سُورَةُ الأحقافمَكِّيَّة ۝ ٣٥ آيَة

46. Ahkâf Suresi (The Wind-Curved Sandhills) · 35 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الأحقافمَكِّيَّة ۝ ٣٥ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Hâ MîmHa Meem
🇹🇷 46:1 Hâ mîm.
indirilişi(The) revelationKitabın(of) the Book(tarafın)dandır(is) fromAllahAllahazizthe All-Mightyhakimthe All-Wise
🇹🇷 46:2 Bu kitabın indirilişi, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.
biz yaratmadıkNotyarattıkWe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whatikisi arasında(is) between both of themancak (yarattık)exceptgerçek ilein truthve bir süreye göreand (for) a termbelliappointedve kimselerBut those whoinkar eden(ler)disbelieveşeydenfrom whatuyarıldıklarıthey are warnedyüz çevirmektedirler(are) turning away
🇹🇷 46:3 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.
de kiSaygördünüz mü?Do you seeşeyleriwhatyalvardıklarınızyou callbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahbana gösterinShow meneyi?whatyarattılar onlarthey have createdyerdenofyeryüzüthe earthyoksaoronların var (mı?)for thembir ortaklığı(is) any sharegöklerdeingöklerthe heavensbana getirinBring mebir Kitapa booköncefromöncebeforebundanthisyahutorbir kalıntıa tracebilgidenofbilgiknowledgeeğerifisenizyou aredoğrular(dan)truthful
🇹🇷 46:4 Ey Muhammed! De ki: "Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Onlar yerden ne yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların göklerin yaradılışında bir ortaklıkları mı var? Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bana bu Kur'an'dan önce indirilmiş bir kitap veya ilimden bir eser getirin."
kim olabilir?And whodaha sapık(is) more astraykimsedenthan (he) whoyalvarancallsbırakıp dabesidesbaşkabesidesAllah'ıAllahkimselerewhocevap veremeyecekwill not respondcevap vermezlerwill not respondkendisineto himkadaruntilgününe(the) Daykıyamet(of) Resurrectionoysa onlarand theybunların yalvardıklarındanofçağrılarıtheir callshabersizdirler(are) unaware
🇹🇷 46:5 Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine hiç bir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.
ve zamanAnd whentoplandıklarıare gatheredinsanlarthe peopleolurlarthey will beonlarafor themdüşmanenemiesveand they will beonların kendilerine tapmalarınıof their worshiptanımazlardeniers
🇹🇷 46:6 Kıyamet günü insanlar biraraya toplandığı zaman taptıkları şeyler kendilerine düşman kesilirler. Ve onların kendilerine tapmalarını inkâr ederler.
ve zamanAnd whenokunduğuare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesaçık açıkcleardedilersaykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievehakk içinof the truthkendilerine gelenwhenonlara gelirit comes to thembuThisbir büyüdür(is) a magicapaçıkclear
🇹🇷 46:7 Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler kendilerine gelen hak kitap için: "Bu apaçık bir büyüdür." dediler.
