سُورَةُ الممتحنةمَدَنِيَّة ۝ ١٣ آيَة

60. Mümtehine Suresi (She that is to be examined) · 13 ayet · Medenî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الممتحنةمَدَنِيَّة ۝ ١٣ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

eyO youkimselerwhoinanan(lar)believeedinmeyin(Do) notalırlartakebenim düşmanımıMy enemiesve sizin düşmanınızıand your enemiesdostlar(as) alliessiz iletiyorsunuzofferingonlarathemsevgilovehalbukiwhileonlar inkar ettilerthey have disbelievedşeyiin whatsize gelencame to youhaktanofhakthe truth(yurdunuzdan) çıkardılardriving outElçiyithe Messengerve siziand yourselvesdolayıbecauseinandığınızdanyou believeAllah'ain AllahRabbinizyour LordeğerIfisenizyouçıkmışcome forthcihadetmek için(to) strivebenim yolumdainyolumMy wayve kazanmak içinand (to) seekbenim rızamıMy Pleasure(nasıl) gizliyorsunuzYou confideonlarato themiçinizde sevgiloveoysa benbut I Ambilirimmost knowingşeyleriof whatsizin gizlediğinizyou concealve şeyleriand whataçığa vurduğunuzyou declareve kimAnd whoeverbunu yaparsadoes itsizdenamong youelbettethen certainlysapmıştırhe has strayeddoğru(from the) straightyoldanpath
🇹🇷 60:1 Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Resulü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkardıkları halde siz onlara sevgi ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi mi gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.
eğerIfonlar sizi ele geçirselerthey gain dominance over youolurlarthey would besizeto youdüşmanenemiesve uzatırlarand extendsizeagainst youellerinitheir handsve dilleriniand their tongueskötülüklewith evilve isterlerand they desirekeşkethatinkar etsenizyou would disbelieve
🇹🇷 60:2 Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkar edivermenizi istemektedirler.
aslaNeversize fayda vermezwill benefit youakrabanızyour relativesne deand notçocuklarınızyour childrengünü(on the) Daykıyamet(of) the ResurrectionayırırHe will judgearanızıbetween youve AllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 60:3 Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.
elbetteIndeedvardır(there) issizin içinfor youbir örnekan examplegüzelgoodİbrahim'deinİbrahimIbrahimve bulunanlardaand thoseonunla beraberwith himhaniwhenonlar demişlerdithey saidkavimlerineto their peopleelbette bizIndeed, weuzağız(are) disassociatedsizdenfrom youveand from whattaptıklarınızdanyou worshipbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllahtanımıyoruzWe have deniedsiziyouve belirmiştirand has appearedbizim aramızdabetween ussizinleand between youbir düşmanlıkenmityve nefretand hatredsürekliforeverkadaruntilsiz inanıncayayou believeAllah'ain Allahbir tekAloneyalnız hariçtirExceptdemesi(the) sayingİbrahim'in(of) Ibrahimbabasınato his fathermağfiret dileyeceğimSurely I ask forgivenesssenin içinfor youfakatbut notgücüm yetmezI have powersenin içinfor youAllahtanfromAllahAllah(gelecek)ofbir şeyeanythingRabbimizOur Lordsanaupon Youdayandıkwe put our trustve sanaand to Youyöneldikwe turnve sanadırand to Youdönüş(is) the final return
🇹🇷 60:4 İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim'in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.
RabbimizOur Lordbizi yapma(do) notbizi yapmake usbir sınava trialkimseler içinfor those whoinkar eden(ler)disbelievee bağışlaand forgivebiziusRabbimizour Lordancak SensinIndeed YouSen[You]yegane galib(are) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibithe All-Wise
🇹🇷 60:5 "Rabbimiz! Bizi inkar edenler için bir fitne kılma, (onlara mağlub etme!) bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegane gâlib ve hikmet sahibi ancak sensin."
andolsunCertainlyvardır(there) issizin içinfor youonlardain thembir örnekan examplegüzelgoodkimseler içinfor (he) whoarzu edenlerisumutluhopefulAllah'ı(in) Allahve gününüand the Dayahiretthe Lastve kimAnd whoeveryüz çevirirseturns awayşüphesizthen indeedAllahAllahO'durHezengin olan(is) Free of needövgüye layık olanthe Praiseworthy
🇹🇷 60:6 Andolsun, onlarda sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzulayanlara güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde layık olandır.
