☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
dediHe saiddememiş miydim?Did notderimI saysanato yousenthat youdayanamazsınnevergüç yetirirwill be ablebenimle beraber bulunmayawith mesabırla(to have) patience
🇹🇷 18:75 Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"
dedi kiHe saideğerIfsana sorarsamI ask youbir şeyabouthiçbir şeyanythingbundan sonraafter itartık olmathen (do) notbana arkadaşkeep me as a companionelbetteVerilysana ulaşmıştıryou have reachedbenim tarafımdanfrom mebendenfrom mebir özüran excuse
🇹🇷 18:76 (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.
yine yürüdülerSo they set outnihayetuntilvardıklarındawhengeldilerthey camehalkına(to the) peoplebir kent(of) a townyemek istedilerthey asked for foodoranın halkından(from) its peoplefakat kaçındılarbut they refusedonları konuklamaktantoonları ağırlaoffer them hospitalityderken buldularThen they foundoradain itbir duvara wallyüz tutan(that) want(ed)yıkılmağatoyıkılırcollapsehemen onu doğrulttuso he set it straight(Musa) dedi kiHe saideğerIfisteseydinyou wishedalırdınsurely you (could) have takenbuna karşılıkfor itbir ücreta payment
🇹🇷 18:77 Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi.
dediHe saidişte buThisayrılmasıdır(is) partingbenimlebetween mesenin arasınınand between yousana haber vereceğimI will inform youiçyüzünüof (the) interpretationşeylerin(of) whatgüç yetiremediğinnotgücünüz yettiyou were ableüzerineon itsabırla(to have) patience
🇹🇷 18:78 Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."
O gemiAs forgemithe shipidiit wasyoksullarınof (the) poor peopleçalışanworkingdenizdeindenizthe seaistedimSo I intendedkithatonu kusurlu yapmakI cause defect (in) itçünkü vardı(as there) wasonların ilerisindeafter thembir krala kingalanwho seizedhereverygemiyishipzorla(by) force
🇹🇷 18:79 "Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."
gelinceAnd as forçocuğathe boyidihis parents wereonun anası babasıhis parents weremü'min insanlarbelieverskorktukand we fearedonlara sarmasındanthatonları zora sokardıhe would overburden themazgınlık(by) transgressionve küfürand disbelief
🇹🇷 18:80 "Oğlana gelince, onun anababası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
istedik kiSo we intendedonun yerine versinthatonlar için değişirdiwould change for themRableritheir Lorddaha hayırlısınıa betterondanthan himdaha temiz(in) purityve daha yakınınıand nearermerhamete(in) affection
🇹🇷 18:81 "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."
iseAnd as forduvarthe wallidiit wasçocuğunfor two orphan boysiki yetimfor two orphan boysşehirdeinbeldethe townve vardıand wasaltındaunderneath itbir hazinea treasureonlara aitfor themve idiand wasbabaları datheir fatheriyi bir kimserighteousistedi kiSo intendedRabbinyour Lordonlar (büyüyüp) ersinlerthatulaşırlarthey reachgüçlü çağlarınatheir maturityve çıkarsınlarand bring forthhazinelerinitheir treasurebir rahmet olarak(as) a mercyRabbindenfromRabbinyour Lordbunları yapmadımAnd notonu yaptımI did itben kendiliğimdenonkendiliğimdenmy (own) accordişte budurThatiçyüzü(is the) interpretationşeylerin(of) whatsenin güç yetiremediğinnotgücünüz yettiyou were ablehakkındaon itsabırla(to have) patience
🇹🇷 18:82 "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."
ve sana soruyorlarAnd they ask youZu'l-Karneyn'denaboutZülkarneynDhul-qarnainZu'l-Karneyn'denDhul-qarnainde kiSayokuyacağımI will recitesizeto youondanabout himbir hatıraa remembrance
🇹🇷 18:83 Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.