durumu daAnd (the) examplekimselerin(of) those whoinfak edenspendmallarınıtheir wealthkazanmakseekingrızasını(the) pleasureAllah'ın(of) Allahve kökleştirmek içinand certaintykendilerindekini (imanı)fromiçleritheir (inner) soulsbenzer(is) likebir bahçeyea gardentepe üzerinde bulunanon a heightdeğincefell on itbol yağmurheavy rainverenso it yieldedürününüits harvestiki katdoubleeğerThen ifdeğmese bile(does) notüzerine düşerfall (on) ityağmurheavy rainçisinti olurthen a drizzleAllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 2:265 Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür.
ister mi ki?Would likebirinizany of youolmasınıthatolsunit bekendisininfor himbir bahçesia gardenhurmalardanofhurma ağaçlarıdate-palmsve üzümler(den)and grapevinesakanflowingaltından[from]onun altındanunderneath itırmaklarthe riversbulunanfor himiçindein ither çeşitofher (türlü)all (kinds)meyvası(of) [the] fruitsve kendisine geldiğindeand strikes himihtiyarlık[the] old ageve onunand [for] hisve çocuklarının bulunduğuchildrenaciz(are) weakisabet etsinthen falls on itbirden bir kasırgawhirlwindonlarain itateşli(is) fireyakıp kül etsinthen it is burntböyleceThusaçıklıyormakes clearAllahAllahsizefor youayetleri(His) Signsumulurkiso that you maydüşünürsünüzponder
🇹🇷 2:266 Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.
EyO youkimselerwhoiman eden(ler)believe[d]infak edinSpendiyilerindenfromtemiz şeyler(the) good thingsşeylerinthatkazandıklarınızyou have earnedve şeylerdenand whateverçıkardığımızWe brought forthsizin içinfor youyerdenfromyeryüzüthe earthkalkışmayınAnd (do) notyönelmeyinaim (at)kötü şeylerithe badsadaka vermeyeof itkendinize alamayacağınızyou spendsiz olmazkenwhile you (would) notbaşka şekildetake itgöz yummadanexcept[ki][that]ondan(with) close(d) eyesbilin ki[in it]şüphesizand knowAllahthatzengindirAllahövülmüştür(is) Self-Sufficientövgüye lâyıkPraiseworthy
🇹🇷 2:267 Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamıyacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandır.
şeytanThe Shaitaansize vaad ederpromises youfakirliği[the] povertyve size emrederand orders youçirkin şeyleri yapmayıto immoralityAllah isewhile Allahsize va'adediyorpromises youbağışlamaforgivenesskendi tarafındanfrom Himve lutufand bountyşüphesiz Allah'ınAnd Allah(lutfu) geniştir(is) All-Encompassing(O) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 2:268 Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir.
verirHe grantsHikmeti[the] wisdomkimseye(to) whomdilediğiHe willsve kimseand whoeververilenis grantedHikmet[the] wisdomelbettethen certainlyverilmiştirhe is grantedhayırgoodçokabundantbunu anlamazAnd nonehatırlarremembersbaşkasıexceptsahiplerindenthoseakıl(of) understanding
🇹🇷 2:269 Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.
Mahmoud Khalil Al-Husary