yoksaOr(-mu) diyorlar?they sayonu uydurduHe has invented itde kiSayeğerIfben onu uydurmuşsamI have invented itolmazthen notsizin hiçbir yararınızyou have powerbanafor meAllah-;-tanagainstAllah-;Allahbir şeye (gelecek cezaya)anythingOHedaha iyi bilirknows bestşeyleriof whattaşkınlık yaptığınızyou utterondaconcerning ityeterSufficient is HeO'nunSufficient is Heşahid olması(as) a Witnessbenimlebetween mesizin aranızdaand between youve Oand Hebağışlayandır(is) the Oft-Forgivingesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 46:8 Yoksa, "Onu (Muhammed) uydurdu." mu diyorlar? Sen de ki: "Eğer onu ben uydurmuşsam Allah'tan bana gelecek cezayı savmaya sizin gücünüz yetmez. O sizin yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. O çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
de kiSaydeğilimNotbenI amtüredi biria new (one)(arasında)amongelçilerthe Messengersveand notbilmemI knownewhatyapılacağınıwill be donebanawith mene deand notsizewith you(hayır)Notben uymuyorumI followbaşkasınabutşey(den)whatvahyedilenis revealedbanato meve değilimand notbenI ambaşka bir şeybutbir uyarıcıdana warnerapaçıkclear
🇹🇷 46:9 Ey Muhammed! De ki: "Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
de kiSayhiç düşündünüz mü?Do you seeeğerifiseit iskatındanfrom AllahAllah'tanfrom AllahAllahfrom Allahve siz inkar ettiysenizand you disbelieveonuin itve görüpand testifiesbir şahida witnessoğullarındanfromİsrailoğulları(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelbunun benzerinitoonun benzeri(the) like thereofve inandığı haldethen he believedsiz tenezzül etmemişsenizwhile you are arrogantşüphesizIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidebir toplumuthe peoplezalimlerdenthe wrongdoers
🇹🇷 46:10 De ki: "Ne dersiniz, eğer bu Kur'an Allah tarafından ise ve siz de onu inkâr etmişseniz, bununla birlikte İsrailoğulları'ndan bir şahit de onun bir benzerini (Tevrat'ta görüp) inanmışken siz hala büyüklük taslarsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz ki, Allah zalim bir topluluğu doğru yola iletmez."
ve dedi(ler)And saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievekimseler içinof those whoinanan(lar)believeşayetIfolsaydıit had beeniyi bir şeygoodbizi geçemezlerdinotbizden önce davranırlardıthey (would) have preceded usona (inanmada)to itzaman iseAnd whenhidayete ermediklerinothidayete ererlerthey (are) guidedonunlaby itdiyeceklerdir kithey saybuThisbir yalandır(is) a lieeskiancient
🇹🇷 46:11 İnkâr edenler, iman ednler için: "Eğer İslâm'da bir hayır olsaydı onlar, onu kabulde bizi geçemezlerdi." derler. Bununla muvaffak olamayınca da: "Bu eski bir yalandır." diyeceklerdir.
veAnd before itondan önceAnd before itKitabı(was the) ScriptureMusa'nın(of) Musaönder(as) a guideve rahmetand a mercyve buAnd thisKitaptır(is) a Bookdoğrulayanconfirmingdiliyle(in) languageArapArabicuyarmak içinto warnkimselerithose whokendilerine yazık eden(leri)do wrongve müjde (olan)and (as) glad tidingsgüzel davrananlar (için)for the good-doers
🇹🇷 46:12 Kur'ân'dan önce de bir rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı Tevrat vardı. Bu Kur'ân ise zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanları müjdelemek için Arap lisanı ile indirilen ve kendinden öncekileri tasdik eden bir kitaptır.
şüphesizIndeedkimselerthose whodiyen(ler)sayRabbimizOur LordAllah'tır(is) Allahsonrathendoğru olanlarremain firmyokturthen nokorkufearonlaraon themve değildirand notonlartheyüzülecekwill grieve
🇹🇷 46:13 "Gerçekten Rabbimiz Allah'tır." deyip, sonra da dosdoğru olanlara gelince onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
onlarThosehalkıdır(are the) companionscennet(of) Paradiseebedi kalacaklardırabiding foreveroradathereinceza olaraka rewardkarşılıkfor whatolduklarınathey used toyapıyorlardo
🇹🇷 46:14 İşte onlar cennetlikdirler, yaptıklarına karşılık orada ebedi olarak kalacaklardır.
ve biz tavsiye ettikAnd We have enjoinedinsana(on) manana babasınato his parentsiyilik etmesinikindnessonu taşıdıCarried himanasıhis motherzahmetle(with) hardshipve doğurdu onuand gave birth to himzahmetle(with) hardshiptaşınması iseAnd (the) bearing of himve sütten kesilmesiand (the) weaning of himotuz(is) thirtyaydırmonth(s)nihayetuntilzamanwhenerdiğihe reachesgüçlü çağınahis maturityve varıncaand reacheskırkfortyyaşınayear(s)dedihe saysRabbimMy Lordbeni sevk eylegrant me (the) powerşükretmeğethatşükredeyimI may be gratefulni'metine(for) Your favorverdiğinwhichnimet verdinYou have bestowedbanaupon meveand uponanama babamamy parentsveand thatyapmağaI doyararlı işlerrighteous (deeds)razı olacağınwhich please Youve salahı devam ettirand make righteousbenim içinfor meiçindeamongzürriyetimmy offspringşüphesiz benindeedyüz tuttumI turnsanato Youve elbette benand indeed, I amteslim olanlardanımofteslim olanlarthose who submit
🇹🇷 46:15 Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım."
onlarThoseöyle kişilerdir ki(are) the oneskabul ederizWe will acceptonlardanfrom themen iyisini(the) bestyaptıklarının(of) whatyaptılarthey didve geçerizand We will overlookonların kötülüklerinden[from]kötü amelleritheir evil deedsarasındadırlaramonghalkı(the) companionscennet(of) ParadisesözdürA promisedoğrutrueolunanwhichidilerthey werekendilerine va'dpromised
🇹🇷 46:16 İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
ve o kimseBut the one whodedisaysanasına babasınato his parentsöfUffsizeto both of yousiz bana va'd mı ediyorsunuz?Do you promise mebenim çıkarılacağımıthatdiriltilip çıkarılacağımI will be brought forthgelip geçmiş ikenand have already passed awaygelip geçmiş ikenand have already passed awaynice nesillerthe generationsbenden öncebefore mebenden öncebefore meonlar iseAnd they bothsığınarakseek helpAllah'a(of) Allahyazık sana (dediler)Woe to youiman et!BelieveşüphesizIndeedsözü(the) PromiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) truederken o der kiBut he saysdeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeybutmasallarından(the) storieseskilerin(of) the former (people)
🇹🇷 46:17 Ana ve babasına: "Öf size! siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz? Oysa benden önce nice nesiller gelip geçmiştir." diyen kimseye ana ve babası Allah'a sığınarak "Yazıklar olsun sana! Gel iman et, şüphesiz ki, Allah'ın vaadi gerçektir." dediklerinde o: "Bu Kur'ân öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.
işte onlarThose kimselerdir(are) the oneshak olan(has) proved truekendilerineagainst them(azab) söz(ü)the wordarasındaamongtopluluklarınationsgelip geçen(that) already passed awaygelip geçen(that) already passed awaykendilerinden öncebefore themonlardan öncebefore themcin(ler)denofcinler(the) jinnve insan(lardan)and the mengerçekten onlarIndeed, theyziyana uğrayanlardırarehüsrana uğrayanlar(the) losers
🇹🇷 46:18 İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azab vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.
her birinin vardırAnd for alldereceleri(are) degreesişlerdenfor whatyaptıklarıthey didve onlara tam verirand that He may fully compensate themyaptıklarının karşılığını(for) their deedsve onlaraand theyaslawill not be wrongedhaksızlık edilmezwill not be wronged
🇹🇷 46:19 Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verir. Onlara haksızlık edilmez.
ve günAnd (the) Daysunulacaklarıwill be exposedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedateşetoateşthe Firezayi ettinizYou exhaustedbütün güzellikleriniziyour good thingshayatınızdainhayatınyour lifedünya(of) the worldve sefa sürdünüzand you took your pleasuresbunlarlathereinbugünSo todaycezalandırılacaksınızyou will be recompensedbir azab ile(with) a punishmentalçaltıcıhumiliatingötürübecausebüyüklük taslamanızdanyou werekibirliarrogantyeryüzündeinyeryüzüthe earthhaksız yerewithouthaksız yere[the] rightötürüand becauseve yoldan çıkmanızdanyou wereyoldan çıkmışdefiantly disobedient
🇹🇷 46:20 İnkâr edenler ateşe arzedilecekleri gün onlara: "Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azabla cezalandırılacaksınız." (denir).
ve anAnd mentionkardeşini (Hud'u)(the) brotherAd'ın(of) Aadhaniwhenuyarmıştıhe warnedkavminihis peopleAhkaf'takiin the Al-Ahqaf gelip geçtiand had already passed awaygelip geçtiand had already passed awaynice uyarıcılar[the] warnersonun önündenbefore himondan öncebefore himvebefore himve ondan sonraand after himardındanand after himkulluk etmeyinThat notibadet edersinizyou worshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahelbette benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizinfor youazabına uğramanızdana punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 46:21 Ey Muhammed! Âd kavminin kardeşi Hud'u hatırla. Hani O, Ahkâf denilen yerde kavmini uyarmıştı. O'ndan önce ve sonra da nice peygamberler gelip geçmiştir. Hud, kavmine: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Çünkü ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." demişti.
dediler kiThey saidsen geldin mi?Have you come to usbizi çevirmek içinto turn us awaytanrılarımızdanfromilahlarımızour godso halde bize getirThen bring usşeyiwhatbizi tehdidettiğinyou threaten useğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 46:22 Onlar: "Sen bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen o bize vaad edip durduğun azabı haydi getir." dediler.
dediHe saidsadeceOnlybilgithe knowledgekatındadır(is) with AllahAllah(is) with Allahve ben size tebliğ ediyorumand I convey to youşeyi (mesajı)whatgönderildiğimI am sentonunlawith itfakat benbutsizi görüyorumI see youbir kavima peoplecahillik edenignorant
🇹🇷 46:23 Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
nihayetThen whenonu görüncethey saw itgeniş bir bulut halinde(as) a cloudyönelerek geldiğiniapproachingvadilerinetheir valleysdedilerthey saidbuThisbir buluttur(is) a cloudbize yağmur yağdıracakbringing us rainhayırNayoitşey(is) whatsizin acele gelmesini istediğinizdiryou were asking it to be hastenedonunyou were asking it to be hastenedbir rüzgardıra windiçinde bulunanin itazab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 46:24 O azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut halinde gördükleri zaman: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hud ise: "O sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. O bir rüzgârdır ki, içerisinde acı bir azab vardır.
yıkar mahvederDestroyinghereveryşeyithingemriyleby (the) commandRabbinin(of) its Lordonlar o hale geldiler kiThen they became (such)görülmez oldunotgörünüris seenbaşka bir şeyexceptkonutlarındantheir dwellingsişte böyleThusbiz cezalandırırızWe recompensetoplumuthe peoplesuç işleyen[the] criminals
🇹🇷 46:25 O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.
ve andolsunAnd certainlyonlara imkan vermiştikWe had established themşeyiin whatsize vermediğimiznotsizi yerleştirdikWe have established youonuin itve yaratmıştıkand We madeonlarafor themkulaklarhearingve gözlerand visionve gönüllerand heartsfakatBut notsağlamadıavailedkendilerinethemkulaklarıtheir hearingne deand notgözleritheir visionne deand notgönülleritheir heartsbiranyşey (yarar)thingzirawhenbile bile inkar ediyorlardıthey werereddederekrejectingayetlerini(the) SignsAllah'ın(of) Allahve kuşatıverdiand envelopedkendilerinithemşeywhatolduklarıthey used toonunla[at it]alay edip duruyor(lar)ridicule
🇹🇷 46:26 And olsun ki, biz onlara size vermediğimiz imkanlar vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay etmekte oldukları şey de onları sarıp kuşattı.
ave ndolsunAnd certainlybiz yok ettikWe destroyedçevrenizdekiwhatsizi kuşatırsurrounds youkentleriofbeldelerthe townsve tekrar tekrar açıkladıkand We have diversifiedayetlerithe Signsbelki dethat they may(küfürlerinden) dönerlerreturn
🇹🇷 46:27 Andolsun ki, biz sizin etrafınızda bulunan bir çok memleketleri helak ettik. Belki tevhide dönerler diye ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıkladık.
olmaz mıydı?Then why (did) notkendilerine yardım etselerdihelp themşeylerthose whomedindiklerithey had takenbaşka-tanbesidesbaşkabesidesAllahAllahyakınlık sağlamak içingods as a way of approachtanrıgods as a way of approachhayırNaykaybolup gittilerthey were lostonlardanfrom themişte budurAnd thatonların yalanları(was) their falsehoodve şeylerand whatolduklarıthey wereuydurmuşinventing
🇹🇷 46:28 Allah'ı bırakıp da kendilerine yakınlık sağlamak için edindikleri ilâhları onlara yardım etselerdi ya! Ama hayır, aksine onlardan kaybolup gittiler. İşte bu onların yalanları ve uydurup durdukları iftiralarıdır.
bir zamanAnd whenyöneltmiştikWe directedsanato youbir topluluğua partycinlerdenofcinlerthe jinndinlemek üzerelisteningKur'an(to) the QuranzamanAnd whenona geldiklerithey attended itdedilerthey saidsusun (dinleyin)Listen quietlyzaman daAnd whenbitirildiğiit was concludeddöndülerthey turned backkavimlerinetokavimleritheir peopleuyarıcılar olarak(as) warners
🇹🇷 46:29 Ey Muhammed! Hani biz cinlerden bir grubu Kur'ân'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar Kur'ân'ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine "susun" dediler. Kur'ân'ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
dedilerThey saidey kavmimizO our peopleelbette bizIndeed, wedinledik[we] have heardbir Kitapa BookindirilenrevealedsonraaftersonraafterMusa'danMusadoğrulayanconfirmingkendinden öncekiniwhatondan önceki(was) before itkendinden öncekini(was) before itgötürenguidinggerçeğetohakthe truthveand toyolaa PathdoğruStraight
🇹🇷 46:30 Onlar kavimlerine şöyle dediler: "Ey kavmimiz! Gerçekten biz Musa'dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdik eden bir kitap dinledik. O kitap gerçeği ve doğru yolu gösteriyor.
ey kavmimizO our peopleuyunRespondda'vetçisine(to the) callerAllah'ın(of) Allahve inanınand believeO'nain himbağışlasınHe will forgivesizifor yougünahlarınızdan bir kısmınıofgünahlarınızyour sinsve sizi korusunand will protect youazabdanfrombir azapa punishmentacıklıpainful
🇹🇷 46:31 Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun ve O'na iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azabdan korusun."
ve kimAnd whoeveruymazsa(does) notcevap verinrespondda'vetçisine(to the) callerAllah'ın(of) Allahdeğildirthen notaciz bırakacakhe can escapeyeryüzündeinyeryüzüthe earthve olmazand notkendisininfor himO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides HimvelileriprotectorsonlarThoseiçindedirler(are) inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 46:32 Her kim Allah'ın davetçisine uymazsa bilsin ki, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Onun Allah'tan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık bir sapıklık içerisindedirler.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seegerçektenthatAllah'ınAllahyaratan(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthveand (was) notyorulmayantiredbunları yaratmaklaby their creationkadir olduğunu(is) ablediriltmeğeto give lifediriltmekto give lifediriltmekto give lifeölüleri(to) the deadevetYesşüphesiz Oindeed Heüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 46:33 Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmüyorlar mı? Evet şüphesiz ki, O'nun herşeye gücü yeter.
ve günAnd (the) Daysunulacaklarıare exposedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedkarşıtoateşethe Firedeğil miymiş?Is notbuthisgerçekthe truthderlerThey will sayevetYesRabbimiz hakkı içinby our LordderHe will sayöyleyse tadınThen tasteazabıthe punishmentdolayıbecauseolmanızdanyou used toinkar ediyor(lar)disbelieve
🇹🇷 46:34 İnkâr edenler ateşe arz olunacakları gün onlara: "Bu gerçek değil miymiş?" denir. Onlar da: "Rabbimiz Hakk'ı için gerçekmiş!" derler. Allah onlara: "O halde inkâr ettiğinizden dolayı şimdi tadın azabı!" der.
o halde sabretSo be patientgibiassabrettiklerihad patiencesahibithose of determinationazim (ve irade)those of determinationelçilerinofelçilerthe Messengersve aslaand (do) notacele etmeseek to hastenonlar içinfor themonlar gibi olurlarAs if they hadgün(the) Daygördüklerithey seeşeyi (azabı)whattehdit edildiklerithey were promised(sanki) yaşamamışlarnotkaldıremaineddışındaexceptbir sa'atan hourgündüzdenofbir güna day(bu) bir duyurudurA notificationhelak mı edilecektir?But willhelâk olması(any) be destroyedbaşkasıexcepttopluluktanthe people yoldan çıkmışthe defiantly disobedient
🇹🇷 46:35 Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?