سُورَةُ الواقعةمَكِّيَّة ۝ ٩٦ آيَة

56. Vâkıa Suresi (The Inevitable) · 96 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الواقعةمَكِّيَّة ۝ ٩٦ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

zamanWhenolduğuoccursolacak vak'athe Event
🇹🇷 56:1 Olacak vak'a olduğu zaman
yokturNotonun oluşunuat its occurrenceyalanlayacaka denial
🇹🇷 56:2 Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
o alçaltıcıdır;Bringing downyükselticidirraising up
🇹🇷 56:3 O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
zamanWhensarsıldığıwill be shakenyerthe earthşiddetle sarsılarak(with) a shaking
🇹🇷 56:4 Yer şiddetle sarsıldığı
ve serpildiği (zaman)And will be crumbleddağlarthe mountainsserpildikçe(with awful) crumbling
🇹🇷 56:5 Dağlar serpildikçe serpildiği
haline geldiği (zaman)So they becometoz dumandust particlesdağılandispersing
🇹🇷 56:6 Dağılıp toz duman haline geldiği
ve sizler olduğunuz (zaman)And you will becomesınıf (gurup)kindsüçthree
🇹🇷 56:7 Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
adamlarıThen (the) companionssağın(of) the rightne (kutludurlar)whatadamları(are the) companionssağın(of) the right
🇹🇷 56:8 Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
adamlarıAnd (the) companionssolun(of) the leftne (uğursuzlardır)whatadamları(are the) companionssolun(of) the left
🇹🇷 56:9 Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
ve öne geçenler iseAnd the foremostöne geçenler(are) the foremost
🇹🇷 56:10 Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
işte onlardırThoseyaklaştırılanlar(are) the nearest ones
🇹🇷 56:11 İşte o yaklaştırılanlar,
cennetlerindeIncennetlerGardensNi'met(of) Pleasure
🇹🇷 56:12 Nimet cennetlerindedirler.
çoğu bir ümmettirA companyöncekilerdenoföncekilerthe former (people)
🇹🇷 56:13 Çoğu önceki ümmetlerden,
ve birazı daAnd a fewsonrakilerdenofsonrakilerthe later (people)
🇹🇷 56:14 Birazı da sonrakilerden.
üzerindedirlerOntahtlarthronesaltın ve cevahirle işlenmişdecorated
🇹🇷 56:15 (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
yaslanırlarRecliningonların üzerindeon themkarşılıklıfacing each other
🇹🇷 56:16 Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
dolaşırWill circulateçevrelerindeamong themgençlerboysebedi yaşamağa erdirilmişimmortal
🇹🇷 56:17 Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
testilerleWith vesselsve ibriklerand jugsve kadehlerleand a cupkaynağından doldurulmuşfromakan bir derea flowing stream
🇹🇷 56:18 Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
başları ağrıtmayanNotbaşları ağrımazthey will get headacheondantherefromveand notakılları gidermeyenthey will get intoxicated
🇹🇷 56:19 Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
ve meyva(lar)And fruitsşeylerdenof whatbeğendiklerithey select
🇹🇷 56:20 Beğendikleri meyvalar,
ve etiAnd (the) fleshkuş(of) fowlscanlarının çektiğiof whatisterlerthey desire
🇹🇷 56:21 Canlarının çektiği kuş etleri,
ve hurilerAnd fair onesiri gözlü(with) large eyes
🇹🇷 56:22 İri gözlü hûriler,
gibiLikeincilerpearlssaklıwell-protected
🇹🇷 56:23 Saklı inciler gibi,
karşılık olarakA rewardnedeniylefor whatolmalarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 56:24 Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
işitmezlerNotişiteceklerthey will hearoradathereinboş bir sözvain talkve ne deand notgünaha sokan bir lafsinful (speech)
🇹🇷 56:25 Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
yalnızcaExceptdenilira sayingselamPeaceselamPeace
🇹🇷 56:26 Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
ve adamlarıAnd (the) companionssağın(of) the rightnedirwhatadamları(are the) companionssağın(of) the right
🇹🇷 56:27 Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
içindedirlerAmongsedir ağaçlarılote treesdikensizthornless
🇹🇷 56:28 Dalbastı kirazlar,
ve muz ağaçlarıAnd banana treesmeyvaları dizililayered
🇹🇷 56:29 Meyva dizili muzlar,
ve gölge(ler)And shadeuzamışextended
🇹🇷 56:30 Uzamış gölgeler,
ve sularAnd waterfışkıranpoured forth
🇹🇷 56:31 Fışkıran sular.
ve meyvalarAnd fruitpek çokabundant
🇹🇷 56:32 Pek çok meyva arasında,
tükenmeyenNotsayılılimitedve ne deand notyasaklanmayanforbidden
🇹🇷 56:33 Tükenmeyen ve yasaklanmayan
ve döşekler (üstündedirler)And (on) couchesyükseltilmişraised
🇹🇷 56:34 Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
elbette bizIndeed, Wekadınları inşa' etmişizdir[We] have produced them(yeni bir) inşa' ile(into) a creation
🇹🇷 56:35 Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
onları yapmışızdırAnd We have made thembakirelervirgins
🇹🇷 56:36 Onları bâkireler yaptık.
sevgililerDevotedhep yaşıtequals in age
🇹🇷 56:37 Hep yaşıt sevgililer,
adamları içinFor (the) companionssağın(of) the right
🇹🇷 56:38 Sağın adamları içindir.
bir bölümüA companyöncekilerdendiroföncekilerthe former people
🇹🇷 56:39 Bir çoğu öncekilerdendir.
bir bölümü deAnd a companysonrakilerdendirofsonrakilerthe later people
🇹🇷 56:40 Bir çoğu da sonrakilerdendir.
ve adamlarıAnd (the) companionssolun(of) the leftnedirwhatadamları(are the) companionssolun(of) the left
🇹🇷 56:41 Solun adamları, nedir o solcular!
içindedirlerIniliklere işleyen bir ateşscorching fireve kaynar suand scalding water
🇹🇷 56:42 İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
ve gölgededirlerAnd a shadekara dumandanofkara dumanblack smoke
🇹🇷 56:43 Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
olmayanNotserincoolve olmayanand notfaydasıpleasant
🇹🇷 56:44 Ki ne serindir, ne de faydalı.
çünkü onlarIndeed, theyidilerwereöncebeforebundanthatvarlık içinde şımartılmışindulging in affluence
🇹🇷 56:45 Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
ve ediyorlardıAnd wereısrarpersistingüzereingünah (işlemek)the sinbüyükthe great
🇹🇷 56:46 Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
veAnd they used (to)diyorlardı kisayzaman mı?Whenbiz öldüktenwe dieve olduğumuzand becometoprakdustve kemik yığınıand bonesbiz mi?will webir daha diriltileceğizsurely be resurrected
🇹🇷 56:47 Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
atalarımız da mı?And also our fathersöncekiformer
🇹🇷 56:48 "Önceki atalarımızda mı?"
de kiSayşüphesizIndeedöncekiler dethe formerve sonrakiler deand the later people
🇹🇷 56:49 De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
mutlaka toplanacaklardırSurely, will be gatherediçinforbuluşma vakti(the) appointmentbir günün(of) a Daybelliwell-known
🇹🇷 56:50 "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
sonraThenşüphesiz siz deindeed youeyO those astraysapıklarO those astrayyalanlayıcılarthe deniers
🇹🇷 56:51 Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
mutlaka yiyeceklerWill surely eatağacındanfromağaç(the) tree(bir)ofZakkumZaqqum
🇹🇷 56:52 Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
dolduracaklarThen will fillonunlawith itkarınları(nı)the bellies
🇹🇷 56:53 Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
sonra içeceklerAnd drinküzerineover itkaynar sudan[from]kaynar suthe scalding water
🇹🇷 56:54 Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
ve içeceklerAnd will drinkiçişi gibi(as) drinkingsusuz develerin(of) the thirsty camels
🇹🇷 56:55 Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
işte böyledirThisonların ağırlanışı(is) their hospitalitygününde(on the) Dayceza(of) Judgment
🇹🇷 56:56 İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
bizWesizi yarattık[We] created yougerekmez mi?so why (do) notdoğrulamanızyou admit the truth
🇹🇷 56:57 Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
gördünüz mü?Do you seeakıttığınız meniyiwhatakıtırsınızyou emit
🇹🇷 56:58 Attığınız meniyi gördünüz mü?
siz mi?Is it youonu yaratıyorsunuzwho create ityoksaorbiz (miyiz?)(are) Weyaratıcılarthe Creators
🇹🇷 56:59 Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
bizizWetakdir eden[We] have decreedaranızdaamong youölümüthe deathve değildirand notbizimWeönümüze geçilmiş(are) outrun
🇹🇷 56:60 Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
diyeInşuthatsizin yerinize getirelimWe (will) changebenzerleriniziyour likeness[es]ve sizi yeniden inşa' edelimand produce youbir biçimdeinnewhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 56:61 Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
ve andolsunAnd certainlybildinizyou knowyaratmayıthe creationilkthe firstdüşünüp ibret almazmısınız?so why notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 56:62 Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
gördünüz mü?And do you seeektiğiniziwhatekersinizyou sow
🇹🇷 56:63 Ektiğinizi gördünüz mü?
siz mi?Is it you (who)onu bitiyorsunuzcause it to growyoksorbiz (miyiz?)(are) Webitirenlerthe Ones Who grow
🇹🇷 56:64 Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
şayetIfdileseydikWe willedonu yapardıkWe (would) surely, make itkuru bir çöpdebrisdururdunuzthen you would remainsızlanıpwondering
🇹🇷 56:65 Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
elbette bizIndeed, weborçlandıksurely are laden with debt
🇹🇷 56:66 "Doğrusu borç altına girdik."
doğrusuNaybizweyoksun bırakıldık(are) deprived
🇹🇷 56:67 "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
baktınız mı?Do you seesuyathe wateriçtiğinizwhichiçersinizyou drink
🇹🇷 56:68 İçtiğiniz suya baktınız mı?
siz mi?Is it youonu indirdinizwho send it downbuluttanfromyağmur bulutlarıthe rain cloudsyoksaorbiz (miyiz?)Weindirenler(are) the Ones to send
🇹🇷 56:69 Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
şayetIfdileseydikWe willedonu yapardıkWe (could) make ittuzlusaltyşüketmezmisiniz?then why are you not gratefulşükretmeniz gerekmez mithen why are you not grateful
🇹🇷 56:70 Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
gördünüz mü?Do you seeateşithe Fireçıkardığınızwhichtutuşturursunuzyou ignite
🇹🇷 56:71 Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
siz mi?Is it youyarattınızwho producedonun ağacınıits treeyoksaorbiz (miyiz?)Weyaratanlar(are) the Producers
🇹🇷 56:72 Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
bizWeonu yaptıkhave made itbir ibreta reminderve bir faydaand a provisionçölden gelip geçenlerefor the wayfarers in the desert
🇹🇷 56:73 Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
öyleyse yüceltSo glorifyadını(the) nameRabbinin(of) your Lordbüyükthe Most Great
🇹🇷 56:74 Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
hayırBut nayyemin ederimI swearyerlerineby settingyıldızların(of) the stars
🇹🇷 56:75 Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
muhakkak oAnd indeed, itbir yemindir(is) surely an oatheğerifbilirsenizyou know büyükgreat
🇹🇷 56:76 Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
elbette OIndeed, itkesinlikle bir Kur'an'dır(is) surely, a Qurandeğerlinoble
🇹🇷 56:77 O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
bir KitaptadırInbir kitapa Booksaklıwell-guarded
🇹🇷 56:78 Korunmuş bir kitaptadır.
ona dokunmazNoneona dokunmayıntouch itbaşkasıexcepttemizlerdenthe purified
🇹🇷 56:79 Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
indirilmiştirA RevelationRabbindenfromRab(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 56:80 (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
şimdi bunu mu?Then is it to thissözüstatementsizthat youküçümsüyorsunuz(are) indifferent
🇹🇷 56:81 Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
ve kılıyorsunuz?And you makerızkınızıyour provisionsizinthat youyalanlamanızdan (ibaret)deny
🇹🇷 56:82 Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
ya ?Then why notzamanwhen(can) dayandığıit reachesboğazathe throat
🇹🇷 56:83 Can boğaza dayandığı zaman
ve siz deAnd youo zaman(at) that timebakıp durursunuzlook on
🇹🇷 56:84 Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
ve bizAnd Wedaha yakınız(are) neareronato himsizdenthan youfakatbutsiz görmezsinizyou (do) not seegörmezsinizyou (do) not see
🇹🇷 56:85 Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
eğerThen why noteğerifisenizyou arecezalandırılmayacaknotcezalandırılmakto be recompensed
🇹🇷 56:86 Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
onu geri döndürsenizeBring it backeğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 56:87 Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
amaTheneğerifisehe wasyaklaştırılanlardanofyakınlaştırılmışlarthose brought near
🇹🇷 56:88 Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
(O'na) rahatlık (vardır)Then restve güzel rızık (vardır)and bountyve cenneti (vardır)and a Gardenni'met(of) Pleasure
🇹🇷 56:89 Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
amaAndeğerifisehe wasashabındanofashabı(the) companionssağ(of) the right
🇹🇷 56:90 Eğer O, sağın adamlarından ise,
selamThen, peacesanafor youashabından[from]ashabı(the) companionssağ(of) the right
🇹🇷 56:91 "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
amaButeğerifisehe wasyalanlayıcılardanofyalanlayanlarthe denierssapıkthe astray
🇹🇷 56:92 Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
bir ziyafetThen, hospitalitykaynar sudanofkaynar su(the) scalding water
🇹🇷 56:93 İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
ve atılma (vardır)And burningcehenneme(in) Hellfire
🇹🇷 56:94 Ve cehenneme atılma vardır.
elbetteIndeedbudur iştethiselbette osurely, itgerçek(is the) truthkesincertain
🇹🇷 56:95 Kesin gerçek budur işte.
öyleyse tesbih etSo glorifyadını(the) nameRabbinin(of) your Lordbüyükthe Most Great
🇹🇷 56:96 Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.