سُورَةُ الطورمَكِّيَّة ۝ ٤٩ آيَة

52. Tûr Suresi (The Mount) · 49 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الطورمَكِّيَّة ۝ ٤٩ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

andolsun Tur'aBy the Mount
🇹🇷 52:1 Andolsun Tûr'a,
ve KitabaAnd by (the) Booksatır satır yazılmışwritten
🇹🇷 52:2 Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
ince deri üzerineInkâğıtparchmentyayılmışunrolled
🇹🇷 52:3 Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
ve eve (Ka'be'ye)By the Housebakımlıfrequented
🇹🇷 52:4 Ma'mur eve,
ve tavana (göğe)By the roofyükseltilmişraised high
🇹🇷 52:5 Yükseltilmiş tavana,
ve denizeBy the seakaynatılmışfilled
🇹🇷 52:6 Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
mutlakaIndeedazabı(the) punishmentRabbinin(of) your Lordvukubulacaktır(will) surely occur
🇹🇷 52:7 Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
yokturNotonafor ithiçbir şeyanyengel olacakpreventer
🇹🇷 52:8 Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
(o) gün(On the) Dayçalkanır;will shakegökthe heavenbir çalkalanış(with violent) shake
🇹🇷 52:9 O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
yürürAnd will move awaydağlarthe mountainsbir yürüyüş(with an awful) movement
🇹🇷 52:10 Dağlar da bir yürüyüş yürür.
vay halineThen woeo günthat Dayyalanlayanlarınto the deniers
🇹🇷 52:11 Vay haline o gün yalanlayanların!
Onlar kiWhoiçinde[they]içindeinbatıl şeyler(vain) discourseoynayıp dururlarare playing
🇹🇷 52:12 Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
o gün(The) Daykakılırlarthey will be thrustateşine(in)toateş(the) Firecehennem(of) Hellsürüklenerek(with) a thrust
🇹🇷 52:13 O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
işte budurThisateş(is) the Fireolduğunuzwhichidinizyou used toonu[of it]yalanlamışdeny
🇹🇷 52:14 (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
büyü müymüş?Then is this magicbuThen is this magicyoksaorsiz (mi?)yougörmüyormuşsunuz(do) notgörürlersee
🇹🇷 52:15 "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
girin onaBurn in itve sabredinthen be patientveyahutorsabretmeyin(do) notsabredinbe patientbirdir(it is) samesizin içinfor youancakOnlycezalandırılacaksınızyou are being recompensedgöre(for) whatolduklarınızayou used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 52:16 Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
şüphesizIndeedkorunanlarthe righteousiçindedirler(will be) incennetlerGardensve ni'metlerand pleasure
🇹🇷 52:17 Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
sefa sürerlerEnjoyingşeylerlein whatkendilerine verdiklerihas given themRablerinintheir Lordve onları korumuşturand protected themRableritheir Lordazabından(from the) punishmentcehennem(of) Hellfire
🇹🇷 52:18 Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
yeyinEatve içinand drinkafiyetle(in) satisfactionkarşılıkfor whatolduklarınızayou used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 52:19 (Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
yaslanarakRecliningüzerineonkoltuklarthronessıra sıra dizilmişlined uponları evlendirmişizdirand We will marry themhurilerleto fair onesiri gözlü(with) large eyes
🇹🇷 52:20 Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
ve kimselerAnd those whoinanan(lar)believedve kendilerine uyanlarand followed themzürriyetleri detheir offspringimandain faithkattıkWe will joinkendilerinewith themzürriyetlerinitheir offspringveand noteksiltmedikWe will deprive themkendi amellerindenofamelleritheir deedshiçbir(in) anyşeythingherEverykişipersonşeyefor whatkendi kazandığıhe earnedbağlıdır(is) pledged
🇹🇷 52:21 İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
ve onlara bol bol verdikAnd We will provide themmeyvadanwith fruitve ettenand meatcanlarının istediğifrom whatisterlerthey desire
🇹🇷 52:22 Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
kapışırlarThey will pass to one anotheroradathereinbir kadeha cupyokturnosaçmalamaill speechiçindethereinve yokturand nogünaha sokmasin
🇹🇷 52:23 Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
çevrelerinde dolaşırAnd will circulateonlarınamong themcivanlarboyskendilerine mahsusfor themgibias if they (were)incipearlssaklanmışwell-protected
🇹🇷 52:24 Kendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler.
ve dönmüş(ler)And will approachbirkısmısome of themdiğerinetobaşkalarıotherssoruyorlarinquiring
🇹🇷 52:25 Birbirlerine yönelip soruyorlar.
dedilerThey will sayelbette bizIndeed, weidik[we] weredaha öncebeforeiçindeamongailemizour familieskorku içindefearful
🇹🇷 52:26 Ve diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık".
lutfettiBut Allah conferred favorAllahBut Allah conferred favorbizeupon usve bizi koruduand protected usazabdan(from the) punishmenthücrelere işleyen(of) the Scorching Fire
🇹🇷 52:27 "Allah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu."
elbette bizIndeed, weidik[we] used tobundan öncebeforeöncebeforeyalnız O'na yalvarırcall Himçünkü OIndeed, HeO'dur[He]iyilik eden(is) the Most Kindesirgeyenthe Most Merciful
🇹🇷 52:28 "Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur."
sen hatırlatTherefore reminddeğilsinfor notsenyouni'meti sayesinde(are) by (the) graceRabbinin(of) your Lordkahina soothsayerve değilsinand notmecnuna madman
🇹🇷 52:29 (Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn.
yoksaOrdiyorlar (mı?)(do) they saybir şa'irdirA poetgözetliyoruzwe waitonunfor himfelaketlerine çarpılmasınıa misfortune of timezamanına misfortune of time
🇹🇷 52:30 Yoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar?
de kiSaygözetleyinWaitelbette ben defor indeed I amsizinle beraberwith yougözetleyenlerdenimamongbekleyenlerthose who wait
🇹🇷 52:31 De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
yoksaOremrediyorcommand themakılları (mı?)their mindsbunuthisyoksaoronlartheybir topluluk (mudur?)(are) a peopleazgıntransgressing
🇹🇷 52:32 Onların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
yoksaOrdiyorlar(do) they sayonu uydurdu (mu?)He has made it uphayırNayonlar inanmıyorlarnotiman ederlerthey believe
🇹🇷 52:33 Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar.
haydi getirsinlerThen let them bringbir söza statementonun gibilike iteğerifiselerthey aredoğru(lardan)truthful
🇹🇷 52:34 Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler.
yoksaOryaratıldılarthey were createdhiçbirofolmadan (mı?)nothingşeynothingyoksaorkendileri (midir?)(are) theyyaratanlarthe creators
🇹🇷 52:35 Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?
yoksaOryarattılar(did) they creategökleri (mi?)the heavensve yeriand the earthhayırNayonlar düşünüp inanmazlarnotkesin inanırlarthey are certain
🇹🇷 52:36 Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar.
yoksaOronların yanında (mıdır?)with themhazineleri(are the) treasuresRabbinin(of) your Lordyahutorkendileri (midir?)(are) theyhakim olanthe controllers
🇹🇷 52:37 Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?
yoksaOronların (var mıdır?)for thembir merdivenleri(is) a stairwaydinleyeceklerithey listenoradatherewithöyleyse getirsinThen let bringdinleyenleritheir listenerbir delilan authorityaçıkclear
🇹🇷 52:38 Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
yoksaOrO'nun (mudur?)for Himkızlar(are) daughtersve sizin (midir?)while for youoğullar(are) sons
🇹🇷 52:39 Demek kızlar O'na, oğullar size öyle mi?
yoksaOronlardan istiyorsun (da)(do) you ask from thembir ücreta paymentve onlarso theybir borçfrombir borça debtyükü altında (mıdır?)(are) overburdened
🇹🇷 52:40 Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
yoksaOronların yanında (mıdır?)with themgayb(is) the unseenkendileri (mi?)so theyyazıyorlarwrite (it) down
🇹🇷 52:41 Yoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?
yoksaOristiyorlar(do) they intendbir tuzak kurmak (mı?)a plotoysa (asıl)But those whoinkar edenlerdisbelieveonlardırthemselvestuzağa düşecek olanlar(are in) the plot
🇹🇷 52:42 Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.
yoksaOronların (var mı?)for thembir tanrısıa godbaşkaother thanAllah'tanAllahşanı yücedirGlory beAllah'ın(to) Allahşeylerdenfrom whatonların ortak koştuklarıthey associate (with Him)
🇹🇷 52:43 Yoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
ve eğerAnd ifgörselerthey were to seebir parçanına portiongöktenfromgökthe skydüştüğünüfallingderlerthey will saybulutlardırCloudsüst üste yığılmışheaped up
🇹🇷 52:44 Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler.
bırak onlarıSo leave themkadaruntilkavuşuncayathey meetgünlerinetheir Dayoradawhichondain itkorkudan bayılacaklarıthey will faint
🇹🇷 52:45 Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak.
(o) gün(The) Daysağlamaznotfayda verirwill availkendilerineto themtuzaklarıtheir plottinghiçbir (yarar)(in) anythingve değildirand notonlaratheyyardım edilecekwill be helped
🇹🇷 52:46 O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.
ve şüphesizAnd indeedvardırfor those whozulmedenleredo wrongbir azab(is) a punishmentbaşkabeforebundanthatfakatbutçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 52:47 Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.
o halde sabretSo be patienthükmünefor (the) CommandRabbinin(of) your Lordçünkü senfor indeed, yougözlerimizin önündesin(are) in Our Eyesve tesbih etAnd glorifyövgü ile(the) praiseRabbini(of) your Lordzamanwhenkalktığınyou arise
🇹🇷 52:48 Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
bir kısmındaAnd ofgeceninthe nightO'nu tesbih etglorify Himve ardındanand afteryıldızlarınthe stars
🇹🇷 52:49 Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et