بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
andolsunIndeedişittiAllah has heardAllahAllah has heardsözünü(the) speech(kadının)(of one) whoseninle tartışandisputes with youhakkındaconcerningkocasıher husbandve şikayette bulunanand she directs her complaintAllah'atoAllahAllahve AllahAnd Allahişitirhearsikinizin konuşmanızı(the) dialogue of both of youçünküIndeedAllahAllahişitendir(is) All-HearergörendirAll-Seer
🇹🇷 58:1 Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir.
kimselerThose whozıhar eden(ler)pronounce ziharsizdenamong youkadınlara[from]eşlerine(to) their wives(bilsinler ki) değildirnotonlartheyonların anaları(are) their mothersdeğildirNotonların anaları(are) their mothersdışındakilerexceptonlarthose whoonları doğuranlargave them birthve onlarAnd indeed, theysöylüyorlarsurely sayçirkin (olanı)an evilsözden[of]söz[the] wordve yalanand a lieve şüphesizBut indeedAllahAllahaffedicidir(is) surely, Oft-PardoningbağışlayıcıdırOft-Forgiving
🇹🇷 58:2 İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedici, bağışlayıcıdır.
ve kimselerAnd those whozıhar eden(ler)pronounce ziharkadınlarına[from]eşlerine(to) their wivessonra dathendönenlergo backşeylereon whatsöylediklerithey saidhürriyete kavuşturmalıdırlarthen freeingbir köle(of) a slaveöncebeforeöncebeforetemaslarından[that]birbirlerine dokunmalarıthey touch each otherbudurThatsize öğütlenenyou are admonishedonunlato itAllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dohaber almaktadır(is) All-Aware
🇹🇷 58:3 Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
kimseThen whoeverimkan bulamayan(does) notbulurlarfindoruç tutmalıdırthen fastingiki ay(for) two monthsaralıksız olarakconsecutivelyöncebeforeöncebeforetemaslarından[that]birbirlerine dokunmalarıthey both touch each otherkimseBut (he) who(buna) gücü yetmeyennotgücü yeteris abledoyurmalıdırthen (the) feedingaltmış(of) sixtyfakirineedy one(s)bunlarThat inanmanız içindirso that you may believeAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerve bunlarand thesesınırlarıdır(are the) limitsAllah'ın(of) Allahve kafirler için vardırand for the disbelieversbir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 58:4 Buna imkan bulamayan kimse, temas etmeden önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve Resulüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir azap vardır.
şüphesizIndeedkimselerthose whokarşı gelen(ler)opposeAllah'aAllahve Elçisineand His Messengertepeleneceklerdir(will) be disgracedgibiastepelendikleriwere disgracedkimselerinthosekendilerinden öncekibefore themonlardan öncebefore themve andolsunAnd certainlybiz indirdikWe have sent downayetlerVersesaçık açıkclearve kafirler için vardırAnd for the disbelieversbir azab(is) a punishmentküçük düşürücühumiliating
🇹🇷 58:5 Allah'a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.
