(were) pensve deniz (mürekkep)and the seaona katılsa(to) add to itarkasındanafter itondan sonraafter ityedisevendeniz (daha)seasyine tükenmeznottükenirdiwould be exhaustedkelimeleri(the) WordsAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahüstündür(is) All-Mightyhikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 31:27 Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
değildirNotsizin yaratılmanız(is) your creationve değildirand notdiriltilmenizyour resurrectionbaşka bir şeybutkişi(nin yaratılmasından)as a soulbir teksingleşüphesizIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearergörendirAll-Seer
🇹🇷 31:28 Sizin yaratılmanız da tekrar diriltilmeniz de ancak bir tek nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Gerçekten Allah her şeyi işitir ve görür.
görmedin miDo notgörürsünyou seeşüphesizthatAllahAllahsokuyorcauses to entergeceyithe nightiçineintogündüzünthe dayve sokuyorand causes to entergündüzüthe dayiçineintogeceninthe nightve emrine boyun eğdirmiştirand has subjectedgüneşithe sunve ayıand the moonher birieachakıp gidermovingkadarforbir süreyea termbelliappointedve elbetteand thatAllahAllahyaptıklarınızıof whatyaparsınızyou dohaber almaktadır(is) All-Aware
🇹🇷 31:29 Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
böyledirThatçünkü(is) becauseAllahAllahOHehaktır(is) the Truthve elbetteand thatyalvardıklarıwhatçağırırlarthey callO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himbatıldır(is) [the] falsehoodve gerçektenand thatAllah'tırAllahOHeulu(is) the Most Highve büyükthe Most Great
🇹🇷 31:30 Bu da şundandır ki, Allah hakkın ta kendisidir. (İnsanların) O'ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekithatgemilerthe shipsgidiyorsaildenizdethroughdenizthe seani'metiyleby (the) GraceAllah'ın(of) Allahsize göstersin diyethat He may show youbir kısımofayetleriniHis SignsşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely (are) Signsherkes içinfor everyonesabreden(who is) patientşükredengrateful
🇹🇷 31:31 Görmedin mi ki Allah, âyetlerinden bir kısmını size göstersin diye gemiler, Allah'ın nimetiyle denizde akıp gidiyor. Şüphesiz bunda çok sabredenler ve çok şükredenler için nice ibretler vardır.
ve zamanAnd whenonları sardığıcovers themdalga(lar)a wavegölgeler gibilike canopiesyalvarırlarthey callAllah'aAllahyalnız has kılarak(being) sincereO'nato Himdini(in) religionfakat o zamanBut whenonları kurtarıncaHe delivers themkaraya çıkarıptoyerthe landiçlerinden bir kısmıthen among themorta yolu tutar(some are) moderatezatenAnd notinkar etmezdenybizim ayetlerimiziOur Signsbaşkasıexcepthereverygaddarlardantraitorinkarcıdanungrateful
🇹🇷 31:32 Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah'a yalvarırlar. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim âyetlerimizi öyle nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.
eyOinsanlarmankindkorkunFearRabbinizdenyour Lordve çekininand feargünden (ki)a Dayödeyemeznotfayda verebilircan availbabaa fatherçocuğunun[for]oğluhis sondeğildirand notçocuk daa sonoheödeyecek(can) availiçin[for]babasıhis fatherbir şeyanythingşüphesizIndeedva'di(the) PromiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) Trueaslaso let not deceive yousizi aldatmasınso let not deceive youhayatıthe lifedünya(of) the worldve aslaand let not deceive yousizi aldatmasınand let not deceive youAllah hakkındaabout Allahaldatıcı (şeytan)the deceiver
🇹🇷 31:33 Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın.
şüphesizIndeedAllahAllahO'nun yanındadırwith Himbilgisi(is the) knowledgesa'atin(of) the Hourve O yağdırırand He sends downyağmuruthe rainve bilirand knowsolanıwhatrahimlerde(is) inrahimlerthe wombsveAnd notbilmezknowshiç kimseany soulnewhatkazanacağınıit will earnyarıntomorrowveand notbilmezknowshiç kimseany soulhangiin whatyerdelandöleceğiniit will dieşüphesiz yalnızIndeedAllahAllahbilendir(is) All-Knowerhaberi olandırAll-Aware
🇹🇷 31:34 Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır.
Mahmoud Khalil Al-Husary