☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
zamanThen whengeldiği[that]vardıarrivedmüjdecithe bearer of glad tidingskoyuncahe cast itüzerineoveryüzühis facederhalthen returned (his) sightgörür olduthen returned (his) sightdedi kiHe saiddemedim mi?Did notderimI saysizeto youelbett benindeed, Ibilirim[I] knowAllahtanfromAllahAllahşeyleriwhatsizin bilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 12:96 Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakub'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. "Ben size demedim mi, ben Allah'dan sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
dedilerThey saidEy babamızO our fatherbağışlanmasını dileAsk forgivenessbizimfor usgünahlarımızın(of) our sinsgerçekten bizIndeed, wegünah işledikhave beengünahkârlarsinners
🇹🇷 12:97 Dediler ki: "Ey babamız, bizim için Allah'a istiğfar eyle. Biz gerçekten büyük günah işlemiştik."
dediHe said(şimdi)Soonmağfiret dileyeceğimI will ask forgivenesssizin içinfor youRabbimden(from) my Lordşüphesiz OIndeed, HeOHebağışlayandır(is) the Oft-Forgivingesirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 12:98 Dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz o çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
nihayet;Then whenvardıklarındathey enteredyanınauponYusuf'unYusufçekip kucakladıhe tookkendineto himselfana-babasınıhis parentsve dediand saidgirinEnterMısır'aEgyptdileğiyleifAllah dilerAllah willsAllah'ınAllah willsgüven içindesafe
🇹🇷 12:99 Ne zaman ki, onlar Yusuf'un yanına vardılar, işte o zaman Yusuf anasını ve babasını kucakladı, yanına aldı ve "Buyurun Allah'ın dilemesiyle güven içinde Mısır'a girin" dedi.
ve çıkardıAnd he raisedana-babasınıhis parentsüstüneupontahtınthe throneve hepsi kapandılarand they fell downonun içinto himsecdeyeprostrateve dediAnd he saidey babacığımO my fatherişte buThisyorumudur(is the) interpretationrü'yanın(of) my dreamönceki(of) beforeöncekilerin(of) beforemuhakkakVerilyonu yaptıhas made itRabbimmy Lordgerçektrueve gerçektenAnd indeediyilik ettiHe was goodbanato mezirawhenbeni çıkardıHe took me outzindandanofzindanthe prisonve getirdiand broughtsizi deyouçöldenfromçöl hayatıthe bedouin lifesonraaftersonraafterfitne soktuktan[that]ara bozardıhad caused discordşeytanthe Shaitaanaramızabetween meve arasınaand betweenkardeşlerimmy brothersgerçektenIndeedRabbimmy Lordçok ince düzenler(is) Most Subtleşeyito whatdilediğiHe willsşüphesiz OIndeed, HeOHebilendir(is) the All-Knowerher şeyi yerli yerince yapandırthe All-Wise
🇹🇷 12:100 Anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine oturttu ve hepsi birden Yusuf için secdeye kapandılar. Bunun üzerine Yusuf dedi ki: "İşte bu durum, o rüyamın çıkmasıdır. Gerçekten Rabbim onu hak rüya kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Doğrusu Rabbim dilediğine lutfunu ihsan eder. Şüphesiz O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."
RabbimMy Lordgerçektenindeedbana verdinyou have given memülkofhükümranlıkthe sovereigntyve bana öğrettinand taught meyorumunuofyorumthe interpretationdüşlerinof the eventsyaratıcısıCreatorgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthsensinYoubenim velim(are) my Protectordünyadaindünyathe worldve ahiretteand the Hereafterbeni öldürCause me to diemüslüman olarak(as) a Muslimve beni katand join meiyilerewith the righteous
🇹🇷 12:101 "Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" {*} Hasılı, ne zamanki, Yusuf'a vardılar, yani Yusuf'un daha önce kardeşlerine tenbih edip istediği gibi, başta babaları olmak üzere bütün aile bireyleri topluca Mısır'a gelip Yusuf'un yanına vardılar. Rivayet olunur ki, Yusuf ve Melik, yanlarında dört bin asker, birtakım devlet adamları ve Mısır halkından çok sayıda insan, gelen kafileyi karşılamaya çıkmışlardı. Yakub Aleyhisselam, oğlu Yahuda'ya dayanarak yürüyordu, karşıdan gelen kafileye ve atlılara bakıp, "Ey Yahuda, şu karşıdaki adam Mısır'ın Firavun'u mu?" diye sordu. O da "Hayır, Firavun değil, oğlun" dedi. Yaklaştıkları zaman Yusuf'dan önce Yakup selam verdi ve "Selam sana ey hüzünleri gideren" dedi{*}ilh.
buThathaberlerindendir(is) fromhaberthe newsgayb(of) the unseenvahyettiğimizwhich We revealsanato youdeğildinAnd notsenyou wereonların yanındawith themzamanwhentoplandıklarıthey put togetheryapacakları işleri içintheir planve onlarwhile theytuzak kurarlarken(were) plotting
🇹🇷 12:102 İşte bu, sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir (oyun) yaparlarken sen yanlarında değildin.
ve değildirAnd notçoğumostinsanların(of) the mankindamaeven thoughne kadar istesen deyou desireinanacak(will be) believers
🇹🇷 12:103 Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.