ve dedilerAnd saidkimselerthose whoortak koşan(lar)associate partners (with Allah)eğerIfdileseydiAllah (had) willedAllahAllah (had) willedtapmazdıknotibadet ederdikwe (would) have worshippedO'ndan başkaother than HimO'ndan başkaother than Himhiçbiranyşeyething(ne) bizwene deand notatalarımızour forefathersve haram kılmazdıkand notharam kılardıkwe (would) have forbiddenO'nsuzother than HimO'ndan başkaother than HimhiçbiranythingşeyianythingböyleThusyapmıştıdidkimseler dethose whoonlardan önceki(ler)(were) before themonlardan öncekiler(were) before themdeğil midir?Then is (there)düşenonelçilerethe messengersyalnızexcepttebliğ etmekthe conveyanceaçıkçaclear
🇹🇷 16:35 Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir.
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentiçindeintohereverymilletnationbir elçia Messengerdiyethatkulluk edinWorshipAllah'aAllahve kaçınınand avoidtagutdanthe false deitiesonlardanThen among themkimine(were some) whomhidayet ettiAllah guidedAllahAllah guidedve onlardanand among themkimine de(were) somehak olduwas justifiedüzerlerineon themsapıklıkthe strayingişte gezinSo travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthve bakınand seenasılhowolmuşwassonuthe endyalanlayanların(of) the deniers
🇹🇷 16:36 Andolsun ki biz her ümmete, "Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının." diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yer yüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?
şayetIfne kadar istesen deyou desireonların yola gelmelerini[for]hidayetleritheir guidancekuşkusuzthen indeedAllahAllahyola getirmez(will) nothidayet ederguidekimseyiwhomşaşırttığıHe lets go astrayve olmazand not (are)onlarınfor themhiçbiranyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 16:37 (Ey Muhammed!) Sen o kâfirlerin hidayete ermelerini ne kadar istesen de Allah, saptırdığı kimseyi hidayete erdirmez. Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
ve yemin ettilerAnd they swearAllah'aby Allahbütün şiddetiylestrongestyeminlerinin(of) their oathsdiriltmez (diye)Allah will not resurrectAllah diriltmezAllah will not resurrectAllahAllah will not resurrectkimseyi(one) whoölendieshayırNayverdiği sözdür(it is) a promiseO'nun onlaraupon Himgerçek olarak(in) truthamabutçoğumostinsanların(of) the mankindbilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 16:38 Kâfirler, "Allah ölen kimseyi diriltmez." diye en kuvvetli yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, Allah'ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.
açıklasın (diye)That He will make clearonlarato themihtilaf ettiklerinithatayrılığa düşerlerthey differhakkındawhereinve bilsinler (diye)and that may knowkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedonlarınthat theyolduklarınıwereyalancılarliars
🇹🇷 16:39 Allah ölüleri diriltecek ki, o kâfirlerin, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıkça göstersin ve bunu inkâr edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.
şüphesizOnlysöyleyeceğimiz sözOur Wordbir şeyito a thingzamanwhenistediğimizWe intend itsadece(is) thatdememizdirWe sayonato itolBederhal oluverirand it is
🇹🇷 16:40 Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir.
göç edenleriAnd those whohicret ettileremigrateduğrundain (the way)Allah(of) Allahsonraaftersonraafterkendilerine zulmedildikten[what]zulme uğradılarthey were wrongedyerleştireceğizsurely We will give them positiondünyadaindünyathe worldgüzelcegoodve mükafatı isebut surely the rewardahiret(of) the Hereafterdaha büyüktür(is) greaterkeşkeifonlartheybilselerdiknow
🇹🇷 16:41 Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.
onlar kiThose whosabrettiler(are) patientve sadeceand onRablerinetheir Lorddayanmaktadırlarthey put their trust
🇹🇷 16:42 O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.
Mahmoud Khalil Al-Husary