söyleSaykimselereto those whoinanan(lara)believeaffetsinler(to) forgivekimselerithose whoummayan(ları)(do) notumarlarhopegünlerini(for the) daysAllah'ın(of) Allahcezalandırması içinthat He may recompensebir toplumua peoplesebebiylefor whatolduklarıthey used toyapıyorlarearn
🇹🇷 45:14 Ey Muhammed! İman edenlere söyle: Allah'ın cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Çünkü Allah her kavmi kazandıklarıyla cezalandıracaktır.
kimWhoeveryaparsadoesiyi bir işa righteous deedyararı kendisinedirthen it is for his soulve kimand whoeverkötülük yaparsadoes evilzararı kendisinedirthen it (is) against itsonundaThenRabbinizetoRabbinyour Lorddöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 45:15 Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra hep Rabbinize döndürüleceksiniz.
ve andolsunAnd certainlybiz verdikWe gaveoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of IsraelKitapthe Bookve hükümand the wisdomve peygamberlikand the Prophethoodve onları besledikand We provided themgüzel rızıklarlaoftemiz şeylerthe good thingsve onları üstün kıldıkand We preferred themüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 45:16 Andolsun ki biz, vaktiyle İsrailoğulları'na kitap, hüküm ve peygamberlik vermiştik. Onları temiz rızıklarla rızıklandırmıştık. Ve onları âlemlerden üstün kılmıştık.
ve onlara verdikAnd We gave themaçık delillerclear proofsbu işdeofişthe matteronlar ayrılığa düşmedilerAnd notayrılığa düştülerthey differedsadece (yüzünden)exceptsonraaftersonraafterkendilerine geldikten[what]onlara geldicame to thembilgithe knowledgeçekememezlik(out of) envyaralarındakibetween themselvesşüphesizIndeedRabbinyour Lordhüküm verecektirwill judgeonlar arasındabetween themgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionşeylerdeabout whatolduklarıthey used toondathereinayrılığa düşüyor(lar)differ
🇹🇷 45:17 Din hususunda onlara apaçık deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik ve düşmanlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyâmet günü aralarında hükmedecektir.
sonraThenseni koydukWe put youüzerineonbir şeriatan ordained wayemrimizdenofişthe mattersen ona uyso follow itveand (do) notuymafollowkeyiflerine(the) desireskimselerin(of) those whobilmeyen(lerin)(do) notbilirlerknow
🇹🇷 45:18 Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
çünkü onlarIndeed, theyaslaneversavamazlarwill availsendenyouAllahtanagainstAllahAllahhiçbir şeyi(in) anythingve şüphesizAnd indeedzalimlerthe wrongdoersbir kısmısome of themvelisidirler(are) alliesdiğerinin(of) othersAllah iseand Allahvelisidir(is the) Protectormuttakilerin(of) the righteous
🇹🇷 45:19 Çünkü onlar Allah'tan gelecek hiçbir şeyi senden uzaklaştıramazlar. Şüphesiz zâlimler, birbirlerinin dostlarıdır. Allah ise müttakilerin dostudur.
bu (Kur'an)Thiskanıtlar(sunmakta)dır(is) enlightenmentinsanlarafor mankindve yol göstericidirand guidanceve rahmettirand mercykavimler içinfor a peoplekesin olarak inananwho are certain
🇹🇷 45:20 Bu (Kur'an) insanların kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.
yoksaDosandılar (mı ki?)thinkkimselerthose whoişleyencommitkötülüklerievil deedsonları yapacağımızıthatonları yapacağızWe will make themkimseler gibilike those whoinananbelievedve yapanand didiyi amellerrighteous deedsbir olacak (öyle mi?)equalyaşamaları(in) their lifeve ölümleriand their deathne kötüEvil ishüküm veriyorlarwhathükmederlerthey judge
🇹🇷 45:21 Yoksa, kötülük işleyenler, hayatlarında ve ölümlerinde kendilerini, iman edip iyi ameller işleyen kimselerle bir tutacağımızı mı zannettiler? Ne kötü hüküm veriyorlar!
ve yaratmıştırAnd Allah createdAllahAnd Allah createdgöklerithe heavensve yeriand the earthgerçek olarakin truthcezalandırılsın diyeand that may be recompensedhereverycansoulşey ilefor whatkazandığıit has earnedve onlaraand theyaslawill not be wrongedhaksızlık edilmesinwill not be wronged
🇹🇷 45:22 Halbuki Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere, onlara asla haksızlık edilmez.
Mahmoud Khalil Al-Husary