aslaNevereremezsinizwill you attainiyiliğe[the] righteousnesskadaruntil(Allah için) harcayıncayayou spendşeylerdenfrom whatsevdiğinizyou loveve ne ki?And whateverharcarsanızyou spendherhangi birofşeydena thingşüphesizthen indeedAllahAllahonuof itbilir(is) All-Knowing
🇹🇷 3:92 Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.
bütünAllyiyecekler[the] foodidiwashelallawfuloğullarınafor (the) Childrenİsrail(of) Israeldışındaexceptşeylerwhatharam kıldığımade unlawfulİsrail'inIsraelkendisineuponkendisihimselföncefromöncebeforeindirilmeden[that]indirildi(was) revealedTevratthe Tauratde kiSaygetirinSo bringTevrat'ıthe Tauratve okuyunand recite iteğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 3:93 Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun".
artık kimThen whoeveruydurursafabricateshakkındaaboutAllahAllahbir yalan[the] liesonra dafromsonraafterbundanthatiştethen those onlartheyzalimlerdir(are) the wrongdoers
🇹🇷 3:94 Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
de kiSaydoğru söyledi(has) spoken the truthAllahAllahöyle ise uyunthen followdinine(the) religionİbrahim(of) Ibrahimhanif (Allah'ı birleyici) olarak(the) upright(O) değiland notidihe wasortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 3:95 De ki: "Allah doğru söylemiştir. Öyle ise dosdoğru, Allah'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi".
doğrusuIndeedilk(the) FirstevHouse(ma'bed olarak) kurulanset upinsanlarafor the mankindolandır(is) the one whichMekke'de(is) at Bakkahuğur bereketlidir'blessedve hidayet kaynağıdırand a guidancealemlerefor the worlds
🇹🇷 3:96 Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.
onda vardırIn itdeliller(are) signsaçık açıkclearMakamıstanding placeİbrahim'in(of) Ibrahimve kimand whoeverona girseenters it güvene ererisgüvenlisafeAllah'ın bir hakkıdırAnd (due) to Allahüzerindeuponinsanlarthe mankind(gidip) haccetmesi(is) pilgrimageEv'e(of) the Househerkesin(for one) whogücü yetenis ableonunto [it]yoluna(find) a wayve kimAnd whoevernankörlük edersedisbelievedşüphesizthen indeedAllahAllahzengindir(is) free from needbütün alemlerdenofâlemlerthe universe
🇹🇷 3:97 Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Bookneden?Whyinkar ediyorsunuz(do) you disbelieveayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) AllahAllahwhile Allahtanık iken(is) a Witnessşeylereovernewhatyaptığınızyou do
🇹🇷 3:98 De ki: "Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Bookniçin?Whyçevirmeğe çalışıyorsunuz(do) you hinderyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahkimseleri(those) whoinananbelieve[d]göstermeğe yeltenerekseeking (to make) iteğri(seem) crookedve sizwhile you(gerçeğe) tanık olduğunuz halde(are) witnessesdeğildirAnd notAllahAllahhabersiz(is) unawareyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 3:99 De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir".
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]şayetIfuyarsanızyou obeygrubaa groupherhangi birfromkimselerdenthose whoverilen(ler)were givenKitapthe Booksizi döndürürlerthey will turn you backsonraafterimanınızdanyour beliefkafir olarak(as) disbelievers
🇹🇷 3:100 Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
Mahmoud Khalil Al-Husary