belki dePerhapsAllahAllahkoyar[that]koyacakwill putsizinlebetween youarasınaand betweendüşman olduklarınızthose (to) whomdüşmandınızyou have been enemiesonlardanamong thembir sevgiloveve AllahAnd Allahkadirdir(is) All-Powerfulve AllahAnd Allahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 60:7 Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
sizi men'etmezNotsize yasaklıyor mu(does) forbid youAllahAllahkimselerdenfromonlar kithose whosizinle savaşmayan(do) notsizinle savaşırlarfight youhakkındaindinthe religionveand (do) notsizi çıkarmayandrive you outyurtlarınızdan;ofevlerinizyour homesiyilik etmektenthatiyi davranırsınızyou deal kindlyve adaletli davranmaktanand deal justlyonlarawith themşüphesiz kiIndeedAllahAllahseverlovesadalet yapanlarıthose who act justly
🇹🇷 60:8 Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.
ancakOnlysizi men'ederforbids youAllahAllahkimselerdenfromonlar kithose whosizinle savaşanfight youhakkındaindinthe religionve sizi çıkaranand drive you outyurtlarınızdanofevlerinizyour homesve yardım edenand supportçıkarılmanızainçıkarılmanızyour expulsiondost olmanızdanthatonları dost edinirsinizyou make them alliesve kimAnd whoeveronlarla dost olursamakes them alliesiştethen thoseonlardır[they]zalimler(are) the wrongdoers
🇹🇷 60:9 Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believezamanWhensize geldiğicome to youmü'min kadınlarthe believing womengöç ederek(as) emigrantsonları imtihan edinthen examine themAllahAllahdaha iyi bilir(is) most knowingonların imanlarınıof their faitheğerAnd ifanlarsanızyou know theminanmış olduklarını(to be) believersonları geri döndürmeyinthen (do) notonları geri çevirinreturn themkafirleretokâfirlerthe disbelieversdeğildirNotbunlar (kadınlar)theyhelal(are) lawfulonlarafor themve değildirand notonlartheyhelalare lawfulbunlarafor themve onlara verinBut give themşey(leri)whatonların harcadıklarıthey have spentve yokturAnd notbir günahany blamesizin içinupon youbunlarla evlenmenizdeifonları nikâhlarsınızyou marry themtakdirdewhenkendilerine verdiğinizyou have given themücretlerinitheir (bridal) duesveAnd (do) nottutmayınholdismetlerinito marriage bondskafir kadınların(with) disbelieving womenisteyinbut ask (for)şeyi (mehri)whatharcadığınızyou have spentve onlar da istesinlerand let them askşeyiwhatharcadıklarıthey have spentbu sizeThathükmüdür(is the) JudgmentAllah'ın(of) Allah(böyle) hükmediyorHe judgesaranızdabetween youve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 60:10 Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlarda sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur. Aranızda O, hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir.
ve eğerAnd ifgidersehave gone from youherhangibir şeyanyeşlerinizdenofeşlerinizyour wiveskafirleretokâfirlerthe disbelieverssonra sıra size gelirsethen your turn comesverinthen givegidenlere(to) those whogittilerhave goneeşleritheir wivesmislini(the) likeharcadıklarının(of) whatharcamışlardıthey had spentve sakınınAnd fearAllah'aAllahki(in) Whomsizyouona[in Him]inanıyorsunuz(are) believers
🇹🇷 60:11 Eğer eşlerinizden biri, sizden kâfirlere kaçar da siz de savaşta galip durumda olursanız, eşleri gitmiş olanlara ganimetten, harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
eyOpeygamberProphetzamanWhensana geldiğicome to youinanmış kadınlarthe believing womensana bi'at ederlersepledging to youhususunda[on]ortak koşmamalarıthatdeğilnotortak koşacaklarthey will associateAllah'awith Allahhiçbir şeyianythingveand nothırsızlık etmemelerithey will stealveand notzina etmemelerithey will commit adulteryveand notöldürmemelerithey will killçocuklarınıtheir childrenveand notgetirmemelerithey bringuydurupslanderbir iftirathey invent itarasındabetweenelleritheir handsve ayaklarıand their feetveand notsana karşı gelmemelerithey will disobey youiyi bir işteinhak(the) rightonlarla bi'atleşthen accept their pledgeve mağfiret dileand ask forgivenessonlar içinfor themAllah'tan(from) AllahşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 60:12 Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey'at ederlerse onların bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believedostluk etmeyin(Do) notdost edinirlermake alliesbir topluluk ile(of) a peoplegazabettiği(The) wrathAllah'ın(of) Allahkendilerine(is) upon themumudu kesmiş olanIndeedümit keserlerthey despairahirettenofahiretthe Hereaftergibiasumudu kestiğidespairkafirlerinthe disbelievershalkındanofashabı(the) companionsmezarlık(of) the graves
🇹🇷 60:13 Ey inananlar, Allah'ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi.