tut (sabret)And be patientnefsiniyourselfberaberwithyalvaranlarlathose whoçağırıncallRablerinetheir Lordsabahin the morningakşamand the eveningisteyerekdesiringrızasınıHis FaceveAnd (let) notsapmasınpass beyondgözlerinyour eyesonlardanover themisteyerekdesiringsüsünüadornmenthayatının(of) the lifedünya(of) the worldveand (do) notitaat etmeobeykişiyewhomalıkoyduğumuzWe have made heedlesskalbinihis heartbizi anmaktanofbizi anmakOur remembranceve tâbi olanand followskeyfinehis desiresve olanand isişihis affairaşırılık(in) excess
🇹🇷 18:28 Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
de kiAnd saybu gerçekThe truthRabbinizdendir(is) fromRabbinyour Lordartık kimseso whoeverdileyenwills inansınlet him believeve kimseand whoeverdileyenwills inkar etsinlet him disbelieveçünkü bizIndeed, Wehazırladıkhave preparedzalimlerefor the wrongdoersbir ateşa Firekuşatmıştırwill surroundonlarıthemçadırıits wallsve eğerAnd ifferyad edip yardım isteselerthey call for reliefkendilerine yardım edilirthey will be relievedbir su ilewith watererimiş maden gibilike molten brasshaşlayan(which) scaldsyüzlerithe faceso ne kötüWretchedbir içecektir(is) the drinkve ne kötüand evilağırlanmadır(is) the resting place
🇹🇷 18:29 Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Çünkü biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışız ki, duvarları, çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryad edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeri!
şüphesizIndeedonlar kithose whoinandılarbelievedve yaptılarand didiyi işlerthe good deedselbette bizindeed, Weaslawill not let go wastezayi etmeyizwill not let go wasteecrini(the) rewardkimsenin(of one) whogüzel yapandoes goodişideeds
🇹🇷 18:30 İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükafatını zayi etmeyiz.
onlar öyle kimselerdir kiThosekendileri için vardırfor themcennetleri(are) GardensAdnof Edenakarflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversbezenirlerThey will be adornedoradathereinbileziklerle[of] (with)bileziklerbraceletsaltındanofaltıngoldve giyerlerand will weargiysilergarmentsyeşilgreenince ipektenofince ipekfine silkve kalın ipektenand heavy brocadeyaslanırlarrecliningoradathereinüzerineonkoltuklaradorned couchesne güzelExcellentsevap(is) the rewardve ne güzeland goodağırlanma(is) the resting place
🇹🇷 18:31 İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!
ve anlatAnd set forthonlarato themmisal olarakthe exampleşu iki adamı (ki)of two men:vermiştikWe providedikisinden birinefor one of themiki bağtwo gardensüzümofüzümlergrapesve onların etrafını çevirmiştikand We bordered themhurmalarlawith date-palmsve bitirmiştikand We placedortalarında dabetween both of themekincrops
🇹🇷 18:32 Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız.
her ikiEachbağ (da)(of) the two gardensvermiştibrought forthyemişiniits produceveand noteksik etmemiştidid wrongondanof ithiçbir şeyanythingve akıtmıştıkAnd We caused to gush fortharalarındanwithin thembir ırmaka river
🇹🇷 18:33 İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.
ve vardıAnd wasO(adam)ınfor himürünüfruitdedi kiso he saidarkadaşıto his companionve owhile hekonuşurken(was) talking with himbenI amzenginimgreatersendenthan youmalca(in) wealthve güçlüyümand strongeradamca da(in) men
🇹🇷 18:34 İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münakaşa ederken: "Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm" dedi.
Mahmoud Khalil Al-Husary