erkekler (ki)Men kendilerini alıkoymaznotonları oyalardistracts themticarettradeve ne deand notalışverişsaleanmaktanfromAllah'ı anmak(the) remembrance of AllahAllah'ı(the) remembrance of Allahve kılmaktanand (from) establishingnamazthe prayerve vermektenand givingzekatzakahonlar korkarlarThey feargündena Dayters döneceğiwill turn aboutondathereinyüreklerinthe heartsve gözlerinand the eyes
🇹🇷 24:37 Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
karşılığını vermesi içinThat Allah may reward themAllahThat Allah may reward themen güzel(with the) bestşeylerin(of) whatyaptıklarıthey didve daha fazlası içinand increase themlutfundanfromO'nun lütfuHis Bountyve AllahAnd AllahrızıklandırırprovideskimseyiwhomdilediğiHe willshesapsız olarakwithoutölçümeasure
🇹🇷 24:38 Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
ve kimselerBut those whoinkar eden(ler)disbelieveonların işleritheir deedsserap gibidir(are) like a miragedüz arazidekiin a lowlandonu sanırthinks itsusayanthe thirsty onesu(to be) waterfakatuntilne zaman kiwhenyanına gelincehe comes to itbulamaznotonu bulurhe finds ithiçbir şey(to be) anythingve bulurbut he findsAllah'ıAllahyanındabefore himtam görürHe will pay him in fullonun hesabınıhis dueve AllahAnd Allahçabuk görendir(is) swifthesabı(in) the account
🇹🇷 24:39 Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
yahutOrkaranlıklar gibidir(is) like (the) darkness[es]içindekiinbir deniza seaderindeepki üstünü örtencovers itbir dalgaa waveonun üstündenon itonun üzerindeon itbir dalgaa waveonun üstündenon itonun üzerindeon itbir buluta cloudkaranlıklardarkness[es]onun birisome of itüstüneondiğerininothersne zaman kiWhençıkarsahe puts outelinihis handneredeysehardlyneredeyse hiçhardlyonu dahi göremezhe (can) see itbir kimseyeAnd (for) whomvermemişsenotAllah yaptıAllah (has) madeAllahAllah (has) madeonafor himbir nura lightartık olmazthen notonunfor himhiçbir(is) anynurulight
🇹🇷 24:40 Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.
🔬 İlim notu —
Derin deniz karanlığı ve iç dalgalar (internal waves) ancak modern oşinografiyle keşfedildi; çöl coğrafyasında bu tasvir düşündürücü.
❝…derin denizdeki karanlıklar gibidir; onu dalga üstüne dalga kaplar…❞
Derin deniz karanlığı ve iç dalgalar (internal waves) ancak modern oşinografiyle keşfedildi; çöl coğrafyasında bu tasvir düşündürücü.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllah'ıAllah tesbih ederlerglorifyonuHimkimselerwhoeverolan(is) ingöklerdethe heavensve yerde olanand the earthve kuşlarand the birdssaflar halinde uçan(with) wings outspreadher biriEach oneandolsunverilybilirknowskendi du'asınıits prayerve tesbihiniand its glorificationve AllahAnd Allahbilmektedir(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 24:41 Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.
ve Allah'ındırAnd to Allah (belongs)mülkü(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveAnd toAllah'adırAllahdönüş(is) the destination
🇹🇷 24:42 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesiz kithatAllahAllahsürerdrivesbulutlarıcloudssonrathenbirleştirirjoinsonların arasınıbetween themsonrathenonları yığar (sıkıştırır)makes thembirbiri üstüne(into) a masssonra görürsünthen you seeyağmurunthe rainçıktığınıcome fortharasındanfromaralarındatheir midstve indirirAnd He sends downgöktenfromgök(the) skydağlardan[from]dağlarmountainsoradawithin itbir dolu[of]doludur(is) hailvururand He strikesonunlawith itdilediğiniwhomO dilerHe willsve onu öteye çevirirand averts itdilediğindenfromkimewhomO dilerHe willsneredeyseNearlyparıltısı(the) flashşimşeğinin(of) its lightingalırtakes awaygözlerithe sight
🇹🇷 24:43 Görmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sürüklüyor; sonra onları biraraya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasında yağmur çıkıyor. O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı nerdeyse gözleri alır!
Mahmoud Khalil Al-Husary