☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
onlara haber verAnd inform themmuhakkakthatsuyunthe waterpaylaştırılacağını(is) to be sharedaralarındabetween themhereachiçme (sırası gelen)drinkhazır bulunsun (suyunu alsın)attended
🇹🇷 54:28 Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
çağırdılarBut they calledbir arkadaşlarınıtheir companiono da bıçağı çektiand he took(deveyi) kestiand hamstrung
🇹🇷 54:29 Bunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti.
ama nasıl?So howolduwasazabımMy punishmentve uyarılarımand My warnings
🇹🇷 54:30 Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentonların üzerineupon themsayha (korkunç bir ses)thunderous blastteksingleoldularand they becamekuru ot gibilike dry twig fragmentsağıldaki(used by) a fence builder
🇹🇷 54:31 Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler.
ave ndolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:32 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
yalanladıDeniedkavmi(the) peopleLut'un(of) Lutuyarılarıthe warnings
🇹🇷 54:33 Lût kavmi de uyarıları yalanladı.
elbette bizIndeed, Wegönderdik[We] sentüstlerineupon thembir fırtınaa storm of stonesdışındaexceptailesi(the) familyLut(of) Lutonları kurtardıkWe saved themseher vaktiby dawn
🇹🇷 54:34 Biz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık,
bir ni'met olarak(As) a favorkatımızdanfromBizeUsböyleThusbiz mükafatlandırırızWe rewardkimseyi(one) whoşükreden(is) grateful
🇹🇷 54:35 Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
ve andolsunAnd certainlyonları uyarmıştıhe warned thembizim yakalamamıza karşı(of) Our seizurefakat kuşku duydularbut they disputeduyarılara karşıthe warnings
🇹🇷 54:36 (Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular,
ve andolsunAnd certainlymurad almağa kalkıştılarthey demanded from himonun konuklarındanthey demanded from himmisafirlerihis guestsbiz de siliverdikso We blindedgözlerinitheir eyeshaydi tadınSo tasteazabımıMy punishmentve uyarılarımıand My warnings
🇹🇷 54:37 Onun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
ve andolsunAnd certainlysabah onları yakaladıseized them in the morningerkenearlybir azaba punishmentkararlıabiding
🇹🇷 54:38 Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
haydi tadınSo tasteazabımıMy punishmentve uyarılarımıand My warnings
🇹🇷 54:39 "Azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik).
ve andolsunAnd certainlybiz kolaylaştırdıkWe have made easyKur'an'ıthe Quranöğüt almak içinfor remembranceyok mudur?so is (there)hiçanyöğüt alanwho will receive admonition
🇹🇷 54:40 Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
ve andolsunAnd certainlygelmiştircamekavmine(to the) peopleFir'avn'ın(of) Firaunuyarılarwarnings
🇹🇷 54:41 Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.
yalanladılarThey deniedayetlerimiziOur Signsbütünall of thembiz de onları yakaladıkso We seized themyakalaması gibi(with) a seizureaziz olanın(of) All-Mightyve güçlü olanın(the) Powerful One
🇹🇷 54:42 Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;
sizin kafirleriniz mi?Are your disbelievershayırlıbetterötekilerinizdenthanişte onlarthoseyoksaorsizin için (var mı?)for youbir beraet(is) an exemptionKitaplardainkitaplarthe Scriptures
🇹🇷 54:43 Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?
yoksaOrdiyorlar (mı?)(do) they saybizWebir topluluğuz(are) an assemblymuzaffer (yenilmez)helping (each other)
🇹🇷 54:44 Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?
bozulacakSoon will be defeatedo topluluk(their) assemblyve dönüp kaçacaklardırand they will turngeriye(their) backs
🇹🇷 54:45 Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
hayırNayo sa'attirthe Hourbuluşma zamanları(is) their promised timeve o sa'atand the Hourcidden çok fecidir(will be) more grievousve acıdırand more bitter
🇹🇷 54:46 Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.
şüphesizIndeedsuçlularthe criminalsiçindedir(are) inbir sapıklıkan errorve çılgınlıkand madness
🇹🇷 54:47 Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.
o gün(The) Daysürükleneceklerthey will be draggediçineintoateşthe Fireüzerineonyüzleritheir facestadınTastedokunuşunu(the) touchcehennemin(of) Hell
🇹🇷 54:48 O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).
elbette bizIndeed, [We]hereveryşeyithingyarattıkWe created itbir kadere göreby a measure
🇹🇷 54:49 Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.