izin verildiPermission is givenkendileriyleto those whosavaşılanlaraare being foughtyüzündenbecause theyonlara zulmedilmeleriwere wrongedve şüphesizAnd indeedAllahAllahonlara yardım etmeğeforzaferleritheir victorykadirdir(is) surely Able
🇹🇷 22:39 Kendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir.
onlarThose whoçıkarıldılarhave been evictedyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesetmedikleri haldewithouthakrightsadeceexceptdiyethatdiyorlarthey saidRabbimizOur LordAllah'tır(is) Allaheğer olmasaydıAnd if notsavunmasıAllah checksAllah'ınAllah checksinsanlarınthe peoplebazılarınısome of themdiğer bazılarıyleby othersyıkılırdısurely (would) have been demolishedmanastırlarmonasteriesve kiliselerand churchesve havralarand synagoguesve mescidlerand masajid anılanis mentionediçlerindein itismi(the) name of AllahAllah'ın(the) name of Allahçokcamuchve elbette yardım ederAnd surely Allah will helpAllahAnd surely Allah will helpkimseye(those) whokendine yardım edenhelp HimkuşkusuzIndeedAllahAllahkuvvetlidir(is) surely All-StronggalibdirAll-Mighty
🇹🇷 22:40 Onlar "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir).
eğerThose whoeğerifonları iktidara getirirsekWe establish themyer yüzündeinyerthe landkılarlarthey establishnamazıthe prayerve verirlerand they givezekatızakahve emrederlerand they enjoiniyiliğithe rightve vazgeçirmeğe çalışırlarand forbidkötülüktenfromzulümthe wrongve Allah'a aittirAnd for Allahsonu(is the) endbütün işlerin(of) the matters
🇹🇷 22:41 Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.
ve eğerAnd ifseni yalanlıyorlarsathey deny yougerçektenso verilyyalanlamıştıdeniedbunlardan öncebefore themkavmi de(the) peopleNuh(of) Nuhve 'Adand Aadve Semudand Thamud
🇹🇷 22:42 (Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar.
ve kavmiAnd (the) peopleİbrahim(of) Ibrahimve kavmiand (the) peopleLut(of) Lut
🇹🇷 22:43 İbrahim'in kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini) yalancı saydılar.
ve halkıAnd the inhabitantsMedyen(of) Madyanve yalanlanmıştıAnd Musa was deniedMusaAnd Musa was deniedben de bir süre vermiştimso I granted respitekafirlereto the disbelieverssonrathenonları yakalamıştımI seized themnasıland howolduwasbenim inkarımMy punishment
🇹🇷 22:44 (Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler.
niceleri vardırAnd how manykentlerdenofbir kasabaa townshiphelak ettiğimizWe have destroyed itowhile itzulmederkenwas doing wrongve oso itçökmüştürfellüstüneontavanlarıits roofsve kuyuand wellkullanılmaz olmuşturabandonedve saraylarand castlesağlamlofty
🇹🇷 22:45 Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)
hiçSo have notgezmediler mi?they traveledyer yüzündeinyerthe landolsunand isonlarınfor themkalbleriheartsdüşünecekleri(to) reasononunlawith itveyahutorkulaklarıearsişitecekleri(to) hearonunlawith itziraFor indeed, [it]kör olmaznotkör olmuşlardır(are) blindedgözlerthe eyesfakatbutkör olur(are) blindedkalblerthe heartsiçindekiwhichiçindedir(are) ingöğüslerthe breasts
🇹🇷 22:46 Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.
Mahmoud Khalil Al-Husary