işte böyleLikewisegelmedinotgeldicameonlara ki(to) thoseonlardan öncebefore themonlardan öncebefore themhiçbiranyelçiMessengermutlakabutdedilerthey saidbüyücüdürA magicianveyaorcinlenmiştira madman
🇹🇷 51:52 Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler.
tavsiye mi ettiler?Have they transmitted it to thembunuHave they transmitted it to themdoğrusuNayonlartheybir topluluktur(are) a peopleazgıntransgressing
🇹🇷 51:53 Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır onlar azgın bir kavimdir.
yüz çevirSo turn awayonlardanfrom themdeğilsinfor notsenyoukınanacak(are) to be blamed
🇹🇷 51:54 Ey Muhammed! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.
ama yine de hatırlatAnd remindçünküfor indeedhatırlatmakthe reminderyararlıdırbenefitsinananlarathe believers
🇹🇷 51:55 Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü, hatırlatmak müminlere fayda verir.
veAnd notben yaratmadımI have createdcinlerithe jinnve insanlarıand the mankinddışındaexceptbana kulluk etmelerithat they worship Me
🇹🇷 51:56 Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.
ben istemiyorumNotisterimI wantonlardanfrom themhiçbiranyrızıkprovisionveand notistemiyorumI wantbeni beslemelerinithatBeni doyurmalarıthey (should) feed Me
🇹🇷 51:57 Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.
şüphesizIndeedAllah'tırAllahOHerızık veren(is) the All-ProvidersahibiPossessorkuvvet(of) Powersağlamthe Strong
🇹🇷 51:58 Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah'tır.
muhakkakSo indeedvardırfor those whozulmedenlerindo wrongbir (azab) payı(is) a portiongibilikepayı(the) portionarkadaşlarının(of) their companionso haldeso let them not ask Me to hastenacele etmesinlerso let them not ask Me to hasten
🇹🇷 51:59 Şüphsiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azab payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler.
vay halineThen woekafirlerinto those whoinkâr ederlerdisbelievedolayıfromgünlerindentheir Dayuyarıldıklarıwhichvaat olunurlarthey are promised
🇹🇷 51:60 Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakaları azabdan dolayı vay inkâr edenlerin haline!.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
andolsun Tur'aBy the Mount
🇹🇷 52:1 Andolsun Tûr'a,
ve KitabaAnd by (the) Booksatır satır yazılmışwritten
🇹🇷 52:2 Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
ince deri üzerineInkâğıtparchmentyayılmışunrolled
🇹🇷 52:3 Yayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba,
ve eve (Ka'be'ye)By the Housebakımlıfrequented
🇹🇷 52:4 Ma'mur eve,
ve tavana (göğe)By the roofyükseltilmişraised high
🇹🇷 52:5 Yükseltilmiş tavana,
ve denizeBy the seakaynatılmışfilled
🇹🇷 52:6 Kaynatılmış denize, (andolsun ki)
mutlakaIndeedazabı(the) punishmentRabbinin(of) your Lordvukubulacaktır(will) surely occur
🇹🇷 52:7 Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
yokturNotonafor ithiçbir şeyanyengel olacakpreventer
🇹🇷 52:8 Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.
(o) gün(On the) Dayçalkanır;will shakegökthe heavenbir çalkalanış(with violent) shake
🇹🇷 52:9 O gün gök, bir çalkanış çalkalanır
yürürAnd will move awaydağlarthe mountainsbir yürüyüş(with an awful) movement
🇹🇷 52:10 Dağlar da bir yürüyüş yürür.
vay halineThen woeo günthat Dayyalanlayanlarınto the deniers
🇹🇷 52:11 Vay haline o gün yalanlayanların!
Onlar kiWhoiçinde[they]içindeinbatıl şeyler(vain) discourseoynayıp dururlarare playing
🇹🇷 52:12 Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar.
o gün(The) Daykakılırlarthey will be thrustateşine(in)toateş(the) Firecehennem(of) Hellsürüklenerek(with) a thrust
🇹🇷 52:13 O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.
işte budurThisateş(is) the Fireolduğunuzwhichidinizyou used toonu[of it]yalanlamışdeny
🇹🇷 52:14 (Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
Mahmoud Khalil Al-Husary