بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
de kiSayvahyolunduIt has been revealedbanato megerçektenthat(Kur'an) dinlediklerilistenedbir topluluğuna groupcin(ler)denofcinlerthe jinnve dedikleriand they saidşüphesiz bizIndeed, wedinledikheardbir Kur'ana Quranharikulade güzelamazing
🇹🇷 72:1 Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur'ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur'ân dinledik.
iletiyorIt guidesdoğru yolatodoğru yolthe right wayve inandıkso we believeonain itartıkand neverortak koşmayacağızwe will associateRabbimizewith our Lordhiç kimseyianyone
🇹🇷 72:2 O Kur'ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
doğrusu OAnd that He yücedirExalted isşanı(the) MajestyRabbimizin(of) our Lord O edinmemiştirnotedindiHe has takeneşa wifeve ne deand notçocuka son
🇹🇷 72:3 Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.
gerçek şu kiAnd that heidiused tosöylüyorspeak bizim beyinsizthe foolish among ushakkındaagainstAllahAllahsaçma şeyleran excessive transgression
🇹🇷 72:4 Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
ve elbette bizAnd that wesanmıştıkthoughtaslathataslaneversöylemeyecekleriniwill sayinsanlarınthe menve cinlerinand the jinnkarşıagainstAllah'aAllahyalanany lie
🇹🇷 72:5 Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
ve doğrusuAnd thatidi(there) were(bazı) erkeklermeninsanlardanamonginsanlıkmankindsığınırlardıwho sought refugebazı erkeklerein (the) mencinlerdenfromcinlerthe jinnve onların artırırlardıso they increased themşımarıklığını(in) burden
🇹🇷 72:6 Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.
ve onlar daAnd that theysanmışlardıthoughtgibiassizin sandığınızyou thoughtaslathataslaneverdiriltmeyeceğiniwill raiseAllah'ınAllahhiç kimseyianyone
🇹🇷 72:7 Doğrusu onlar sizin zannettiğiniz gibi, zannetmişlerdi ki, Allah asla kimseyi Peygamber göndermeyecek.
ve elbette bizAnd that wedokunduksought to touchgöğethe heavenve onu buldukbut we found itdoldurulmuşfilled (with)bekçilerleguardskuvvetlisevereve ışınlarlaand flaming fires
🇹🇷 72:8 (Cinler, dediler ki): "Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."
ve elbette bizAnd that weidikused tooturursitonunthere inoturma yerlerindepositionsdinlemeğe mahsusfor hearingartık kimbut (he) whodinlemek isteselistensşimdinowbulurwill findkendisinifor himbir ışına flaming firegözetleyenwaiting
🇹🇷 72:9 "Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
ve elbette bizAnd that we bilmiyoruznotbilirizwe knowkötülük müwhether evilistendiis intendedolanlarafor (those) whoyeryüzünde(are) inyeryüzüthe earthyoksaordilediintendsonlarıfor themRabbleritheir Lorddoğruya iletmek (mi?)a right path
🇹🇷 72:10 "Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"
bize gelinceAnd that [we]bizden vardıramong usiyiler (de)(are) the righteousve bizden vardırand among usbaşkası (da)(are) other thanbundanthatbizWeyollardayız(are on) waysçeşitlidifferent
🇹🇷 72:11 Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.
bizAnd that weanladık[we] have become certainaslathataslaneveraciz bırakamayacağımızıwe will cause failureAllah'ı(to) Allahyeryüzündeinyeryüzüthe earthve aslaand neverO'nu aciz bırakamayacağımızıwe can escape Himkaçmakla(by) flight
🇹🇷 72:12 "Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yerde acze düşürmemize imkân yok. Kaçmakla da O'nu asla âciz bırakamayacağız."
bizAnd that [we]ne zaman kiwhenişitincewe heardyol gösteren (Kur'an)ıthe Guidanceinandıkwe believedonain itartık kimAnd whoeverinanırsabelievesRabbinein his Lordkorkmazthen notkorkacakhe will feareksik verilmesindenany lossve ne deand notkötülük edilmesindenany burden
🇹🇷 72:13 "Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Kim Rabbine inanırsa, ne hakkının eksik verilmesinden korkar, ne de kendisine kötülük edilmesinden."
Mahmoud Khalil Al-Husary