dedi kiHe saidveAnd whatben bilmem(do) I knowşeyleriof whatolduklarıthey usedonların yapıyor(to) do
🇹🇷 26:112 Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
doğrusuVerilyonların hesabıtheir accountancak(is) butaittiruponRabbimemy Lordeğerifdüşünürsenizyou perceive
🇹🇷 26:113 "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
ve değilimAnd notbenI amkovacakthe one to drive awayinananlarıthe believers
🇹🇷 26:114 "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
değilimNotbenI ambaşkabutbir uyarıcı(dan)a warnerapaçıkclear
🇹🇷 26:115 "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
dedilerThey saideğerIfvazgeçmezsennotvazgeçersinizyou desistey NuhO Nuhmutlaka olacaksınSurely you will betaşlananlardanoftaşlananlarthose who are stoned
🇹🇷 26:116 Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
(Nuh) dediHe saidRabbimMy LordşüphesizIndeedkavmimmy peoplebeni yalanladıhave denied me
🇹🇷 26:117 Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
o halde açSo judgebenimlebetween meonların arasınıand between them(kesin hükümle) açarak(with decisive) judgmentve beni kurtarand save meve bulunanlarıand whobenimle beraber(are) with memü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 26:118 "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
biz de onu kurtardıkSo We saved himve bulunanlarıand whoonunla beraber(were) with himiçindeingemithe shipdoluladen
🇹🇷 26:119 Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
sonraThenboğdukWe drownedbunun ardındanthereaftergeride kalanlarıthe remaining ones
🇹🇷 26:120 Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, (is) a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:121 Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:122 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedAd (kavmi) de(the people) of Aadgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:123 Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemiştisaidonlarato themkardeşleritheir brotherHûdHudkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:124 Hani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
şüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:125 "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:126 "Gelin artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentancakexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:127 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir. "
siz yapıyor musunuz?Do you constructheron everytepeye (yol üzerine)elevationbir işaret (saraylar)a signeğleniyor (musunuz?)amusing yourselves
🇹🇷 26:128 "Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz?"
ve ediniyorsunuzAnd take for yourselvesköşkler (ve müstahkem kaleler)strongholdsbelkithat you mayebedi yaşarsınız diyelive forever
🇹🇷 26:129 "Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?"
ve zamanAnd whenyakaladığınızyou seizeyakalıyorsunuzyou seizezorbalar gibi(as) tyrants
🇹🇷 26:130 "Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz."
o halde korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:131 "Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ve korkunAnd fearkimsedenthe One Whosize bol bol verenhas aided youşeyleri (ni'metleri)with whatbildiğinizyou know
🇹🇷 26:132 "O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte,"
ki O size vermiştirHe has aided youdavarlarwith cattleve oğullarand children
🇹🇷 26:133 "Davarlar, oğullar,"
ve bahçelerAnd gardensve çeşmelerand springs
🇹🇷 26:134 "Cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir."
doğrusu benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizefor youazabından(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:135 "Cidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
dediler kiThey saidaynıdır(It is) samebizceto usöğüt versen dewhether you adviseveyaorolmasan danotsizyou areöğüt verenlerdenoföğüt verenlerthe advisors
🇹🇷 26:136 "Dediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir."
Mahmoud Khalil Al-Husary