بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lam RaAlif Laam Ra(Bu) Kitaptır'A Bookindirdiğimizwhich We have revealedsanato youçıkarman içinso that you may bring outinsanlarıthe mankindkaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatonurthe lightizniyleby the permissionRablerinin(of) their Lordyolunatoyolthe PathAziz(of) the All-Mightyve övgüye layık olanınthe Praiseworthy
🇹🇷 14:1 Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.
AllahAllahki(is) the OneO'nundurto Him (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthvay halineAnd woeşu kafirlerinto the disbelieversdolayıfromazabdanthe punishmentçetinsevere
🇹🇷 14:2 O Allah'ın (yolu) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli bir azabdan dolayı vay kâfirlerin haline!
ki onlarThose whotercih ederlerlove morehayatınıthe lifedünya(of) the worldkarşılıkthanahiretethe Hereafterve engel olurlarand hinderyolundanfromyol(the) PathAllah'ın(of) Allahve onu isterlerand seek in iteğrilmesinicrookednessişte onlarthoseiçindedirler[in]bir sapıklık(are) far astrayderin(are) far astray
🇹🇷 14:3 Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler.
veAnd notbiz göndermedikWe sentheranyelçiyiMessengerbaşkaexceptdilindenwith the languagekendi kavminin(of) his peopleaçıklasın diyeso that he might make clearolarafor themşaşırtırThen Allah lets go astrayAllahThen Allah lets go astraykimseyiwhomdilediğinHe willsve yola iletirand guideskimseyiwhomdilediğiHe willsve OAnd Heazizdir(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 14:4 Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.
ve andolsunAnd verilygöndermiştikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizle birliktewith Our SignsiçinthatçıkarmasıBring outkavminiyour peoplekaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatonurthe lightve onlara hatırlatması içinAnd remind themgünleriniof the daysAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedbundainşuthatayetler vardırsurely (are) the signsherkes içinfor everyonesabredenpatientşükredenand thankful
🇹🇷 14:5 And olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.
ve haniAnd whendemişti kisaidMusaMusakavmineto his peoplehatırlayınRememberni'metini(the) Favor of AllahAllah'ın(the) Favor of Allahüzerinizdekiupon youzamanwhensizi kurtardıHe saved yousoyundanfrominsanlar(the) peopleFir'avn(of) Firaunonlar sizi sürüyorlardıthey were afflicting youen kötüsüne(with) evilişkencenintormentve kesiyorlardıand were slaughteringoğullarınızıyour sonsve sağ bırakıyorlardıand letting livekadınlarınızıyour womenve vardıAnd inbunda sizethatbir imtihan(was) a trialRabbinizdenfromRabbinyour Lordbüyükgreat
🇹🇷 14:6 Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, bir vakit sizi Firâvun ailesinden kurtardı. Onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürüyorlar ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı da diri bırakıyorladı. Ve bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır."
ve haniAnd whensize bildirmiştiproclaimedRabbinizyour LordeğerIfşükredersenizyou are thankfulelbette size daha fazla veririmsurely I will increase youve eğerbut ifnankörlük edersenizyou are ungratefulşüphesizindeedazabımMy punishmentpek çetindir(is) surely severe
🇹🇷 14:7 Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.
ve dedi kiAnd saidMusaMusaeğerIfnankörlük etsenizyou disbelievesizyouve kimselerand whoeveryeryüzündeki(is) inyeryüzüthe earthhepinizallşüphesizthen indeedAllahAllahzengindircertainly (is) Free of needövülmüştürPraiseworthy
🇹🇷 14:8 Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır.
size gelmedi mi?Has notsana gelircome to youhaberi(the) newskimselerin(of) those whosizden öncekilerin(were) before yousizden öncekiler(were) before youkavimlerininthe peopleNuhof Nuhve Adand Aadve Semudand Thamudve kimselerinand those whoonlardan sonra gelen(were) after themonlardan sonraydılar(were) after themonları kimse bilmezNoneonları bilirknows thembaşkaexceptAllah'tanAllahonlara getirdiCame to themelçileritheir Messengerskanıtlarwith clear proofsfakat koydularbut they returnedonlar ellerinitheir handsağızlarınainağızlarıtheir mouthsve dediler kiand they saidmuhakkak bizIndeed wetanımayız[we] disbelieveşeyiin whatsizinle gönderilenyou have been sentonunlawith [it]ve bizand indeed, weiçindeyiz(are) surely inbir kuşkudoubtşeye karşıabout whatbizi çağırdığınızyou invite usonato itderinsuspicious
🇹🇷 14:9 Sizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz."
dediler kiSaidelçileritheir Messengershakkında (edilir) mi?Can (there) be aboutAllahAllahşüpheany doubtyaratan(the) Creatorgökleri(of) the heavensve yeriand the earth(O) sizi davet ediyorHe invites youbağışlamak içinso that He may forgivesizinfor youbir kısmını[of]günahlarınızdanyour sinsve sizi ertelemek içinand give you respitekadarforbir süreyea termbelirtilmişappointedonlar dedilerThey saidsiz deNotsenyoubaşka değilsiniz(are) butbir insandana humanbizim gibilike usistiyorsunuzyou wishbizi çevirmektobizi alıkoyarhinder usolduğundanfrom whatidiused totapıyorworshipatalarımızınour forefatherso halde bize getirinSo bring usbir delilan authorityaçıkclear
🇹🇷 14:10 Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler.
dediler kiSaidonlarato themelçileritheir MessengersdeğilizNotbiz (de)we (are)başka bir şeybutinsandana humansizin gibilike youfakatbutAllahAllahlutfederbestows His GracekimseyeonkimewhomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesyokturAnd notimkanımızisbizimfor ussize getiremeyethatsana getiririzwe bring youbir delilan authorityolmadanexceptizniby the permission of AllahAllah'ınby the permission of AllahveAnd uponAllah'aAllahdayansınlarso let put (their) trustinananlarthe believers
🇹🇷 14:11 Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Ve Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.
neden?And whatbiz(is) for usdayanmayalımthat nottevekkül ettikwe put our trustAllah'auponAllahAllahelbettewhile certainlybize göstermişkenHe has guided usyollarımızıto our waysve katlanırızAnd surely we will bear with patiencebize yaptığınız eziyetlereonnewhatbize vereceğin zararharm you may cause usveAnd uponAllah'aAllahdayansınlarso let put (their) trusttevekkül edenlerthe ones who put (their) trust
🇹🇷 14:12 Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler."
dediler kiAnd saidkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedelçilerineto their Messengersya sizi mutlaka çıkarırızSurely we will drive you outyurdumuzdanofyurdumuzour landya daordönersinizsurely you should returnbizim dinimizetodinimizour religionşöyle vahyettiSo inspiredonlarato themRableritheir Lordmutlaka helak edeceğizWe will surely destroyzalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 14:13 İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: "Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!" Rableri de onlara: "Zâlimleri mutlaka helak edeceğiz" diye vahyetti.
ve sizi yerleştireceğizAnd surely We will make you dwello yere(in) the landonların ardındanafter themonlardan sonraafter thembuThatiçindir(is) for whoeverkorkanfearsmakamımdanstanding before Meve korkan içindirand fearstehdidimdenMy Threat
🇹🇷 14:14 Ve Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindir.
fetih istedilerAnd they sought victoryve perişan olduand disappointedhereveryzorbatyrantinatçıobstinate
🇹🇷 14:15 (Peygamberler, düşmanlarına karşı) fetih istediler, ve her zorba inatçı hüsrana uğradı.
ardından daof himöndeAheadcehennem(is) Hellkendisine içirilirand he will be made to drinkbir suyofsuwateririn (gibi)purulent
🇹🇷 14:16 Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.
onu yutmağa çalışırHe will sip itfakatbut notgeçiremezhe will be nearboğazından(to) swallowing itve ona geldiği haldeAnd will come to himölümthe deathherfromhereveryyandansideve yinebut notoheölemezwill diebunun ardındanAnd ahead of himve onun önündeAnd ahead of himbir azab(is) a punishmentkabaharsh
🇹🇷 14:17 Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir.
durumu(The) examplekimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelieveRableriniin their Lordişleri;their deedsküle benzer(are) like ashessavurduğublows furiouslyonuon itrüzgarınthe windbir gündeinbir güna dayfırtınalıstormyele geçiremezlerNogüçleri yetmezcontrol (they have)şeylerdenof whatkazandıklarıthey have earnedhiçbir şeyionhiçbir şeyanythingişteThato[it]sapıklıktır(is) the strayingderinfar
🇹🇷 14:18 Rabblerini inkâr edenlerin durumu tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İşte asıl uzak sapıklık budur.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllahAllahyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthhak ilein trutheğerIfdilerseHe willssizi götürürHe can remove youve getirirand bringbir halka creationyepyeninew
🇹🇷 14:19 Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi yok edip yepyeni bir halk getirir.
ve değildirAnd notbu(is) thatkarşıonAllah'aAllahgüçgreat
🇹🇷 14:20 Bu, Allah'a göre önemli bir şey değildir.
ve göründülerAnd they will come forthAllah'ın huzurundabefore Allahhepsiall togetherdediler kithen will sayzayıflarthe weakkimselereto those whobüyüklük taslayan(lara)were arrogantşüphesiz bizIndeed weidikwe weresizeyourtabifollowersmisiniz?so cansizyou (be)savabilirthe one who availsbizdenusazabındanfromazap(the) punishmentAllah'ın(of) Allah(en ufak)anythingbir şeyanythingdediler kiThey will sayeğerIfbize yol gösterseydiAllah had guided usAllahAllah had guided usbiz de size yol gösterirdiksurely we would have guided youartık birdir(It is) samebizefor ussızlansak dawhether we show intoleranceya daorsabretsek dewe are patientyokturnotbize(is) for ushiçanykaçıp sığınacak bir yerplace of escape
🇹🇷 14:21 (Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."
şöyle dediAnd will sayşeytanthe Shaitaanne zaman kiwhenbitirildihas been decidedişthe matterşüphesizIndeedAllahAllahsize va'dettipromised youva'dia promisegerçek(of) truthve ben de size va'dettimAnd I promised youama ben sözümden caydımbut I betrayed youve yokturBut notbenimI hadbende vardıI hadsize karşıover youhiçanybir güc(üm)authoritybaşkaexceptsizi davet etmektenthatsizi davet ettimI invited yousiz de da'vetime koştunuzand you respondedbenimto meo haldeSo (do) notbeni kınamayınblame mefakat kınayınbut blamekendi kendiniziyourselvesneNotben(can) Isizi kurtarabilirim(be) your helperne deand notsizyou (can)beni kurtarabilirsiniz(be) my helperşüphesiz benIndeed, Ireddetmiştimdenybeni ortak koşmanızı[of what]beni (Allah'a) ortak koşmanızyour association of me (with Allah)öncedenbeforeöncebeforedoğrusuIndeedzalimlerthe wrongdoers(onlar) için vardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 14:22 İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!
ve sokuldularAnd will be admittedkimselerthose whoinanan(lar)believedve yapanlarand didiyi işyerrighteous deedscennetlere(to) Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverssürekli kalacakları(will) abide foreveroradain itizniyleby the permissionRablerinin(of) their Lordonların dirlik temennileritheir greetingsoradathereinselamdır(will be) peace
🇹🇷 14:23 İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri "selâm!"dır.
görmedin miDo notgörürsünyou seenasılhowbir benzetme yaptıAllah sets forthAllahAllah sets forthbenzerithe examplesözüna wordgüzelgoodbir ağaç gibidir(is) like a treegüzelgoodköküits rootsabit(is) firmve dallarıand its branchesolan(are) ingöktethe sky
🇹🇷 14:24 Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
verirGivingmeyvesiniits fruitherallzamantimeizniyleby the permissionRabbininof its Lordbenzetmeler yaparAnd Allah sets forthAllahAnd Allah sets forthmisallerlethe examplesinsanlarafor mankindumulur kiso that they mayöğüt alırlar (diye)remember
🇹🇷 14:25 (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir.
ve durumu daAnd (the) examplesözün(of) a wordkötüevilbir ağaca benzer(is) like a treekötüevilgövdesi koparılmışuprootedüstündenfromyüzeythe surfaceyerin(of) the eartholmayannotonunfor ithiç(is) anykararı (kökü)stability
🇹🇷 14:26 Kötü sözün durumu da, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.
tesbit ederAllah keeps firmAllahAllah keeps firmkimselerithose whoinanan(ları)believesöz ilewith the firm wordsağlamwith the firm wordhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldveand inahirettethe Hereafterve şaşırtırAnd Allah lets go astrayAllahAnd Allah lets go astrayzalimlerithe wrongdoersve yaparAnd Allah doesAllahAnd Allah doesnewhatdiliyorsaHe wills
🇹🇷 14:27 Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar.
görmedin mi?Have notgördün müyou seenkimseleri[to]onlar kithose whoçeviren(leri)(have) changedni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahnankörlüğe(for) disbeliefve konduranlarıand they ledkavimlerinitheir peopleyurduna(to the) househelak(of) destruction
🇹🇷 14:28 Allah'ın nimetlerine nankörlükle karşılık veren ve sonunda milletlerini helak yurduna konduranları görmedin mi?
cehennemdirHellyaslanacakları(in) it they will burnve ne kötüand a wretchedbir duraktır oplace to settle
🇹🇷 14:29 Onlar, cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır.
ve koştularAnd they set upAllah'ato Allaheşlerequalssaptırmak içinso that they misleadO'nun yolundanfromO'nun yoluHis Pathde kiSayeğleninEnjoyşüphesizbut indeedgideceğiniz yeryour destinationateştir(is) toateşthe Fire
🇹🇷 14:30 Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştir. "
söyleSaykullarımato My slavesinananthose whoiman ederlerbelievekılsınlar(to) establishnamazıthe prayersve infak etsinlerand (to) spendverdiğimiz rızıktanfrom whatonları rızıklandırdıkWe have provided themgizlisecretlyve açıkand publiclyöncebeforeöncebeforegelmeden[that]gelircomesbir güna Dayki yokturnotbir alışverişany tradeondain itne yokturand notbir dostlukany friendship
🇹🇷 14:31 (Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar."
AllahAllahO'dur ki(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthve indirdiand sent downgöktenfromgökthe skysuwaterve çıkardıthen brought forthonunlafrom it(çeşitli)ofmeyvalarthe fruitsrızık olarak(as) a provisionsizefor youve emrinize verdiand subjectedsizinfor yougemilerithe shipsakıp gitmesi içinso that they may saildenizdeindenizthe seabuyruğuylaby His commandve emrinize verdiand subjectedsizinfor youırmaklarıthe rivers
🇹🇷 14:32 Allah öyle bir Allah'tır ki; gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi.
ve emrinize verdiAnd He subjectedsizinfor yougüneşithe sunve ay'ıand the moondüzenli seyredenboth constantly pursuing their coursesve emrinize verdiand subjectedsizinfor yougeceyithe nightve gündüzüand the day
🇹🇷 14:33 Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi.
ve size verdiAnd He gave youherşeydenofhepsiallne varsawhatkendisinden istediğinizyou asked of Himve eğerAnd ifsaymak istesenizyou countni'metini(the) Favor of AllahAllah'ın(the) Favor of Allahsayamazsınıznotonları sayamazsınızyou will (be able to) count themdoğrusuIndeedinsanthe mankindçok haksızlık edendir(is) surely unjustçok nankördür(and) ungrateful
🇹🇷 14:34 O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.
bir zamanAnd whenşöyle demiştisaidİbrahimIbrahimRabbimMy LordkılMakebuthisşehricitygüvenlisafebeni uzak tutand keep me awayve oğullarımıand my sonstapmaktanthatibadet ederizwe worshipputlarathe idols
🇹🇷 14:35 Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!
RabbimMy Lordşüphesiz onlarIndeed, theyşaşırttılarhave led astraybirçoğunumanyinsanlardanamonginsanlarthe mankindartık kimSo whoeverbana uyarsafollows meşüphsiz othen indeed, hebendendir(is) of meve kimand whoeverbana karşı gelirsedisobeys meşüphesiz senthen indeed, Youbağışlayansın(are) Oft-ForgivingesirgeyensinMost Merciful
🇹🇷 14:36 "Rabbim! Çünkü onlar (putlar) insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim bana uyarsa, o bendendir; kim bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.
RabbimizOur LordbenIndeed, Iyerleştirdim[I] have settled(bazısını)(some) ofçocuklarımdanmy offspringsbir vadiyein a valleyolmayannotsahibiwithekincultivationyanındanearsenin evininYour Sacred HousemukaddesYour Sacred HouseRabbimizour Lordkılsınlar diyeThat they may establishnamazıthe prayersartık kılSo makegönülleriniheartsbirtakımofinsanlarınthe menmeylettirinclineonlaratowards themve onları rızıklandırand provide them(çeşitli)withmeyvalarlathe fruitsumulur kiso that they mayşükrederlerbe grateful
🇹🇷 14:37 "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyti Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.
RabbimizOur Lordşüphesiz senIndeed, YoubilirsinYou knowşeyiwhatbizim gizlediğimizwe concealve şeyiand whataçığa vurduğumuzwe proclaimveAnd notgizli kalmaz(is) hiddenAllah'afromAllahAllahhiçbiranyşeythingyerdeinyeryüzüthe earthve ne deand notgökteingökthe heaven
🇹🇷 14:38 "Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.
hamdolsunAll the PraiseAllah'a(is) for Allahlutfedenthe One Whobağışladıhas grantedbanameihtiyarlık çağımdainyaşlılıkthe old ageİsma'il'iIshmaelve İshak'ıand IsaacşüphesizIndeedRabbimmy Lordişitendir(is) All-Hearerdu'ayı(of) the prayer
🇹🇷 14:39 "İhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lutfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir.
RabbimMy Lordbeni kılMake mekılanlardanan establishernamazı(of) the prayerveand fromzürriyetimimy offspringsRabbimizOur Lordkabul buyurand acceptdu'amımy prayer
🇹🇷 14:40 "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!
RabbimizOur LordbağışlaForgivebenimeanamı-babamıand my parentsve mü'minleriand the believersgün(on) the Daygörüleceğiwill (be) establishedhesabınthe account
🇹🇷 14:41 "Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde beni, anababamı ve müminleri bağışla!"
sanmaAnd (do) notsanırlarthinkAllah'ı(that) Allahgafil(is) unawareşeylerdenof whatyaptığıdozalimlerinthe wrongdoersmuhakkak OOnlyertelemektedirHe gives them respitebir güneto a Day(dehşetten) donup kalacağıwill stareondain itgözlerinthe eyes
🇹🇷 14:42 Ey Peygamber! Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ın gâfil olduğunu sanma! Ancak Allah, onların cezalarını, gözlerin dışa fırlayacağı güne erteler.
koşarlarRacing aheaddikerekraised upbaşlarınıtheir headsdönmeznotdönerekreturningkendilerinetowards thembakışlarıtheir gazeve yüreklerinin içi deand their heartsbomboştur(are) empty
🇹🇷 14:43 O gün, başlarını dikerek koşacaklar, gözleri kendilerine bile dönmeyecek ve gönülleri bomboş kalacaktır.
ve uyarAnd warninsanlarıthe mankindgüne (karşı)(of) a Daykendilerine geleceği(when) will come to themazabınthe punishmentve diyeceklerithen will sayzalimlerinthose whozulmettidid wrongRabbimizOur Lordbizi erteleRespite usbir süreye kadarforbir ecela termyakınshortgelelimwe will answersenin çağrınaYour callve uyalımand we will followelçilerethe Messengersetmemiş miydiniz?Had notsenyouyemininiziswornöncedenbeforeöncebeforeolmadığınanotsizin içinfor youhiçbiranyzevalend
🇹🇷 14:44 Ey Peygamber! İnsanları, azabın geleceği gün ile korkut. O gün, zalimler şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım." Onlara: "Daha önce ahirete intikal etmeyeceğinize dair yemin etmemiş miydiniz?" denilir.
ve oturmuştunuzAnd you dweltyerlerindeinyurtlarthe dwellingskimselerin(of) those whozulmeden(lerin)wrongedkendilerinethemselvesve belli olmuştuand it had become clearsizeto younasılhowyaptığımızWe dealtonlarawith themve anlatmıştıkand We put forthsizefor youmisallerlethe examples
🇹🇷 14:45 Siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl azab ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de vermiştik.
ve kuşkusuzAnd indeedonlar kurdularthey plannedtuzaklarınıtheir planoysa yanındadırbut withAllah'ınAllahonların tuzakları(was) their planeğereven ifolsa bilewastuzaklarıtheir planyerinden kaldıracakthat should be moveddağlarıby itdağlarthe mountains
🇹🇷 14:46 Gerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında da onlara hilelerine karşı azab var; isterse onların hileleri dağları yerinden oynatacak olsun
sakınSo (do) notsanmathinkAllah'ı(that) Allahcayarwill failverdiği sözden(to) keep His Promiseelçilerine(to) His MessengersçünküIndeedAllahAllahdaima üstündür(is) All-MightysahibidirOwner (of) RetributionintikamOwner (of) Retribution
🇹🇷 14:47 O halde sakın Allah'ın peygamberlerine olan vaadinden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah her şeye galiptir, intikam sahibidir.
o gün(On the) Daydeğiştirilirwill be changedyerthe earthbaşka(to) other (than)yerethe earthve gökler deand the heavensve gelirlerand they will come forthAllah'ın huzurunabefore Allahtek (olan)the Onekahredici (olan)the Irresistible
🇹🇷 14:48 O gün yeryüzü bir başka yere, gökler, başka göklere çevirilecek ve bütün varlıklar, kabirlerinden çıkıp bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah'ın huzuruna toplanacaklardır.
ve görürsünAnd you will seesuçlularıthe criminalso gün(on) that Daybirbirine yaklaştırılmışbound togetheriçindeinzincirlerthe chains
🇹🇷 14:49 O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
gömlekleriTheir garmentskatrandandırofkatrantarve kaplamaktadırand will coveryüzlerinitheir facesateşthe Fire
🇹🇷 14:50 Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar.
karşılığını verecektirSo that Allah may recompenseAllahSo that Allah may recompensehereachnefsinsoulne varsa(for) whatkazandığıit earnedşüphesizIndeedAllahAllahçabuk görendir(is) Swifthesabı(in) the reckoning
🇹🇷 14:51 Çünkü Allah, herkesi kazandığı ile cezalandıracaktır. Gerçekten Allah, hesabı çabuk görendir.
buThisbir tebliğdir(is) a Messageinsanlarafor the mankinduyarılsınlar diyethat they may be warnedbununlawith itve bilsinler diyeand that they may knowyalnızcathat onlyOHetanrıdır(is) One Godbirtek(is) One Godve öğüt alsınlar diyeand that may take heedsahiplerimensağduyu(of) understanding
🇹🇷 14:52 Bu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary