☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
yazıldı (farz kılındı)Is prescribedsizeupon yousavaş[the] fightinghalbuki owhile ithoşunuza gitmez(is) hatefulsizinto youolur ki bazenBut perhapshoşlanmadığınız[that]hoşlanmazsınızyou dislikebir şeya thingoand ithayırlıdır(is) goodsizin içinfor youve olur kiand perhapshoşlandığınız[that]seversinizyou lovebir şey (de)a thingoand itkötüdür(is) badsizin içinfor youAllahAnd Allahbilirknowssiz isewhile youbilmezsiniz(do) notbilirlerknow
🇹🇷 2:216 Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
sana soruyorlarThey ask youayındaaboutaythe monthharam[the] sacred savaşmaktan(concerning) fightingondain itde kiSaysavaşFightingO (aylar)dathereinbüyük bir günahtır(is) a great (sin)ve alıkoymakbut hindering (people)yolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahve inkar etmekand disbeliefO'nuin Himve Mescid-iand (preventing access to) Al-MasjidHaram(dan)Al-Haraamsürüp çıkarmakand driving outhalkınıits peopleondan (Mekke'den)from itdaha büyük (bir günahtır)(is) greater (sin)yanındanearAllahAllahve fitneAnd [the] oppressiondaha büyük(bir günah)tır(is) greateröldürmektenthanöldürme[the] killingvazgeçmezlerAnd notvazgeçeceklerthey will ceasesizinle savaşmaktan(to) fight with youkadaruntilsizi döndürünceyethey turn you awaydininizdenfromdininizyour religioneğerifgüçleri yetsethey are ableve kimAnd whoeverdönerturns awaysizdenamong youdinindenfromdinihis religionve ölürsethen diesve owhile hekafir olarak(is) a disbelieveriştefor thoseboşa çıkmıştırbecame worthlessonların bütün yaptıklarıtheir deedsdünyada (da)indünyathe worldahirette (de)and the Hereafterve onlarAnd thosehalkıdır(are) companionsateş(of) the Fireve onlartheyoradain itsürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 2:217 Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescidi Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır.
muhakkakIndeedkimselerthose whoiman edenlerbelievedve kimselerand those whove hicret edenleremigratedve cihat edenlerand stroveyolundainyol(the) wayAllah(of) Allah işte onlarthoseumarlarthey hoperahmetini(for) MercyAllah'ın(of) AllahAllahAnd Allahçok bağışlayan(is) Oft-Forgivingçok merhamet edendirMost Merciful
🇹🇷 2:218 Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
sana soruyorlarThey ask youşaraptanaboutiçki[the] intoxicantsve kumardanand [the] games of chancede kiSayo ikisinde vardırIn both of themgünah(is) a sinbüyükgreatve bazı yararlarand (some) benefitsinsanlar içinfor [the] peoplefakat onların günahıBut sin of both of themdaha büyüktür(is) greateryararındanthanikisinin faydası(the) benefit of (the) twove sana soruyorlarAnd they ask younewhatinfak edeceklerinithey (should) spendde kiSayAf (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)The surplusböyleThusaçıklıyormakes clearAllahAllahsizeto youayetleri[the] Versesumulur kiso that you maydüşünürsünüzponder
🇹🇷 2:219 Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.