Ey ehliO PeopleKitap(of) the BookniçinWhykarıştırıyorsunuzdo you mixhakkıthe truthbatıllawith the falsehoodve gizliyorsunuzand concealgerçeğithe truthve sizwhile youbildiğiniz haldeknow
🇹🇷 3:71 Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
ve dedi kiAnd saidbir grupa groupehlindenofinsanlar(the) PeopleKitap(of) the BookinanınBelieveolanain whatindirilmişwas revealedüzerineonkimselerthose whoinanan(lara)believe[d]önünde(at the) beginninggünün(of) the dayve inkar edinand rejectsonunda(at) its endbelki onlarperhaps they maydönerlerreturn
🇹🇷 3:72 Kitap ehlinden bir grup: "Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da dönerler." dedi.
ve güvenmeyinAnd (do) notiman ederlerbelievebaşkasınaexceptkimseden(the one) whouyanfollowssizin dininizeyour religionde kiSayşüphesizIndeedHidayetthe (true) guidancehidayetidir(is the) GuidanceAllah'ın(of) Allah verilmesinden (mi?)lestveriliris givenbirine(to) one benzerinin(the) likeşeyin(of) whatsize verilenwas given to youveyaor(aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?)they may argue with youhuzurundanearRabbinizinyour Lordde kiSayşüphesizIndeedLutufthe Bountyelindedir(is) in the HandAllah'ın(of) Allahonu verirHe gives itkimseye(to) whomdilediğiHe willsAllah'ınand Allah(lutfu) geniştir(is) All-Encompassing(O her şeyi) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 3:73 "Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendir".
has kılarHe choosesRahmetinifor His MercykimseyewhomdilediğiHe willsAllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessorlutuf ve ikram(of) Bounty büyük[the] great
🇹🇷 3:74 Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.
ehlindenAnd frominsanlar(the) PeopleKitap(of) the Booköylesi (vardır ki)(is he) whoeğerifona emanet bıraksanyou entrust himyüklerle malwith a great amount of wealthonu öderhe will return itsanato youve onlardanAnd from themöylesi (de vardır ki)(is he) whoeğerifona versenyou entrust himbir dinarwith a single coinonu ödemeznotonu geri verirhe will return itsanato youbaşka türlüexceptsüreklithatdevamlı yaparsınızyou keep constantlybaşınaover himdikilmedenstandingbuThatonların (içindir)(is) because theydediklerisaidyokturNotbizeon uskarşıconcerningümmilerethe unlettered peoplebir yol (sorumluluk)any [way] (accountability)ve söylüyorlarAnd they saykarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieve onlarwhile theybile bileknow
🇹🇷 3:75 Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
HayırNaykimwhoeveryerine getirirfulfillssözünühis covenantve (günahtan) korunursaand fears (Allah)şüphesizthen indeedAllah (da)Allahseverloveskorunanlarıthose who fear (Him)
🇹🇷 3:76 Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
şüphesizIndeedkimseler (var ya)those whosatanlarexchangeverdikleri sözü(the) CovenantAllah'a(of) Allahve yeminleriniand their oathsparaya(for) a priceaz birlittleiştethose yokturnobir payıshareonlarınfor themahiretteinahiretthe Hereafteronlara konuşmayacakand notonlarla konuşurwill speak to themAllahAllahbakmayacakand notbakınlookonlaraat themgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve onları yüceltmeyecektirand notonları temizlepurify themve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 3:77 Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.
Mahmoud Khalil Al-Husary