şunlarThatşeyndendir(is) from whatvahyettiği(was) revealedsanato youRabbinin(from) your LordHikmettenofhikmetthe wisdomedinmeAnd (do) notyaparmakeile bereberwithAllahAllahtanrıgodbaşkaothersonra atılırsınlest you should be throwncehennemeincehennemHellkınanmış olarakblameworthyuzaklaştırılmış olarakabandoned
🇹🇷 17:39 İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.
size seçti (öyle) mi?'Then has your Lord chosen (for) youRabbinizThen has your Lord chosen (for) youoğullarısonsve edindi (kendisine)and He has takenmeleklerdenfrommeleklerthe Angelskadınlardaughtersgerçekten sizIndeed, yousöylüyorsunuzsurely saybir söza wordbüyük (çok tehlikeli)grave
🇹🇷 17:40 Rabbiniz, size oğulları tahsis etti de, kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
andolsunAnd verilybiz türlü biçimlerde anlattıkWe have explainedbuinbuthisKur'an'dathe Qurandüşünüp anlasınlar diyethat they may take heedfakat (bu)but notartırmıyorit increases thembaşkasınıexceptnefretlerinden(in) aversion
🇹🇷 17:41 Biz, bu Kur'ân'da akıllarını başlarına almaları için türlü şekillerde (ikaz ve ihtarı) açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.
de kiSayeğerIfolsaydı(there) wereO'nunla beraberwith Himtanrılargodsgibiasdediklerithey sayo zamanthenonlar da ararlardısurely they (would) have soughtsahibinetosahibi(the) OwnerArşın(of) the Thronebir yola way
🇹🇷 17:42 (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı."
(haşa) münezzehtir OGlorified is Heve uludurand Exalted is Heonların dediklerindenabove whatderlerthey sayyücedir(by) heightçokgreat
🇹🇷 17:43 Allah, onların dediklerinden çok münezzeh ve çok yüksek, hem pek büyük bir yükseklikle yücedir.
tesbih ederlerGlorifyO'nu[to] Himgökthe seven heavensyedithe seven heavensve yeryüzüand the earthve kimselerand whateverbunların içindeki(is) in themve yokturAnd (there is) nothiçbiranyşeythingtesbih etmeyenexcepttesbih ederglorifieshamd ileHis Praiseamabutsiz anlamazsınıznotanlarsınızyou understandonların tesbihlerinitheir glorificationşüphesiz OIndeed, Hehalimdirisçok halîmEver-Forbearingçok bağışlayandırOft-Forgiving
🇹🇷 17:44 Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.
ve zamanAnd whenokuduğunyou reciteKur'anthe QurançekerizWe placeseninle (aranıza)between youarasınaand betweenkimselerinthose whoinanmayan(ların)(do) notiman ederlerbelieveahiretein the Hereafterbir perdea barriergizlihidden
🇹🇷 17:45 Sen Kur'ân'ı okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.
ve kılarız (koyarız)And We have placedüzerineoverkableritheir heartskabuklarcoveringsonu anlamalarına engel olacaklestonu anlarlarthey understand itveand inkulaklarınatheir earsbir ağırlıkdeafnessve zamanAnd whenandığınyou mentionRabbiniyour LordKur'an'dainKur'anthe QuranbirliğiniAlonedönüpthey turnarkalarınaonsırtlarıtheir backskaçarlar(in) aversion
🇹🇷 17:46 Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar.
bizWegayet iyi biliyoruzknow bestne sebeple[of] whatdinlediklerinithey listenonlarınto [it]dinlerkenwhendinlerlerthey listensenito youve zamanand whenonlartheyfısıldaşırken(are) in private conversationzamanwhendediklerisayzalimlerinthe wrongdoerssiz uymuyorsunuzNotuyarsınızyou followbaşkasınabutbir adamdana manbüyülenmişbewitched
🇹🇷 17:47 Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz.
bakSeenasılhowmisaller verdilerthey put forthsanafor youbezetmelerlethe examplesşaştılarbut they have gone astrayartık bir dahaso notbulamazlarthey canyolu(find) a way
🇹🇷 17:48 Bak senin için nasıl misaller verdiler de bu yüzden nasıl sapıklığa düştüler! Artık hak yolu bulmaya güçleri yetmez.
ve dediler kiAnd they saymi?Is it whenbiz ikenwe arekemiklerbonesve ufalanmış toprakand crumbled particlesbiz miyiz?will wediriltileceksurely (be) resurrectedyaratılışla(as) a creationyeni birnew
🇹🇷 17:49 Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?
Mahmoud Khalil Al-Husary