gün(On the) Daytekrar dirilteceği(when) Allah will raise themAllah(when) Allah will raise themonların hepsiniallkendilerine haber verecektirand inform themneof whatyaptıklarınıthey didonu saymıştırAllah has recorded itAllahAllah has recorded itonlar ise onu unutmuşlardırwhile they forgot itve AllahAnd Allahüzerine(is) overherallşeythingsşahiddira Witness
🇹🇷 58:6 O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllahAllahbilirknowsolanıwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanıand whateveryerde(is) inyeryüzüthe eartholmaz kiNotvardırthere ishiçanygizli konuşansecret counselüç kişi(of) threemutlakabutO'durHe (is)dördüncüleri(the) fourth of themve olmasaand notbeş kişifivemutlakabutO'durHe (is)altıncıları(the) sixth of themve olmasaand notdaha azlessbundanthanşuthatve olmasaand notdaha çokmoremutlakabutOHeonlarla beraberdir(is) with themneredewhereverbulunsalarwhereveronlardırthey aresonraThenonlara haber verirHe will inform themşeyleriof whatyaptıklarıthey didgünü(on the) Daykıyamet(of) the ResurrectionçünküIndeedAllahAllahherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 58:7 Göklerde ve yerde olanları, Allah'ın bildiğini görmüyor musunuz? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekimseleri[to]onlar kithose whomenedilen(ler)were forbiddengizli gizli konuşmaktanfromgizli fısıldaşmalarsecret counselssonra yinethendönüyorlarthey returnşeyeto whatmenedildiklerithey were forbiddenondanfrom [it]ve gizli gizli konuşuyorlarand they hold secret counselsgünah hususundafor sinve düşmanlıkand aggressionve isyanand disobedienceElçiye(to) the Messengerve zamanAnd whensana geldiklerithey come to youseni selamlıyorlarthey greet youbir tarzdawith whatselamlamadığınotsizi selamlargreets youonutherewithAllah'ınAllahve diyorlarand they sayiçlerindeamongkendithemselvesdeğil miydi?Why (does) notbize azab etmeliAllah punish usAllahAllah punish usötürüfor whatdediğimizdenwe sayonlara yeterSufficient (for) themcehennem(is) Helloraya gireceklerdirthey will burn in itne kötüand worst isgidilecek yerdirthe destination
🇹🇷 58:8 Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Kendi içlerinden de "bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası!
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believezamanWhenaranızda gizli konuştuğunuzyou hold secret counselkonuşmayınthen (do) notgizlice fısıldaşırlarhold secret counselgünah üzerindefor sinve düşmanlıkand aggressionve karşı gelmeand disobedienceElçiye(to) the Messenger(fakat) konuşunbut hold secret counseliyilik üzerindefor righteousnessve takvaand pietyve korkunAnd fearAllah'tanAllahhuzurunathe One WhoO'nato Himtoplanacağınızyou will be gathered
🇹🇷 58:9 Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.
şüphesizOnlygizli konuşmathe secret counselsşeytandandır(are) fromşeytanthe Shaitaanüzülsünler diyethat he may grievekimselerthose whoinanan(lar)believeve değildirbut notonlara zarar verecekhe (can) harm themhiçbir(in) anythingolmadıkçaexceptizniby Allah's permissionAllah'ınby Allah's permissionveAnd uponAllah'aAllahdayansınlarlet put (their) trustmü'minlerthe believers
🇹🇷 58:10 Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah'a dayanıp güvensinler.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believezamanWhendendiğiit is saidsizeto youyer açınMake roommeclislerdeinmeclislerthe assembliesyer açın kithen make roomgenişlik versinAllah will make roomAllahAllah will make roomsizefor youzaman daAnd whendendiğiit is saidkalkınRise upkalkın kithen rise upyükseltsinAllah will raiseAllahAllah will raisekimselerithose whoinanan(ları)believesizdenamong youve kendilerineand those whoverilenleriwere givenilimthe knowledgederecelerle(in) degreesve AllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dohaber almaktadır(is) All-Aware
🇹🇷 58:11 Ey iman edenler! Size: "Meclislerde yer açın." denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın." denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believezamanWhensiz gizli konuşacağınızyou privately consultElçi ilethe Messengerverinthen offeröncebeforeöncebeforegizli konuşmanızdanyour private consultationbir sadakacharitybuThatdaha hayırlıdır(is) bettersizin içinfor youve daha temizdirand purerşayetBut ifbulamazsınıznotbulursunyou findşüphesizthen indeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 58:12 Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir..
korktunuz mu?Are you afraidvermenizdentosununofferöncebeforeöncebeforegizli konuşmanızdanyour private consultationsadakacharitiesçünküThen whenyapmadınızyou do notyapmazsınızyou do notve affettiand Allah has forgivenAllahand Allah has forgivensiziyouartık kılınthen establishnamazıthe prayerve verinand givezekatıthe zakahve ita'at edinand obeyAllah'aAllahve Elçisineand His Messengerve AllahAnd Allahbilmektedir(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızyou do
🇹🇷 58:13 Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekimseleri[to]onlar kithose whodost edinen(leri)take as alliesbir topluluğua peoplegazabettiğiwrathAllah'ın(of) Allahkendilerine(is) upon themdeğildirThey (are) notonlarThey (are) notsizdenof youve değildirand notonlardanof themve yemin ediyorlarand they swearüzeretoyalanthe lieve onlarwhile theybilerekknow
🇹🇷 58:14 Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
hazırlamıştırAllah has preparedAllahAllah has preparedonlar içinfor thembir azaba punishmentçetinsevereşüphesiz onlarIndeed, [they]ne kötüevil isşeylerwhatyapıyorlarthey used toyapındo
🇹🇷 58:15 Allah onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!
yaptılarThey have takenyeminlerinitheir oathskalkan(as) a coverve engel oldularso they hinderyolundanfromAllah'ın yolu(the) way of AllahAllah'ın(the) way of Allahonlar için vardırso for thembir azab(is) a punishmentküçük düşürücühumiliating
🇹🇷 58:16 Yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.
koruyamazNeverfayda verirwill availkendilerinithemmallarıtheir wealthne deand notçocuklarıtheir childrenkarşıagainstAllah'aAllahhiçbir şey(in) anythingonlarThosehalkıdır(will be) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itsürekli kalacaklardırwill abide forever
🇹🇷 58:17 Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah'dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.
(o) gün(On the) Daytekrar diriltirAllah will raise themAllahAllah will raise themonların hepsiniallsonra yemin ederlerthen they will swearO'na dato Himgibiasyemin ettiklerithey swearsizeto youve sanırlarAnd they thinkkendilerinithat theyüzerinde(are) onbir şeysomethingiyi bilin kiNo doubtelbette onlarIndeed, theyonlar[they]yalancılardır(are) the liars
🇹🇷 58:18 Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.
kuşatmıştırHas overcomeonlarıthemşeytanthe Shaitaanve onlara unutturmuşturso he made them forgetanmayı(the) remembranceAllah'ı(of) AllahonlarThosehizbidir(are the) partyşeytanın(of) the Shaitaandikkat edinNo doubtmuhakkak kiIndeedhizbi(the) partyşeytanın(of) the Shaitaanonlartheykaybedecektir(will be) the losers
🇹🇷 58:19 Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah'ı anmayı unutturmuştur. Onlar, şeytanın hizbi (partisi)dir. İyi bilin ki şeytanın partisi kaybedecektir.
şüphesizIndeedkimselerthose whodüşman olan(lar)opposeAllah'aAllahve Elçisineand His Messengeronlarthosearasındadırlar(will be) amongen alçaklarthe most humiliated
🇹🇷 58:20 Allah'a ve Resulüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.
yazmıştır;Allah has decreedAllahAllah has decreedelbette galib geleceğizSurely, I will overcomebenIve elçilerimand My MessengersşüphesizIndeedAllahAllahgüçlüdür(is) All-StronggaliptirAll-Mighty
🇹🇷 58:21 Allah: "Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz." diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galipdir.
bulamazsınYou will not findbulamazsınYou will not findbir milletina peopleinananwho believeAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastdostluk ederlovingolanlarla(those) whodüşmanopposeAllah'aAllahve Elçisineand His Messengerşayeteven ifolsa bilethey werebabalarıtheir fathersyahutoroğullarıtheir sonsyahutorkardeşleritheir brothersyahutorakrabalarıtheir kindredişteThose yazmıştırHe has decreedonların kalblerinewithinkalpleritheir heartsimanfaithve onları desteklemiştirand supported thembir ruh ilewith a spiritkendindenfrom Himve onları sokacaktırAnd He will admit themcennetlere(to) Gardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalacaklardırwill abide foreveroradain itrazı olmuşturAllah is pleasedAllahAllah is pleasedonlardanwith themonlar da razı olmuşlardırand they are pleasedO'ndanwith Himişte onlarThosehizbidir(are the) partyAllah'ın(of) Allahdikkat edinNo doubtmuhakkak kiIndeedhizbidir(the) partyAllah'ın(of) Allahonlartheybaşarıya ulaşacak olanlardır(are) the successful ones
🇹🇷 58:22 Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah'ın hizbidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary