سُورَةُ يوسفمَكِّيَّة ۝ ١١١ آيَة

12. Yûsuf Suresi (Joseph) · 111 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ يوسفمَكِّيَّة ۝ ١١١ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Elif Lâm RâAlif Laam RabunlarTheseayetleridir(are the) VersesKitabın(of) the Bookapaçık[the] clear
🇹🇷 12:1 Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.
elbette bizIndeed, Weonu indirdikWe have sent it downbir Kur'an olarak(as) a Quran in Arabicarapça(as) a Quran in Arabicdiyeso that you mayanlayasınızunderstand
🇹🇷 12:2 Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.
bizWeanlatıyoruzrelatesanato youen güzelinithe bestkıssalarınof the narrationsvahyetmeklein whatindirdikWe have revealedsanato youbu(of) thisKur'an'ıthe Quranve oysaalthoughsen idinyou wereondan öncebefore itondan öncebefore itkimselerdensurely amongbilmeyenthe unaware
🇹🇷 12:3 Sana bu Kur'ân'ı vahyetmekle biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.
haniWhendemiştisaidYusufYusufbabasınato his fatherey babacığımO my fatherbenIndeed, I(rü'yada) gördümI saw(on) birelevenon (bir)elevenyıldızstarsve güneşiand the sunve ayıand the moongördüm ki onlarI saw thembanato mesecde ediyorlardıprostrating
🇹🇷 12:4 Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: "Babacığım, ben rüyada onbir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm."
dediHe saidey yavrumO my sonanlatma(Do) notanlatrelaterü'yanıyour visionkardeşlerinetokardeşlerinizyour brotherssonra kurarlarlest they plansanaagainst youbir tuzaka plotşüphesizIndeedşeytanthe Shaitaaninsan için(is) to manbir düşmandıran enemyapaçıkopen
🇹🇷 12:5 (Babası) "Yavrucuğum! "dedi, "rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın açıkça düşmanıdır."
ve böyeceAnd thusseni seçecekwill choose youRabbinyour Lordve sana öğretecektirand will teach youyorumunuofyorum(the) interpretationdüşlerin(of) the narrativesve tamamlayacaktırand completeni'metiniHis Favorsanaon youve üzerineand onsoyu(the) familyYa'kub(of) YaqubgibiastamamladığıHe completed itüzerineonatalarıyour two forefathersdaha öncebefore öncebefore İbrahimIbrahimve İshakand IsaacşüphesizIndeedRabbinyour Lordbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 12:6 "Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana rüya tabirinden bilgiler öğretecek. Bundan önce ataların İbrahim'e ve İshak'a tamamladığı gibi, nimetini hem sana, hem de Yakup soyuna tamamlayacaktır. Muhakkak ki, Rabbin alîmdir, hakîmdir."
andolsunCertainlyvardırwereYusufinYusufYusufve kardeşlerindeand his brothersibretlersignssoranlar içinfor those who ask
🇹🇷 12:7 Andolsun ki, Yusuf ve kardeşleri kıssasında soranlara ibret alacak âyetler vardır.
haniWhendemişlerdi kithey saidYusufSurely Yusufve kardeşiand his brotherdaha sevgilidir(are) more belovedbabamızatobabamızour fatherbizdenthan weoysa bizwhile webir cemaatiz(are) a groupşüphesizIndeedbabamızour fatheriçindedir(is) surely inbir yanlışlıkan erroraçıkclear
🇹🇷 12:8 Hani demişlerdi ki: "Yusuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgili, biz ise güçlü ve tutkun bir grubuz. Doğrusu, babamız belli ki, çok açık bir yanılgı içindedir."
öldürünKillYusuf'uYusufya daoronu bırakıncast himbir yere(to) a landyönelsinso will be freeyalnız sizefor youyüzü(the) facebabanızın(of) your fatherolursunuzand you will beondan sonraafter thatondan sonraafter thatbir topluluka peopleiyirighteous
🇹🇷 12:9 "Yusuf'u öldürün, ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü (sevgisi) size kalsın, sonra yine salih bir kavim olursunuz."
dediSaidbir sözcüa speakeriçlerindenamong themöldürmeyin(Do) notöldürürlerkillYusuf'uYusufonu atınbut throw himdibineindipthe bottomkuyunun(of) the wellonu (görüp) alsınwill pick himbirisomekervanlardan[the] caravaneğerifisenizyou areyapacakdoing
🇹🇷 12:10 İçlerinden bir söz sahibi şöyle dedi: "Yusuf'u öldürmeyin, bir kuyunun dibine bırakın da ordan geçen kafilenin biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın."
dediler kiThey saidey babamızO our fathernedenWhysen(do) youbize güvenmiyorsunnotbize güvenmiyorsuntrust ushakkındawithYusufYusufoysa bizwhile indeed, weona(are) for himöğüt verenlerizsurely well-wishers
🇹🇷 12:11 Dediler ki: "Ey babamız! Sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini istiyoruz."
onu gönderSend himbizimle beraberwith usyarıntomorrowgezsin(to) enjoyve oynasın;and playve biz elbetteAnd indeed, weonufor himkoruruz(will) surely (be) guardians
🇹🇷 12:12 "Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin, oynasın. Kesinlikle biz onu koruruz."
dedi kiHe saidşüphesizIndeed, [I]beni üzerit surely saddens megötürmenizthatonu edinmenyou should take himonuyou should take himve korkarımand I feardiyethatonu yerwould eat himbir kurta wolfsizinwhile youondanof himhaberiniz yokken(are) unaware
🇹🇷 12:13 Babaları dedi ki: "Onu götürmeniz beni üzer, korkarım ki onu kurt yer de sizin haberiniz bile olmaz."
dediler kiThey saidandolsunIfonu yerseeats himkurtthe wolfbiz (olduğumuz halde)while webir topluluk(are) a groupelbette bizindeed, weo zamanthentamamen kaybedenlerdenizsurely (would be) losers
🇹🇷 12:14 Dediler ki: "Vallahi biz böyle güçlü kuvvetli bir topluluk iken, buna rağmen onu kurt yerse, o zaman biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz."
nihayetSo whengötürdülerthey took himonuthey took himve karar verdilerand agreedatmayathatonu koydularthey put himdibineinen alt(the) bottomkuyunun(of) the wellve biz vahyettikBut We inspiredO'nato himandolsun haber vereceksinSurely, you will inform themonların işleriniabout this affairbuabout this affairve onlarwhile theyhiç değillerken(do) notfarkındaperceive
🇹🇷 12:15 Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin".
ve geldilerAnd they camebabalarına(to) their fatherakşamleyinearly at nightağlayarakweeping
🇹🇷 12:16 Ve yatsı vakti, ağlayarak babalarına geldiler.
dedilerThey saidEy babamızO our fatherbizIndeed, wegittik[we] wentyarışıyordukracing each otherve bırakmıştıkand we leftYusuf'uYusufyanındawithyiyeceğimizinour possessionsonu yemişand ate himkurtthe wolffakat değilsinBut notsenyouinanacak(will) believebizeusşayeteven if(söylesek de)we aredosdoğrutruthful
🇹🇷 12:17 Dediler ki: "Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. şu anda biz doğru da söylesek, yine de sen bize inanacak değilsin."
ve getirdilerAnd they broughtüzeriupongömleğininhis shirtkanlıwith false bloodyalandanwith false blooddedi kiHe saidherhaldeNayaldattıp sürüklemişhas enticed yousizihas enticed younefislerinizyour soulsbir işe(to) a matterartık (tek çarem) sabretmektirso patiencegüzelce(is) beautifulancak Allan'tanAnd Allahyardım istenir(is) the One sought for helpkaşıagainstdediğinizewhatnitelendirirsinizyou describe
🇹🇷 12:18 Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'dır."
ve geldiAnd there camebir kervana caravangönderdilerand they sentsucularınıtheir water drawersarkıttıthen he let downkovasınıhis bucketdedi kiHe saidEy! müjde!O good newsbuThisbir oğlan!(is) a boyve onu sakladılarAnd they hid himticaret için(as) a merchandisehalbuki AllahAnd Allahbiliyordu(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 12:19 Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, "Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!" dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
ve onu sattılarAnd they sold himbir pahayafor a pricedüşükvery lowparayadirhamsbirkaçfewve idilerand they wereona karşıabout himisteksizofvazgeçmeye heveslilerthose keen to give up
🇹🇷 12:20 Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi.
ve dedi kiAnd saidkimsethe one whoonu satın alanbought himMısır'lıofMısırEgyptkarısınato his wifeona kıymet verMake comfortableiyi bakhis staybelkiPerhapsbize yararı dokunurthatbize fayda verir(he) will benefit usya daoronu edinirizwe will take himevlad(as) a sonve böyleceAnd thusbir imkan verdikWe establishedYusuf'aYusufo yerdeinyerthe landve ona öğrettikthat We might teach himyorumunu(the) interpretation ofyorumu(the) interpretation ofdüşlerinthe eventsve AllahAnd Allahgalip olandır(is) PredominantişindeoverO'nun işleriHis affairsamabutçoğumostinsanların(of) the peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 12:21 Onu satın alan Mısırlı, eşine dedi ki: "Buna güzel bak. Bize faydalı olabilir, ya da evlat ediniriz." Yusuf'u böylece oraya yerleştirdik. Ona rüyaların tabirini de öğrettik. Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
ne zaman kiAnd whenerişincehe reachedkuvvetli çağınahis maturityona verdikWe gave himhükümwisdomve ilimand knowledgeişte böyleAnd thusmükafatlandırırızWe rewardgüzel hareket edenlerithe good-doers
🇹🇷 12:22 O, tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.
ve murad almak istediAnd sought to seduce himkadınshe whoo (Yusuf)he (was)onun evinde ikenineviher houseonun nefsindenfromnefsihis selfve kilitlediAnd she closedkapılarıthe doorsve dediand she saidhaydi gelseneCome onsenyoudediHe saidsığınırımI seek refuge in AllahAllah'aI seek refuge in AllahşüphesizIndeed, heefendim(is) my lorden güzel şekilde(who has) made goodbana baktımy stayşüphesizIndeediflah olmaznotkurtuluşa ererwill succeedzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 12:23 Derken, evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murad alıp yararlanmak istedi. Kapıları kilitledi ve "Haydi beri gel!" dedi. Yusuf: "Allah'a sığınırım! Muhakkak ki, o (kocan), benim efendim, bana çok güzel baktı. Doğrusu zalimler hiç iflah olmazlar" dedi.
andolsunAnd certainlykadın arzu etmiştishe did desireonuhimo da arzu etmiştiand he would have desiredonuhereğerif notgörmeseydithatgördühe sawdoğruyu gösteren delilinithe proofRabbinin(of) his LordböyleceThusçevirmek istedikthat We might avertondanfrom himkötülüğüthe evilve fuhşuand the immoralityçünkü oIndeed, hekullarımızdandır(was) ofkullarımızOur slavesihlasa erdirilmişthe sincere
🇹🇷 12:24 O hanım, ona gerçekten niyeti bozmuştu. Eğer Rabbinin burhanını görmese idi. Yusuf da ona özenip gitmişti. Aslında ondan fuhşu ve fenalığı uzak tutalım diye böyle olmuştu. Çünkü o bizim ihlasa erdirilmiş kullarımızdan biriydi.
ve koşuştularAnd they both racedkapıya doğru(to) the doorve kadın yırttıand she toregömleğinihis shirtarkasındanfromsırtthe backve rastladılarand they both foundkadının kocasınaher husbandyanındaatkapınınthe door(kadın) dedi kiShe saidnedir?Whatcezası(is) the recompensekimsenin(of one) whoisteyenintendedsenin ailenefor your wifekötülükevilbaşkaexcepthapsolunmaktanthatzindana atılmasıhe be imprisonedveyaorbir azaptana punishmentacıklıpainful
🇹🇷 12:25 İkisi de kapıya koştular. Hanım, onun gömleğini arkadan yırttı. Ve kapının yanında hanımın efendisiyle karşı karşıya geldiler. Hanım hemen dedi ki: "Senin eşine fenalık yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir?"
(Yusuf) dedi kiHe saidOShemurad almak istedisought to seduce mebendenaboutkendimmyselfve şahidlik ettiAnd testifiedbir şahida witnesskadının ailesindenofailesiher familyeğerIfise[is]gömleğihis shirtyırtılmış(is) tornöndenfromönthe frontkadın doğrudurthen she has spoken the trutho iseand heyalancılardandır(is) ofyalancılarthe liars
🇹🇷 12:26 Yusuf: "kendisi benden yararlanmak istedi" dedi. Hanımın akrabasından biri de şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği önden yırtılmış ise hanım doğru söylemiştir, o zaman bu, yalancılardandır."
ve şayetBut ifise[is]onun gömleğihis shirtyırtılmış(is) tornarkadanfromsırt(the) backkadın yalancıdırthen she has liedo iseand hedoğrulardandır(is) ofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 12:27 "Yok eğer gömleği arkadan yırtılmış ise hanım yalan söylemiştir, o zaman bu doğru söyleyenlerdendir."
ne zaman kiSo whengördülerhe sawgömleğininhis shirtyırtıldığınıtornarkadanfromsırt(the) back(kadına) dedi kihe saidşüphesiz buIndeed, itsizin hilenizdir(is) oftuzağınızyour plotgerçektenIndeedsizin hilenizyour plotbüyüktür(is) great
🇹🇷 12:28 Ne zaman ki, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu gördü, o zaman dedi ki: "Bu iş, siz kadınların tuzağındandır. Gerçekten de sizin tuzağınız çok büyüktür".
YusufYusufsen vazgeçturn awaybundanfrombuthis(kadın) sen de bağışlanmasını dileAnd ask forgivenessgünahınınfor your sinçünkü senIndeed, youoldunaregünahkarlardanofgünahkârthe sinful
🇹🇷 12:29 "Yusuf! Sakın sen bundan bahsetme! Kadın! Sen de günahından dolayı istiğfar et. Sen gerçekten günahkarlardan oldun".
ve dediler kiAnd saidbirtakım kadınlarwomenşehirdeinşehirthe citykarısıThe wife ofVezir'inAzizmurad almak istemiş(is) seeking to seduceuşağınınher slave boynefsindenaboutkendisihimselfmuhakakindeedonun bağrını yakmışhe has impassioned hersevda(with) loveelbette bizIndeed, weonu görüyoruz[we] surely see heriçindeinbir sapıklıkan erroraçıkclear
🇹🇷 12:30 Şehirde bazı kadınlar da "Azizin karısı, delikanlısından murad almaya kalkmış, sevgi yüreğini yakıp kavuruyormuş, görüyoruz ki, kadın çıldırmış besbelli..." dediler.
ne zaman kiSo when(kadın) işittishe heardonların hileleriniof their scheming(haber) gönderdishe sentonlarafor themve hazırladıand she preparedonlar içinfor themdayanacak yastıklara banquetve verdiand she gavehereachbirineoneonlardanof thembirer bıçaka knifeve dediand she saidçık!Come outkarşılarınabefore themne zaman kiThen whenO'nu görüncethey saw himonu (gözlerinde) büyüttülerthey greatly admired himve kestilerand cutellerinitheir handsve dedilerthey saidhaşaForbidAllah içinAllahdeğildirnotbu(is) thisinsana manbunotbu(is) thisancakbutbir melektiran angelgüzelnoble
🇹🇷 12:31 Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a "çık karşılarına" dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: "Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir."
dedi kiShe saidişte sizThatki(is) the onebeni kınamıştınızyou blamed mebunun içinabout himandolsunAnd certainlyben murad almak istedimI sought to seduce himkendisinden[from][kendisi][himself]o reddettibut he saved himselfamaand ifyapmazsanotyaparhe doesşeyiwhatemrettiğimI order himelbette zindana atılacaktırsurely, he will be imprisonedve olacaktırand certainly will bealçalanlardanofalçaltılanlarthose who are disgraced
🇹🇷 12:32 "İşte" dedi, "bu gördüğünüz, beni hakkında kınadığınız (gençtir). Yemin ederim ki, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de o, namuslu davrandı. Yine yemin ederim ki, emrimi yerine getirmezse, muhakkak zindana atılacak ve kesinlikle zelillerden olacaktır".
(Yusuf) dedi kiHe saidRabbimMy Lordzindanthe prisondaha iyidir(is) dearerbana göreto meşeydenthan whatbeni çağırdığıthey invite mebunlarınto itve eğerAnd unlesssavmazsanYou turn awaybendenfrom meonların hilelerinitheir plotkayarımI might inclineonlaratowards themve olurumand [I] becahillerdenofcahillerthe ignorant
🇹🇷 12:33 Yusuf dedi ki: "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onların tuzağına düşerim ve cahillik edenlerden olurum".
du'asını kabul ettiSo respondedonunto himRabbihis Lordsavdıand turned awayondanfrom himonların hilelerinitheir plotşüphesizIndeed, [He]OHeişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 12:34 Bunun üzerine Rabbi, onun duasını kabul buyurdu da ondan onların tuzaklarını bertaraf etti. Muhakkak ki O, evet O, hakkiyle işiten, hakkiyle bilendir.
sonraThenuygun geldi(it) appearedonlarato themsonra (bile)aftersonraaftergördükten[what]görmüşlerdithey had seendelillerithe signsonu zindana atmalarısurely they should imprison himkadaruntilbir süreyea time
🇹🇷 12:35 Bu kadar delili gördükleri halde, sonra yine de Yusuf'u bir süre için zindana atma düşüncesi ağır bastı.
ve girdiAnd enteredonunla beraberwith himzindana(in) the prisoniki genç dahatwo young mendedi kiSaidonlardan birione of themşüphesiz benIndeed, I(düşümde) görüyorum[I] see myselfsıktığımıpressingşarapwineve dediAnd saidöteki dethe otherben deIndeed, Igörüyorum ki[I] see myselftaşıyorum[I am] carryingüstündeoverbaşımınmy headekmekbreadyiyor(were) eatingkuşlarthe birdsondanfrom itbize haber verInform usbunun yorumunuof its interpretationzira bizindeed, weseni görüyoruz[we] see yougüzel davrananlardanofiyilik edenlerthe good-doers
🇹🇷 12:36 Zindana onunla birlikte iki delikanlı daha girdi. Birisi dedi ki: "Rüyada kendimi şarap sıkarken gördüm". Öteki de dedi ki: "Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
(Yusuf) şöyle dediHe saidsize gelmezNotikinize gelecek(will) come to both of youbir yemekfoodrızık olarak verilenyou are provided withmutlakabutsize haber vermiş olurumI will inform both of youbunun yorumunuof its interpretationöncedenbeforesize gelmeden[that]ikinize gelir[it] comes to both of youbuThatşeylerdendir(is) of whatbana öğrettiğihas taught meRabbiminmy Lordşüphesiz benIndeed, Iterk ettim[I] abandondinini(the) religionbir kavmin(of) a peopleinanmıyorlarnotiman ederlerthey believeAllah'ain Allahve onlarand theyahiretiin the Hereafteronlar[they]inkar ediyorlar(are) disbelievers
🇹🇷 12:37 Yusuf dedi ki: "Size yiyecek olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun tabirini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terkettim."
ve uydumAnd I followdinine(the) religionatalarım(of) my forefathersİbrahim'inIbrahimve İshak'ınand Isaacve Ya'kub'unand Yaqub(hakkımız) yokturNotbizimwasbizim içinfor usortak koşmağathatortak koşarızwe associateAllah'awith Allahherhangi biranyşeyithingbuThatbir lutfudur(is) fromlütuf(the) GraceAllah'ın(of) Allahüzerimizeupon usve üzerineand uponinsanlarınthe mankindamabutçoğumostinsanların(of) the menşükretmezler(are) notşükredengrateful
🇹🇷 12:38 "Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a hiçbir şeyi ortak tutmamız olmaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lutfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler."
Ey benim arkadaşlarımO my two companionszindan(of) the prisontanrılar mı?Are lordsçeşitliseparatedaha hayırlıdırbetteryoksaorAllah (mı?)Allahtekthe Onekahhar olanthe Irresistible
🇹🇷 12:39 "Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok tanrılar mı daha hayırlı, yoksa herşeye hakim ve galip olan bir tek Allah mı?"
siz tapmıyorsunuzNotibadet edersinizyou worshipo'nu bırakıpbesides HimO'ndan başkabesides Himbaşkasınabut(boş) isimlerdennamesisimlendirdiğiwhich you have named themsizinyouve atalarınızınand your forefathersindirmemiştirnotindirdi(has) sent downAllahAllahonlar hakkındafor ithiçbiranydelilauthorityyokturNot(hiçbir) Hüküm(is) the commanddışındabutAllah'ınfor AllahO emretmiştirHe has commandedtapmamanızıthat notibadet edersinizyou worshipbaşkasınabutkendisindenHim Aloneişte budurThatdin(is) the religiondoğruthe rightamabutçoğumostinsanların[the] menbilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 12:40 "Sizin Allah'ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."
Ey arkadaşlarımO my two companionszindan(of) the prisonikinizden birinizAs forsizden birione of youyine sunacakhe will give drinkefendisine(to) his masterşarapwinediğeri iseand as fordiğerithe otherasılacakhe will be crucifiedyiyecekand will eatkuşlarthe birdsonun başındanfrombaşıhis headkesinleşmiştirHas been decreedthe matterhakkındaabout whichhakkındaabout whichsorduğunuzyou both inquire
🇹🇷 12:41 "Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de asılacak, kuşlar başından yiyecekler. İşte öğrenmek istediğiniz iş böylece halloldu."
ve dedi kiAnd he saidkişiyeto the one whomsandığıhe thoughtonunthat hekurtulacağını(would be) savedo iki kişidenof both of thembeni anMention meyanındatoefendin(kralın)ınyour masterfakat ona unutturduBut made him forgetşeytanthe Shaitaansöylemeyi(the) mentionefendisine(to) his master(böylece) kaldıso he remainedzindandainzindanthe prisonbirkaçseveralyılyears
🇹🇷 12:42 Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o ikiden birine dedi ki: "Beni efendinin yanında an". (Benden söz et ki, beni kurtarsın). Fakat Şeytan, ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldı.
ve dedi kiAnd saidKralthe kingşüphesiz benIndeed, I(düşümde) görüyorum[I] have seenyediseveninekcowssemizfatbunları yiyoreating themyedisevenzayıf ineklean onesve yediand sevenbaşakears (of corn)yeşilgreenve diğerleri deand otherskurudryEyOefendilerchiefsbana anlatınExplain to mebu rü'yamıaboutrüyammy visioneğerifsizyou canrü'yaof visionsta'bir ediyorsanızinterpret
🇹🇷 12:43 Bir gün melik (hükümdar) dedi ki: "Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin."
dediler kiThey saidkarmakarışıkConfuseddüşlerdreamsdeğilizand notbizweyorumunu(are) in the interpretationdüşlerin(of) the dreamsbilen(kişi)lerlearned
🇹🇷 12:44 Dediler ki: "Rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir. Biz ise böyle karışık hayallerin yorumunu bilemeyiz."
dedi kiBut saidkurtulanıthe one whokurtarıldıwas savediki kişidenof the twohatırladıand rememberedsonraafteruzun bir sürea periodbenIsize haber veririm[I] will inform youonun yorumunuof its interpretationhemen beni gönderinso send me forth
🇹🇷 12:45 O ikiden kurtulmuş olanı nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: "Ben size o rüyanın tabirini haber veririm, hemen beni gönderin."
YusufYusufeyOçok doğru söyleyenthe truthful onebize bilgi verExplain to ushakkındaaboutyedi(the) sevenineğicowssemizfatyiyorlareating themyedisevenzayıf (inek)lean onesve yediand sevenbaşakears (of corn)yeşilgreendiğeri deand otherkurudryumarım kithat I maydönerimreturninsanlaratoinsanlarthe peopleonlar daso that they maybilirlerknow
🇹🇷 12:46 "Ey Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak. Umarım ki, o insanlara doğru cevap ile dönerim, onlar da (senin kadrini) bilirler."
(Yusuf) dedi kiHe saidsiz (ürünü) ekinYou will sowyedi(for) sevenyılyearsâdetiniz üzereas usualne kiand that whichbiçtinizyou reapbırakın onuso leave itbaşağındainbaşaklarıits earshariçexceptaz bir mikdara littleyiyeceğinizfrom whichyiyeceksinizyou (will) eat
🇹🇷 12:47 Dedi ki: "Yedi sene eskisi gibi ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden başka. "
sonraThengelirwill comeardındanaftersonraafteronunthatyedisevenzorlu (yıl)hard (years)yeyip bitirir(which will) consumeönceden (biriktirdiklerinizi)whatöne geçtinizyou advancedonlardanfor themdışındaexceptaz miktara littlesakladığınızof whatdepolayacaksınızyou (will) store
🇹🇷 12:48 "Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önceki biriktirdiklerinizin biraz saklayacağınızdan başkasını yiyip bitirecek."
sonraThengelirwill comeardındanaftersonraafterbununthatbir yıla yearo (yılda)in itbol yağmur verilirwill be given abundant raininsanlarathe peopleve o (yıl)and in it(insanlar meyve) sıkarlarthey will press
🇹🇷 12:49 "Sonra da onun arkasından yağışlı bir sene gelecek ki, halk onda sıkıntıdan kurtulacak, (üzüm, zeytin gibi mahsülleri) sıkıp faydalanacak."
dedi kiAnd saidKralthe kingbana getirinBring him to meonuBring him to mene zaman kiBut whengelince (Yusuf'a)came to himelçithe messengerdedihe saiddönReturnefendinetoefendinyour lordve ona sorand ask himneydi?whatmaksadı(is the) casekadınların(of) the womenkesenwhokesilmişcutellerinitheir handsşüphesizIndeedRabbimmy Lordonların tuzaklarınıof their plotbiliyor(is) All-Knower
🇹🇷 12:50 O hükümdar "Onu bana getirin" dedi. Emir üzerine Yusuf'a gönderilen adam yanına gelince, Yusuf ona dedi ki: "Haydi efendine geri dön de, ona sor bakalım, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş? Hiç şüphe yok ki, Rabbim, onların oyunlarını çokiyi bilir."
dediHe saidneydi?Whatdurumunuz(was) your affairzamanwhenmurad almak istediğinizyou sought to seduceYusuf'unYusufnefsindenfromkendisihimselfdediler kiThey saidhaşaAllah forbidAllah içinAllah forbidbiz bilmiyoruzNotbilirizwe knowonunabout himhiçbiranykötülüğünüevildediSaidkarısı da(the) wifeAziz'in(of) Azizişte şimdiNowyerini buldu(is) manifesthakthe truthbenImurad almak istemiştimsought to seduce himonun nefsindenfromkendisihimselfşüphesiz oand indeed, hedoğrulardandır(is) surely ofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 12:51 Hükümdar, o kadınlara "Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf'un nefsinden murad almaya kalktınız?" dedi. Onlar "Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz" dediler. Aziz'in, karısı da: "Şimdi hak ve hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Aslında onun nefsinden ben murad almak istedim. O ise şeksiz şüphesiz doğrulardandır" dedi.
bu (sözlerim)Thatbilmesi içindirhe may knowbenimthat Ikendisine hainlik etmediğiminotona hainlik etmedim[I] betray himarkadanin secretve muhakkakand thatAllah'ınAllahbaşarıya ulaştırmayacağını(does) nothidayet ederguidetuzağını(the) planhainlerin(of) the betrayers
🇹🇷 12:52 (Yusuf dedi ki): İşte bu şunun içindir: Bilsin ki, ben ona arkasından hainlik etmedim. Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz.
13. Cüz
ben temize çıkarmamAnd nottemize çıkarmamI absolvenefsimimyselfçünküIndeednefisthe souldaima emredicidir(is) a certain enjoinerkötülüğüof evilhariçunlessesirgediği[that]merhamet ederbestows MercyRabbiminmy LordşüphesizIndeedRabbimmy Lordbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 12:53 Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.
dediAnd saidKralthe kingbana getirinBring him to meonuBring him to meonu özel (dost) yapayımI will select himkendimefor myselfne zaman kiThen whenonunla konuşuncahe spoke to himdedi kihe saidşüphesiz senIndeed, youbugün(are) todayyanımızdawith usmevki sahibisinfirmly establishedgüvenilir(bir kimse)sin(and) trusted
🇹🇷 12:54 Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.
dediHe saidbeni tayin etAppoint meüstüneoverhazineleri(the) treasuriesülkenin(of) the landçünkü benIndeed, Iiyi korur(will be) a guardianiyi bilirimknowing
🇹🇷 12:55 O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim."
böyleceAnd thusbiz iktidar verdikWe establishedYusuf'a[to] Yusufo ülke'deinyerthe landkonaklardıto settleoradathereinyerdewhere everdilediğihe willedbiz ulaştırırızWe bestowrahmetimiziOur Mercykimseye(on) whomdilediğimizWe willzayi etmeyizAnd notzayi etmeyizWe let go wasteecrini(the) rewardgüzel davrananların(of) the good-doers
🇹🇷 12:56 Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.
elbette ödülüAnd surely (the) rewardahiret(of) the Hereafterdaha hayırlıdır(is) betterkimseler içinfor those whoinanan(lar)believeve (için)and arekorunanlarGod conscious
🇹🇷 12:57 İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.
ve geldilerAnd camekardeşleri(the) brothersYusuf'un(of) Yusufgirdilerand they enteredonun yanınaupon himo onları tanıdıand he recognized themfakat onlarbut theyonuknew him nottanımıyorlardıknew him not
🇹🇷 12:58 (Bir gün) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve onun yanına girdiler. O, onları görür görmez tanıdı, oysa onlar onu tanıyamamışlardı.
ve ne zaman kiAnd whenyüklettihe had furnished themonların yükleriniwith their suppliesdedi kihe saidbana getirinBring to mekardeşinizia brothersizinof yoursbabanızdan (olan)frombabanyour fathergörmüyor musunuz?Do notgörürsünyou seebenthat Itam yapıyorum[I] give fullölçüyü[the] measureve benand that I amen iyisiyim(the) bestkonukseverlerin(of) the hosts
🇹🇷 12:59 Ne zaman ki onların bütün hazırlıklarını tamamladı, o zaman dedi ki: "Babanızdan olan öbür kardeşinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
eğerBut ifbana getirmezseniznotonu bana getirinyou bring him to meonuyou bring him to meartık yokturthen (there will be) noölçecek bir şeymeasuresizefor youbenim yanımdafrom me(bir daha) bana yaklaşmayınand notbana yaklaşmayınyou will come near me
🇹🇷 12:60 "Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, (bir ölçek bile zahire alamazsınız) yanıma da yaklaşmayın".
dediler kiThey saidistemeğe çalışacağızWe will try to get permissiononufor himbabasından(from) his fatherve biz muhakkakand indeed wemutlaka yapacağızsurely will do
🇹🇷 12:61 Dediler ki: "Onun için babasından izin almaya çalışacağız. Her hâlü kârda bunu yapacağz."
ve dedi kiAnd he saiduşaklarınato his servantskoyun!Putonların sermayelerinitheir merchandiseiçineinyüklerinintheir saddlebagsbelki onlarso that theybunun farkına varırlarmay recognize itzamanwhendöndüklerithey go backailelerinetokavimleritheir peoplebelki deso that they maygeri dönerlerreturn
🇹🇷 12:62 Yusuf bir taraftan da adamlarına tenbih etti: "Sermayelerini yüklerinin içine koyuverin, belki ailelerinin yanına dönünce farkına varırlar ve belki yine gelirler" dedi.
zamanSo whendöndüklerithey returnedbabalarınatobabalarıtheir fatherdediler kithey saidEy babamızO our fathermen'edildiHas been deniedbizdento usölçüthe measure(oyüzden) gönderso sendbizimle beraberwith uskardeşimiziour brotherölç(üp al)alım(that) we will get measureşüphesiz bizAnd indeed, weonufor himmutlaka koruruz(will) surely (be) guardians
🇹🇷 12:63 Böylece dönüp babalarına geldikleri vakit, dediler ki: "Ey babamız! Bizden ölçek menedildi (bize zahire verilmeyecek). Bu kere kardeşimizi de bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Biz onu kesinlikle koruyacağız."
dedi kiHe saidmi?Shouldsize güveneyimI entrust youonun hakkındawith himancakexceptgibiassize güvendiğimI entrusted you(için)withkardeşihis brotherdaha öncebeforeöncebeforeAllah'tırBut Allahen iyi(is) the bestkoruyanGuardianve Oand Heen merhametlisidir(is the) Most Mercifulmerhametlilerin(of) the merciful
🇹🇷 12:64 Babaları dedi ki: "Ben onu size nasıl emanet ederim? Ya bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olursa! En hayırlı koruyucu Allah'dır ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
ne zaman kiAnd whenaçtılarthey opened(zahire) yüklerinitheir baggagebuldularthey foundsermayelerinitheir merchandisegeri verilmişreturnedkendilerineto themdediler kiThey saidEy babamızO our fatherdaha ne?Whatistiyoruz(could) we desireişteThissermayemiz(is) our merchandisegeri verilmişreturnedbizeto usyine yiyecek getiririzAnd we will get provisionailemize(for) our familyve koruruzand we will protectkardeşimiziour brotherve fazla alırızand get an increaseyükümeasurebir deve(of) a camel's (load)buThatbir ölçüdür(is) a measurementazeasy
🇹🇷 12:65 Derken yüklerini açtılar ve sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte sermayelerimiz de bize iade edilmiş. Bununla yine ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik biryük daha fazla zahire alırız. Zaten bu aldığımız pek az bir zahiredir."
dedi kiHe saidonu asla göndermemNeveronu göndermemwill I send himsizinlewith youkadaruntilsiz bana verinceyeyou give to mesağlam bir söza promiseAllah adınabyAllahAllahbana getireceğinizethat surely you will bring him to meonuthat surely you will bring him to medışındaunlesskuşatılıp engellenmenizthatkuşatıldınızyou are surroundedsizinyou are surroundedne zaman kiAnd whenverdilerthey had given himsözlerinitheir promisededihe saidAllahAllahüzerineoverşeywhatsöylediğimizwe sayvekildir(is) a Guardian
🇹🇷 12:66 Babaları dedi ki: "Hepiniz çaresiz kalmadıkça onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah'dan bir yemin vermedikçe, onu, kesinlikle sizinle göndermem". Onlar da Allah'a and içerek babalarına söz verince, babaları dedi ki: "Bu söylediklerinize Allah vekildir".
ve dedi kiAnd he saidey oğullarımO my sonsgirmeyin(Do) notgirinenterkapıdanfromtek kapıone gatebirone gate(fakat) girinbut enterkapılardanfromkapılargatesayrı ayrıdifferentveAnd notsavamamI can availsizdenyouAllah'tan gelecekagainstAllahAllahhiçbiranyşeyithingyokturNot(hiçbir) Hüküm(is) the decisiondışındaexceptAllah'ınwith AllahO'naupon Himtevekkül ettimI put my trustve O'naand upon Himtevekkül etsinlerlet put (their) trusttevekkül edenlerthe ones who put trust
🇹🇷 12:67 Ve dedi ki: "Ey yavrularım! (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin. Gerçi ben ne yapsam, Allah'ın takdirini sizden engelleyemem. Hüküm yalnızca Allah'ındır. Onun için bütün tevekkül edenler O'na tevekkül etmelidirler."
ne zaman kiAnd whengirdilerthey enteredyerdenfromneredewhereemrettiğiordered thembabalarınıntheir fatheridinotoitsavamazavail(ed)onlardanthemAllah-tan (gelecek)againstAllahAllahhiçbiranyşeyithingama sadecebutbir dileği(it was) a neediçindekiofnefsiYaqub's soulYa'kub'unYaqub's soulaçığa çıkardıwhich he carried outşüphesiz OAnd indeed, hesahibi idi(was) a possessorbilgi(of) knowledgeötürübecauseona öğrettiğimizdenWe had taught himfakatbutçoğumostinsanların(of) the peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 12:68 Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakında Allah'ın takdir ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub'un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
ne zaman kiAnd whengirincethey enteredhuzurunauponYusuf'unYusufaldıhe tookyanınato himselfkardeşinihis brotherdediHe saidgerçekten benIndeed, Iben[I] amsenin kardeşinimyour brotherüzülmeso (do) notüzülürlergrievesebebiylefor whatonların yaptıklarıthey used (to)yapındo
🇹🇷 12:69 Yusuf'un yanına girdikleri vakit, o, kardeşini (Bünyamin'i) yanında alıkoydu. Dedi ki: "Bilesin, ben, senin kardeşinim! İşte bundan dolayı onların yapacaklarına sakın üzülme!"
ne zaman kiSo whenhazırlatırkenhe had furnished themonların yükleriniwith their supplieskoyduhe putsu tasınıthe drinking cupiçineinyükününthe bagkardeşinin(of) his brothersonraThenseslendicalled outbir tellalan announcerEyO youkervan(in) the caravanşüphesiz sizIndeed, youhırsızsınızsurely (are) thieves
🇹🇷 12:70 Sonra onların bütün hazırlıklarını görünce, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir tellal şöyle bağırdı: "Hey kervan! Siz hırsızsınız, hırsız!"
dediler kiThey saiddönerekturning towardsbunlarathemne?What (is it)kaybettinizyou miss
🇹🇷 12:71 Bunlara döndüler de dediler ki: "Ne arıyorsunuz?
dediler kiThey saidkaybettikWe are missingsu tasını(the) cupKralın(of) the kingkimseyeAnd for (one) whove getirenbringsonuityükü (mükafat) var(is) a loadbir deve(of) a camelve benand Ibunafor itkefilim(is) responsible
🇹🇷 12:72 Onlar da dediler ki: "Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu bulup getirene bir yük zahire var. Üstelik o tas bana zimmetlidir".
dedilerThey saidAllah'a and olsunBy Allahelbettecertainlysiz de bilmişsinizdir kiyou knowbiz gelmediknotgeldikwe camebozgunculuk yapmak içinthat we cause corruptionbu yereinyerthe landveand notdeğilizwe arehırsızthieves
🇹🇷 12:73 "Allah'a yemin ederiz ki," dediler, "Muhakkak siz de anlamışsınızdır ya, biz buraya fesat çıkarmak için gelmedik. Biz hırsız da değiliz."
dedilerThey saidnedir?Then whatcezası(will be the) recompense (of) iteğerifisenizyou areyalancıliars
🇹🇷 12:74 "Peki yalancı çıkarsanız onun (hırsızlık edenin) cezası nedir?" dediler.
dedilerThey saidcezasıIts recompensekimin(is that one) whobulunursait is foundyükündeinçuvalıhis bagişte othen heonun karşılığıdır(will be) his recompenseböyleceThusbiz cezalandırırız(do) we recompensehaksızlarıthe wrongdoers
🇹🇷 12:75 "Kimin yükünde çıkarsa, o kendisi onun cezasıdır. Biz zalimlere işte böyle ceza veririz."
(aramağa) başladıSo he beganonların yükleriniwith their bagsöncebeforeyükünden(the) bagkardeşinin(of) his brothersonrathen(tası) çıkardıhe brought it outyükündenfromyük çuvalı(the) bagkardeşinin(of) his brotherişte böyleThusbir çare öğrettik(did) We planYusuf'afor YusufidiHe could notgücü yetmezHe could notyoksa alamaztakekardeşinihis brothergörebydini(kanunu)nathe lawkralın(of) the kingdışındaexcepteğerthatdilemesiAllah willedAllah'ınAllah willedbiz yükseltirizWe raisederecelerle(in) degreeskimseyiwhomdilediğimizWe willve üstünde (vardır)but overhereverysahibininpossessorbilgi(of) knowledgedaha bir bilen(is) the All-Knower
🇹🇷 12:76 Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin eşyalarından önce onların eşyalarını aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünün içinden çıkardı. İşte Yusuf'a biz böyle bir oyun öğrettik. Melikin kanunlarına göre, kardeşini alıkoymasına imkan yoktu. Ancak Allah dilerse o başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır.
dediler kiThey saideğerIfçaldıysahe steals elbettethen verilyçalmıştıstolekardeşi dea brotheronunof hisbundan öncebeforeöncebeforebunu sakladıBut Yusuf kept it secretYusufBut Yusuf kept it secretiçindewithinkendisihimselfaçmadıand (did) notonu açıklarlarreveal itonlarato themdediHe saidsizYoufena(are the) worsedurumdasınız(in) positionve Allahand Allahçok iyi biliyorknows best(içyüzünü)of whatanlattığınızınyou describe
🇹🇷 12:77 Dediler ki: "Eğer o çalmışsa, daha önce bunun kardeşi de çalmıştı". O vakit Yusuf bunu içine attı, onlara hiç belli etmeden: "Siz çok fena bir mevkidesiniz, ne sıfat verdiğinizi Allah çok iyi biliyor" dedi.
dediler kiThey saidEyOvezirAzizşüphesizIndeedonun vardırhe hasbabasıa fatherbir ihtiyaroldbüyük[great]o yüzden also take(bizden) birimizione of usonun yerine(in) his placedoğrusu bizIndeed, weseni görüyoruz[we] see youiyilik edenlerdenofiyilik edenlerthe good-doers
🇹🇷 12:78 Dediler ki: "Ey vezir! Emin ol ki, bunun çok yaşlı bir babası var. Onun için yerine birimizi al. Gerçekten de biz seni iyilik edenlerden görüyoruz."
dediHe saidsığınırızAllah forbidAllah'aAllah forbidalmaktanthatalırızwe takebaşkasınıexceptkimseden(one) whobulduğumuzwe foundeşyamızıour possessionyanındawith himyoksa bizIndeed, weo zamanthenzulmedenler (oluruz)surely (would be) wrongdoers
🇹🇷 12:79 O dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını tutuklamaktan Allah korusun. Çünkü öyle yaparsak zalimlerden oluruz."
ne zaman kiSo whenumudu kesincethey despairedondanof him(bir kenara) çekildilerthey secluded themselvesfısıldaşarak(in) private consultationdedi kiSaidbüyüklerithe eldest among thembilmiyor musunuz?Do notbilirsinizyou knowkithatbabanızyour fathermuhakkakhas takenaldıhas takensizdenupon youkesin söza promise(adına)byAllahAllahveand beforedaha önceand beforeişlediğinizthatkusurunuzyou failedhakkındaconcerningYusufYusufaslaSo neverayrılmayacağımwill I leavebu yerdenthe landkadaruntilizin verinceyepermitsbanamebabammy fatheryahutorhükmedinceyeAllah decidesAllahAllah decidesbenim içinfor meve Oand Heen iyisidir(is) the Besthükmedenlerin(of) the judges
🇹🇷 12:80 Ne zaman ki, onlar, onu kurtarmaktan ümit kestiler, o zaman fısıldaşarak oradan uzaklaştılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ettiğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık burdan ayrılmam. Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
dönünReturnbabanızatobabanyour fatherdeyin kiand sayEy babamız'O our fatherşüphesizIndeedoğlunyour sonhırsızlık ettihas stolendeğilizand notbiz şahidwe testifydışındakineexceptşeyinof whatbildiğimizwe knewveAnd notbiz değilizwe weregaybınof the unseenmuhafızlarıguardians
🇹🇷 12:81 "Siz dönün de babanıza deyin ki: Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz. Yoksa gaybın bekçileri değiliz."
(istersen) sorAnd askkentethe townbulunduğumuzwhereidikwe wereİçinde[in it]ve kervanaand the caravangeldiğimizwhichdöndükwe returnedİçinde[in it]ve bizAnd indeed, wedoğru söylüyoruzsurely (are) truthful.'
🇹🇷 12:82 "Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor. Ve emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz."
dediHe saidherhaldeNaysüsledihave enticedsizeyounefislerinizyour soulsbir işisomethingartık sabretmek gerekso patiencegüzelce(is) beautifulbelki dePerhapsAllahAllahbana getirirwill bring them to meonu bana getireceksinizwill bring them to meonlarınwill bring them to mehepsiniallçünkü oIndeed, HeOHebilendir(is) the All-Knowerherşeyi hikmetle yapandırAll-Wise
🇹🇷 12:83 Babaları dedi ki: "Hayır, sizi nefisleriniz altadıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzel güzel sabretmek düşüyor. Belki Allah hepsini birden bana geri getirir. Çünkü O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."
ve yüzünü çevirdiAnd he turned awayonlardanfrom themve dediand saidEy kederimAlas, my griefüzerindekioverYusufYusufve ağardıAnd became whitegözlerihis eyeskederdenfromüzüntüthe griefOand he (was)yutkunuyordua suppressor
🇹🇷 12:84 Ve onlardan yüz çevirdi de: "Ey Yusuf'un ateşi, yetti artık, yetti!" dedi. Ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık yutkunuyor da yutkunuyordu.
dediler kiThey saidVallahiBy Allahsen hâlâyou will not ceaseanıyorsunrememberingYusuf'uYusufsonundauntilolacaksınyou becomehastafatally illyahutorolacaksınbecomehelak olanlardanofhelâk olanlarthose who perish
🇹🇷 12:85 Dediler ki: "Hâlâ Yusuf'u sayıklayıp duruyorsun. Allah'a yemin ederiz ki, sonunda eriyip gideceksin, tükenip helak olacaksın. Hayret doğrusu!"
dediHe saidşüphesiz benOnlyarz ederimI complainüzüntümü(of) my sufferingve tasamıand my griefyalnıztoAllah'aAllahve bilirimand I knowtarafındanfromAllahAllahşeyleriwhatsizin bilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 12:86 Dedi ki: "Ben hüznümü, kederimi ancak Allah'a şikayet ederim ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."
ey oğullarımO my sonsgidinGoaraştırınand inquireYusuf'uaboutYusufYusufve kardeşiniand his brotherumut kesmeyinand notümitsizliğe düşerdespairrahmetindenofAllah'ın rahmeti(the) Mercy of AllahAllah'ın(the) Mercy of AllahziraIndeedumut kesmeznoneümidini keserdespairsrahmetindenofAllah'ın rahmeti(the) Mercy of AllahAllah'ın(the) Mercy of Allahbaşkasıexceptkavimdenthe peoplekafirthe disbelievers
🇹🇷 12:87 "Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez."
böyleceSo whengirdiklerindethey enteredonun huzurunaupon himdediler kithey saidEyO AzizvezirO Azizbize dokunduHas touched usve çocuklarımızaand our familydarlıkthe adversityve geldikand we have comebir sermaye ilewith goodsdeğersiz(of) little valuetam verbut pay (in) fullbizeto usölçyüthe measureve tasadduk eyleand be charitablebizeto usçünküIndeedAllahAllahmükafatlandırırrewardstasadduk edenlerithe charitable
🇹🇷 12:88 Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: "Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır."
dedi kiHe saidmi?Dobildinizyou knownelerwhatyaptığınızıyou didYusuf'awith Yusufve kardeşineand his brotherikenwhensizleryou werecahillerignorant
🇹🇷 12:89 O dedi ki: "Siz cahilliğinizde Yusuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?"
dedilerThey saidyoksa sen misin?Are you indeedsensurely youYusufYusufdediHe saidbenI amYusuf'umYusufve bu daand thiskardeşimdir(is) my brothermuhakkakIndeedlutfettiAllah has been graciousAllahAllah has been graciousbizeto usdoğrusu oIndeed, hekimwhokorkarsafears Allahve sabrederseand (is) patientşüphesizthen indeedAllahAllahzayi etmez(does) notzayi ederlet go wasteecrini(the) rewardiyilik edenlerin(of) the good-doers
🇹🇷 12:90 Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."
dedilerThey saidvallahiBy Allahdoğrusucertainlyseni üstün kıldıAllah has preferred youAllahAllah has preferred youbizeover usve doğrusuand indeedbizwe have beensuç işlemiştiksinners
🇹🇷 12:91 Dediler ki: "Allah'a yemin olsun, Allah seni bize üstün kıldı. Biz gerçekten de büyük hata işlemiştik".
dediHe saidyokturNokınamablamesizeupon youbugüntodaybağışlarAllah will forgiveAllahAllah will forgivesiziyouve Oand Heen merhametlisidir(is) the Most Mercifulmerhametlilerin(of) those who show mercy
🇹🇷 12:92 Yusuf dedi: "Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah, sizi, mağfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir."
götürünGobenim gömleğimiwith this shirt of mineşuwith this shirt of minekoyunand cast itüzerineoveryüzü(the) facebabamın(of) my fatherbaşlasınhe will regain sightgörmeyehe will regain sightve bana gelinAnd bring to meailenizle birlikteyour familybütünall together
🇹🇷 12:93 Alın şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne sürün, gözü açılır. Ve bütün ailenizle toplanıp bana gelin."
ne zaman kiAnd whenayrılıncadepartedkervanthe caravandedi kitheir father saidbabalarıtheir father saidbenIndeed, Ialıyorum[I] findkokusunu(the) smellYusuf'un(of) Yusufeğerif notbana bunak demezsenizthatbeni akılca zayıf mı görüyorsunuzyou think me weakened in mind
🇹🇷 12:94 Ne zaman ki, kafile (Mısır'dan) ayrıldı, öteden babaları dedi ki: "Eğer bana bunak demezseniz, doğrusu ben Yusuf'un kokusunu alıyorum."
dedilerThey saidvallahiBy Allahelbette senindeed, youiçindesinsurely (are) inşaşkınlığınınyour erroreskiold
🇹🇷 12:95 Dediler ki: "Vallahi sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın."
zamanThen whengeldiği[that]vardıarrivedmüjdecithe bearer of glad tidingskoyuncahe cast itüzerineoveryüzühis facederhalthen returned (his) sightgörür olduthen returned (his) sightdedi kiHe saiddemedim mi?Did notderimI saysizeto youelbett benindeed, Ibilirim[I] knowAllahtanfromAllahAllahşeyleriwhatsizin bilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 12:96 Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakub'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. "Ben size demedim mi, ben Allah'dan sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
dedilerThey saidEy babamızO our fatherbağışlanmasını dileAsk forgivenessbizimfor usgünahlarımızın(of) our sinsgerçekten bizIndeed, wegünah işledikhave beengünahkârlarsinners
🇹🇷 12:97 Dediler ki: "Ey babamız, bizim için Allah'a istiğfar eyle. Biz gerçekten büyük günah işlemiştik."
dediHe said(şimdi)Soonmağfiret dileyeceğimI will ask forgivenesssizin içinfor youRabbimden(from) my Lordşüphesiz OIndeed, HeOHebağışlayandır(is) the Oft-Forgivingesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 12:98 Dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz o çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
nihayet;Then whenvardıklarındathey enteredyanınauponYusuf'unYusufçekip kucakladıhe tookkendineto himselfana-babasınıhis parentsve dediand saidgirinEnterMısır'aEgyptdileğiyleifAllah dilerAllah willsAllah'ınAllah willsgüven içindesafe
🇹🇷 12:99 Ne zaman ki, onlar Yusuf'un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı ve "Buyurun Allah'ın dilemesiyle güven içinde Mısır'a girin" dedi.
ve çıkardıAnd he raisedana-babasınıhis parentsüstüneupontahtınthe throneve hepsi kapandılarand they fell downonun içinto himsecdeyeprostrateve dediAnd he saidey babacığımO my fatherişte buThisyorumudur(is the) interpretationrü'yanın(of) my dreamönceki(of) beforeöncekilerin(of) beforemuhakkakVerilyonu yaptıhas made itRabbimmy Lordgerçektrueve gerçektenAnd indeediyilik ettiHe was goodbanato mezirawhenbeni çıkardıHe took me outzindandanofzindanthe prisonve getirdiand broughtsizi deyouçöldenfromçöl hayatıthe bedouin lifesonraaftersonraafterfitne soktuktan[that]ara bozardıhad caused discordşeytanthe Shaitaanaramızabetween meve arasınaand betweenkardeşlerimmy brothersgerçektenIndeedRabbimmy Lordçok ince düzenler(is) Most Subtleşeyito whatdilediğiHe willsşüphesiz OIndeed, HeOHebilendir(is) the All-Knowerher şeyi yerli yerince yapandırthe All-Wise
🇹🇷 12:100 Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: "İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lutfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."
RabbimMy Lordgerçektenindeedbana verdinyou have given memülkofhükümranlıkthe sovereigntyve bana öğrettinand taught meyorumunuofyorumthe interpretationdüşlerinof the eventsyaratıcısıCreatorgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthsensinYoubenim velim(are) my Protectordünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereafterbeni öldürCause me to diemüslüman olarak(as) a Muslimve beni katand join meiyilerewith the righteous
🇹🇷 12:101 "Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" {*} Hasılı, ne zamanki, Yusuf'a vardılar, yani Yusuf'un daha önce kardeşlerine tenbih edip istediği gibi, başta babaları olmak üzere bütün aile bireyleri topluca Mısır'a gelip Yusuf'un yanına vardılar. Rivayet olunur ki, Yusuf ve Melik, yanlarında dört bin asker, birtakım devlet adamları ve Mısır halkından çok sayıda insan, gelen kafileyi karşılamaya çıkmışlardı. Yakub Aleyhisselam, oğlu Yahuda'ya dayanarak yürüyordu, karşıdan gelen kafileye ve atlılara bakıp, "Ey Yahuda, şu karşıdaki adam Mısır'ın Firavun'u mu?" diye sordu. O da "Hayır, Firavun değil, oğlun" dedi. Yaklaştıkları zaman Yusuf'dan önce Yakup selam verdi ve "Selam sana ey hüzünleri gideren" dedi{*}ilh.
buThathaberlerindendir(is) fromhaberthe newsgayb(of) the unseenvahyettiğimizwhich We revealsanato youdeğildinAnd notsenyou wereonların yanındawith themzamanwhentoplandıklarıthey put togetheryapacakları işleri içintheir planve onlarwhile theytuzak kurarlarken(were) plotting
🇹🇷 12:102 İşte bu, sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir (oyun) yaparlarken sen yanlarında değildin.
ve değildirAnd notçoğumostinsanların(of) the mankindamaeven thoughne kadar istesen deyou desireinanacak(will be) believers
🇹🇷 12:103 Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.
sen istemiyorsunAnd notonlara sorarsınyou ask thembuna karşılıkfor itbiranyücretrewardONoto mu(is) itsadecebutbir öğüttüra reminderbütün alemler içinto the worlds
🇹🇷 12:104 Buna karşılık onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. O Kur'ân, âlemlere ancak bir öğüttür.
nice var kiAnd how manyayet(ler)ofbir ayeta Signgöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthuğrarlar dathey passyanlarınaover itve onlarwhile theyondan(are) from themyüzlerini çevirirlerthe ones who turn away
🇹🇷 12:105 Bununla beraber göklerde ve yerde ne kadar âyet var ki, onunla yüz yüze gelirler de yine de yüz çevirip geçerler.
veAnd notinanmazlarbelieveonların çoğumost of themAllah'ain Allahdışındaexceptonlarwhile theyortak koşmalarıassociate partners with Him
🇹🇷 12:106 Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar).
onlar emin midirler?Do they then feel securekendilerine gelmeyeceğinden(against) thatonlara gelircomes to themsargın bir belanınan overwhelmingazabından[of]azappunishmentAlah'ın(of) Allahveyaorkendilerine gelmeyeceğindencomes to themO sa'atinthe Houransızınsuddenlyve onlarwhile theyhiç(do) notfarkında değillerkenperceive
🇹🇷 12:107 Yoksa bunlar Allah'ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın başlarına kıyametin kopuvermesinden güven içinde midirler?
de kiSayişte budurThisbenim yolum(is) my wayda'vet ederimI inviteAllah'atoAllahAllahbasiretlewithbasiretinsightbenIve kimselerand whoeverbana uyan(lar)follows meve şanı yücedirAnd Glory beAllah'ın(to) Allahve değilimand notbenI amortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 12:108 De ki: İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar (işte böyleyiz). Ben Allah'ı tesbih ederim ve ben müşriklerden değilim.
göndermedikAnd notgönderdikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youbaşkabuterkeklerdenmenvahyettiğimizWe revealedkendilerineto themhalkındanfrom (among)insanlar(the) peoplekentler(of) the townshipshiç gezmediler mi?So have notgezdilerthey traveledyeryüzündeinyeryüzüthe earthgörsünlerand seennasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) those whokendilerinden önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themve yurduAnd surely the homeahiret(of) the Hereafterdaha iyidir(is) bestkorunanlar içinfor those whoAllah'tan korkunfear Allahaklınızı kullanmıyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 12:109 Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de o memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya!... Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?
hattaUntilne zaman kiwhenumutlarını kestilergave up hopeelçilerthe Messengersve sandılarand thoughtkendilerininthat theygerçektencertainlyyalanlandıklarınıwere deniedonlara geldithen came to themyardımımızOur helpve kurtarıldıand was savedkimselerwhomdilediğimizWe willedaslaAnd notgeri çevrilmez(can) be repelledazabımızOur punishmenttopluluğundanfrominsanlarthe peoplesuçlular(who are) criminals
🇹🇷 12:110 Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.
elbetteVerilyvardır(there) isiçindeinonların hikayelerindetheir storiesibreta lessonsahipleri içinfor menakıl(of) understanding(bu) değildirNotodur(it) isbir söza narrationuydurulacakinventedancakbutdoğrulanmasıdıra confirmationkimsenin(of that) whichkendinden öncekinin(was) before itondan önceki(was) before itve açıklamasıdırand a detailed explanationher(of) allşeyinthingsve bir hidayettirand a guidanceve rahmettirand mercytoplumlar içinfor a peopleinananwho believe
🇹🇷 12:111 Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.