بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
ne mübarektirBlessed isbulunanHeelindein Whose Handmülk(is) the Dominionve O'nunand Heüzerine(is) overhereveryşeythinggücü yeterAll-Powerful
🇹🇷 67:1 Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.
O kiThe One Whoyarattıcreatedölümüdeathve hayatıand lifesizi denemek içinthat He may test youhanginizinwhich of youdaha güzel(is) bestiş yapacağınızı(in) deedve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightybağışlayandırthe Oft-Forgiving
🇹🇷 67:2 O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
ki OThe One Whoyarattıcreatedyedisevengöğüheavenstabaka tabakaone above anothergörmezsinNotgörürsünyou seeyaratmasındainyaratılış(the) creationRahman'ın(of) the Most Gracioushiçbiranyaykırılık uygunsuzluk'faultdöndür de (bak)So returngözü(nü)the visiongörüyormusun?cangörürsünyou seehiçbiranybozuklukflaw
🇹🇷 67:3 O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
sonraThendöndür (bak)returngözü(nü)the visioniki kez dahatwice (again)dönerWill returnsanato yougözthe visionumudu keserekhumbledve owhile ithor ve bitkin(is) fatigued
🇹🇷 67:4 Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
ve andolsunAnd certainlybiz donattıkWe have beautifiedgöğüthe heavenen yakınnearestlambalarlawith lampsve onları yaptıkand We have made themtaşlamalar(as) missilesşeytanlar içinfor the devilsve hazırladıkand We have preparedonlarafor themazabıpunishmentçılgın ateş(of) the Blaze
🇹🇷 67:5 Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
için vardırAnd for those whoinkar edenlerdisbelievedRableriniin their Lordazabı(is the) punishmentcehennem(of) Hellve ne kötüand wretched isgidilecek sonuçturthe destination
🇹🇷 67:6 Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!
zamanWhenatıldıklarıthey are thrownorayathereinişitirlerthey will hearonunfrom ithomurtusunuan inhalingve owhile itkaynıyorboils up
🇹🇷 67:7 Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
neredeyseIt almostçatlayacakburstsöfkedenfromöfkerageher biriEvery timeatıldıkçais thrownonun içinethereintopluluka grouponlara sordu(lar)(will) ask themonun bekçileriits keeperssize gelmedi mi?Did notsana gelircome to youbir uyarıcıa warner
🇹🇷 67:8 Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: "Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
dedilerThey will sayevetYesandolsunindeedbize geldicame to usuyarıcıa warnerama biz yalanladıkbut we deniedve dedik kiand we saidindirmediNotindirdihas sent downAllahAllahhiçbiranyşeythinghayırNotsizyou (are)ancakbutiçindesinizinbir sapıklıkerrorbüyükgreat
🇹🇷 67:9 Derler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz." dedik.
ve dediler kiAnd they will sayeğerIfbizwe hadsöz dinleseydiklistenedyahutordüşünseydikreasonedbulunmazdıknotolurdukwe (would) have beenarasındaamonghalkı(the) companionsçılgın ateşin(of) the Blaze
🇹🇷 67:10 Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
itiraf ettilerThen they (will) confessgünahlarınıtheir sinsuzak olsunso away withhalkı(the) companionsçılgın ateş(of) the Blaze
🇹🇷 67:11 Böylece günahlarını itiraf ederler. (Artık) o çılgın ateş halkı (Allah'ın rahmetinden) uzak olsunlar!
şüphesizIndeedkimselerthose whosaygılı olan(lar)fearRablerinetheir Lordgörmedikleri haldeunseenonlar için vardırfor thembağış(lama)(is) forgivenessve mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 67:12 Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
Mahmoud Khalil Al-Husary