سُورَةُ الدخانمَكِّيَّة ۝ ٥٩ آيَة

44. Duhân Suresi (The Smoke) · 59 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الدخانمَكِّيَّة ۝ ٥٩ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Hâ MîmHa Meem
🇹🇷 44:1 Hâ, mîm.
Kitaba andolsun kiBy the Bookapaçıkthe clear
🇹🇷 44:2 O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
elbette bizIndeed, Weonu indirdikrevealed itbir gecedeinbir gecea NightmübarekBlessedçünkü bizIndeed, Webiz[We] areuyarıcıyız(ever) warning
🇹🇷 44:3 O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız.
onda (o gecede)Thereinayırdediliris made distincthereveryemiraffairhikmetliwise
🇹🇷 44:4 O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
emirA commandkatımızdan olanfromBizeUsçünkü bizIndeed, Webiz[We] areelçi göndericiyiz(ever) sending
🇹🇷 44:5 O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
rahmet olarakAs MercyRabbindenfromRabbinyour Lorddoğrusu OIndeed, HeO[He]işitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 44:6 O gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir.
RabbidirLordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve bulunanlarınand whateverikisi arasında(is) between both of themeğerifisenizyou arekesin olarak inanıyorcertain
🇹🇷 44:7 Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
yoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimyaşatırHe gives lifeve öldürürand causes deathsizin de Rabbinizdiryour Lordve Rabbidirand (the) Lordatalarınızın(of) your fathersöncekithe former
🇹🇷 44:8 Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir.
amaNayonlartheyiçinde(are) inşüphedoubt oynuyorlarplaying
🇹🇷 44:9 Fakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar.
o halde gözetleThen watchgünü(for the) Daygetireceği(when) will bringgöğünthe skybir dumansmokeaçıkvisible
🇹🇷 44:10 Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
sararEnvelopinginsanlarıthe peoplebuThisbir azabdır(will be) a punishmentacıpainful
🇹🇷 44:11 Ey Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır.
RabbimizOur LordkaldırRemovebizdenfrom usazabıthe punishmentçünkü bizindeed, weinanıyoruz(are) believers
🇹🇷 44:12 O gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler.
ne kadar uzakHow canonlar için(there be) for themöğüt almakthe reminderoysa elbettewhen verilykendilerine gelmiştihad come to thembir elçia Messengerapaçıkclear
🇹🇷 44:13 Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.
sonraThenyüz çevirdilerthey turned awayondanfrom himve dedilerand saidöğretilmiştirOne taughtcinlenmiştira mad man
🇹🇷 44:14 Sonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler.
elbette bizIndeed, Wekaldırırız(will) removeazabıthe punishmentbirazcıka littleama sizindeed, youdönersiniz(will) return
🇹🇷 44:15 Biz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz.
o gün(The) DayvururuzWe will seizevuruşla(with) the seizurebüyükthe greatestzira bizindeed, Weöc alıcıyız(will) take retribution
🇹🇷 44:16 Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız.
ve andolsunAnd certainlysınadıkWe triedonlardan öncebefore themtoplumunu(the) peopleFir'avn(of) Firaunve onlara geldiand came to thembir elçia Messengerdeğerlinoble
🇹🇷 44:17 Andolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti.
diyeThatteslim edinDeliverbanato mekullarını(the) servantsAllah'ın(of) Allahçünkü benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 44:18 O peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
ve diyeAnd thatululanmayın(do) notbüyüklük taslamayınexalt yourselveskarşıagainstAllah'aAllahelbette benIndeed, Isize getiriyorum[I] have come to youbir delilwith an authorityapaçıkclear
🇹🇷 44:19 Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
ve elbette benAnd indeed, Isığındım[I] seek refugebenim Rabbimwith my Lordve sizin Rabbiniz olanaand your Lordbeni taşla(yıp öldür)menizdenlestbeni taşlarsınızyou stone me
🇹🇷 44:20 Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
ve eğerAnd ifinanmadınızsanotiman edersinizyou believebanamebenden uzaklaşınthen leave me alone
🇹🇷 44:21 Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
sonra du'a ettiSo he calledRabbinehis Lordki gerçektenThatbunlarthesebir toplumdur(are) a peoplesuç işleyencriminals
🇹🇷 44:22 Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
o halde yürütThen "Set outkullarımıwith My slavesgeceleyin(by) nightçünküIndeed, youtakibedileceksiniz(will be) followed
🇹🇷 44:23 Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
ve bırakAnd leavedenizithe seaaçıkat restçünkü onlarIndeed, theybir ordudur(are) an armyboğulacak(to be) drowned
🇹🇷 44:24 Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
nice şeylerHow manyonlar geride bıraktılar(did) they leavebahçelerdenofbahçelergardensve çeşmeler(den)and springs
🇹🇷 44:25 Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
ve ekinler(den)And cornfieldsve makamlar(dan)and placesgüzelnoble
🇹🇷 44:26 Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
ve ni'metler(den)And pleasant thingsonlarthey used tooradathereinzevkü sefa sürüyorlardıtake delight
🇹🇷 44:27 Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
işte böyle olduThusve biz onları miras verdikAnd We made it (an) inherit(ance)bir topluma(for) a peoplebaşkaanother
🇹🇷 44:28 İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
ağlamadıAnd notağladılarweptonlarafor themgökthe heavenve yerand the earthveand notolmadılarthey werefırsat verilenlerdengiven respite
🇹🇷 44:29 Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
ve andolsunAnd certainlybiz kurtardıkWe savedoğullarını(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelazabdanfromazapthe punishmentküçültücüthe humiliating
🇹🇷 44:30 Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
Fir'avndanFromFiravunFiraunçünkü oIndeed, heidiwasululananarrogantsınırı aşanlardanamonghaddi aşanlarthe transgressors
🇹🇷 44:31 Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
ve andolsunAnd certainlybiz onları üstün kıldıkWe chose themgörebybir bilgiyeknowledgeüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 44:32 Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
ve onlara verdikAnd We gave themayetlerdenofayetlerthe Signsbulunanthatiçindein itbir sınav(was) a trialaçıkclear
🇹🇷 44:33 Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
gerçektenIndeedşunlarthesediyorlar kisurely, they say
🇹🇷 44:34 Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
değildirNotoitbaşkası(is) butölümümüzdenour deathilkthe firstve değilizand notbizwediriltilecek(will be) raised again
🇹🇷 44:35 "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
getirinThen bringbabalarımızıour forefatherseğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 44:36 Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
onlar mıAre theyhayırlıbetteryoksaorkavmi(the) peopleTubba'(of) Tubbaveand thoseonlardan öncekiler (mi?)before themonlardan öncebefore thembiz onları helak ettikWe destroyed themçünkü onlarindeed, theyidilerweresuç işliyorlarcriminals
🇹🇷 44:37 Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
veAnd notbiz yaratmadıkWe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whateverbunlar arasında(is) between themeğlenmek için(in) play
🇹🇷 44:38 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
onları yaratmadıkNotikisini de yarattıkWe created both of themdışında bir sebeplebuthikmetli bir gayein [the] truthfakatbutonların çoğumost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 44:39 Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
şüphesizIndeedgünü(the) Day of Judgmenthüküm(the) Day of Judgmentvaracağı gündür(is) an appointed term for themhepsininall
🇹🇷 44:40 Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.
o gün(The) Daysavamaznotfayda verirwill availdosta relationdostundanforbir bağa relationbir şeyanythingve olmazand notonlartheyyardım edilenlerdenwill be helped
🇹🇷 44:41 O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez.
ancak hariçtirExceptkimseler(on) whomacıdığıAllah has mercyAllah'ınAllah has mercyşüphesiz OIndeed, HeO[He]üstündür(is) the All-Mightyesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 44:42 Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir.
şüphesizIndeedağacı(the) treeZakkum(of) Zaqqum
🇹🇷 44:43 Gerçekten zakkum ağacı,
yemeğidir(Will be) foodgünahkarların(of) the sinner(s)
🇹🇷 44:44 Günahkârların yemeğidir.
erimiş maden gibiLike the murky oilkaynarit will boilkarınlardainkarınlarthe bellies
🇹🇷 44:45 O pota gibi karınlarda kaynar.
kaynaması gibiLike boilingsıcak suyun(of) scalding water
🇹🇷 44:46 O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir.
tutun onuSeize himsürükleyinand drag himortasınaintoorta(the) midstcehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 44:47 Allah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin."
sonraThendökünpourüstüneoverbaşınınhis headazabındanofazap(the) punishmentkaynar su(of) the scalding water
🇹🇷 44:48 "Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün."
tadTastezira senIndeed, youkendince[you] (were)üstündünthe mightyşerefliydinthe noble
🇹🇷 44:49 Ona şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün.
şüphesizIndeedothisşeydir(is) whatolduğunuzyou used toondan[about it]kuşkulanmışdoubt
🇹🇷 44:50 İşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur."
şüphesizIndeedmuttakilerthe righteousbir makamdadır(will be) inbir yera placegüvenlisecure
🇹🇷 44:51 Şüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar.
bahçelerdeInbahçelergardensve çeşme başlarındaand springs
🇹🇷 44:52 Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
giysiler giyerlerWearing garmentsince ipektenofince ipekfine silkve parlak atlastanand heavy silkkarşılıklı otururlarfacing each other
🇹🇷 44:53 Onlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar.
ayrıcaThusonları evlendirmişizdirAnd We will marry themhurilerle(to) companions with beautiful eyesiri gözlü(to) companions with beautiful eyes
🇹🇷 44:54 İşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz.
isterlerThey will calloradathereinherfor every (kind)meyveyi(of) fruitgüven içindesecure
🇹🇷 44:55 Onlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler.
tadmazlarNottadacaklarthey will tasteoradathereinölümthe deathbaşkaexceptölümdenthe deathilkthe firstve onları korurAnd He will protect themazabından(from the) punishmentcehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 44:56 Onlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
bir lutuf olarakA BountyRabbindenfromRabbinyour Lordişte budurThat oitbaşarı(will be) the successbüyükthe great
🇹🇷 44:57 (Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur.
kesinlikleIndeedbiz o'nu kolaylaştırdıkWe have made it easysenin dilinein your tongueumulur kiso that they maydüşünüp öğüt alırlartake heed
🇹🇷 44:58 Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar.
biraz bekleSo watchonlar daindeed, theybeklemektedirler(too are) watching
🇹🇷 44:59 Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.