☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
böyleceAnd thusbiz denedikWe tryonların kiminisome of themkimi ilewith othersdemeleri içinthat they sayşunlara mı?Are theselutfu layık gördü(whom has been) favoredAllah(by) Allahkendilerine[upon them]aramızdanfromaramızdanamong usdeğil midir?is notAllahAllahdaha iyi bilenmost knowingşükredenleri;of those who are grateful
🇹🇷 6:53 Biz onlardan kimini kimi ile, "Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü" desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
ve zamanAnd whensana geldiklericome to youkimselerthose whoinanan(lar)believeayetlerimizein Our Versesde kithen sayselam olsunPeacesize(be) upon youyazmıştır(Has) PrescribedRabbinizyour LordüzerineuponkendiHimselfrahmetithe Mercykuşkusuzthat hekimwhoyaparsadoessizdenamong youbir kötülükevilbilmeyerekin ignorancesonrathentevbe ederrepentsardındanfromondan sonraafter itve uslanırsaand reformsmuhakkak ki Othen, indeed Hebağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 6:54 Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".
ve böyleceAnd thusaçıklıyoruzWe explainayetlerithe Versesbelli olsun diyeso that becomes manifestyolu(the) waysuçluların(of) the criminals
🇹🇷 6:55 Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.
de kiSayelbette benIndeed Imen'olundum[I] am forbiddentapmaktanthatibadet ederimI worshipyalvardıklarınızathose whomçağırırsınızyou callbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahde kiSayben uymamNotuyarımI followsizin keyiflerinizeyour (vain) desiresçünkücertainlysapıtmış olurumI would go astrayo takdirdethenve olmamand notbenI (would be)yola gelenlerdenfromhidayete erenlerthe guided-ones
🇹🇷 6:56 De ki: "Şüphesiz ki bana, Allah'tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmem yasaklandı". De ki: "Sizin çarpık isteklerinize uymayacağım, (eğer uyarsam) o zaman sapıtmış olur, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum".
de kiSayelbette benIndeed, I (am)üzerindeyimonaçık bir delilclear proofRabbimdenfromRabbimmy Lordsiz ise yalanladınızwhile you denyonu[with] itdeğildirNotbenim yanımdaI haveşey (azab)whatacele istediğinizyou seek to hastenonuof ithüküm vermekNothüküm(is) the decisionyalnızcaexceptAllah'a aittirfor Allah(O) anlatırHe relatesgerçeğithe truthve Oand Heen iyisidir(is the) bestayırdedenlerin(of) the Deciders
🇹🇷 6:57 De ki: "Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah'a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdır".
de kiSayeğerIfelbettethatbenim yanımda olsaydı(were) with meşeywhatacele istediğinizyou seek to hastenonuof itbitirilmiştisurely would have been decidedthe matteraramızdabetween meve sizin aranızdaand between youAllahAnd Allahdaha iyi bilir(is) most knowingzalimleriof the wrongdoers
🇹🇷 6:58 De ki: "Sizin çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızdaki durum herhalde sonuçlanmış olurdu. Allah, zulmedenleri en iyi bilendir".
ve O'nun yanındadırAnd with Himanahtarları(are the) keysgayb'ın(of) the unseenonları bilmezno (one)onları bilirknows thembaşkasıexceptO'ndanHimve (O) bilirAnd He knowsne varsawhatkarada olan(is) inyerthe landve denizde olanand in the seadüşmezAnd notdüşerfallshiçbirofyaprakany leafdışındabutonun bilgisiHe knows itve (yoktur)And notbir danea grainiçindeinkaranlıklarıthe darkness[es]yerin(of) the earthve (yoktur)and notyaşmoistveand notkurudryancakbutvardır(is) inbir Kitaptaa RecordapaçıkClear
🇹🇷 6:59 Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın.