بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta sinTa SeenşunlarTheseayetleridir(are the) VersesKur'an'ın(of) the Quranve bir Kitabınand a Bookapaçıkclear
🇹🇷 27:1 Tâ, Sîn. Bunlar sana, Kur'ân'ın ve apaçık bir kitabın âyetleridir.
yol göstericidirA guidanceve müjdedirand glad tidingsinananlarafor the believers
🇹🇷 27:2 İman eden müminler için hidayet rehberi ve müjdeci olmak üzere.
onlar kiThose whokılarlarestablishnamazıthe prayerve verirlerand givezekatızakahve onlarand theyahiretein the Hereafteronlar[they]kesin olarak inanırlarbelieve with certainty
🇹🇷 27:3 Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.
şüphesizIndeedkimselerinthose whoinanmayan(do) notiman ederlerbelieveahiretein the HereaftersüslemişizdirWe have made fair-seemingkendilerineto themişlerinitheir deedsonlarso theykörü körüne bocalarlarwander blindly
🇹🇷 27:4 Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir.
onlarThoseöyle kimselerdir ki(are) the oneskendilerinindirfor themen kötü(is) an evilazab[the] punishmentve onlarand theyahiretteinahiretthe Hereafteronlar[they]ziyana uğrayanlardır(will be) the greatest losers
🇹🇷 27:5 İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azab bulunan kimselerdir, ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
ve şüphesizAnd indeed, yousana verilmektedirsurely, receiveKur'anthe Qurankatındanfrom [near]yakınındanfrom [near]hüküm ve hikmet sahibithe All-Wise(herşeyi) bilenthe All-Knower
🇹🇷 27:6 (Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur'ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir.
haniWhendemiştisaidMusaMusaailesineto his familyşüphesiz benIndeed, Igördümperceivebir ateşa firesize getireyimI will bring youondanfrom itbir habersome informationyahutorsize getireyimI will bring youbir ateşa torchkoruburningbelkiso that you mayısınırsınızwarm yourselves
🇹🇷 27:7 Hani Musa, ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız."
ne zaman kiBut whenoraya geldihe came to itseslenildihe was calleddiye[that]mübarek kılındıBlessed isbulunan kimsewhoiçinde(is) atateşinthe fireve olan kimseand whoeverçevresinde(is) around iteksikliklerden münezzehtirAnd glory beAllah(to) AllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 27:8 Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: "Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!"
ey MusaO Musagerçek şu kiIndeedbenI AmAllah'ımAllahgüçlüthe All-Mightyhüküm ve hikmet sahibithe All-Wise
🇹🇷 27:9 "Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım!"
ve atAnd, "Throwasanıyour staffne zaman kiBut whengörüncehe saw ittitreştiğinimovinggibias if itbir yılan(were) a snakedön(üp kaç)dıhe turned backarkaya(in) flightveand (did) notgeri dönmedilook backey MusaO Musakorkma(Do) notkorkarlarfearçünkü benIndeed, [I]korkmaz(lar)(do) notkorkarlarfearbenim huzurumda(in) My presenceelçilerthe Messengers
🇹🇷 27:10 "Asânı at!" (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): "Ey Musa korkma! Çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz."
ancakExceptkimwhozulmederwrongssonra dathendeğiştirirsesubstitutesiyiliklegoodsonraafter(yaptığı) kötülüktenevilşüphesiz benthen indeed, I AmbağışlayıcıyımOft-ForgivingesirgeyiciyimMost Merciful
🇹🇷 27:11 "Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."
ve sokAnd entereliniyour handkoynunaintokoynunyour bosomçıksınit will come forthbembeyazwhiteolmaksızınwithoutolmaksızınwithoutkusurharmiçinde(These are) amongdokuzninemu'cizesignsFir'avn'a (git)toFiravunFiraunve onun kavmineand his peopleçünkü onlarIndeed, theyoldulararebir kavima peoplefasıkdefiantly disobedient
🇹🇷 27:12 "Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."
ne zaman kiBut whenonlara gelincecame to themayetlerimizOur Signsaçıkça görünenvisiblededilerthey saidbuThisbir büyüdür(is) a magicapaçıkmanifest
🇹🇷 27:13 Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
ve inkar ettilerAnd they rejectedonlarıthemkanaat getirdiği haldethough were convinced with them (signs)vicdanlarıthemselveshaksızlıkları yüzünden(out of) injusticeve böbürlenmeleri yüzündenand haughtinessbak işteSo seenasılhowolduwassonu(the) endbozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 27:14 Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveDavud'aDawoodve Süleyman'aand Sulaimanbir ilimknowledgeve dedilerand they saidhamdolsunPraise beAllah'ato Allahkithe One Whobizi üstün kıldıhas favored usüzerineoverbirçoğumanykullarındanofkullarıHis servantsinananthe believers
🇹🇷 27:15 Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun" dediler.
ve mirasçı olduAnd inheritedSüleymanSulaimanDavud'aDawoodve dedi kiAnd he saideyOinsanlarpeoplebize öğretildiWe have been taughtdili(the) languagekuşların(of) the birdsve bize verildiand we have been given(bir pay)fromhereveryşeydenthingşüphesizIndeedbuthiselbette osurely, itbir lutuftur(is) the favoraçıkevident
🇹🇷 27:16 Süleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur."
ve toplandıAnd were gatheredSüleyman'afor Sulaimanordularıhis hostscinlerdenofcinlerjinnve insanlar(dan)and the menve kuşlar(dan)and the birdsonlarand theysevk ediliyordu(were) set in rows
🇹🇷 27:17 Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
nihayetUntilzamanwhengeldiklerithey cameüzerinetovadisi(the) valleykarınca(of) the antsdedisaidbir karıncaan anteyOkarıncalarantsgirinEnteryuvalarınızayour dwellingssizi ezmesinlerlest not crush yousizi ezmesinlerlest not crush youSüleymanSulaimanve ordularıand his hostsve onlarwhile theyfarkında olmayarak(do) not perceivefarkında değiller(do) not perceive
🇹🇷 27:18 Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi.
tebessüm ettiSo he smiled gülümseyereklaughingonun sözüneatkonuşmasıher speechve dediand saidRabbimMy Lordgönlüme ilham eyleGrant me (the) powerdiyethatşükredeyimI may thank Youni'metine(for) Your Favorlutfettiğinwhichnimet verdinYou have bestowedbanaon meveand onanama babamamy parentsve diyeand thatyapayımI may dofaydalı bir işrighteous (deeds)senin beğeneceğinthat will please Youve beni sokAnd admit merahmetinleby Your MercyarasınaamongkullarınınYour slavesiyirighteous
🇹🇷 27:19 (Süleyman) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat."
ve teftiş ettiAnd he inspectedkuşlarıthe birdsdedi kiand saidnedenWhybenWhygöremiyorumnotgörüyorumI seehüdhüdüthe hoopoeyoksaor(mı) oldu?is hekayıplardan-fromkaybolanthe absent
🇹🇷 27:20 (Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
ona azabedeceğimI will surely punish himbir azapla(with) a punishmentçetinsevereya daoronu keseceğimI will surely slaughter himyahut daunlessbana getirecekhe brings mebir delila reasonaçıkclear
🇹🇷 27:21 "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"
geldiSo he stayedçok geçmedennotuzunlongve dediand he saidben gördümI have encompassedbir şeythat whichsenin görmediğinnotkuşattınızyou have encompassedondaitve sana getirdimand I have come to youSebadanfromSebeSababir haberwith newsgerçekcertain
🇹🇷 27:22 Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.
şüphesiz benIndeed, Ibuldumfoundbir kadına womanonlara hükümdarlık edenruling themve kendisine verilmiştirand she has been givenher-denofhereveryşeythingve vardırand for herbir tahtı(is) a thronebüyükgreat
🇹🇷 27:23 "Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım."
onu buldumAnd I found herve kavminiand her peoplesecde aderlerkenprostratinggüneşeto the sunbırakıpinstead of AllahAllah'ın yerineinstead of AllahAllah'ıinstead of Allahve süslediand has made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanişlerinitheir deedsve onları çevirdiand averted them(doğru) yoldanfromyolthe Way(bu yüzden) onlarso theyyola gelmiyorlar(are) nothidayete erdiguided
🇹🇷 27:24 "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."
secde etmezler mi?That notsecde ederlerthey prostrateAllah'ato Allahaçığa çıkaranthe One Whoçıkarırbrings forthgizlenenithe hiddengöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthve bilenand knowsşeyleriwhatgizledikleriyou concealve şeyleriand whataçığa vurduklarıyou declare
🇹🇷 27:25 "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."
Allah (ki)Allahyoktur(there is) noTanrıgodbaşkabutO'ndanHeRabbidir(the) LordArş'ın(of) the Thronebüyükthe Great
🇹🇷 27:26 "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."
dedi kiHe saidbakacağızWe will seedoğru mu söyledinwhether you speak (the) truthyoksaormı oldun?you areyalancılardanofyalancılarthe liars
🇹🇷 27:27 (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
götürGomektubumuwith my letterbuthisve atand deliver itonlarato themsonraThenbiraz öteye çekilturn awayonlardanfrom themve bakand seeneyewhatbaşvuruyorlarthey return
🇹🇷 27:28 "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."
dedi kiShe saideyOileri gelenlerchiefsgerçektenIndeed [I]bırakıldıis deliveredbanato mebir mektupa letterçok önemlinoble
🇹🇷 27:29 (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
muhakkak oIndeed, itSüleymandandır(is) fromSüleymanSulaimanve oand indeed it (is)adıyla(başlamakta)dırIn the nameAllah'ın(of) AllahRahmanthe Most GraciousRahimthe Most Merciful
🇹🇷 27:30 "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "
büyüklük taslamayınThat notbüyüklük taslamayınexalt yourselvesbana karşıagainst meve bana gelin (diye yazıyor)but come to meteslim olarak(in) submission
🇹🇷 27:31 "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."
dedi kiShe saideyOileri gelenlerchiefsbana bir fikir verinAdvise me(bu) işimdeinişimmy affairben olmamNotolurdumI would bekesip atanthe one to decidehiçbir işiany mattersüreceuntilsiz olmadığınızyou are present with me
🇹🇷 27:32 (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam."
dediler kiThey saidbizWesahibiyiz(are) possessorsgüç(of) strengthve erbabıyızand possessorssavaş(of) mightyamangreatama emirand the commandsenindir(is) up to youo halde bakso looknewhatbuyurursanyou will command
🇹🇷 27:33 Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."
dediShe saidşüphesizIndeedhükümdarlarthe kingszamanwhengirdiklerithey enterbir ülkeyea townorayı bozarlarthey ruin itve kılarlarand makeşereflilerini(the) most honorablehalkının(of) its peoplezillet içinde(the) lowestve böyleAnd thusyaparlarthey do
🇹🇷 27:34 Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.
şüphesiz benBut indeed, I amgöndereyimgoing to sendonlarato thembir hediyea giftve bakayımand seene ilewith whatdöneceklerreturnelçilerthe messengers
🇹🇷 27:35 "Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."
ne zaman kiSo whengelincecameSüleyman'a(to) Sulaimandedi kihe saidbana yardım mı etmek istiyorsunuz?Will you provide memal ilewith wealthoysa ne kiBut whatbana vermiştirAllah has given meAllahAllah has given me(o) daha hayırlıdır(is) bettersize verdiğindenthan whatO size verdiHe has given youbilakisNaysizyouhediyenizlein your giftsevinirsinizrejoice
🇹🇷 27:36 (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz."
dön (söyle)Returnonlarato themonlara gelirimsurely, we will come to themordularlawith hostsaslanotkarşı koyamayacakları(is) resistancekendilerinin;for themonaof itve onları sürüp çıkarırımand surely, we will drive them outoradanfrom therezilletle(in) humiliationve onlarıand theyhor ve hakir olarak(will be) abased
🇹🇷 27:37 "(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!"
dediHe saideyOileri gelenlerchiefshanginizWhich of youbana getirebilirwill bring meonun tahtınıher throneöncebeforebana gelmelerindenthatbana gelirlerthey come to meteslim olarak(in) submission
🇹🇷 27:38 (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?"
dedi kiSaidbir ifrita strong onecinlerdenofcinlerthe jinnbenIsana getiririmwill bring it to youonuwill bring it to youöncebeforesen kalkmadan[that]kalkarsınyou risemakamındanfromyerinizyour placegerçekten benimAnd indeed, I ambunafor itgücüm yetersurely, strongbana güvenilirtrustworthy
🇹🇷 27:39 Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi.
dedi kiSaidbulunanone whoyanındawith himbir ilim(was) knowledgeKitaptanofKitapthe ScripturebenIsana getirebilirimwill bring it to youonuwill bring it to youöncebeforesen kırpmadan[that]dönerreturnssanato yougözünüyour glancene zaman kiThen whenonu görüncehe saw ityerleşmişplacedyanındabefore himdedi kihe saidbuThislutfundandır(is) fromnimet(the) FavorRabbimin(of) my Lordbeni sınaması içinto test meşükür mü edeceğim?whether I am gratefulyoksaorinkar mı edeceğim?I am ungratefulve kimAnd whoeverşükrederse(is) gratefulşüphesizthen onlyşükretmiştirhe is gratefulkendisi içinfor his own soulve kimAnd whoeverinkar ederse(is) ungratefulşüphesizthen indeedRabbimmy Lordzengindir(is) Self-sufficientkerimdirNoble
🇹🇷 27:40 Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir."
dedi kiHe saidtanınmaz hale getirinDisguiseonunfor hertahtınıher thronebakalımwe will seetanıyabilecek miwhether she will be guidedyoksaorolacak (mı)will bekimselerdenofonlar kithose whotanımayanare not guidedhidayete ermezlerare not guided
🇹🇷 27:41 (Süleyman devamla) dedi ki: "Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"
ne zaman kiSo whengelinceshe camedendiit was saidböyle mi?Is like thissenin tahtınyour thronedediShe saidtıpkı (öyle)It is likeoitve bize verilmiştiAnd we were givenbilgithe knowledgedaha öncebefore herondan öncebefore herve biz olmuştukand we have beenmüslümanMuslims
🇹🇷 27:42 Melike gelince, "Senin tahtın da böyle mi?" dendi. O şöyle cevap verdi: "Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik."
ve onu alıkoymuştuAnd has averted herşeylerwhatolduğushe used (to)tapmışworshipbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahçünkü kendisiIndeed, sheidiwasbir kavimdenfrombir kavima peopleinkar edenwho disbelieve
🇹🇷 27:43 O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
dendiIt was saidonato hergirEnterköşkethe palacene zaman kiThen when(köşkü) görünceshe saw itsandıshe thought itderin bir su(was) a poolve sıvadıand she uncoveredbacaklarını[on]bacaklarıher shinsdediHe saidmuhakkak oIndeed, itköşk(is) a palacecilalımade smoothşeffaf sırçadandırofcamglass(Kraliçe) dedi kiShe saidRabbimMy Lordbenindeed, Izulmetmişim[I] have wrongedkendimemyselfve teslim oldumand I submitberaberwithSüleyman'laSulaimanAllah'ato AllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 27:44 Ona "köşke gir!" dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleyman "Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: "Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentSemud(kavmin)etoSemûdThamudkardeşleritheir brotherSalih'iSalihdiyethatkulluk etsinlerWorshipAllah'aAllaho zamanThen beholdonlarTheyiki bölük olmuşlardı(became) two partiesbirbiriyle çekişenquarreling
🇹🇷 27:45 Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
dedi kiHe saidey kavmimO my peoplenedenWhykoşuyorsunuz(do) you seek to hastenkötülüğethe evilöncebeforeiyiliktenthe goodgerekmez mi?Why notmağfiret dilemenizyou ask forgivenessAllah'tan(of) Allahbelkiso that you mayesirgenirsinizreceive mercy
🇹🇷 27:46 Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."
dedilerThey saiduğursuzluğa uğradıkWe consider you a bad omensenin yüzündenWe consider you a bad omenve bulunanların yüzündenand thoseseninle beraberwith youdediHe saiduğursuzluğunuzYour bad omenkatındadır(is) withAllahAllahdoğrusuNaysizyoubir toplumsunuz(are) a peoplesınananbeing tested
🇹🇷 27:47 Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık." Salih: "Size çöken uğursuzluk (sebebi) Allah katında (yazılı)dır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.
ve vardıAnd wereşehirdeinşehirthe citydokuzninekişifamily headsbozgunculuk yaparlardıthey were spreading corruptionyeryüzündeinyerthe landveand notdüzeltmezlerdireforming
🇹🇷 27:48 O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
dedilerThey saidand içerekSwear to each otherAllah'aby Allahbiz gece ona baskın yapalımsurely, we will attack him by nightve ailesineand his familysonraThendiyelimwe will surely sayvelisineto his heirşahit olmadıkNotşahit oldukwe witnessedhelakine(the) destructionailesinin(of) his familyve bizand indeed, wegerçekten doğrulardanız(are) surely truthful
🇹🇷 27:49 Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."
ve tuzak kurdularSo they plottedbir tuzaka plotbiz de tuzak kurdukand We plannedbir tuzaka planve onlarwhile theyhiç(did) notfarkında değillerdiperceive
🇹🇷 27:50 Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
bakThen seenasılhowolduwassonucu(the) endtuzaklarının(of) their plotbizthat Weonları yıktık yok ettikdestroyed themve kavimleriniand their peoplehepsiniall
🇹🇷 27:51 İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
işte şunlarSo, theseevleridir(are) their housesçökmüş ıssız kalmışruinedyüzündenbecausezulümlerithey wrongedşüphesizIndeedvardırinbundathatibretsurely, is a signbir kavim içinfor a peoplebilenwho know
🇹🇷 27:52 İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
ve kurtardıkAnd We savedkimselerithose whoinanan(ları)believedveand used (to)korunanlarıfear (Allah)
🇹🇷 27:53 İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.
ve LutAnd Luthaniwhendemişti kihe saidkavmineto his peopleo aşırı kötülüğümü yapıyorsunuz?Do you commithayâsızlık[the] immoralitysizwhile yougöre göresee
🇹🇷 27:54 Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik). O, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hala o hayasızlığı yapacak mısınız?"
siz mi?Why do youerkeklere-mi yaklaşıyorsunuz?approacherkeklerethe menşehvetle(with) lustbırakıpinstead ofyerineinstead ofkadınlarıthe womengerçektenNaysizyoubir toplumsunuz(are) a peoplecahilignorant
🇹🇷 27:55 "Siz ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz!"
20. Cüz
fakatBut notolduwascevabı(the) answerkavminin(of) his peoplesadeceexceptşöylethatdemekthey saidçıkarınDrive outailesini(the) familyLut(of) Lutkentinizdenfrombeldenizyour townçünkü onlarIndeed, theykimselermiş(are) peopletemiz kalmak isteyen()who keep clean and pure
🇹🇷 27:56 Buna kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; baksanıza onlar (bizim yaptıklarımızdan) temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
biz de onu kurtardıkSo We saved himve ailesiniand his familydışındaexceptkarısıhis wifeona takdir ettikWe destined herkalanlardan olmasını(to be) ofgeride kalanlarthose who remained behind
🇹🇷 27:57 Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
ve yağdırdıkAnd We rainedüzerlerineupon themyağmura rainne kötü olduand was evilyağmur(the) rainuyarılanlara(on) those who were warned
🇹🇷 27:58 Onların üzerlerine öyle bir yağmur indirdik ki, ne kötü idi uyarılanların yağmuru!
de kiSayhamd olsunAll praise (be)Allah'ato Allahve selamand peace (be)üzerineuponO'nun kullarıHis slavesseçtiğithose whomseçtiHe has chosenAllah mı?Is Allahhayırlıbetteryoksaor whatortak koştukları mı?they associate (with Him)
🇹🇷 27:59 (Resulüm!) de ki: "Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
yahut kim?Or Whoyarattıhas createdgöklerithe heavensve yeriand the earthve indirdiand sent downsizefor yougöktenfromgökthe skysuwaterve bitirdikAnd We caused to growonunlatherebybahçelergardensgönül açıcıof beauty (and delight)gönül açıcıof beauty (and delight)olmayannotmümkünit issizin içinfor youbitirmenizthatbitirirsinizyou cause to growbir ağacını (bile)their treestanrı mı var?Is there any godile beraberwithAllahAllahhayırNayonlartheybir kavimdir(are) a people(haktan) sapanwho ascribe equals
🇹🇷 27:60 (Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah'la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devameden bir güruhtur.
yahut kimdir?Or Whoyapanmadedünyayıthe earthdurulacak yera firm abodeve yapanand madearasında(in) its midstırmaklarriversve yaratanand madeüstündefor itsağlam dağlarfirm mountainsve yaratanand madearasındabetweeniki denizthe two seasbir perde olaraka barriertanrı mı var?Is there any godile beraberwithAllahAllahhayırNayçoklarımost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 27:61 (Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.
yahut kimdir?Or Whoyetişenrespondsdarda kalmışa(to) the distressed onezamanwhendu'a ettiğihe calls Himve kaldıranand He removeskötülüğüthe evilve sizi yapanand makes yousahipleriinheritorsyeryüzünün(of) the earthtanrı mı var?Is there any godile beraberwithAllahAllahne de azLittledüşünüyorsunuz(is) whathatırlarsınızyou remember
🇹🇷 27:62 (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!
yahut kimdir?Or Whosize yol gösterenguides youiçindeinkaranlıkları(the) darkness[es]karanın(of) the landve denizinand the seave kimdir?and Whogönderensendsrüzgarlarıthe windsmüjdeci(as) glad tidingsönündebeforeönündebeforerahmetininHis Mercytanrı mı var?Is there any godile beraberwithAllahAllahyücedirHigh isAllahAllahşeylerdenabove whatortak koştuklarıthey associate (with Him)
🇹🇷 27:63 (Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
yahut kimdir?Or Whobaşlayanoriginatesyaratmağathe creationsonrathenonu iade edenrepeats itve kimdir?and Whosizi rızıklandıranprovides yougöktenfromgöklerthe heavensve yerdenand the earthtanrı mı var?Is there any godile beraberwithAllahAllahde kiSaygetirinBring forthdeliliniziyour proofeğerifisenizyou aredoğrular(dan)truthful
🇹🇷 27:64 (Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi!
de kiSaybilmezNo (one)bilirknowskimsewhoevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthgaybı(of) the unseenbaşkaexceptAllah'tanAllahveand notbilmezlerthey perceivene zamanwhendirileceklerinithey will be resurrected
🇹🇷 27:65 De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
doğrusuNayardarda geldiis arrestedonların bilgileritheir knowledgehakkındakiofahiretthe HereafterfakatNayonlartheyiçindedirler(are) inbir kuşkudoubtondanabout itdaha doğrusuNayonlartheyondan yanaabout itkördürler(are) blind
🇹🇷 27:66 Fakat ahiret hakkında bilgiler onlara ardarda gelmektedir. Ama onlar bundan bir şüphe içindedirler. Çünkü onlar bundan yana kördürler.
dediler kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievezaman mı?What, whenolduğumuzwe have becometoprakdustve babalarımızand our forefathersbiz mi?will we(diriltilip) çıkarılacağızsurely be brought out
🇹🇷 27:67 İnkârcılar dediler ki: "Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?"
andolsunCertainlyvadedildi (yapıldı)we have been promisedbu (tehdid)thisbizeweve atalarımızaand our forefathersöncedenbeforeöncebeforedeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeyexceptmasallarındantalesöncekilerin(of) the former (people)
🇹🇷 27:68 "And olsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
de kiSayyürüyün (gezin)Travelyeryüzündeinyerthe landve görünand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endsuçluların(of) the criminals
🇹🇷 27:69 De ki: "Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkarların sonu nice oldu, bir bakın!"
üzülmeAnd (do) notüzülürlergrieveonlar(ın sözlerin)eover themveand notolmabesıkıntıdainsıkıntıdistresstuzaklarındanfrom whattuzak kurarlarthey plot
🇹🇷 27:70 (Habibim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma!
ve diyorlarAnd they sayne zaman?Whenbu(will) thistehdid(ettiğiniz azab)promise (be fulfilled)eğerifisenizyou aredoğrular(dan)truthful
🇹🇷 27:71 Bir de, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azab) hani, ne zaman?" derler.
de kiSaybelki dePerhapsolmuşturthat…dırisardınıza takılmıştırclose behindsizinyoubir kısmısomeacele ettiğiniz(azab)ın(of) that whichacele istersinizyou seek to hasten
🇹🇷 27:72 De ki: "Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında ensenize binecektir."
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordsahibidir(is) full of Bountylutuf(is) full of Bountykarşıforinsanlarathe mankindfakatbutçoklarımost of themşükretmezler(are) notşükredengrateful
🇹🇷 27:73 Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler.
ve elbetteAnd indeedRabbinyour Lordbilirsurely knowsşeyleriwhatgizlediğiconcealsonların göğüslerinintheir breastsve şeyleriand whataçığa vurduklarıthey declare
🇹🇷 27:74 Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.
ve yokturAnd not (is)hiçbir şeyany (thing)gizlihiddengökteingöklerthe heavensve yerdeand the eartholmayanbutKitapta(is) inbir kitapa Recordapaçıkclear
🇹🇷 27:75 Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehvi mahfuzda) bulunmasın.
şüphesizIndeedbuthisKur'an[the] Qurananlatmaktadırrelatesoğullarınatooğulları(the) Childrenİsrail(of) Israelbirçoğunumostşeylerin(of) thatkendilerinintheyondain itayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 27:76 Haberiniz olsun ki bu Kur'ân, İsrail oğullarına, hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
ve elbette OAnd indeed, itbir yol göstericidir(is) surely a guidanceve rahmettirand a mercymü'minlerefor the believers
🇹🇷 27:77 Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.
şüphesizIndeedRabbinyour Lordicra ederwill judgeonlar arasındabetween themhükmünüby His Judgmentve Oand Heazizdir(is) the All-Mightyhakkiyle bilendirthe All-Knower
🇹🇷 27:78 Rabbin şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
o halde tevekkül etSo put your trustAllah'ainAllahAllahçünkü senindeed, youüzerindesin(are) ongerçekthe truthapaçıkmanifest
🇹🇷 27:79 Ve o halde sen Allah'a güven. Çünkü sen, apaçık hakikatin üzerindesin.
elbette senIndeed, youduyuramazsın(can) notişittirebilircause to hearölülerethe deadveand notişittiremezsincan you cause to hearsağırlarathe deafçağrıyıthe callzamanwhenkaçtıklarıthey turn backarkalarını dönerekretreating
🇹🇷 27:80 Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
ve değilsinAnd notsen(can) youdoğru yola getirecekguidekör(ler)ithe blindsapıklıklarındanfromsapıklıklarıtheir errorsen duyuramazsınNotişittirebilirsinyou can cause to heardışındakilereexceptinananlar(those) whoiman ederlerbelieveayetlerimizein Our Signsişte onlarso theymüslümanlardır(are) Muslims
🇹🇷 27:81 Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize iman edenlere duyurabilirsin.
ve zamanAnd whengeldiği(is) fulfilledsözthe wordbaşlarınaagainst themçıkarırızWe will bring forthonlarafor thembir Dabbe (canlı)a creatureyerdenfromyeryüzüthe eartho onlara söylerspeaking to themelbettekithatinsanlarınthe peopleolduklarınıwereayetlerimizeof Our Signsinanmıyor(lar)notkesincertain
🇹🇷 27:82 Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
o günAnd (the) DaytoplarızWe will gatherher-tenfromhereveryümmetnationbir cemaata troopyalanlayanlardanof (those) whoyalanlarlardenyayetlerimiziOur Signsonlarand they(ilahi huzura) sevk edilirlerwill be set in rows
🇹🇷 27:83 Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.
nihayetUntilgeldiklerindewhengelirlerthey come(Allah onlara) der kiHe will sayyalanladınız mı?Did you denyayetlerimiMy Signsanlamadığınız haldewhile notkuşattınızyou encompassedonlarıthemilmen(in) knowledgeyoksa nedir?or whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 27:84 Nihayet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: "Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"
ve vuku bulmuşturAnd (will be) fulfilledkararthe wordbaşlarınaagainst themyüzündenbecausezulmetmelerithey wrongedonlar artıkand theykonuşmazlar(will) notkonuşurlarspeak
🇹🇷 27:85 Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.
görmediler mi?Do notgörürlerthey seeelbette bizthat Weyarattık[We] have madegeceyithe nightistirahat etmeleri içinthat they may restiçindein itve gündüzüand the dayaydınlık yaptıkgiving visibilityşüphesizIndeedvardırinbundathatayetlersurely (are) Signsbir kavim içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 27:86 Görmediler mi ki, dinlensinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. İman eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır.
ve günAnd (the) Dayüfleneceğiwill be blownSur'a[in]sûrthe trumpetkorku içinde kalırlar (bayılır)and will be terrifiedkimselerwhoevergöklerde bulunan(is) ingöklerthe heavensve kimselerand whoeverve yerde bulunan(is) inyeryüzüthe earthdışındakiexceptkimselerwhomdiledikleriAllah willsAllah'ınAllah willsve hepsiAnd allO'na gelirler(will) come to Himboyun bükerekhumbled
🇹🇷 27:87 Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.
görürsünAnd you seedağlarıthe mountainssandığınthinking themcansızfirmly fixedowhile theyyürümektedirwill passyürümesi gibi(as the) passingbulutun(of) the cloudsyapısıdır(The) WorkAllah'ın(of) Allahgayet iyi yapanWhotamamladıperfectedherallşeyithingsdoğrusu OIndeed, Hehaber almaktadır(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 27:88 Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.
kimWhoevergetirirsecomesiyilikwith the goodona vardırthen for himdaha hayırlısı(will be) betterondanthan itve onlarand theykorkudan uzaktırlarfromdehşet(the) terroro gün(of) that Daygüven içindedirler(will be) safe
🇹🇷 27:89 Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.
ve kimAnd whoevergetirirsecomeskötülükwith the evilyıkılırwill be cast downonların yüzleritheir facescehennemeinateşthe Firecezalandırılıyorsunuz-mi?Arecezalandırılıyorsunuzyou recompensedhariçexceptşeylerden(for) whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 27:90 Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir).
elbetteOnlyben emrolundumI am commandedsadece kulluk etmeklethatibadet ederimI worshipRabbine(the) Lordbu(of) thiskentincityOthe One Whoburayı saygıdeğer kıldımade it sacredve O'nundurand to Him (belongs)herallşeythingsve bana emredildiAnd I am commandedolmamthatolayımI bemüslümanlardanofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 27:91 (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."
ve (emredildi)And thatokumam;I reciteKur'anthe Quranşimdi kimAnd whoeveryola gelirseaccepts guidanceelbettethen onlyyola gelmiş olurhe accepts guidancekendi yararınafor himselfve kimand whoeversaparsagoes astrayde kithen sayelbetteOnlybenI amancak uyarıcılardanımofuyarıcılarthe warners
🇹🇷 27:92 "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."
ve de kiAnd sayhamdolsunAll praise (be)Allah'ato AllahO size gösterecekHe will show youayetleriniHis Signssiz de onları tanıyacaksınızand you will recognize themve değildirAnd your Lord is notRabbinAnd your Lord is notgafilunawareşeylerdenof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 27:93 Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Mahmoud Khalil Al-Husary