بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
EyOkimseleryou (who)inanan(lar)believeyerine getirinFulfilakitleri(zi)the contractshelal kılındıAre made lawfulsizin içinfor youdört ayaklıthe quadrupedhayvanlar(of) the grazing livestockdışındakiexceptoku(nup açıkla)nacak olanlarınwhatokunuris recitedsizeon youhelal saymamak şartiylenotizin verilerekbeing permittedavlanmayı(to) huntsizwhile youihramda iken(are in) IhramşüphesizIndeedAllahAllahhükmünü verirdecreesnewhatistediğiHe wills
🇹🇷 5:1 Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.
EyOkimseleryou (who)inanan(lar)believesaygısızlık etmeyin(Do) notbozarlarviolateişaretlerine(the) ritesAllah'ın(of) Allahveand notayathe monthharamthe sacredveand notkurbanathe sacrificial animalsveand notgerdanlık(lı kurban)larathe garlandedveand notgelenlere(those) comingBeyt-i(to) the HouseHaram'athe Sacredarzu ederekseekinglutfunuBountyRablerininofRableritheir Lordve rızasınıand good pleasureve zamanAnd whenihramdan çıktığınızyou come out of Ihramavlanabilirsinizthen (you may) huntsizi itmesinAnd let notseni kışkırtırincite youbeslediğiniz kin(the) hatredbir topluma karşı(for) a peopledolayıassizi çevirdiklerindenthey stopped youMescid-ifromMescidAl-MasjidHaram'danAl-Haraamsuç işlemeğethathaddi aşarsınızyou commit transgressionve yardımlaşınAnd help one anotherüzerindeiniyilik[the] righteousnessve takvaand [the] pietyyardımlaşmayınbut (do) notyardımlaşınhelp one anotherüzerindeingünah[the] sinve düşmanlıkand [the] transgressionve korkunAnd fearAllah'tanAllahşüphesizindeedAllah'ınAllahçetindir(is) severeazabı(in) [the] punishment
🇹🇷 5:2 Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescidi Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.
haram kılındıAre made unlawfulsizeon youleşthe dead animalsve kanand the bloodve etiand fleshdomuz(of) the swineve şeylerand whatboğazlananhas been dedicatedbaşkası adınato other thanAllah'tanAllahO'na[on it]ve boğulmuşand that which is strangled (to death)ve vurulmuşand that which is hit fatallyve yukarıdan düşmüşand that which has a fatal fallve boynuzlanmışand that which is gored by hornsve şeyler (havyanlar)and that whichyediğiate (it)canavarınthe wild animalhariçexceptsizin kestiklerinizwhatkestinizyou slaughteredve şeylerand whatboğazlananis sacrificedüzerineondikili taşlarthe stone altarsve kısmet (şans) aramanızand thatayrılık istersinizyou seek divisionfal oklariyleby divining arrows bunlarthatfısktır(is) grave disobediencebugün artıkThis dayumudu kesmişlerdir(have) despairedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedsizin dininizdenofdininizyour religiononlardan korkmayınso (do) notonlardan korkarlarfear thembenden korkunbut fear MebugünThis dayolgunlaştırdımI have perfectedsizin içinfor youdininiziyour religionve tamamladımand I have completedsizeupon youni'metimiMy Favorve razı oldumand I have approvedsizin içinfor youİslam'a[the] Islamdin olarak(as) a religionkimBut whoeverdaralırsa(is) forcedaçlıktanbyaçlıkhungeristekle yönelmeden(and) notmeylederekinclininggünahato sindoğrusuthen indeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 5:3 Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.
sana soruyarlarThey ask youneyinwhathelal kılındığını(is) made lawfulkendilerinefor themde kiSayhelal kılındıAre made lawfulsizefor youiyi ve temiz şeylerthe good thingsyetiştirdiğinizand whatöğrettinyou have taughthayvanlarınofav hayvanlarınız(your) hunting animalsavcıones who train animals to huntöğreterekyou teach themsize öğrettiğindenof whatsize öğrettihas taught youAllah'ınAllahyeyinSo eatşeylerdenof whattuttuklarıthey catchsizin içinfor youve anınbut mentionadını(the) nameAllah'ın(of) Allahüzerineon itkorkunand fearAllah'tanAllahşüphesizIndeedAllahAllahçabuk görendiris swifthesabı(in taking) account
🇹🇷 5:4 Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı." Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir.
bugünThis dayhelal kılındıare made lawfulsizefor youiyi ve temiz şeylerthe good thingsve yemeğiand (the) foodkendilerine(of) those whoverilenlerinwere givenKitapthe Bookhelal(is) lawfulsizefor yousizin yemeğiniz deand your foodhelaldir(is) lawfulonlarafor themve namuslu kadınlarAnd the chaste womeninanan kadınlardanfrommüminlerthe believersve namuslu kadınlarand the chaste womenkendilerinefromonlar kithose whoverilenlerdenwere givenKitapthe Booksizden öncefromsenden öncebefore youzamanwhenverdiğinizyou have given themmehirlerinitheir bridal dueiffetli kişiler olarakbeing chastezinadan kaçınannothayâsızlık yaparakbeing lewdve tutmayanand notedinenlerones (who are) takinggizli dostsecret loversve kimAnd whoeverinkar edersedeniesimânıthe faith muhakkakthen surelyboşa çıkmıştır(are) wastedonun amelihis deedsve oand heahiretteinahiretthe Hereafterkaybedenlerdendir(will be) amonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 5:5 Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahirette zarara uğrayanlardandır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believezamanWhendur(mak iste)diğinizyou stand upnamazafornamazthe prayeryıkayınthen washyüzleriniziyour facesve elleriniziand your handskadartilldirseklerethe elbowsve meshedinand wipebaşlarınızıyour headsve ayaklarınızıand your feetkadartilltopuklarathe anklesve eğerBut ifisenizyou arecünüp(in) a state of ceremonial impuritytam temizleninthen purify yourselveseğerBut ifisenizyou arehastaillyahutorüzerindeonseyahata journeyyahutorgelmişsehas comebirinizanyonesizdenof youtuvalettenfromtuvaletthe toiletya daordokunmuşsahas (had) contactkadınlara(with) the womenveand notbulamamışsanızyou findsuwaterteyemmüm edinthen do tayyammumtoprağa(with) earthtemizcleanve sürünthen wipeyüzlerinizeyour facesve ellerinizeand your handsondanwith itistemiyorDoes notisterlerintendAllahAllahçıkarmakto makesizefor youhiçbiranygüçlükdifficultyfakatbutistiyorHe intendssizi temizlemekto purify youve tamamlamakand to completeni'metiniHis Favorsize olanupon youumulur kiso that you mayşükredersiniz(be) grateful
🇹🇷 5:6 Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
ve hatırlayınAnd rememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youve sözünüand His covenantöyle kiwhichverdinizHe bound youO'nawith [it]haniwhendemiştinizyou saidişittikWe heardve ita'at ettikand we obeyedkorkunand fearAllah'tanAllahşüphesizIndeedAllahAllahbilir(is) All-Knowerözünüof whatgöğüslerin(is in) the breasts
🇹🇷 5:7 Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeolunBe(hakkı) ayakta tutansteadfastAllah içinfor Allahşahidlik edenler(as) witnessesadaletlein justicesizi saptırmasınand let notseni alıkoyarprevent youduyduğunuz kinhatredbir topluluğa(of) a peoplekarşı[upon]adalettenthat notadil olursunuzyou do justiceadil davranınBe justbuitdaha yakındır(is) nearertakvayato [the] pietykorkunAnd fearAllah'tanAllahkuşkusuzindeedAllahAllahhaber almaktadır(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 5:8 Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
va'detmiştirHas promisedAllahAllahkimselerethose whoinanan(lara)believeve yapanlaraand doiyi işlerthe righteous deeds onlarındırfor thembağışlama(is) forgivenessve mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 5:9 Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.
kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelieveve yalanlayanlar iseand denyayetlerimiziOur Signs onlarthosehalkıdır(are the) companionscehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 5:10 İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believehatırlayınRememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youhaniwhenyeltenmiştideterminedbir topluluka peopleuzatmağa (saldırmaya)thatuzatırlarthey stretchsizetowards youellerinitheir hands(Allah) çekmiştibut He restrainedonların ellerinitheir handssizdenfrom youkorkunAnd fearAlah'tanAllahveAnd uponAllah'aAllahdayansınlarso let put the trustMü'minlerthe believers
🇹🇷 5:11 Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.
andolsunAnd certainlyalmıştıtookAllahAllahsöza Covenantoğullarından(from the) Childrenİsrail(of) Israelve göndermiştikand We appointediçlerindenamong themiki (on iki)twoon (on iki)(and) tenbaşkanleadersdemişti kiAnd saidAllahAllahşüphesiz benIndeed, I (am)sizinle beraberimwith youeğerifkılarsanızyou establishnamazıthe prayerve verirsenizand givezekatıthe zakahve inanırsanızand you believeelçilerimein My Messengersve onlara yardım edersenizand you assist themve borç verirsenizand you loanAllah'a(to) Allahbir borça loangüzelgoodlyelbette örterimsurely I will removesizinfrom yougünahlarınızıyour evil deedsve sizi sokarımand I will surely admit youcennetlere(to) gardensakanflowaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riverskimBut whoeverinkar edersedisbelievedsonraafterbundanthatsizdenamong youmuhakkakthen certainlysapmış olurhe strayeddüz(from) the wayyoldanthe right
🇹🇷 5:12 Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.
sebebiyleSo forbozmalarıtheir breakingsözlerini(of) their covenantonları la'netledikWe cursed themve yaptıkand We madekalblerinitheir heartskaskatıhardkaydırıyorlarThey distortkelimelerithe wordsyerlerindenfromyerleritheir placesve unuttularand forgotpay almayıa partşeydenof whatöğütlenenthey were remindedkendilerineof [it]aslaAnd notdaimawill you ceasemuttali olursunto discoverüzerinde (olduklarına)ofhainliktreacheryonlardanfrom themhariçexceptpek azıa fewiçlerindenof themyine de affetBut forgiveonlarıthemve aldırmaand overlookşüphesizIndeedAllahAllahseverlovesgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 5:13 Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever.
veAnd fromkimselerinthose whodiyen(lerin)saidbizIndeed wehıristiyanız(are) ChristiansalmıştıkWe tooksözünütheir covenantama unuttularbut they forgotpay almayıa partşeydenof whatöğütlenenthey were remindedkendilerineof [it]bu yüzden saldıkSo We arousedaralarınabetween themdüşmanlık[the] enmityve kinand [the] hatredkadartillgününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve yakındaAnd soononlara haber verecektirwill inform themAllahAllahşeyleriof whatolduklarıthey used toyapmaktado
🇹🇷 5:14 "Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlaraelbette haber verecektir.
Ey ehliO PeopleKitap(of) the BookmuhakkakSurelysize geldihas come to youelçimizOur Messengeraçıklıyormaking clearsizeto youçoğunumuchşeylerinof whatolduğunuzyou used togizlemişconcealKitaptanofKitapthe Scripturevaz geçiyorand overlookingçoğundanofçokmuchgerçektenSurelysize gelmiştirhas come to youAllahtanfromAllahAllahbir nura lightve bir Kitapand a Bookaçıkclear
🇹🇷 5:15 Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir.
iletirGuidesonunlawith itAllahAllahkimseleri(those) whouyanseekrızasınaHis pleasureyollarına(to the) waysesenlik(of) the peaceve onları çıkarırand brings them outkaranlıklardanfromkaranlıklarthe darknessessaydınlığatonurthe lightkendi izniyleby His permissionve iletirand guides thembir yolatoyol(the) waydosdoğru(the) straight
🇹🇷 5:16 Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.
andolsunCertainlyküfre gitmişlerdirdisbelieved kimselerthose whodiyen(ler)saidşüphesizIndeedAllahAllahoHeMesih'tir(is) the MessiahoğlusonMeryem(of) Maryamde kiSayöyle ise kimThen whosahipsehas powerkarşıagainstAllah'aAllahbir şeye(in) anythingeğerifisterseHe intendshelak etmektohelâk ederizdestroyMesih'ithe MessiahoğlusonMeryem(of) Maryamve annesiniand his motherve kimseleriand whoeveryeryüzündeki(is) inyeryüzüthe earthhepsiniallAllah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) dominiongöklerde(of) the heavensve yerdeand the earthve bulunanlarınand whatikisinin arasında(is) between both of themyaratırHe createsdilediğiniwhatO dilerHe willsAllahand Allahhe(is) onhereveryşeyithingyapabilendirAll-Powerful
🇹🇷 5:17 Muhakkak ki, "Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: " Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir? " Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.
ve dedilerAnd saidYahudilerthe Jewsve hıristiyanlarand the ChristiansbizWe (are)oğullarıyız(the) childrenAllah'ın(of) Allahve sevgilileriyizand His belovedde kiSayo halde niçinThen whysize azabediyor(does He) punish yougünahlarınızdan ötürüfor your sinshayırNaysiz deyou (are)birer insansınızhuman beingsO'nun yaratıklarındanfrom among (those)yarattıHe createdbağışlarHe forgiveskimseyi[for] whomdilediğiHe willsve azabederand punisheskimseyewhomdilediğiHe willsAllah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbulunan herşeyinand whateverve ikisi arasında(is) between themO'nadırand to Himdönüş de(is) the final return
🇹🇷 5:18 Yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: " O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah) size azab ediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Nihayet dönüş de O'nadır.
Ey ehliO PeopleKitap(of) the BookmuhakkakSurelysize geldihas come to youElçimizOur Messengergerçekleri açıklıyanhe makes clearsizeto youarasının kesildiği sırada[on]bir aradan (sonra)(after) an interval (of cessation)elçilerinofelçilerthe Messengersdemeyesinizlestdersinizyou saybize gelmediNotbize geldi(has) come to usbir müjdeleyicianymüjdeleyicibearer of glad tidingsve ne deand notbir uyarıcıa warnerişteBut surelysize geldihas come to youmüjdeleyicia bearer of glad tidingsve uyarıcıand a warnerAllahAnd Allahher(is) onhereveryşeyethingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 5:19 Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.
ve haniAnd whendemiştisaidMusaMusakavmineto his peopleEy kavmimO my peoplehatırlayınrememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanupon youzira (O)whenvar ettiHe placedaranızdaamong youpeygamberlerProphetsve sizi yaptıand made youkrallarkingsve size verdiand He gave youşeyleriwhatvermediğinotO verdiHe (had) givenhiç kimseye(to) anyonedünyalardafromâlemlerthe worlds
🇹🇷 5:20 Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi."
Ey kavmimO my peoplegirinEntertoprağathe landKutsalthe Holykiwhichyaz(ıp nasibet)diği(has been) ordainedAllah'ın(by) Allahsizefor youdönmeyinand (do) notdönerlerturnarkanızaonsırtlarınızyour backsyoksa dönersinizthen you will turn backkaybedenlere(as) losers
🇹🇷 5:21 "Ey kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız."
dediler kiThey saidEy MusaO MusaşüphesizIndeedorada vardırin itbir millet(are) peoplezorba(of) tyrannical strengthve şüphesiz bizand indeed, weoraya girmeyizneveroraya girecekwill enter itkadaruntilonlar çıkıncayathey leaveoradanfrom iteğerand ifçıkarlarsathey leaveoradan[from] ito zaman bizthen certainly we (will)girerizenter (it)
🇹🇷 5:22 Onlar da: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz" dediler.
dedi kiSaidiki adamtwo menkimselerdenfromonlar kithose whokorkanlar(dan)feared (Allah)ni'met verdiği(had) favoredAllah'ınAllahkendilerine[on] both of themgirinEnteronların üzerineupon themkapıdan(through) the gateeğerthen whengirersenizyou have entered itmuhakkak ki sizthen indeed, you (will be)galib gelirsinizvictoriousveAnd uponAllah'aAllahdayanınthen put your trusteğerifisenizyou areinanıyorbelievers
🇹🇷 5:23 Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah'a dayanın.
dediler kiThey saidEy MusaO Musaşüphesiz bizIndeed, weoraya girmeyizneveroraya girecekwill enter itaslaeveronlar olduğu süreceforoldukları süreceas long as they areoradain itgidinSo gosenyouve Rabbinand your Lordsavaşınand you both fightşüphesiz bizIndeed, weburadaare [here]oturuyoruzsitting
🇹🇷 5:24 Kavmi Musa'ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.
dediHe saidYa RabbiO my Lordelbette benIndeed, Imalik değilim(do) notgüç yetirirler(have) powerbaşkasınaexceptkendimden(over) myselfve kardeşimdenand my brotherayırso (make a) separationaramızıbetween usve arasınıand betweentoplumunthe peopleyoldan çıkmış(the) defiantly disobedient
🇹🇷 5:25 Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.
(Allah) buyurdu ki(Allah) saidşüphesiz orasıThen indeed ityasaklandı(will be) forbiddenonlarato themkırk(for) fortyyılyearsşaşkın şaşkın dolaşacaklarthey will wandero yerdeinyeryüzüthe earthsen üzülmeSo (do) notüzülürlergrieveüzerineovertoplumthe peopleyoldan çıkmışthe defiantly disobedient
🇹🇷 5:26 Allah Musa'ya şöyle dedi: "Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme!".
okuAnd reciteonlarato themhaberinithe storyiki oğlunun(of) two sonsAdem(of) Adamgerçek olarakin truthhaniwhensunmuşlardıboth offeredbirer kurbana sacrificekabul edilmişand it was acceptedbirindenfromonlardan birione of themkabul edilmemiştiand notkabul edildiwas acceptedötekindenfromdiğerithe otherdemiştiSaid (the latter)seni öldüreceğimSurely I will kill youdediSaid (the former)sadeceOnlykabul ederacceptsAllah(does) AllahkorunanlardanfromAllah'tan korkanlarthe God fearing
🇹🇷 5:27 Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): " Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
andolsun eğerIfsen uzatırsanyou stretchbanatowards meeliniyour handbeni öldürmek içinto kill mebennotben miwill Iuzatmamstretchelimimy handsanatowards youseni öldürmek içinto kill youçünkü benindeed IkorkarımfearAllah'tanAllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 5:28 "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
benIndeed, Iisterim kiwishsen yüklenipthatyüklenirsinizyou be ladenbenim günahımıwith my sinve kendi günahınıand your sinolasınso you will behalkındanamongashabı(the) companionsateş(of) the Fireve budurand thatcezası(is the) recompensezalimlerin(of) the wrong-doers
🇹🇷 5:29 "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
çağırdıThen promptedonuto himnefsihis soulöldürmeye(to) killkardeşinihis brotherve onu öldürdüso he killed himböylece olduand becameziyana uğrayanlardanofhüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 5:30 Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
derken gönderdiThen (was) sentAllah(by) Allahbir kargaa croweşeleyenit (was) scratchingyeriinyeryüzüthe earthona göstermek içinto show himnasılhowgömeceğinito hidecesedini(the) dead bodykardeşinin(of) his brotherdediHe saidey! yazık banaWoe to meaciz miyimAm I unableben olmayathatolabilirimI can begibilikeşuthiskarga[the] crowgömmektenand hidecesedini(the) dead bodykardeşimin(of) my brotherve olduThen he becamepişman olanlardanofpişman olanlarthe regretful
🇹🇷 5:31 Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
sebepleFromvakittimeişte buthatyazdıkWe ordainedüzerineonoğullarına(the) Childrenİsrail(of) Israelşüphesizthat hekimwhoöldürürsekillsbir canıa soulolmaksızınother thanbir cana karşılık(for) a soulya daorbozgunculuğa karşı(for) spreading corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthsanki gibidirthen (it) is as iföldürmüşhe has killedinsanlarımankindbütünallve kim deand whoeveronu yaşatırsasaves itgibi olurthen (it) is as ifyaşatmışhe has savedinsanlarımankindbütünallve andolsunAnd surelyonlara getirdilercame to themelçilerimizOur Messengersaçık delillerwith clear Signsamayetmuhakkakindeedçoğumanyonlardanof themsonra daafterbundanthatyeryüzündeinyeryüzüthe earthisraf etmektedirler(are) surely those who commit excesses
🇹🇷 5:32 Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
şüphesizOnlycezası(the) recompensekimselerin(for) those whosavaşanların;wage warAllah(against) Allahve elçisiyleand His Messengerve çalışanlarınand striveyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculuk yapmağaspreading corruptionöldürülmeleri(is) thatöldürülmelerithey be killedveyaorasılmalarıthey be crucifiedyadaorkesilmesibe cut offellerinintheir handsve ayaklarınınand their feetçaprazofkarşı karşıyaopposite sidesveyaorsürülmeleridirthey be exiledbulundukları yerdenfromyerthe landbuThatonlar için(is) for thembir rezilliktirdisgracedünyadaindünyathe worldonlara vardırand for themÂhirette iseinahiretthe Hereafterbir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 5:33 Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
hariçExceptkimselerthose whotevbe eden(ler)repentöncefromöncebeforeele geçirmenizdenthatüstün gelirsinizyou overpoweronları[over] thembilin kithen knowmuhakkakthatAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 5:34 Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believekorkunFearAllah'tanAllahve arayınand seekO'natowards Himyolthe meansve cihadedinand strive hardO'nun yolundainO'nun yoluHis wayumulur kiso that you maykurtuluşa erersinizsucceed
🇹🇷 5:35 Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveeğerifşüphesizthatkendilerinin olsafor themolanların(is) whatyeryüzünde(is) inyeryüzüthe earthhepsiallve onun bir katı dahaand the like of itonunla beraberwith itfidye verselerto ransom themselvesonuwith itazabına karşılıkfromazap(the) punishmentgününün(of the) Daykıyamet(of) the Resurrectionkabul edilmeznotkabul edilirwill be acceptedkendilerindenfrom themve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 5:36 Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
isterlerThey will wishçıkmakthatçıkarlarthey come outateştenofateşthe Fireve değillerdirbut notonlartheyçıkacakwill come outoradanof itve onlar için vardırAnd for thembir azab(is) a punishmentsüreklilasting
🇹🇷 5:37 Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
ve hırsızlık eden erkeğinAnd (for) the male thiefve hırsızlık eden kadınınand the female thief kesin[then] cut offellerinitheir handsbir ceza olarak(as) a recompensekarşılıkfor whatyaptıklarınathey earnedibret verici(as) an exemplary (punishment)AllahtanfromAllahAllahve AllahAnd Allahdaima üstündür(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 5:38 Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'dan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.
kimBut whoevertevbe ederrepentedsonrafromsonraafteryaptığı haksızlıktanhis wrongdoingve uslanırsaand reformsşüphesizthen indeedAllahAllahtevbesini kabul ederwill turn in forgivenessonunto himşüphesizIndeedAllahAllahbağışlayan(is) Oft-ForgivingacıyandırMost Merciful
🇹🇷 5:39 Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, halini düzeltirse, şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.
bilmez misin kiDo notbilirsinizyou knowşüphesizthatAllah'aAllahaittirto Him (belongs)mülkü(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthazabederHe punisheskimseyewhomdilediğiHe willsve bağışlarand He forgiveskimseyi[to] whomdilediğiHe willsAllahAnd Allahüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 5:40 Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu, dilediğine azap edip dilediğini de bağışladığını bilmedin mi? Allah herşeye kâdirdir.
EyOElçiMessengerseni üzmesinLet notseni üzergrieve youkimselerthose whoyarış eden(ler)hastenküfürdein (to)inkâr[the] disbelief onlar kiofonlar kithose whoderlersaidinandıkWe believeağızlariylewith their mouthsinanmamış ikenand notiman ederlerbelievekalbleritheir heartsve arasındaand fromolanlarthose whoyahudi(ler)(are) Jewskulak verirlerThey (are) listenersyalanato falsehoodkulak verirler(and) listenersbir kavmefor peoplebaşkaothersana gelmemiş olan(who have) notsana gelircome to youonlar kaydırırlarThey distortkelimelerithe wordsbazısınınfromsonraafteryerlerindentheir contextderlersayingeğerIfsize verilirseyou are givenbuthisalın[so] take itve eğerbut ifverilmezsenoto size veriliryou are given itsakınınthen bewareve biriniAnd (for) whomisterseintendsAllahAllahşaşırtmakhis trialsen yapamazsınthen nevergücünüz yeter miwill you have poweronun içinfor himkarşıagainstAllah'aAllahhiçbir şeyanythingişte onlarThoseo kimseler ki(are) the onesistememiştirneveristeyecekwill intendAllahAllahtemizlemesinithattemizlerHe purifieskalblerinitheir heartsonlar için vardırFor themdünyadaindünyathe worldrezillik(is) disgraceve onlar için vardırand for themahirette deinahiretthe Hereafterbir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 5:41 Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
kulak verirlerListenersyalanato [the] falsehoodyerlerdevourersharamof the forbiddeneğerSo ifsana gelirlersethey come to youhüküm verthen judgearalarındabetween themyadaoryüz çevirturn awayonlardanfrom themeğerAnd ifyüz çevirirsenyou turn awayonlardanfrom themaslathen neversana zarar veremezlerwill they harm youhiçbir(in) anythingve eğerAnd ifhüküm verirsenyou judgehüküm verthen judgearalarındabetween themadaletlewith [the] justiceşüphesizIndeedAllahAllahseverlovesadalet yapanlarıthe ones who are just
🇹🇷 5:42 Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever.
ve nasılBut how canseni hakem yapıyorlarthey appoint you a judgeyanlarında dururkenwhile they (have) with themTevratthe Tauratiçinde bulunanin ithükmü(is the) CommandAllah'ın(of) AllahsonraThendönüyorlarthey turn awaysonra dafromsonraafterondanthatdeğillerdirand notonlarthoseinanıyor(are) the believers
🇹🇷 5:43 İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.
