ve onları yaptıkAnd We made themönderlerleadersdoğru yolu gösterenthey guideemrimizleby Our Commandve vahyettikAnd We inspiredonlarato themişler yapmayı(the) doinghayırlı(of) good deedsve kılmayıand establishmentnamaz(of) the prayerve vermeyiand givingzekat(of) zakahve (insanlar) idilerand they werebizeof Uskulluk edenworshippers
🇹🇷 21:73 Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.
ve Lut'aAnd (to) LutverdikWe gave himhükümjudgmentve ilimand knowledgeve onu kurtardıkand We saved himbir kenttenfrombeldethe townki (onlar)whichidilerwasişler yapıyordoingçirkinwicked deedsgerçekten onlarIndeed, theyidilerwerebir kavima peoplekötüevilyoldan çıkandefiantly disobedient
🇹🇷 21:74 Biz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi.
ve onu soktukAnd We admitted himiçineintorahmetimizinOur Mercyçünkü oIndeed, he-Salihler-den idi(was) ofve Nuh'u da-Salihlerthe righteous
🇹🇷 21:75 Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi.
ve Nuh'u daAnd Nuhhaniwhenbize yalvarmıştıhe calledbunlardan öncebeforeöncebeforebiz de kabul etmiştikso We respondedonun (du'asını)to himkendisini kurtarmıştıkand We saved himve ailesiniand his familysıkıntıdanfrombelathe afflictionbüyük[the] great
🇹🇷 21:76 Nuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
ve onu korudukAnd We helped himkavmindenfrominsanlarthe peoplekimselerinwhoyalanlayandeniedayetlerimiziOur Signsçünkü onlarIndeed, theyolmuşlardıwerebir kavima peoplekötüevilbiz de onları boğmuştukso We drowned themhepsiniall
🇹🇷 21:77 Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk.
ve Davud'uAnd Dawudve Süleyman'ıand Sulaimanhaniwhenonlar hükmediyorlardıthey judgedhakkındaconcerningbir ekinthe fieldzamanwhenyayıldığıpasturedoradain itdavarınınsheeptoplumun(of) a peoplebiz de idikand We wereonların hükümlerineto their judgmentşahidwitness
🇹🇷 21:78 Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.
onu bellettikAnd We gave understanding of itSüleyman'a(to) Sulaimanve hepsineand (to) eachverdikWe gavehükümdarlıkjudgmentve bilgiand knowledgeve boyun eğdirdikAnd We subjectedonunla beraberwithDavud'aDawuddağlarıthe mountainstesbih eden(to) glorify Our praisesve kuşlarıand the birdsve bizAnd We were(bunları) yaparızthe Doers
🇹🇷 21:79 Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.
ve ona öğretmiştikAnd We taught himyapmayı(the) makingzırh(of) coats of armorsizin içinfor yousizi korumak içinto protect yousavaşın şiddetindenfromsavaşınızyour battle(o halde) misiniz?Then willsizyouşükredenlerden(be) grateful
🇹🇷 21:80 Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
ve Süleyman'aAnd to Sulaimanfırtınayıthe windşiddetliforcefullyakıp giderdiblowingonun emriyleby his commandyeretoyerthe landbereketlendirdiğimizwhichbereket verdikWe blessediçini[in it]ve bizAnd We areherof everyşeyithingbilirizKnowers
🇹🇷 21:81 Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk.
Mahmoud Khalil Al-Husary