işte onlarThosela'netlediği (insanlardır)(are) the oneslânetlenmişler(who have been) cursedAllah'ın(by) Allahkimiand whoeverla'netlerse(is) cursedAllah(by) Allahartık bulamazsınthen neverbulacaksınwill you findonun içinfor him(hiçbir) yardımcı(any) helper
🇹🇷 4:52 Onlar, Allah'ın lanet ettiği kimselerdir. Allah kime lanet ederse artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
yoksaOronların var mı?for thembir payı(is) a sharemülktenofhükümranlıkthe Kingdomöyle olsaydıThenvermezlerdinot wouldverirlerthey giveinsanlarathe peoplebir çekirdek zerresi bile(even as much as the) speck on a date seed
🇹🇷 4:53 Yoksa onların mülkten bir payı mı vardır. Eğer öyle olsaydı, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.
yoksaOrkıskanıyorlar mıare they jealousinsanlara(of) the peopleyüzündenforşeyi (vahiyleri)whatverdiğigave themAllah'ınAllahlutfundanfromO'nun lütfuHis BountyoysaBut surelybiz verdikWe gavesoyuna(the) familyİbrahim(of) IbrahimKitabıthe Bookve hikmetiand [the] wisdomve onlara verdikand [We] gave thembir mülka kingdombüyükgreat
🇹🇷 4:54 Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettik.
onlardanThen of themkimi(are some) whoinandıbelievedO(Hak Kitabı)nain himonlardanand of themkimi de(are some) whoyüz çevirditurned awayondanfrom himöylesine de yettiand sufficientcehennem(is) Hellçılgın alevli(as a) Blazing Fire
🇹🇷 4:55 İşte o yahudilerden bir kısmı ona iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O iman etmeyenlere cehennem alevi yeter.
şüphesizIndeedkimselerithose whoinkar eden(leri)disbelievedayetlerimiziin Our SignsyakındasoonsokacağızWe will burn thembir ateşe(in) a FireherEvery timepiştikçeare roastedderileritheir skinsdeğiştireceğizWe will change theirderileriskinsbaşkasıylafor other (than) thattadsınlar diyeso that they may tasteazabıthe punishmentşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstündürismutlak güç sahibiAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:56 Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
kimseleriAnd those whoinananbelieve[d]ve yapanlarıand didiyi işlerthe good deedssokacağızWe will admit themcennetlere(in) Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklardırwill abideoradain itsürekliforeverkendilerine vardırFor themoradain iteşler de(are) spousestertemizpureve onları sokacağızand We will admit thembir gölgeye(in the) shade(hiç güneş sızmayan) eşsizthick
🇹🇷 4:57 İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.
şüphesizIndeedAllahAllahsize emrederorders youvermenizitokılarrenderemanetlerithe trustsehlinetosahipleritheir ownersve zamanand whenhükmettiğinizyou judgearasındabetweeninsanlarthe peoplehükmetmenizitohükmederjudgeadaletlewith justiceşüphesizIndeedAllahAllahne güzelexcellentlysize öğüt veriyoradvises youonunlawith itdoğrusuIndeedAllahAllahişitendirisher şeyi işitenAll-HearinggörendirAll-Seeing
🇹🇷 4:58 Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
EyO youkimselerwhoiman eden(ler)believe[d]ita'at edinObeyAllah'aAllahve ita'at edinand obeyElçiyethe Messengerve sahibineand thosebuyruk(having) authoritysizden olanamong youeğerThen ifanlaşmazlığa düşersenizyou disagreehakkındainherhangi bir şeyanythingonu götürünrefer itAllah'atoAllahAllahve Elçiyeand the MessengereğerifisenizyouinanıyorbelieveAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiret[the] LastbuThatdaha iyidir(is) bestve daha güzeldirand more suitablesonuç bakımından da(for final) determination
🇹🇷 4:59 Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Mahmoud Khalil Al-Husary