☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الرعدمَدَنِيَّة ۝ ٤٣ آيَة
ve diyorlar kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievesen değilsinYou are notgönderilmiş bir elçia Messengerde kiSayyeterSufficientAllah'ın(is) Allahşahid olması(as) a Witnessbenimlebetween mesizin aranızdaand between youve bulunanlarınand whoeveryanında[he] hasbilgisiknowledgeKitap(of) the Book
🇹🇷 13:43 O kâfirler: "Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter)."
سُورَةُ ابراهيممَكِّيَّة ۝ ٥٢ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Elif Lam RaAlif Laam Ra(Bu) Kitaptır'A Bookindirdiğimizwhich We have revealedsanato youçıkarman içinso that you may bring outinsanlarıthe mankindkaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatonurthe lightizniyleby the permissionRablerinin(of) their Lordyolunatoyolthe PathAziz(of) the All-Mightyve övgüye layık olanınthe Praiseworthy
🇹🇷 14:1 Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.
AllahAllahki(is) the OneO'nundurto Him (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthvay halineAnd woeşu kafirlerinto the disbelieversdolayıfromazabdanthe punishmentçetinsevere
🇹🇷 14:2 O Allah'ın (yolu) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli bir azabdan dolayı vay kâfirlerin haline!
ki onlarThose whotercih ederlerlove morehayatınıthe lifedünya(of) the worldkarşılıkthanahiretethe Hereafterve engel olurlarand hinderyolundanfromyol(the) PathAllah'ın(of) Allahve onu isterlerand seek in iteğrilmesinicrookednessişte onlarthoseiçindedirler[in]bir sapıklık(are) far astrayderin(are) far astray
🇹🇷 14:3 Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler.
veAnd notbiz göndermedikWe sentheranyelçiyiMessengerbaşkaexceptdilindenwith the languagekendi kavminin(of) his peopleaçıklasın diyeso that he might make clearolarafor themşaşırtırThen Allah lets go astrayAllahThen Allah lets go astraykimseyiwhomdilediğinHe willsve yola iletirand guideskimseyiwhomdilediğiHe willsve OAnd Heazizdir(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 14:4 Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.
ve andolsunAnd verilygöndermiştikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizle birliktewith Our SignsiçinthatçıkarmasıBring outkavminiyour peoplekaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığatonurthe lightve onlara hatırlatması içinAnd remind themgünleriniof the daysAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedbundainşuthatayetler vardırsurely (are) the signsherkes içinfor everyonesabredenpatientşükredenand thankful
🇹🇷 14:5 And olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.