☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
zamanAnd whendendiğiit is saidonlarato themuyunFollowşeyewhatindirdiğihas revealedAllah'ınAllahderlerthey saidhayır bilakisNayuyarızwe followşeye (yola)whatbiz bulduğumuzwe foundüzerinde[on it]atalarımızıour forefathers (following)olsalarda mı?Even though[idiler][were]onların atalarıtheir forefathersdüşünmeyen(did) notanlarlarunderstandbir şeyanythingve doğru yolu bulamayanand nothidayete erdiler miwere they guided
🇹🇷 2:170 Onlara: "Allah'ın indirdiğine uyun." dendiği vakit de: "Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız." dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar?
durumuAnd (the) examplekimselerin(of) those whoinkar edendisbelieve[d]haline benzer(is) like (the) examplekimsenin(of) the one whohaykıranshoutsşeylere(hayvanlara)at whatbir şey işitmeyennotişitiyor mu(does) hearbaşkaexceptçağırmadancallsve bağırtıdanand cries sağırdırlardeafdilsizdirlerdumbkördürler(and) blindonun için onlar[so] theydüşünmezler(do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 2:171 O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.
EyO youkimselerwhoinananlarbelieve[d]yeyinEatiyilerindenfromiyilik(the) goodne ki(of) whatsize rızık olarak verdikWe have provided youve şükredinand be gratefulAllah'ato Allaheğerifisenizyouyalnızca onaalone(ona) tapıyorworship Him
🇹🇷 2:172 Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin, eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız.
şüphesizOnlyharam kıldıHe has forbiddensizeto youleşthe dead animalsve kanand [the] bloodve etiniand fleshdomuz(of) swineve şeyleriand whatkesilenhas been dedicatedadına[with it]başkasıto other thanAllah'tanAllahama kimSo whoevermecbur kalırsa(is) forced by necessitysaldırmaksızınwithoutisyan ederek(being) disobedientve sınırı aşmaksızınand nothaddi aşantransgressoryokturthen nogünahsinonaon himmuhakkak kiIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 2:173 O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
şüphesizIndeedkimselerthose whogizleyenconcealbir şeywhatindirdiği(has) revealedAllah'ınAllah (has)KitaptanofKitapthe Bookve satanlarand they purchaseonuthere withparayaa gainazıcıklittleişte onlarThosebir şeynotyemezlerthey eatkarınlarınainkarınlarıtheir belliesbaşkaexceptateştenthe Fireonlara konuşmayacakAnd notonlarla konuşurwill speak to themAllahAllahgünü(on the) DayKıyamet(of) [the] Judgmentve onları temizlemeyecektirand notonları temize çıkarmazwill He purify themve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 2:174 Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır.
onlarThosekimselerdir(are) they whosatın alanpurchase[d]sapıklığı[the] astrayinghidayet karşılığındafor [the] Guidanceve azaband [the] punishmentmağfiret karşılığındafor [the] forgivenessne kadarSo what (is)cesaretlidirlertheir endurancekarşıonateşethe Fire
🇹🇷 2:175 İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!
işte böyleThatgerçekten(is) becauseAllahAllahindirmiştirrevealedKitabıthe Bookhak olarakwith [the] Truthve elbetteAnd indeedkimselerthoseayrılığa düşenwho differedKitaptainKitapthe Bookiçindedirler(are) surely inanlaşmazlıkschismderin birfar
🇹🇷 2:176 Şüphesiz ki Allah kitabı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler ise, şüphesiz haktan uzak, bir anlaşmazlık içindedirler.