gerçektenIndeedbiz indirdikWe revealedTevrat'ıthe Tauratonda vardırin ityol gösterme(was) Guidanceve nurand lighthüküm verirlerdijudgedonunlaby itpeygamberlerthe Prophetsöyle kithose whoİslam olmuşhad submitted (to Allah)kimselerefor those whoyahudi(lere)were Jewsve Rabbanilereand the Rabbisve alimlereand the scholarsdolayıwith whatkorumakla görevlendirildiklerindenthey were entrustedKitabınıofKitap(the) BookAllah'ın(of) Allahidilerand they wereonun üzerineto itşahitlerwitnesseskorkmayınSo (do) notkorkarlarfearinsanlardanthe peoplebenden korkunbut fear Meve satmayınand (do) notsatarlarsellbenim ayetlerimiMy Versesbir paraya(for) a priceazıcıklittleve kimAnd whoeverhükmetmezse(does) nothükmederjudgeileby whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahiştethen thoseonlar[they]kafirlerdir(are) the disbelievers
🇹🇷 5:44 İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah'ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
ve yazdıkAnd We ordainedonlarafor themondain itmukakkakthat canathe lifecanfor the lifeve gözeand the eyegözfor the eyeve burunaand the noseburunfor the noseve kulağaand the earkulakfor the earve dişeand the toothdişfor the toothve yaralaraand (for) woundskısas(is) retributionkimBut whoeverbağışlarsagives charitybunuwith itothen it iskeffaret oluran expiationkendisi içinfor himve kimAnd whoeverhükmetmezse(does) nothükmederjudgeileby whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahiştethen thoseonlar[they]zalimlerdir(are) the wrongdoers
🇹🇷 5:45 Biz Tevrat'ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas (ödeşme) yazdık. Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
ve gönderdikAnd We sentüzerineononların ardındantheir footstepsÎsa'yıIsaoğlusonMeryem(of) Maryamdoğrulayıcı olarakconfirmingolanwhatellerinde(was) betweenellerihis handsTevrat'ıofTevratthe Tauratve ona verdikand We gave himİncil'ithe Injeeliçinde bulunanin ityol gösterme(was) Guidanceve nurand lightve doğrulayanand confirmingolanwhatellerinde(was) betweenellerihis handsTevrat'ıofTevratthe Tauratve yol göstericiand a Guidanceve öğütand an admonitionkorunanlar içinfor the God conscious
🇹🇷 5:46 O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil'i verdik.
hükmetsinlerAnd let judgesahipleri(the) Peopleİncil(of) the Injeelileby whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahondain itve kimAnd whoeverhükmetmezse(does) nothükmederjudgeilrby whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahiştethen thoseonlar[they] (are)fasıklardırthe defiantly disobedient
🇹🇷 5:47 İncil ehli de Allah'ın ona indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.
ve indirdikAnd We revealedsanato youKitabıthe Bookgerçeklein [the] truthdoğrulayıcıconfirmingbulunanwhatellerinde(was) beforeellerihis handsKitabıofKitapthe Bookve kollayıp koruyucu olarakand a guardianonuover itartık hükmetSo judgeonların aralarındabetween themileby whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahve uymaand (do) notuyarlarfollowonların keyiflerinetheir vain desiressana gelenwhensize geldihas come to yougerçek(ten ayrılıp)ofhakthe truthher biriniz içinFor eachbelirledikWe have madesizdenfor youbir şeri'ata lawve bir yoland a clear wayve eğerAnd ifisteseydi(had) willedAllahAllahhepinizi yapardıHe (would have) made youümmeta communitybir tekonefakat[and] butsizi sınamak istedito test youileinnewhatsize verdiğiHe (has) given youöyleyse koşunso racehayır işlerine(to) the goodAllah'adırToAllahAllahdönüşüyou will returnhepinizinallO size haber verecektirthen He will inform youşeyleriof whatolduğunuzyou wereondaconcerning itayrılığa düşmüşdiffering
🇹🇷 5:48 Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
veAnd thathükmetyou judgearalarındabetween themileby whatindirdiği(has) revealedAllah'ınAllahuymaand (do) notuyarlarfollowonların keyiflerinetheir vain desiresve onlardan sakınand beware of themseni şaşırtmalarındanlestseni ayartırlarthey tempt you awaybir kısmındanfrombazısısomeşeylerin(of) whatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahsanato youeğerAnd ifdönerlersethey turn awaybil kithen know thatşüphesizonlyistiyorintendsAllahAllahonları felakete uğratmaktoonlara isabet ederafflict thembazıfor somegünahları yüzünden(of) their sinsve şüphesizAnd indeedçoğumanyinsanlardanofinsanlarthe peopleyoldan çıkmışlardır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 5:49 Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.
hükmünü mü?Is it then the judgmentcahiliyye(of the time of) ignorancearıyorlarthey seekkim olabilir?And who (is)daha güzelbetterAllahtanthanAllahAllahhüküm veren(in) judgmentbir toplum içinfor a peopleiyi bilen(who) firmly believe
🇹🇷 5:50 Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeedinmeyin(Do) notalırlartakeyahudilerithe Jewsve hıristiyanlarıand the Christiansveliler(as) alliesonların bır kısmıSome of themvelileridir(are) alliesbir kısmının(to) othersve kimAnd whoeveronları kendine veli yaparsatakes them as alliessizdenamong youmukakkak othen indeed, heonlardandır(is) of themşüphesizIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetoplumuthe peoplezalimthe wrongdoing
🇹🇷 5:51 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.
görürsünAnd you seebulunanlarınthose içindeinkalblerindetheir heartshastalık(is) a diseasekoştuklarınıthey hastenonların arasınato themdiyereksayingkorkuyoruzWe fearbize gelmesindenthatbize isabet eder(may) strike usbir felaketa misfortunebelkiBut perhapsAllahAllahgetirir de[that]getirecekwill bringfetihthe victoryya daorbir işa decisionkendi katındanfromO'nun(of) Himonlar olurlarThen they will becomeüzerineforşeylerwhatgizlediklerithey had concealediçindewithinnefislerithemselvespişmanlıkregretful
🇹🇷 5:52 Kalblerinde hastalık bulunanların: " Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
ve derlerAnd will saykimselerthose whoinanan(lar)believebunlar mı oAre thesekimselerthose whoyemin edenlersworeAllah'aby Allahgüçlüstrongestyeminleriyle(of) their oathskesinlikleindeed, theysizinle beraber olduklarına(were) with youboşa çıkmıştırBecame worthlessbütün çabalarıtheir deedsolmuşlardırand they becamekaybedenlerden(the) losers
🇹🇷 5:53 İman edenler: "Sizinle beraber olduklarına dair, Allah'a bütün güçleriyle yemin edenler bunlar mı?" derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir ve kaybedenlerden olmuşlardır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believekimWhoeverdönerseturns backsizdenamong youdinindenfromdinihis religionyakındathen soongetirecektir(will be) broughtAllah(by) Allahbir toplumua peopleonları sevenwhom He lovesonlar da O'nu severlerand they love Himalçak gönüllüdürlerhumblekarşıtowardsMü'minlerethe believersonurlu ve şiddetlidirler(and) sternkarşıtowardskafirlerethe disbelieverscihad ederlerstrivingyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahkorkmazlarand notkorkarakfearingkınamasındanthe blamehiçbir kınayıcının(of) a criticbuThatbir lutfudur(is the) GraceAllah'ın(of) Allahonu verirHe grantskimseyewhomdilediğiHe willsAllah'(ın)And Allah(lutfu) geniştir(is) All-EncompassingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 5:54 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbirkınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.
ancakOnlysizin velinizyour allyAllah(tır)(is) Allahve Elçisi(dir)and His Messengerve mü'minlerdirand those whoiman ederlerbelieveöyle kiand those whokılanestablishnamazlarınıthe prayerve verenand givezekatlarınızakahve onlarand theyrüku'a varan(are) those who bow down
🇹🇷 5:55 Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.
ve kimAnd whoeverdost tutarsatakes as an allyAllah'ıAllahve Elçisiniand His Messengerve kimseleriand those whomü'minleribelieveyalnızthen indeedtaraftarlarıdır(the) partyAllah'ın(of) Allah onlardırtheygalib gelecek olanlar(are) the victorious
🇹🇷 5:56 Kim Allah'ı, O'nun Resulünü ve müminleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) Allah'ın taraftarları galip geleceklerdir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeedinmeyin(Do) notalırlartakekimselerithose whoedinen(leri)takedininiziyour religioneğlence(in) ridiculeve oyunand funkimselerdenfromonlar kithose whoverilenler(den)are givenKitapthe Booksizden öncefromsenden öncebefore youve kafirlerdenand the disbelieversdost(as) alliesve korkunAnd fearAllah'tanAllaheğerifisenizyou areinanıyorbelievers
🇹🇷 5:57 Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, Allah'dan gereğince korkun.
ve zamanAnd whençağırıldığınızyou make a callnamazafornamazthe prayeronu yerine koydularthey take iteğlence(in) ridiculeve oyunand funişte buThatoldukları içindir(is) because theybir topluluk(are) a peopledüşüncesiz(who do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 5:58 Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the BookhoşlanmıyorsunuzDohoşlanmazsınızyou resentbizden[of] ussadeceexceptdiye (mi?)thatiman ediyoruzwe believeAllah'ain Allahve indirileneand whatindirildihas been revealedbizeto usve şeyeand whatindirilenwas revealedbizden öncefromöncebeforeoysaand thatsizin çoğunuzmost of youyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 5:59 De ki: "Ey kitap ehli! Sadece Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmışlarsınız".
de kiSaysize söyleyeyim mi?Shallsize haber vereyimI inform youdaha kötüsünü(of) worsebundanthanşuthatcezası(as) recompensekatındafromAllahAllahkim(ler)eWhomla'net etmişsehas (been) cursedAllah(by) Allahve gazab etmişseand He became angryonlarawith himve yapmışsaand madekimlerdenof themmaymunlar[the] apesve domuzlarand [the] swinesve tapanlarand (who) worshippedTâğût'athe false deitiesişte onlarınThosedaha kötüdür(are) worseyeri(in) positionve daha çok sapmışlardırand farthest astraydüzfromçift(the) evenyoldanway
🇹🇷 5:60 De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır".
ve zamanAnd whensize geldiklerithey come to youderler kithey sayinandıkWe believeoysa muhakkakBut certainlygirmişlerdirthey enteredküfürlewith disbeliefyine onlarand theymuhakkakcertainlyçıkmışlardırwent outonunlawith itAllahAnd Allahdaha iyi bilirknows bestşeyleri[of] whatolduklarıthey weregizliyorhiding
🇹🇷 5:61 Onlar, size geldikleri zaman, "iman ettik" dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.
ve görürsünAnd you seeçoğununmanyonlardanof them(birbirleriyle) yarıştıklarınıhasteninggünahtaintogünah[the] sinve düşmanlıktaand [the] transgressionve yemedeand eatingharamthe forbiddenne kötüdürSurely evilşey(is) whatolduklarıthey wereyapmaktadoing
🇹🇷 5:62 Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!
gerekmez miydi?Why (do) notmenetmeleriforbid themRabbanilerinthe Rabbisve hahamlarınand the religious scholarsonlarıv sözlerinifromsözleritheir sayinggünahthe sinfulve yemelerini;and their eatingharam(of) the forbiddenne kötüdürSurely, evilşey(is) whatolduklarıthey used toyapmaktado
🇹🇷 5:63 Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!
ve dedilerAnd saidyahudilerthe JewseliThe HandAllah'ın(of) Allahbağlıdır(is) chainedbağlandıAre chainedkendi elleritheir handsve la'netlendilerand they have been cursedötürüfor whatsöylediklerindenthey saidhayırNayO'nun iki eli deHis Handsaçıktır(are) stretched outverirHe spendsnasılhowdiliyorsaHe willsve andolsun artıracaktırAnd surely increaseçoğununmanyonlarınof themşeyewhatindirilenhas been revealedsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordazgınlığını(in) rebellionve küfrünüand disbeliefbiz atmışızdırAnd We have castonların aralarınaamong themdüşmanlık[the] enmityve kinand [the] hatredkadartillgününe(the) Daykıyamet(of) the Resurrectionne zamanEvery timeyakmışlarsathey kindledbir ateş(the) firesavaş içinof [the] waronu söndürmüştürit (was) extinguishedAllah(by) Allahve koşarlarAnd they striveyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozgunculuğaspreading corruptionAllah daAnd Allahsevmez(does) notseverlerlovebozguncularıthe corrupters
🇹🇷 5:64 Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.
eğerAnd ifkithatehli(the) PeopleKitap(of) the Bookinansalardı(had) believedve korunsalardıand feared (Allah)örterdiksurely We (would have) removedonlarınfrom themkötülüklerinitheir evil (deeds)ve onları sokardıkand surely We (would have) admitted themcennetlere(to) Gardensni'meti bol(of) Bliss
🇹🇷 5:65 Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.
ve eğerAnd ifonlarthat theygereğince uygulasalardıhad stood firmlyTevrat'ı(by) the Tauratve İncil'iand the Injeelve ne kiand whatindirildiwas revealedkendilerineto themRablerindenfromRableritheir Lordmuhakkak ki yerlerdisurely they (would have) eatenüstlerindenfromüstlerindeabove themveand fromaltındanbeneathayaklarınıntheir feetiçlerinde vardırAmong thembir ümmet(is) a communitytutumlumoderateama çoğubut manyonlardanof them ne kötüevilişler(is) whatyapıyorlarthey do
🇹🇷 5:66 Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!
EyOElçiMessengerduyurConveyşeyiwhatindirilenhas been revealedsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordve eğerand ifbunu yapmazsannotyaparsınızyou doduyurmamış olursunthen nottebliğ ettinyou (have) conveyedO'nun mesajınıHis MessageAllahAnd Allahseni korurwill protect youinsanlardanfrominsanlarthe peopledoğrusuIndeedAllahAllahyola iletmez(does) nothidayet ederguidetoplumunuthe peoplekafirlerthe disbelieving
🇹🇷 5:67 Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Booksiz değilsinizYou are notüzerindeonbir şey (esas)anythingkadaruntiluygulayıncayayou stand firmlyTevrat'ı(by) the Tauratve İncil'iand the Injeelve şeyiand whatindirilenhas been revealedsizeto youRabbi'nizdenfromRabbinyour Lordve artıracaktırAnd surely increaseçoğununmanyonlardanof themşeywhatindirilenhas been revealedsanato youRabbindenfromRabbinyour Lordazgınlık(in) rebellionve inkarınıand disbeliefsen üzülmeSo (do) notüzülürlergrieveiçinovertoplumuthe peopleo kafirlerthe disbelieving
🇹🇷 5:68 De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!
şüphesizIndeedkimselerthose whoinanan(lar)believedve kimselerand those whoyahudiler(den)became Jewsve sabiiler(den)and the Sabiansve hıristiyanlar(dan)and the ChristianskimselerwhoeverinananbelievedAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve yapanlaraand didiyi işlergood deedsyokturthen nokorkufearonlaraon themve yokturand notonlaratheyüzüntüwill grieve
🇹🇷 5:69 Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
andolsunCertainlybiz almıştıkWe tooksöza Covenantoğullarından(from the) Childrenİsrail(of) Israelve göndermiştikand We sentonlarato themelçilerMessengersne zamanWheneveronlara getirdiysecame to thembir elçiany Messengerbir şeywith whatistemediğinotistedidesiredcanlarınıntheir soulsbir kısmınıa groupyalanladılarthey deniedve bir kısmını daand a groupöldürüyorlardıthey kill
🇹🇷 5:70 Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.
ve sandılarAnd they thoughtolmayacakthat notonlar için olacakwill be (for them)bir fitnea trialkör oldularso they became blindve sağır kesildilerand they became deafsonraThentevbesini kabul ettiturnedAllahAllahonlarınto themsonra yinethen (again)körthey became blindve sağır kesildilerand they became deafçoklarımanyonlardanof themAllahAnd Allahgörüyor(is) All-Seerne kiof whatyapıyorlarthey do
🇹🇷 5:71 Onlar, bir fitne kopmayacak sandılar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine onların çoğu kör, sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını görüyor.
andolsunCertainlykafir olmuşlardırdisbelievedkimselerthose whodiyen(ler)sayancakIndeedAllahAllah oHeMesih'tir(is) the MessiahoğlusonMeryem(of) Maryamhalbuki demişti kiWhile saidMesihthe MessiahEy oğullarıO Childrenİsrail(of) Israelkulluk edinWorshipAllah'aAllahbenim Rabbimmy Lordve sizin Rabbiniz olanand your LordziraIndeed, hekimwhoortak koşarsaassociates partnersAllah'awith Allahmuhakkak kithen surelyharam etmiştir(has) forbiddenAllahAllahonafor himcennetiParadiseve onun varacağı yerand his abodeateştir(will be) the Fireve yokturAnd notzalimlerinfor the wrongdoershiçanyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 5:72 Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti.
elbetteCertainlykafir olmuşlardırdisbelievedkimselerthose whodiyen(ler)sayşüphesizIndeedAllahAllahüçüncüsüdür(is the) thirdüçün(of) threeoysa yokturAnd (there is) nohiçbir[of]ilahgodbaşkaexceptilahtan(the) Godbir olan(the) OneeğerAnd ifvazgeçmezlersenotvazgeçerlerthey desistşeylerdenfrom whatdediklerithey are sayingelbette dokunacaktırsurely will afflictkimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievedonlardanamong thembir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 5:73 "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
hala tevbe etmiyorlar mı?So will nottevbe ederlerthey turn in repentanceAllah'atoAllahAllahO'ndan af dilemiyorlar mı?and seek His forgivenessAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 5:74 Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
değildirNotMesih(is) the MessiahoğlusonMeryem(of) Maryamancakbutbir elçidira Messengermuhakkakcertainlygelip geçmiştirhad passedondan önce defromondan öncebefore himelçilerthe Messengersve annesi deAnd his motherdosdoğruydu(was) truthfulikisi deThey both used toyerlerdieatyemek[the] foodbakSeenasılhowaçıklıyoruzWe make clearonlarato themayetlerithe Signssonrathenbakseenasılhowçevriliyorlarthey are deluded
🇹🇷 5:75 Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!
de kiSaymi tapıyorsunuz?Do you worshipbırakıpfrombaşkabesidesAllah'ıAllahşeylerewhatgücü yetmeyennotgüç yetirirhas powersizeto (cause) youzarar vermeyeany harmveand notfayda vermeğeany benefitAllahwhile Allahodur kiHeişitendir(is) the All-Hearingbilendirthe All-Knowing
🇹🇷 5:76 De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah işitendir, bilendir".
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Bookaşırılığa dalmayın(Do) notaşmayınexceeddininizdeindininizyour religionhaksız yereother thanhakthe truthve uymayınand (do) notuyarlarfollowkeyiflerine(vain) desiresbir milletin(of) a peoplekesin olarakcertainlysapmışwho went astrayöncedenfromöncebeforeve saptırmışand they misledbirçoğunu damanyve şaşmışand they have strayeddoğrusundanfromhak(the) rightyolun[the] way
🇹🇷 5:77 De ki: "Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve böylece doğru yolu kaybetmiş bir kavmin keyiflerine uymayın".
la'net edilmiştirWere cursedkimselerethose whoinkar edendisbelievedoğullarındanfromoğulları(the) Childrenİsrail(of) Israelilebydili(the) tongueDavud(of) Dawoodve Îsaand IsaoğlusonMeryem(of) Maryambuthat (was)sebebiyledirbecauseisyan etmelerithey disobeyedve (sebebiyledir)and they weresaldırmalarıtransgressing
🇹🇷 5:78 İsrailoğulları'ndan küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi.
idilerThey had beenvazgeçmiyorlarnotbirbirlerini alıkoymazlarforbidding each otherkötülüktenfromzulümwrongdoingyaptıklarıthey did [it]ne kötüSurely, evilişler(was) whatidilerthey wereyapıyorlardoing
🇹🇷 5:79 Onlar, yaptıkları kötülüklerden vazgeçmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idi.
görürsünYou seeçoğununmanyonlardanof themdostluk ettiklerinitaking as allieskimselerlethose whoinkar edenlerledisbelievedne kötüdürSurely evil(yapıp) gönderdiği(is) whatönden gönderdisent forthkendileri içinfor themnefislerinintheir soulsgazabetmiştirthatöfkelendibecame angryAllahAllahonlarawith themve içindeand inazabthe punishmentonlartheysürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 5:80 Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.
eğerAnd ifolsalardıthey hadinanıyorbelievedAllah'ain AllahPeygambereand the Prophetve şeyeand whatindirilenhas been revealedonato himonları edinmezlerdinotonları edinirlerdithey (would have) taken themveli(as) alliesama[and] butçoğumanyonlardanof themyoldan çıkmışlardır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 5:81 Eğer onlar, Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen Kur'ân'a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
7. Cüz
elbette bulursunSurely you will finden yamanstrongestinsanlar içerisinde(of) the peopledüşman olarak(in) enmitykimselereto those whoinanan(lara)believeyahudilerithe Jewskimseleriand those whove inkar eden(leri)(are) polytheistsve bulursunand surely you will finden yakınları danearest of themsevgice(in) affectionkimselereto those whoinanan(lara)believekimselerithose whodiyenlerisaybizWehıristiyanlarız(are) ChristiansçünküThat (is)şüphesizbecauseonların içlerinde vardıramong themkeşişler(are) priestsve rahiplerand monksve onlarand that theybüyüklük taslamazlar(are) notkibirliarrogant
🇹🇷 5:82 İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.
ve zamanAnd whendinlediklerithey listenşeyi(to) whatindirilenhas been revealedElçi'yetoelçithe Messengergörürsünyou seegözlerinintheir eyesdolup taştığınıoverflowingyaşlawithgözyaşlarıthe tearsdolayıfor whattanımalarındanthey recognizedgerçekleriofhakthe truthderler kiThey sayRabbimizOur Lordinandıkwe have believedbizi yazso write usberaberwithşahidlerlethe witnesses
🇹🇷 5:83 Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: " Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derler.
ve neden?And whatbizfor us (that)inanmayalımnotiman ederizwe believeAllah'ain Allahve neden?and whatbize gelencame (to) usgerçeğefromhakthe truthumarkenAnd we hopebizi katmasınıthatbizi koyacakwill admit usRabbimizinour Lordarasınawithtoplumlarthe peopleiyithe righteous
🇹🇷 5:84 "Hem biz Rabb'imizin bizi iyi kişilerle birlikte (cennete) sokmasını arzulayıp dururken, neden Allah'a ve hak olarak bize gelen şeylere inanmayalım!".
onlara verdiSo rewarded themAllahAllahdolayıfor whatsözlerindenthey saidcennetler(with) Gardensakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversebedi kalacaklarıwill abide foreveriçindein itişte budurAnd thatmükafatı(is the) rewardgüzel davrananların(of) the good-doers
🇹🇷 5:85 Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükafatı budur.
ve kimselerAnd those whoinkar eden(ler)disbelievedve yalanlayanlarand deniedayetlerimiziOur Signsişte onlarthosehalkıdır(are the) companionscehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 5:86 İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar da cehennem ehlidir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeharam etmeyin(Do) notharam kılmayınmake unlawfulgüzel ve temiz şeyleri(the) good thingsne ki(of) whathelal kıldıhas (been) made lawfulAllah(by) Allahsizefor youveand (do) notsınırı aşmayıntransgressşüphesizIndeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovesınırı aşanlarıthe transgressors
🇹🇷 5:87 Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
ve yeyinAnd eatsize verdiği rızıklardanof whatsize rızık verdihas provided youAllah'ınAllah helallawful(ve) temiz olarakgoodkorkunAnd fearAllah'tanAllaho kithe Onesizyou (are)kendisinein Himinanıyorsunuzbelievers
🇹🇷 5:88 Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yeyin ve inandığınız Allah'tan korkun.
sizi sorumlu tutmazNotsizi hesaba çekerwill call you to accountAllahAllahlağvdan ötürüfor the thoughtless utterancesyeminlerinizdekiinyeminlerinizyour oathsfakatbutsizi sorumlu tutarHe will call you to accountötürüfor whatbilerek yaptığınızyou contractedyeminlerden(of) the oathbunun keffaretiSo its expiationyedirmektir(is) feedingon(of) tenfakirineedy peopleorta derecesindenoforta hâlliaveragene ki(of) whatyediriyorsunuzyou feedailenizeyour familiesyahutoronları giydirmektirclothing themya daorhürriyete kavuşturmaktırfreeingbir köleyia slavekimse iseBut whoeverbulamayan(does) notbulurlarfindoruç tutsun(that), then fastingüç(for) threegündaysişte budurThatkeffareti(is the) expiationyeminlerinizin(of) your oathszamanwhen(yemini) bozduğunuzyou have swornve koruyunAnd guardyeminleriniziyour oathsböyleceThusaçıklıyormakes clearAllahAllahsizeto youayetleriniHis Versesumulur kiso that you mayşükredersiniz(be) grateful
🇹🇷 5:89 Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeşüphesizVerilyşarapthe intoxicantsve kumarand [the] games of chanceve dikili taşlarand (sacrifices at) altarsve şans oklarıand divining arrows(birer) pisliktir(are an) abominationişifromamel(the) workşeytan(of) the Shaitaanbunlardan kaçınınso avoid itumulur kiso that you maykurtuluşa eresiniz(be) successful
🇹🇷 5:90 Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.
şüphesizOnlyistiyorintendsşeytanthe Shaitaansokmaktosebep olurcausearanızabetween youdüşmanlık[the] enmityve kinand [the] hatredşarap ilethroughiçkiintoxicantsve kumar ileand gamblingve sizi alakoymakand hinders youanmaktanfromzikir(the) remembranceAllah'ı(of) Allahve namazdanand fromnamazthe prayerartık değil mi?So willsizyouvazgeçtiniz(be) the ones who abstain
🇹🇷 5:91 Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?
ve ita'at edinAnd obeyAllah'aAllahve ita'at edinand obeyElçi'yethe Messengerve sakınınand bewareeğerAnd ifdönersenizyou turn awaybilin kithen knowşüphesizonlydüşenuponelçimizeOur Messengerduyurmaktır(is to) convey (the Message)açıkçaclearly
🇹🇷 5:92 Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdir.
yokturNotüzerineonkimselerthose whoinananlarbelieveve yapanlaraand doiyi işlerthe good deedsbir günahany sinötürüfor whatyediklerindenthey atebundan böylewhentakdirdethatkorunduklarıthey fear (Allah)ve inandıklarıand they believeve yaptıklarıand they doiyi işler[the] good deedssonra (yine)thenkorunduklarıthey fear (Allah)ve inandıklarıand believeve yinethenkorunduklarıthey fear (Allah)ve iyilik ettikleriand do goodAllahand Allahseverlovesgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 5:93 İman edip salih amel işleyenler, Allah'tan korktukları, imanlarında sebat ettikleri, salih amel işlemeye devam ettikleri, sonra Allah'tan sakındıkları, imanlarından ayrılmadıkları, yine Allah'tan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah iyilikte bulunanları sever.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believesizi denerSurely will test youAllahAllahbir kısımthrough somethingav'laofavthe game erişeceğican reach itellerinizinyour handsve mızraklarınızınand your spearsbilmek içinthat may make evidentAllahAllahkiminwhokendisiden korktuğunufears Himgizlidein the unseenkim kiAnd whoeversaldırıda bulunursatransgressedsonraafterbundanthatonun için vardırthen for himbir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 5:94 Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden korkanları meydana çıkarsın. Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azab vardır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeöldürmeyin(Do) notöldürürlerkillavthe gameve sizwhile youihramlı (iken)(are in) Ihramve kimAnd whoeveronu öldürürsekilled itsizdenamong youkasdenintentionallycezası vardırthen penaltydengi olan(is) similaröldürdüğü(to) whatöldürdühe killedhayvandanofdavarlarthe cattlekarar vereceğijudgingonaitiki kişinintwo menadiljustiçinizdenamong youbir kurban(as) an offeringvaracakreachingKa'be'yethe Kabahyahutorkeffaretian expiation yedirmefeedingyoksullaraneedy peopleya daordenkequivalentbuna(of) thatoruçtur(in) fastingtatması içinthat he may tastevebalini(the) consequenceyaptığı işin(of) his deedaffetmiştirPardonedAllah(by) Allaholanıwhatgeçmişte(has) passedve kimbut whoeverdüşmanlık edersereturnedöc alırthen will take retributionAllahAllahondanfrom himAllahAnd Allahdaima galiptir(is) All-MightysahibidirOwnerintikam(of) Retribution
🇹🇷 5:95 Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidir.
helal kılındıIs made lawfulsizefor youavıgamedeniz;(of) the seave yiyeceğiand its foodgeçimlik olarak(as) provisionsizefor youve yolcularaand for the travelersve yasaklandıand is made unlawfulsizeon youavıgamekara(of) the landolduğunuz süreceassen oldukçalong as youihramlı(are in) IhramkorkunAnd be consciousAllah'tan(of) Allaho kithe Onehuzurunato Himtoplanacaksınızyou will be gathered
🇹🇷 5:96 Size ve yolculara yiyecek olmak üzere, deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram edilmiştir. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.
kıldıHas (been) madeAllah(by) AllahKa'be'yithe KabahBeyt-ithe HouseHaram'ıthe Sacredbir durakan establishmentinsanlar içinfor mankindve ayı (kıldı)and the month(s)haram[the] sacredve kurbanıand the (animals) for offeringve tasmalı kurbanlıklarıand the garlandsböyleceThat (is)anlayasınız diyeso that you may knowşüphesizthatAllah'ınAllahbildiğiniknowsolanlarıwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarıand whatyerde(is) inyeryüzüthe earthve şüphesizand thatAllah'ınAllahherof everyşeyithingbildiğini(is) All-Knowing
🇹🇷 5:97 Allah, Kâbe'yi, o Beyti haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
iyi bilin kiKnowşüphesizthatAllah'ınAllahçetindir(is) severecezası(in) punishmentve şüphesizand thatAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 5:98 İyi bilin ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
üzerine düşenNotüzerindeonElçi'ninthe Messengersadeceexceptduyurmaktırthe conveyanceAllahAnd Allahbilirknowsşeyleriwhataçığa vurduğunuzyou revealve şeyleriand whatgizlediğinizyou conceal
🇹🇷 5:99 Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
de kiSayolmazNoteşit(are) equalmurdar ilethe eviltemizand the goodve şayeteven ifhoşuna gitse deimpresses youçokluğuabundancemurdarın(of) the evilo halde korkunSo fearAllah'tanAllahey sahipleriO mensağduyu(of) understandingumulur kiso that you maykurtuluşa erersiniz(be) successful
🇹🇷 5:100 De ki: "Pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile". Ey selim akıl sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believesormayın(Do) notsorarlaraskhakkındaaboutşeylerthingseğerifaçıklandığındamade clearsizeto youhoşunuza gitmeyecekit may distress youve eğerand ifsorarsanızyou askonlarıabout itvakitwhenindirildiğiis being revealedKur'anthe Quranaçıklanırit would be made clearsizeto youaffetmiştirhas (been) pardonedAllah(by) Allahonları[about] itAllahand Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivinghalimdirAll-Forbearing
🇹🇷 5:101 Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.
muhakkakIndeedonları sormuştuasked thembir topluma peoplesizden önce gelenfromsenden öncebefore yousonrathenolmuşlardıthey becameonlarıtherebyinkar edenlerdisbelievers
🇹🇷 5:102 Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.
yapmamıştırNotyapıldıhas (been) madeAllah(by) Allahneofbahîrea Bahirahve neand notsâibea Saibahve neand notvasîlea Wasilahve neand nothama Hamifakat[And] butkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveduyduruyorlarthey inventkarşıagainstAllah'aAllahyalanthe lieve çokları daand most of themakıl erdiremiyorlar(do) notakıl ederleruse reason
🇹🇷 5:103 Allah, ne "bahîre"yi, ne "sâibe"yi, ne "vesile"yi ve ne de "hâm"ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermez.
ve zamanAnd whendendiğiit is saidonlarato themgelinComeşeyetonewhatindirdiğihas (been) revealedAllah'ın(by) Allahveand toElçi'yethe Messengerderler kithey saidbize yeterSufficient for usşey(is) whatbulduğumuzwe foundüzerindeupon itbabalarımızıour forefathersolsa da mı?Even thoughbabaları(that)atalarıtheir forefathersbilmeyen(were) notbilerekknowinghiçbir şeyanythingveand notdoğru yolu bulamayanthey (were) guided
🇹🇷 5:104 Onlara: " Allah'ın indirdiği (kitabı)ne ve peygamber'e gelin" dendiği zaman: " Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı?
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believesiz (bakın)Upon youkendinize(is to guard) yourselvessize zarar vermezNotsize zarar verirwill harm youkimse(those) whosapan(have gone) astraytakdirdewhensiz doğru yolda olduğunuzyou have been guidedAllah'adırToAllahAllahdönüşünüz(is) your return hepinizinallO size haber verecektirthen He will inform youşeyiof whatolduğunuzyou used toyapmışdo
🇹🇷 5:105 Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.
EyO youkimselerwhoinananlarbelieveşahidlik etsin(Take) testimonyaranızdaamong youzamanwhengeldiğiapproachesbirinizeone of youölüm[the] deathsırasında(at the) time (of making)vasiyyet[the] a willikitwokişimenadiljustiçinizdenamong youya daordiğer iki kişi (şahidlik etsin)two otherssizden olmayanfromsenden başkaother than youeğerifsizyouyolculuk ederken(are) travel(ing)yeryüzündeinyeryüzüthe earthve başınıza gelmişsethen befalls youmusibeticalamityölüm(of) [the] deathonları tutarsınızDetain both of themsonrafromsonraafternamazdanthe prayeryemin etsinlerand let them both swearAllah'aby Allaheğerifkuşkulanırsanızyou doubtsatmayacağızNotdeğiştireceğizwe will exchangeonu (yeminimizi)it forhiçbir parayaa priceve eğereven ifolsahe isakraba da(of)yakın bir akrabaa near relativeveand notgizlemeyeceğizwe will concealşahidliğinitestimonyAllah'ın(of) Allahyoksa biz elbetteIndeed, weo zamanthenkimselerden oluruz(will) surely (be) ofgünahkarthe sinners
🇹🇷 5:106 Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz".
