☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve diyeAnd thatululanmayın(do) notbüyüklük taslamayınexalt yourselveskarşıagainstAllah'aAllahelbette benIndeed, Isize getiriyorum[I] have come to youbir delilwith an authorityapaçıkclear
🇹🇷 44:19 Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.
ve elbette benAnd indeed, Isığındım[I] seek refugebenim Rabbimwith my Lordve sizin Rabbiniz olanaand your Lordbeni taşla(yıp öldür)menizdenlestbeni taşlarsınızyou stone me
🇹🇷 44:20 Gerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım.
ve eğerAnd ifinanmadınızsanotiman edersinizyou believebanamebenden uzaklaşınthen leave me alone
🇹🇷 44:21 Eğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın."
sonra du'a ettiSo he calledRabbinehis Lordki gerçektenThatbunlarthesebir toplumdur(are) a peoplesuç işleyencriminals
🇹🇷 44:22 Musa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı.
o halde yürütThen "Set outkullarımıwith My slavesgeceleyin(by) nightçünküIndeed, youtakibedileceksiniz(will be) followed
🇹🇷 44:23 Allah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz.
ve bırakAnd leavedenizithe seaaçıkat restçünkü onlarIndeed, theybir ordudur(are) an armyboğulacak(to be) drowned
🇹🇷 44:24 Karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur."
nice şeylerHow manyonlar geride bıraktılar(did) they leavebahçelerdenofbahçelergardensve çeşmeler(den)and springs
🇹🇷 44:25 Onlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar!
ve ekinler(den)And cornfieldsve makamlar(dan)and placesgüzelnoble
🇹🇷 44:26 Ne ekinler, ne güzel kaynaklar,
ve ni'metler(den)And pleasant thingsonlarthey used tooradathereinzevkü sefa sürüyorlardıtake delight
🇹🇷 44:27 Ve içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah!
işte böyle olduThusve biz onları miras verdikAnd We made it (an) inherit(ance)bir topluma(for) a peoplebaşkaanother
🇹🇷 44:28 İşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık.
ağlamadıAnd notağladılarweptonlarafor themgökthe heavenve yerand the earthveand notolmadılarthey werefırsat verilenlerdengiven respite
🇹🇷 44:29 Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
ve andolsunAnd certainlybiz kurtardıkWe savedoğullarını(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelazabdanfromazapthe punishmentküçültücüthe humiliating
🇹🇷 44:30 Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.
Fir'avndanFromFiravunFiraunçünkü oIndeed, heidiwasululananarrogantsınırı aşanlardanamonghaddi aşanlarthe transgressors
🇹🇷 44:31 Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.
ve andolsunAnd certainlybiz onları üstün kıldıkWe chose themgörebybir bilgiyeknowledgeüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 44:32 Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.
ve onlara verdikAnd We gave themayetlerdenofayetlerthe Signsbulunanthatiçindein itbir sınav(was) a trialaçıkclear
🇹🇷 44:33 Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
gerçektenIndeedşunlarthesediyorlar kisurely, they say
🇹🇷 44:34 Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:
değildirNotoitbaşkası(is) butölümümüzdenour deathilkthe firstve değilizand notbizwediriltilecek(will be) raised again
🇹🇷 44:35 "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.
getirinThen bringbabalarımızıour forefatherseğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 44:36 Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."
onlar mıAre theyhayırlıbetteryoksaorkavmi(the) peopleTubba'(of) Tubbaveand thoseonlardan öncekiler (mi?)before themonlardan öncebefore thembiz onları helak ettikWe destroyed themçünkü onlarindeed, theyidilerweresuç işliyorlarcriminals
🇹🇷 44:37 Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.
veAnd notbiz yaratmadıkWe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whateverbunlar arasında(is) between themeğlenmek için(in) play
🇹🇷 44:38 Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
onları yaratmadıkNotikisini de yarattıkWe created both of themdışında bir sebeplebuthikmetli bir gayein [the] truthfakatbutonların çoğumost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 44:39 Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.