kimWhoevergetirirsecomesiyilikwith the goodona vardırthen for himdaha hayırlısı(will be) betterondanthan itve onlarand theykorkudan uzaktırlarfromdehşet(the) terroro gün(of) that Daygüven içindedirler(will be) safe
🇹🇷 27:89 Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.
ve kimAnd whoevergetirirsecomeskötülükwith the evilyıkılırwill be cast downonların yüzleritheir facescehennemeinateşthe Firecezalandırılıyorsunuz-mi?Arecezalandırılıyorsunuzyou recompensedhariçexceptşeylerden(for) whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 27:90 Her kim de kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. "Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezasını çekeceksiniz." (denir).
elbetteOnlyben emrolundumI am commandedsadece kulluk etmeklethatibadet ederimI worshipRabbine(the) Lordbu(of) thiskentincityOthe One Whoburayı saygıdeğer kıldımade it sacredve O'nundurand to Him (belongs)herallşeythingsve bana emredildiAnd I am commandedolmamthatolayımI bemüslümanlardanofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 27:91 (De ki): "Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana müslümanlardan olmam emredildi."
ve (emredildi)And thatokumam;I reciteKur'anthe Quranşimdi kimAnd whoeveryola gelirseaccepts guidanceelbettethen onlyyola gelmiş olurhe accepts guidancekendi yararınafor himselfve kimand whoeversaparsagoes astrayde kithen sayelbetteOnlybenI amancak uyarıcılardanımofuyarıcılarthe warners
🇹🇷 27:92 "Ve Kur'ân'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: "Ben sadece uyarıcılardanım."
ve de kiAnd sayhamdolsunAll praise (be)Allah'ato AllahO size gösterecekHe will show youayetleriniHis Signssiz de onları tanıyacaksınızand you will recognize themve değildirAnd your Lord is notRabbinAnd your Lord is notgafilunawareşeylerdenof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 27:93 Ve şöyle de: Hamd, Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Ta sin mimTa Seem Meem
🇹🇷 28:1 Tâ, Sîn, Mîm.
şunlarTheseayetleridir(are the) VersesKitabın(of) the Bookapaçıkthe clear
🇹🇷 28:2 Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
okuyacağızWe recitesanato youbir parçayıfromhaberinden(the) newsMusa(of) Musave Fir'avn'ınand Firaungerçek olarakin truthbir toplum içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 28:3 İman edecek bir kavim için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız.
şüphesizIndeedFir'avnFiraunululandı (zorbalığa kalktı)exalted himselfyeryüzündeinyerthe landve böldüand madehalkınıits peopleçeşitli gruplara(into) sectseziyorduoppressingbir zümreyia grouponlardanamong themkesiyorduslaughteringoğullarınıtheir sonsve sağ bırakıyorduand letting livekadınlarınıtheir womençünkü oIndeed, heidiwasbozgunculardanofbozguncularthe corrupters
🇹🇷 28:4 Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.
biz istiyordukAnd We wantedlutfetmeyitolütufta bulunurbestow a favorüzerineuponkimselerthose whoezilen(ler)were oppressedo yerdeinyerthe landve onları yapmayıand make themönderlerleadersve onları kılmayıand make themmirasçıthe inheritors
🇹🇷 28:5 Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.
Mahmoud Khalil Al-Husary