eğerThen ifanlaşılırsait is discoveredonların(on)o ikisininthat the twoişledikleri(were) guiltybir günah(of) sinbaşka iki kişithen (let) two othersgeçerstandonların yerine(in) their placekendisinefromonlar kithose whohaksızlık edilenlerdenhave a lawful rightonların üzerineover them daha layıkthe former two yemin ederlerand let them both swearAllah'aby Allahmutlaka bizim şahidliğimizSurely our testimonydaha doğrudur(is) trueronların şahidliğindenthandiğer ikisinin şahitliğitestimony of the other twobiz (hakka) tecavüz etmedikand nothaddi aştıkwe have transgressedyoksa biz elbetteIndeed, weo zamanthenoluruz(will be) ofzalimlerdenthe wrongdoers
🇹🇷 5:107 Eğer o iki şahidin bir günah işledikleri anlaşılırsa ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve: "Bizim şahitliğimiz, önceki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de zalimlerden olurduk" diye Allah'a yemin ederler.
budurThaten uygun olan(is) closeryapmalarınathatvereceklerthey will giveşahidliğithe testimonyüzerineingereğiits (true) formyahutorkorkmalarınathey would fearreddedilmesindenthatçürütülecekwill be refutedyeminlerintheir oathssonraafteryeminlerindentheir (others) oathskorkunAnd fearAllah'tanAllahve iyi dinleyinand listenAllahand Allahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetopluluğuthe peopleyoldan çıkanthe defiantly disobedient
🇹🇷 5:108 İşte bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, doğru yoldan çıkan bir topluluğu hidayete erdirmez.
gün(The) daytoplayacağıwill (be) gatheredAllah(by) AllahElçilerithe Messengersderlerand He will sayne?Whatsize cevap verildiwas (the) response you receivedderlerThey saidbilgimiz yok(There is) nobilgiknowledgebizimfor usyalnız sensinIndeed YousenYoubilen(are the) Knowergizlileri(of) the unseen
🇹🇷 5:109 Allah, Resulleri topladığı gün: " Size ne cevap verildi? "der. "Bizim bilgimiz yok" derler, "gizlileri bilen yalnız sensin, sen!".
haniWhendemişti kisaidAllahAllahEy ÎsaO IsaoğlusonMeryem(of) MaryamhatırlaRememberni'metimiMy Favorsana olanupon youve olanand uponanneneyour motherhaniwhenseni desteklemiştimI strengthened youRuh ilewith (the) Spiritl-Kudüsthe Holykonuşuyordunyou spokeinsanlarla(to) the peoplebeşikte ikeninbeşikthe cradleve yetişkin ikenand (in) maturityhaniAnd whensana öğrettimI taught youKitabıthe Bookve hikmetiand the wisdomve Tevrat'ıand the Tauratve İncil'iand the Injeelhaniand whenyaratıyoryou makeçamurdanfromçamurthe clayşeklinde bir şeylike the shapekuş(of) the birdbenim iznimleby My permissionüflüyordunthen you breathiçineinto itoluyorduand it becomeskuşa birdbenim iznimleby My permissionve iyileştiriyordunand you healanadan doğma körüthe born blindve alacalıyıand the leperbenim iznimleby My permissionve haniand whençıkarıyordunyou bring forthölülerithe deadbenim iznimleby My permissionve haniAnd whensavmıştımI restrainedoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israelsendenfrom youzamanwhensen onlara getirdiğinyou came to themaçık delillerwith the clear proofsdemiştithen saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievediçlerindenamong thembuNotbu(is) thisbaşka bir şey değilbutbir büyüdenmagicapaçıkclear
🇹🇷 5:110 Allah şöyle diyecektir: "Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'lKudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları'na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: "Bu ancak apaçık bir sihirdir" dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.
ve haniAnd whenvahyetmiştimI inspiredHavarileretohavarilerthe disciplesinanmalarınıtoiman ederlerbelievebanain Meve elçimeand in My Messengerdemişlerdithey saidinandıkWe believeşahid oland bear witnessbizimthat indeed wemüslümanlar olduğumuza(are) Muslims
🇹🇷 5:111 Hani Havarilere: " Bana ve Resulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar da: "İman ettik, bizim şüphesiz müslümanlar olduğumuza şahit ol" demişlerdi.
haniWhendemişlerdi kisaidHavarilerthe disciplesEy ÎsaO IsaoğlusonMeryem(of) Maryamgücü yetermi?Isgücü yetenableRabbininyour Lordindirmeyetoindirsend downbizeto usbir sofraa table spreadgöktenfromgökthe heaven(Îsa) dediHe saidkorkunFearAllah'tanAllaheğerifisenizyou areinanıyorbelievers
🇹🇷 5:112 Havariler: " Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" dediler. İsa da: "İnanıyorsanız Allah'tan korkun" dedi.
dedilerThey saidistiyoruzWe wishyemeyithatyerizwe eatondanfrom itve iyice yatışmasınıand satisfykalblerimizinour heartsve bilmeyiand we knowkesinliklethatelbettecertainlybize doğru söylediğiniyou have spoken the truth to usve olmayıand we bebunaover itbizzat şahitamongşahitlerthe witnesses
🇹🇷 5:113 Havâriler: "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu bizzat görenlerden olalım" dediler.
dediSaidÎsaIsaoğlusonMeryem(of) MaryamAllah'ımO AllahRabbimizour Lordindirsend downbizim üzerimizeto usbir sofraa table spreadgöktenfromgökthe heavenolsunto bebizim içinfor usbir bayrama festivalöncemiz içinfor first of usve sonramız içinand last of usve bir mu'cize (olsun)and a signSendenfrom Youbizi rızıklandırAnd provide usve senand Youen hayırlısısın(are) bestrızık verenlerin(of) the providers
🇹🇷 5:114 Meryemoğlu İsa da: "Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.
buyurdu kiSaidAllahAllahbenIndeed Ionu indireceğim(will) send it downsizin üzerinizeto youama kimthen whoeverinkar edersedisbelievesondan sonraafter (that)sizdenamong youbenthen indeed Iona azab ederim[I] will punish himbir azapla(with) a punishmentazab etmediğimnotcezalandırdımI have punishedhiç kimseyeanyonedünyalardaamongâlemlerthe worlds
🇹🇷 5:115 Allah buyurdu ki: " Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım".
ve yineAnd whendemişti kisaidAllahAllahEy ÎsaO IsaoğlusonMeryem(of) Maryamsen mi?Did youdedinsayinsanlarato the peoplebeni edininTake meve annemiand my motheriki tanrı(as) two godsbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahdedi kiHe saidsen yücesinGlory be to YoudeğildirNotidiwasbenim (haddime)for mesöylemekthatderimI saybir şeyiwhatolmayannotbenim içinIgerçek(had) righteğerIfolsaydımI haddemişsaid itmuhakkakthen surelysen bunu bilirdinYou would have known itsen bilirsinYou knowolanıwhatbenim nefsimde(is) inkendimmyselfveand notben bilmemI knowolanıwhatsenin nefsinde(is) inkendinYourselfşüphesiz senIndeed, YousensinYoubilen(are) All-Knowergizlileri(of) the unseen
🇹🇷 5:116 Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!".
ben söylemedimNotdedimI saidonlarato thembaşkaexceptşeydenwhatbana emrettiğinYou commanded meonu[with it]kulluk edinthatibadet edersinizYou worshipAllah'aAllahbenim Rabbimmy Lordve sizin Rabbiniz olanand your LordidimAnd I wasonlar üzerineover themşahida witnessolduğum sürecethatben oldukçaas long as Ionların içinde(was) among themfakatthen whensen beni vefat ettirinceYou raised mesen oldunYou weresen[You]gözetleyenthe Watcheronlarıover themve senand Youüzerine(are) onhereveryşeythingşahitsina Witness
🇹🇷 5:117 "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.
eğerIfonlara azabedersenYou punish themşüphesiz onlarthen indeed theysenin kullarındır(are) Your slavesve eğerand ifbağışlarsanYou forgiveonları[for] themşüphesiz senthen indeed Youyalnız senYoudaima üstünsün(are) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibisinthe All-Wise
🇹🇷 5:118 "Eğer onlara azab edersen, onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin".
buyurduWill sayAllahAllahbuThisgündürDayfayda sağlayacağıwill profitsadıklarathe truthfuldoğruluklarınıntheir truthfulnessonlar için vardırFor themcennetler(are) Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklarıwill abideiçindein itebediyyenforeverrazı olmuşturis pleasedAllahAllahonlardanwith themonlar da razı olmuşlardırand they are pleasedO'ndanwith Himişte budurThatbaşarı(is) the successbüyük(the) great
🇹🇷 5:119 Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Allah'ındırTo Allah (belongs)mülküthe dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve ne varsaand whatbunlarda bulunan(is) in themve OAnd Heüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 5:120 Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O herşeye kâdirdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary