سُورَةُ صمَكِّيَّة ۝ ٨٨ آيَة

38. Sâd Suresi (The Letter "Saad") · 88 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ صمَكِّيَّة ۝ ٨٨ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

SâdSaadKur'an'a andolsunBy the Quransahibifull (of) reminderşan şeref'full (of) reminder
🇹🇷 38:1 Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak!
doğrusuNaykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveiçindedirler(are) inbir gururself-gloryve ayrılıkand opposition
🇹🇷 38:2 O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
nicesiniHow manyhelak ettikWe destroyedonlardan öncekibefore themonlardan öncebefore themnesillerdenofbir nesila generationferyad ettilerthen they called outfakat geçmiştiwhen there (was) no longerzamanıtimekurtuluş(for) escape
🇹🇷 38:3 Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi.
ve hayret ettilerAnd they wonderonlara gelmesinethatonlara geldihas come to thembir uyarıcı (peygamber)a warnerkendilerindenfrom themselvesve dedi(ler) kiAnd saidkafirlerthe disbelieversbuThisbir sihirbazdır(is) a magicianyalancıa liar
🇹🇷 38:4 İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler.
yaptı mı?Has he madetanrılarıthe godstanrı(into) one godbir tek(into) one godşüphesizIndeedbuthisbir şeydir(is) certainly a thingtuhafcurious
🇹🇷 38:5 "İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!"
ve fırladıAnd went forthbir grupthe chiefsonlardanamong themyürüyünthatdevam edinContinueve bağlı kalınand be patienttanrılarınızaoverilahlarınızyour godsçünküIndeedbuthisbir şeydir(is) certainly a thingarzu edilenintended
🇹🇷 38:6 İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad!"
biz işitmedikNotişittikwe heardbunuof thisdindeindinthe religionötekithe lastdeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeybutuydurma(dan)a fabrication
🇹🇷 38:7 "Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır."
indirildi mi?Has been revealedonato himZikrthe Messagearamızdanfromaramızdanamong usdoğrusuNayonlarTheyiçindedirler(are) inşüphedoubtbenim Zikr'imdenaboutmesajımMy MessagehayırNayonlar henüz tadmadılarnot yettattılarthey have tastedazabımıMy punishment
🇹🇷 38:8 "Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
yoksaOronların yanında (mı?)have theyhazineleri(the) treasuresrahmet(of the) MercyRabbinin(of) your Lorddaima üstün olanthe All-Mightyçok lutufta bulunanthe Bestower
🇹🇷 38:9 Yoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
yoksaOronların (mı?)for themmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve bulunanlarınand whateverikisi arasında(is) between themöyleyse yükselsinlerThen let them ascendiçindebysebepler (vasıtalar)the means
🇹🇷 38:10 Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!
bir ordudurSoldiers şuradathereoradatherebozguna uğratılacak(they will be) defeatedderme çatmaamongtopluluklarthe companies
🇹🇷 38:11 Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur.
yalanlamıştıDeniedonlardan öncebefore themkavmi(the) peopleNuh(of) Nuhve Ad (kavmi)and Aadve Fir'avnand Firaunsahibi(the) ownerkazıklar(of) the stakes
🇹🇷 38:12 Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı.
Semud (kavmi)And Thamudve kavmiand (the) peopleLut(of) Lutve halkıand (the) companionsEyke(of) the woodişte onlarThosekabilelerdi(were) the companies
🇹🇷 38:13 Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır.
hepsi deNothepsiall (of them)ancakbutyalanladılardeniedelçilerithe Messengersve hak ettilerso (was) justbenim cezamıMy penalty
🇹🇷 38:14 Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu.
veAnd notbeklemiyorlarawaitbunlarthesebaşka bir şeybutna'raa shoutbir tekoneolmayannotonafor itgeri dönmesianyertelerizdelay
🇹🇷 38:15 Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur.
ve dediler kiAnd they sayRabbimizOur Lordhemen verHastenbizefor usbizim (azab) payımızıour shareöncebeforegününden(the) Dayhesap(of) the Account
🇹🇷 38:16 Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler.
sabretBe patientşeylereovernewhatonların dediklerithey sayve anand rememberkulumuzOur slaveDavud'uDawoodsahibithe possessor of strengthgüçthe possessor of strengthçünkü oIndeed, he (was)(bize) çok başvururdurepeatedly turning
🇹🇷 38:17 Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.
elbette bizIndeed, Weboyun eğdirmiştiksubjecteddağlarıthe mountainsonunla beraberwith himtesbih ederlerdiglorifyingakşamin the eveningve sabahand [the] sunrise
🇹🇷 38:18 Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.
ve kuşlarAnd the birdstoplanıp gelenassembledhepsiallonawith himkatılırdırepeatedly turning
🇹🇷 38:19 Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
güçlendirmiştikAnd We strengthenedonun mülkünühis kingdomve kendisine vermiştikand We gave himhikmet[the] wisdomve ayırd ediciand decisivekonuşmaspeech
🇹🇷 38:20 Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
sana geldimi?And has (there)sana gelircome to youhaberi(the) newsdavacıların(of) the litigantshaniwhentırmanmışlardıthey climbed over the wallmabed(in duvarına)(of) the chamber
🇹🇷 38:21 Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
haniWhengirmişlerdithey enteredyanınauponDavud'unDawoodve korkmuştuand he was afraidonlardanof themdedilerthey saidkorkma(Do) notkorkarlarfearbiz iki davacıyız(We are) two litigantssaldırdıhas wrongedbirimizone of ushakkınatoötekininanotherşimdi sen hükmetso judgearamızdabetween ushak ilein truthveand (do) nothaksızlık etmebe unjustbizi götürand guide usortasına (adalete)tobir çiftan evenyolun[the] path
🇹🇷 38:22 Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar.
doğrusuIndeedbuthiskardeşimin(is) my brothervardırhe has(doksan) dokuzninety-ninedoksan (dokuz)ninety-ninekoyunuewe(s)benim ise vardırwhile I havekoyunumewebir tekonefakat (kardeşim) dediso he saidonu da bana verEntrust her to meve bana ağır bastıand he overpowered mekonuşmadainsöz[the] speech
🇹🇷 38:23 Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı.
(Davud) dedi kiHe saidandolsunCertainlysana zulmetmiştirhe has wronged youistemekleby demandingsenin koyununuyour ewekendi koyunlarınatokoyunlarıhis ewesve zatenAnd indeedçoğumanykarıştıran(ortak)larınofortaklarthe partnerszulmederlercertainly oppressbirisome of themüzerine[on]diğerianotheryalnız bunun dışındadırexceptkimselerthose whoinanan(lar)believeve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsve azdırand fewne kadar(are) theyonlar(are) theyve sandıAnd became certainDavudDawoodkendisini denediğimizithatonu imtihan ettikWe (had) tried himmağfiret dilediand he asked forgivenessRabbinden(of) his Lordve kapandıand fell downeğilerek (secdeye)bowingve (bize) döndüand turned in repentance
🇹🇷 38:24 Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
biz de affettikSo We forgaveondanfor himbunuthatve şüphesizAnd indeedonun vardırfor himyanımızdawith Usbir yakınlığısurely is a near accessve güzeland a goodbir geleceğiplace of return
🇹🇷 38:25 Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.
ey DavudO Dawoodelbette bizIndeed, Weseni yaptık[We] have made youhükümdara vicegerentyeryüzündeinyeryüzüthe eartho halde hükmetso judgearasındabetweeninsanlar[the] menadaletlein truthveand (do) notuymafollowkeyf(in)ethe desiresonra seni saptırırfor it will lead you astrayyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) AllahşüphesizIndeedkimselerethose whosapan(lara)go astrayyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahonlara vardırfor thembir azab(is) a punishmentçetinseveredolayıbecauseunuttuklarındanthey forgotgününü(the) Dayhesap(of) Account
🇹🇷 38:26 Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır.
veAnd notyaratmadıkWe createdgöğüthe heavenve yeriand the earthve ne deand whateverikisi arasındakileri(is) between themboş yerewithout purposebuThatzannıdır(is the) assumptionkimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievevay hallerine;So woekimselerinto thoseinkar eden(lerin)who disbelieveateşten dolayıfromateşthe Fire
🇹🇷 38:27 Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline!
yoksaOrtutacağızshould We treatkimselerithose whoinanan(ları)believeve yapanlarıand doiyi işlerrighteous deedsbozgunculuk yapanlar gibi (mi?)like those who spread corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthyoksaOrtutacağızshould We treatmuttakilerithe piousyoldan çıkanlar gibi (mi?)like the wicked
🇹🇷 38:28 Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız?
Kitab (ki)(This is) a Bookonu indirdikWe have revealed itsanato youmübarekblesseddüşünsünler diyethat they may ponderayetlerini(over) its Versesve öğüt alsınlar diyeand may be remindedsahiplerithose of understandingsağduyuthose of understanding
🇹🇷 38:29 Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.
ve biz armağan ettikAnd We gaveDavud'ato DawoodSüleyman'ıSulaimanne güzelan excellentkulduslaveşüphesiz oIndeed, he(Allah'a) yönelirdi(was) one who repeatedly turned
🇹🇷 38:30 Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi.
haniWhengösterilmiştiwere displayedkendisineto himakşam üstüin the afternoonsafin (görkemli)excellent bred steeds(saf kan Arap) atlarıexcellent bred steeds
🇹🇷 38:31 Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
dediAnd he saidmuhakkak benIndeed, Itercih ettim[I] preferredsevgisini(the) lovemal(of) the goodanmaktan (ötürü)overzikir(the) remembranceRabbimi(of) my LordnihayetUntil(atlar) gizlendithey were hiddenperde ilein the veil
🇹🇷 38:32 "Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi.
getirin onlarıReturn thembanato mesonra başladıThen he beganokşamağa(to) pass (his hand)bacaklarınıover the legsve boyunlarınıand the necks
🇹🇷 38:33 "Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı.
ve andolsunAnd certainlydenedikWe triedSüleyman'ıSulaimanve bıraktıkand We placedüstüneontahtınınhis thronebir ceseta bodysonrathen(bize) yöneldihe turned
🇹🇷 38:34 Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.
dediHe saidRabbimO my LordaffetForgivebenimeve verand grantbanamebir mülk (hükümdarlık)a kingdomnasib olmayannotaittir(will) belonghiç kimseyeto anyonebenden sonraafter mebenden sonraafter meçünkü sensinIndeed, Yousen[You]çok lutfeden(are) the Bestower
🇹🇷 38:35 Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi.
biz boyun eğdirdikThen We subjectedonato himrüzgarıthe windeserdito flowonun buyruğuylaby his commandtatlı tatlıgentlyyerewhereveristediğihe directed
🇹🇷 38:36 Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.
ve şeytanlarıAnd the devilshereverybina ustasınıbuilderve dalgıcıand diver
🇹🇷 38:37 Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
ve başka (şeytan)larıAnd othersbirbirine bağlanmışboundzincirlerleinzincirlerchains
🇹🇷 38:38 Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).
buThisbizim ihsanımızdır(is) Our giftartık dilediğine verso grantveyaorvermewithholdyokturwithouthesabıaccount
🇹🇷 38:39 "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik.
ve şüphesizAnd indeedonun için vardırfor himbizim yanımızdawith Usbir yakınlıksurely is a near accessve güzeland a goodbir gelecekplace of return
🇹🇷 38:40 Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.
ve anAnd rememberkulumuzOur slaveEyyub'uAyyubhaniwhenseslenmiştihe calledRabbinehis LordbanaThat [I]dokundurdu(has) touched meşeytanShaitaanbir yorgunlukwith distressve azaband suffering
🇹🇷 38:41 Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu."
(yere) vurStrikeayağınıwith your foot(işte) buThisyıkanacak(is a spring of) water to batheserin (bir su)coolve içilecekand a drink
🇹🇷 38:42 (Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
ve armağan ettikAnd We grantedona[to] himailesinihis familyve bir eşiniand a like of themonlarla beraberwith thembir rahmet olaraka Mercybizdenfrom Usve bir ibret olarakand a Remindersahiplerinefor those of understandingsağduyufor those of understanding
🇹🇷 38:43 Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun.
ve alAnd takeelinein your handbir demet sapa bunchve vurand strikeonunlawith itve aslaand (do) notyeminini bozmabreak (your) oathgerçekten bizIndeed, Weonu bulmuştuk[We] found himsabreden (bir kul)patientne güzelan excellentkulduslaveo daimaIndeed, he(bize) başvururdurepeatedly turned
🇹🇷 38:44 (Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.
ve anAnd rememberkullarımızOur slavesİbrahim'iIbrahimve İshak'ıand Isaacve Ya'kub'uand Ayyubsahibipossessorskuvvet(of) strengthve basiretliand vision
🇹🇷 38:45 Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler.
elbette bizIndeed, Weonları ihlaslı (kul) yaptık[We] chose themsamimiyetlefor an exclusive (quality)düşüncesiyleremembranceahiret yurdu(of) the Home
🇹🇷 38:46 Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır.
ve onlarAnd indeed, theybizim yanımızdato Usseçkinlerdendir(are) fromseçilmişlerthe chosen oneshayırlılardandırthe best
🇹🇷 38:47 Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir.
ve anAnd rememberİsma'il'iIshmaelve Elyesa'ıand Elishave Zülkifil'iand Dhul-kiflve Zülkifil'iand Dhul-kiflhepsi deand alliyilerdendir(are) fromen güzelithe best
🇹🇷 38:48 İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.
buThisbir hatırlamadır(is) a Reminderve gerçektenAnd indeedkorunanlar için vardırfor the righteousgüzelsurely, is a goodbir gelecekplace of return
🇹🇷 38:49 İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır.
cennetleriGardensAdn(of) Eternityaçılmış(will be) openedkendilerinefor themkapılarıthe gates
🇹🇷 38:50 Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
(koltuklara) yaslanılarRecliningoradathereinisterlerthey will calloradathereinmeyvafor fruitbir çokmanyve içkiand drink
🇹🇷 38:51 İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
ve yanlarında (vardır)And with them(eşlerine) diken(will be) companions of modest gazebakışlarını(will be) companions of modest gazeyaşıt dilberlerwell-matched
🇹🇷 38:52 Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır.
işte budurThisşey(is) whatsize söz verilenyou are promisedgünü içinfor (the) Dayhesap(of) Account
🇹🇷 38:53 O hesap günü için size vaad edilen işte budur.
doğrusuIndeedbuthisbizim rızkımızın(is) surely Our provisionyokturnotonunfor ithiçanybitip tükenmesidepletion
🇹🇷 38:54 İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur.
bu böyledirThis (is so)ve fakat elbetteAnd indeedazgınlara vardırfor the transgressorsen kötüsurely (is) an evilbir gelecekplace of return
🇹🇷 38:55 Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.
cehennemHelloraya girerlerthey will burn thereinne kötüand wretched (is)bir döşektirthe resting place
🇹🇷 38:56 Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir.
işteThis (is so)onu tadsınlarThen let them taste itkaynarboiling fluidve kokuşmuşdurand purulence
🇹🇷 38:57 İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir.
ve daha başka (vardır)And otherona (azaba) benzeroftürüits typeçeşit çeşit(of various) kinds
🇹🇷 38:58 Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır.
işte şunlarThisguruptur(is) a company(cehenneme) girecekburstingsizinle beraber(in) with youyokturNomerhabawelcomeonlarafor themonlarIndeed, theygireceklerdir(will) burnateşe(in) the Fire
🇹🇷 38:59 İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
dediler kiThey sayhayırNayasıl sizeYou yokturnomerhabawelcomesizefor yousizYoubunu önümüze getirdinizbrought thisbizimupon usne kötüSo wretched (is)durakthe settlement
🇹🇷 38:60 (Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak!"
dedilerThey will sayRabbimizOur Lordkimwhoeverönümüze getirdiysebroughtbizimupon usbunuthisonun artırincrease for himazabınıa punishmentbir kat dahadoubleateştekiinateşthe Fire
🇹🇷 38:61 "Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler.
ve dedilerAnd they (will) sayne oldu ki?What (is)bizefor usgörmüyoruznotgörürüzwe seeadamlarımensaydığımızwe used toonları sayarsınızcount themkötülerdenamongkötülerthe bad ones
🇹🇷 38:62 Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz?"
hani onları edinirdikDid we take themalay konusu(in) ridiculeyoksaorkaydı (mı?)has turned awayonlardanfrom themgözler(imiz)the vision
🇹🇷 38:63 "Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı?"
mutlakaIndeedbuthatgerçektir(is) surely (the) truth tartışmasıdır(the) quarrelinghalkının(of the) peopleateş(of) the Fire
🇹🇷 38:64 Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
de kiSayancakOnlybenI ambir uyarıcıyıma warnerve yokturand nothiçbir(is there) anytanrıgodbaşkaexceptAllah'tanAllahtekthe Onekahredenthe Irresistible
🇹🇷 38:65 De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur."
RabbidirLordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve olanlarınand whateverikisi arasında(is) between themdaima üstündürthe All-Mightyçok bağışlayandırthe Oft-Forgiving
🇹🇷 38:66 "O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır."
de kiSayOIt (is)bir haberdira newsbüyükgreat
🇹🇷 38:67 De ki: "Bu, bir büyük haberdir."
sizYouondanfrom ityüz çeviriyorsunuzturn away
🇹🇷 38:68 "Siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
yoktuNotbenimisbenim içinfor mehiçbiranybilgi(m)knowledgetopluluk(of) the chiefsyücethe exaltedsıradawhentartıştıklarıthey were disputing
🇹🇷 38:69 "Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi?"
vahyedilmiyorNotindirildihas been revealedbanato medışındaexceptsadecethat onlyben (olduğum için)I ambir uyarıcıa warnerapaçıkclear
🇹🇷 38:70 "Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor."
haniWhendemişti kisaidRabbinyour Lordmeleklereto the Angelselbette benIndeed, I Amyaratacağımgoing to createbir insana human beingçamurdanfromçamurclay
🇹🇷 38:71 Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım."
zamanSo whenonu biçimlendirdiğimI have proportioned himve üflediğimand breathedonainto himruhumdanofruhumdanMy spiritderhal kapanınthen fall downonato himsecdeyeprostrating
🇹🇷 38:72 "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın."
secde ettilerSo prostratedmeleklerthe Angelshepsiall of themtüm olaraktogether
🇹🇷 38:73 Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
dışındaExceptİblisIbliso büyüklük tasladıhe was arrogantve olduand becamekafirlerdenofkâfirlerthe disbelievers
🇹🇷 38:74 Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
dedi kiHe saidey İblisO Iblisnedir?Whatseni alıkoyanprevented yousecde etmektenthatsecde edinyou (should) prostrateyarattığımato (one) whomyarattımI creatediki elimlewith My Handsbüyüklük mü tasladın?Are you arrogantyoksaor(mi) oldun?are youyücelerdenofyüce toplulukthe exalted ones
🇹🇷 38:75 Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi.
dediHe saidbenI amiyiyimbetterondanthan himbeni yarattınYou created meateştenfromateşfireonu ise yarattınand You created himçamurdanfromçamurclay
🇹🇷 38:76 İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
buyurdu kiHe saidhaydi çıkThen get outoradanof itşüphesiz senfor indeed, youkovuldun(are) accursed
🇹🇷 38:77 Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun."
ve şüphesizAnd indeedsenin üzerinedirupon youlanetim(is) My cursekadaruntilgününe(the) Dayceza(of) Judgment
🇹🇷 38:78 "Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu.
dediHe saidRabbimMy Lordöyleyse bana süre verThen give me respitekadaruntilgüne(the) Dayyeniden dirileceklerithey are resurrected
🇹🇷 38:79 İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi.
buyurduHe saidelbette senThen indeed, yousüre verilenlerdensin(are) ofsüre verilenlerthose given respite
🇹🇷 38:80 Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
kadarUntilgününe(the) Dayvaktin(of) the timebilinenwell-known
🇹🇷 38:81 Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
dediHe saidsenin izzetine and olsun kiThen by Your mightonları azdıracağımI will surely mislead themtümünüall
🇹🇷 38:82 İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım."
dışındaExceptkullarınYour slavesonlardanamong themihlaslıthe chosen ones
🇹🇷 38:83 "Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi.
buyurdu kiHe saidgerçektirThen (it is) the truthve gerçektenand the truthben diyorum kiI say
🇹🇷 38:84 Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim."
elbette dolduracağımSurely I will fillcehennemiHellsendenwith youve kimselerdenand those whosana uyanfollow youonlar içindeamong themtümüyleall
🇹🇷 38:85 "Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım."
de kiSayben sizden istemiyorumNotsizden isterimI ask of youbuna karşıfor ithiçbiranyücretpaymentve değil(im)and notbenI amyapmacık yapanlardanofgösteriş yapanlarthe ones who pretend
🇹🇷 38:86 Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum."
değildirNotO (Kur'an)it (is)başkasıexceptöğüt(ten)a Reminderbütün alemlereto the worlds
🇹🇷 38:87 "O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür. "
gayet iyi bileceksinizAnd surely you will knowonun haberiniits informationsonraafterbir sürea time
🇹🇷 38:88 "Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz."