ve onlardan vardırAnd among themkimseler(are some) whobakan(lar)looksanaat yousenBut (can) youdoğru yola iletebilecek misin?guidekörlerithe blindve eğereven thoughgörmüyorlarsathey [were]değil(do) notgörürlersee
🇹🇷 10:43 İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidayet edip yol gösterebilecek misin?
şüphesizIndeedAllahAllahhaksızlık etmez(does) notzulümwronginsanlarathe peoplehiçbir(in) anythingancakbutinsanlarthe peoplekendi kendilerinewrong themselveshaksızlık ederlerwrong themselves
🇹🇷 10:44 Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.
ve günAnd the Dayonları toplayacağımızHe will gather themsanki gibias ifkalmamışlarthey had not remainedkalmamışlardıthey had not remainedbileexceptbir anı kadaran hourgündüzdenofgündüzthe daytanışırlarthey will recognize each otherkendi aralarındabetween themmuhakkakCertainlyzarara uğramışlardır(will have) lostkimselerthose whoyalanlayan(lar)deniedkavuşmayıthe meetingAllah'a(with) Allahveand notdoğru yola girmeyenlerthey werehidayete erenlerthe guided ones
🇹🇷 10:45 Allah'ın onları haşredip toplayacağı günde, sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi olacak. Allah'ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar.
veyaAnd whethersana göstersekWe show youbir kısmınısomeonlara vaadettiklerimizin(of) that whichonlara vadettikWe promised themya daorseni vefat ettirsekWe cause you to diesonuçta bizedirthen to Usonların dönüşü(is) their returnsonrathenAllahAllahşahittir(is) a Witnessüzerineoverşeywhatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 10:46 Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü bize olacak. Sonra onların ne yapacaklarına Allah şahit olacaktır.
ve hepsi için vardırAnd for everyümmetinnationbir peygamberi(is) a Messengerne zaman kiSo whengeldiğindecomesPeygamberleritheir Messengerhükmedilirit will be judgedaralarındabetween themadaletlein justiceve onlarand theyhaksızlığa uğratılmazlar(will) nothaksızlığa uğratılırbe wronged
🇹🇷 10:47 Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.
ve diyorlar kiAnd they sayne zamandır?Whenbu(will) thisvaad edilenthe promise (be fulfilled)eğerifisenizyou aredoğru sözlütruthful
🇹🇷 10:48 Onlar, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman yerine gelecek?" diyorlar.
de kiSayben dokunduramamNotgücüm yeterI have powerkendimefor myselfbir zarar(for) any harmveyaand notyarar(for) any profitbaşkaexceptdilediğindenwhatAllah dilerAllah willsAllah'ınAllah willshepsi için vardırFor everyümmetinnationbir eceli(is) a termzamanWhengeldiğicomesecelleritheir termnethen notöne alınırlarthey remain behindbir saatan hourne deand notgeriye bırakılırlarthey can precede (it)
🇹🇷 10:49 De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.
de kiSaysöyleyin bakalımDo you seeeğerifsize gelirsecomes to youO'nun azabıHis punishmentgece vakti(by) nightveyaorgündüz(by) dayne diyewhat (portion)acele ediyorlarof it would (wish to) hastenbundaof it would (wish to) hastensuçlularthe criminals
🇹🇷 10:50 De ki: "O'nun azabı size geceleyin uykuda veya güpe gündüz gelecek olsa, ne dersiniz? Günahkârların onu alelacele istemeleri için ne sebep vardır?"
(ondan) sonra mı?Is (it) thenzaman kiwhennewhengerçekleşti(it had) occurredinanacaksınızyou (will) believeonain itşimdi mi?NowelbetteAnd certainlysizyou wereonuseeking to hasten itacele istiyordunuzseeking to hasten it
🇹🇷 10:51 Bu azap meydana geldikten sonra mı iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Halbuki onun çarçabuk gelmesini istiyordunuz.
sonraThendenilirit will be saidkimselereto those whozulmeden(lere)wrongedtadınTasteazabıpunishmentsonsuzthe everlastingmusunuz?Are you (being) recompensedcezalandırılıyorAre you (being) recompensedbaşkasıylaexceptolduklarınızdanfor whatidinizyou used (to)kazanıyor(lar)earn
🇹🇷 10:52 Sonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?"
senden soruyorlarAnd they ask you to informgerçek mi?Is it trueOIs it truede kiSayevetYesRabbime yemin ederim kiby my Lordşüphesiz oIndeed, itgerçektir(is) surely the truthve değil(siniz)and notsizyouaciz bırakacak(can) escape (it)
🇹🇷 10:53 "O azap gerçek mi?" diye sana soruyorlar. De ki; "Evet. Rabbim hakkı için o kesin bir gerçektir. Ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız."
Mahmoud Khalil Al-Husary